سُورَةُ الأنعاممَكِّيَّة ۝ ١٦٥ آيَة

6. En'âm Suresi (The Cattle) · 165 ayet · Mekkî

🕮 Sayfa görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
سُورَةُ الأنعاممَكِّيَّة ۝ ١٦٥ آيَة

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

hamdolsun(All) the praises and thankso Allah'a(be) to Allahkithe One Whoyarattıcreatedgöklerithe heavensve yeriand the earthve var ettiand madekaranlıklarıthe darkness[es]ve aydınlığıand the lightyine deThenkimselerthose whoinkar eden(ler)disbelievedRablerinein their Lordeşler tutuyorlarequate others with Him
🇹🇷 6:1 Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah'a mahsustur. Böyleyken kâfirler hâlâ Rablerine başkalarını eşit sayıyorlar.
OHeki(is) the One Whosizi yaratıpcreated youçamurdanfromçamurclaysonrathenkoymuşturHe decreedbir sürea term ve bir süreand a termbelirlispecifiedkendi katındanwith Himböyle ikenyetsiz halayoukuşkulanıyorsunuzdoubt
🇹🇷 6:2 Sizi çamurdan yaratan, sonra size bir ecel takdir eden O'dur. Tayin edilen bir ecel de (kıyamet zamanı) O'nun katındadır. Sonra bir de şüphe ediyorsunuz.
ve OAnd He(tek) Allah'tır(is) Allahgöklerde deingöklerthe heavensveand inyerdethe earthbilirHe knowssizin gizliniziyour secretve açığınızıand what you make publicve bilirand He knowsnewhatkazandığınızıyou earn
🇹🇷 6:3 O, göklerde de, yerde de (tek) Allah'tır. Sizin gizlinizi, açığınızı ve ne kazandığınızı bilir.
onlara gelmezAnd notonlara gelircomes to themhiçbir[of]ayetany signayetlerindenfromayetler(the) SignsRablerinin(of) their Lordaslabutolmasınlarthey areondanfrom ityüz çeviriyorturning away
🇹🇷 6:4 Onlara Rab'lerinin âyetlerinden hiçbir âyet gelmez ki, ondan yüz çevirmesinler.
işte elbetteThen indeedyalanladılarthey deniedhakkıthe truthne zaman kiwhenkendilerine geldiit came to themfakat yakındabut soonkendilerine gelecektirwill come to themhaberlerinewsşeyin(of) whatonunlathey used to[ona][at it]alay ettiklerimock
🇹🇷 6:5 Hak, kendilerine gelince onu yalanladılar. Alaya aldıkları şeyin haberi yakında kendilerine gelecektir.
görmediler miDid notgörürlerthey seenicesinihow manyyok ettikWe destroyedonlardan öncefromonlardan öncebefore themnesillerdenofnesillergenerationsonlara imkanlar vermiştikWe had established themyeryüzündeinyeryüzüthe earthne varsawhatvermediğimiz imkanlarınotyerleştirdikWe (have) establishedsizefor youve boşaltmıştıkAnd We sentgöğü de(rain from) the skyüzerlerineupon thembol bolshowering abundantlyve kılmıştıkand We madeırmaklarıthe riversakarflow(ayaklarının) altındanfromonların altındanunderneath themfakat onları helak ettikThen We destroyed themgünahlarından ötürüfor their sinsve yarattıkand We raisedonların ardındanfromonlardan sonraafter thembir nesilgenerationsbaşkaother
🇹🇷 6:6 Kendilerinden önce nice nesilleri helak ettiğimizi görmediler mi? Yeryüzünde size vermediğimiz imkanları onlara vermiştik. Onlara gökten bol bol yağmur indirmiş, altlarından ırmaklar akıtmıştık. Fakat onları günahlarından dolayı helak ettik. Ve kendilerinden sonra başka bir nesil yarattık.
ve eğerAnd (even) ifindirmiş olsaydıkWe (had) sent downsanato youbir Kitapa written Scripturekağıt üzerine yazılıinbir kâğıta parchmentonu tutsalardıand they touched itelleriylewith their handsyine derlerdisurely (would) have saidkimselerthose whoinkar eden(ler)disbelievedbuNotbu(is) thisancakbutbir büyüdürmagicapaçıkclear
🇹🇷 6:7 Eğer sana kağıtta yazılı bir kitap indirmiş olsak da onu elleriyle tutsalardı, yine de o kâfirler: "Muhakkak ki bu, apaçık bir sihirdir" derlerdi.
ve dedilerAnd they saiddeğil miydi?Why has not beenindirilmelisent downO'nato himbir melekan Angelve eğerAnd ifindirseydikWe (had) sent downbir melekan Angelbitirilmiş olurdusurely (would) have been decidedthe matterartıkthenhiç göz açtırılmazdınoonlara süre verilirdirespite would have been granted to them
🇹🇷 6:8 "O'na bir melek indirilmeli değil miydi?" dediler. Eğer bir melek indirseydik, iş bitirilmiş olurdu, sonra kendilerine hiç göz açtırılmazdı.
ve eğerAnd ifonu yapsaydıkWe had made himmelekan Angelyine yapardıkcertainly We (would) have made himbir adam (şeklinde)a manve yine düşürürdükand certainly We (would) have obscuredonlarıto themdüştükleri kuşkuyawhatkarartıyorlarthey are obscuring
🇹🇷 6:9 Eğer Peygamberi, biz bir melek yapsaydık, yine de onu bir adam şeklinde yapardık ve onları yine düştükleri kuşkuya düşürürdük.
ve muhakkakAnd indeedalay edilmiştiwere mockedpeygamberlerleMessengerssenden önce defromsenden öncebefore youfakat kuşatıverdibut surroundedkimselerithose whoalay edenleriscoffedonlarlaof themşeywhatonunlathey used to[ona][at it]alay ettiklerimock
🇹🇷 6:10 Senden önce de peygamberlerle alay edilmişti. Fakat onlardan alay edenleri, alay ettikleri şey kuşatıverdi.
de kiSaydolaşınTravelyeryüzündeinyeryüzüthe earthsonraandgörünseenasılhowolmuşwassonu(the) endyalanlayanların(of) the rejecters
🇹🇷 6:11 De ki: "Yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların sonu nasıl olmuş, görün!".
de kiSaykimindir?To whom (belongs)olanlarwhatgöklerde(is) ingöklerthe heavensve yerdeand the earthde kiSayAllah'ındırTo AllahO yazmıştırHe has decreedüstüneuponkendiHimselfrahmet etmeyithe Mercysizi elbette toplayacaktırSurely He will assemble yougünündeongün(the) Daykıyamet(of) the Resurrectionşüphe olmayan(there is) noşüphedoubtvarlığındaabout itama kimselerThose whoziyana sokan(lar)have lostkendilerinithemselvesonlarthen theyinanmazlar(do) notiman ederlerbelieve
🇹🇷 6:12 De ki: "Göklerde ve yerde olanlar kimindir?" "Allah'ındır" de. O, rahmet etmeyi kendi nefsine yazmıştır. Sizi, varlığında asla şüphe olmayan kıyamet gününde toplayacaktır. Ama kendilerini zarara sokanlar inanmazlar.
O'nundurAnd for Himher şey(is) whateverbarınandwellsgecedeingecethe nightve gündüzdeand the daye Oand Heişitendir(is) All-HearingbilendirAll-Knowing
🇹🇷 6:13 Gecede, gündüzde barınan her şey O'nundur. O, işitendir, bilendir.
de kiSaybaşkasını mı?Is it other thanAllah'tanAllahedineyimI (should) takedost(as) a protectoryoktan var edenCreatorgökleri(of) the heavensve yeriand the earthve kendisiwhile (it is) HebesleyenWho feedsfakat beslenmeyenand notdoyurulurHe is fedde kiSaybanaIndeed Iemrerdildi[I] am commandedolmamthatolayımI beilki(the) firstolanlarınwhoİslamsubmits (to Allah)ve sakınand notolmabeortak koşanlardanofmüşriklerthe polytheists
🇹🇷 6:14 De ki: "Gökleri ve yeri yoktan var eden, besleyen, fakat kendisi beslenmeyen Allah'tan başka dost mu tutayım?" "Ben İslâm olanların ilki olmakla emrolundum" de ve sakın Allah'a ortak koşanlardan olma.
de kiSayşüphesiz benIndeed, Ikorkarım[I] feareğerifisyan edersemI disobeyedRabbimemy Lordazabındanpunishmentbir günün(of) a DaybüyükMighty
🇹🇷 6:15 De ki: "Eğer Rabbime isyan edersem, büyük bir günün azabından korkarım".
kimWhoeverçevrilip savılırsais avertedondan (azabdan)from ito günthat Daygerçektenthen surely(Allah) ona acımıştırHe had Mercy on himişte budurAnd thatbaşarı(is) the successapaçık(the) clear
🇹🇷 6:16 O gün kimden azab giderilirse, kuşkusuz Allah ona rahmet etmiştir. İşte apaçık kurtuluş budur.
ve eğerAnd ifsana dokundursatouches youAllahAllahbir zararwith afflictionyokturthen noaçacakremoveronuof itbaşkaexceptkendisindenHimve eğerAnd ifsana dokundursaHe touches youbir hayırwith goodkuşkusuz Othen Heher(is) onhereveryşeyithingyapabilendirAll-Powerful
🇹🇷 6:17 Allah sana bir zarar dokundurursa, onu yine kendisinden başka açacak yoktur. Ve eğer sana bir hayır dokundursa, kuşkusuz O, herşeyi yapabilendir.
ve OAnd Hetam hakimdir(is) the SubjugatorüstündeoverkullarınınHis slavesve OAnd Heherşeyi yerli yerince yapan(is) the All-Wisehaber alandırthe All-Aware
🇹🇷 6:18 O, kullarının üstünde tam hâkimdir. O, hüküm ve hikmet sahibidir, herşeyden haberdardır.
de kiSayhangiWhatşeythingdaha büyüktür(is) greatestşahidlik bakımından(as) a testimonyde kiSayAllahAllahşahiddir(is) Witnessbenimlebetween mesizin aranızdaand between youve vahyolunduand has been revealedbanato mebuthisKur'an[the] Quransizi uyarayımthat I may warn youonunlawith itve herkesiand whoeverulaştığıit reachessizDo you trulyşahidlik ediyor musunuz?testifygerçektenthatile beraberwithAllahAllahtanrılar olduğuna(there are) godsbaşkaotherde kiSayben şahidlik etmemNotşahitlik eder miyim(do) I testifyde kiSayancakOnlyOHeTanrıdır(is) Godtek birOneşüphesiz benand indeed, I amuzağımfreeşeylerdenof whatsizin ortak koştuğunuzyou associate (with Him)
🇹🇷 6:19 De ki: "Şahitlik yönünden hangi şey daha büyüktür?". De ki: "Allah, benimle sizin aranızda şahittir ve bana bu Kur'ân vahyolundu ki, onunla hem sizi, hem de sizden sonra kendisine ulaşan herkesi uyarayım. Allah'la beraber başka ilâhlar olduğuna siz gerçekten şahitlik eder misiniz?" De ki: "Ben buna şahitlik etmem". "O, ancak ve ancak bir tek ilâhtır ve gerçekten ben, sizin ortak tuttuğunuz şeylerden uzağım"de.
kendilerineThose (to) whomverdiklerimizWe have given themKitapthe Bookonu tanırlarthey recognize himgibiastanıdıklarıthey recognizeoğullarınıtheir sonskimselerThose whoziyana sokan(lar)lostkendilerinithemselvesonlarthen theyinanmazlar(do) notiman ederlerbelieve
🇹🇷 6:20 Kendilerine Kitap verdiğimiz kimseler, Peygamber'i, kendi oğullarını bildikleri gibi, bilirler. Kendilerine yazık edenler var ya! İşte onlar iman etmezler.
ve kim olabilir?And whodaha zalim(is) more unjustedenlerdenthan (he) whoiftirainventskarşıagainstAllah'aAllahyalanıa lieya daoryalanlayandanrejectsO'nun ayetleriniHis SignsşüphesizIndeedkurtuluş yüzü görmezlernotkurtuluşa erecekwill be successfulzalimlerthe wrongdoers
🇹🇷 6:21 Allah'a iftira ederek yalan uydurandan veya âyetlerini yalanlayandan daha zalim kim olabilir? Hiç şüphe yok ki zalimler kurtuluşa eremezler.
ve günAnd (the) DaytopladığımızWe will gather themhepsiniallsonrathendediğimizWe will saykimselereto those whoortak koşan(lara)associated others with Allahhani nerede?Where (are)ortaklarınızyour partnerskimselerthose whomolduğunuzyou used tozannetmekteclaim
🇹🇷 6:22 O gün hepsini mahşere toplayacağız. Sonra Allah'a ortak koşanlara: " Hani nerede o Allah'a ortak saydığınız ortaklarınız?" diyeceğiz.
sonraThenkalmadığınotolacakwill beonların çareleri(for) them a pleabaşkaexceptdemelerindenthatderlerthey sayAllah'a andolsun kiBy AllahRabbimizour Lordbiz değildiknotidikwe wereortak koşanlarthose who associated others (with Allah)
🇹🇷 6:23 Sonra, (Onlar): "Rabbimiz, Allah'a yemin ederiz ki, biz müşriklerden değildik" demekten başka bir özür bulamayacaklar.
bakLooknasılhowyalan söyledilerthey liedkarşıagainstkendilerinethemselvesve sapıp gittiAnd lostkendilerindenfrom themşeylerwhatolduklarıthey used touydurduruyor(lar)invent
🇹🇷 6:24 Bak, vicdanlarına karşı nasıl yalan söylediler! O uydurdukları putlar da kendilerinden kaybolup gitti.
içlerinden vardırAnd among themkimseler(are those) whodinleyenlistensenito youfakat biz koydukbut We have placedüstüneoverkalblerinintheir heartsperdelercoveringsonu anlamalarına engellestonu anlarlarthey understand itve içineand inkulaklarınıntheir earsağırlıkdeafnessve eğerAnd ifgörseler dethey seehereverymu'cizeyisignaslanotinanmazlarwill they believeonain ithattaUntilzamanwhensana geldiklerithey come to youseninle tartışırlarand argue with youderlersaykimselerthose whoinkar eden(ler)disbelievedbuNotbu(is) thisbaşka değildirbutmasallarından(the) taleseskilerin(of) the former (people)
🇹🇷 6:25 İçlerinden seni dinleyenler de vardır, fakat biz, onu anlamalarına engel olmak için kalblerinin üstüne örtüler, kulaklarının içine de ağırlık koyduk. Onlar, bütün delilleri görseler bile yine ona inanmazlar. Hatta sana geldiklerinde seninle tartışırlar. Ve o kâfirler: "Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir" derler.
ve onlarAnd theyhem menederlerforbid (others)ondanfrom ithem de uzak dururlarand they keep awayondanfrom itve böyleceAnd notmahvediyorlarthey destroyyalnızexceptkendilerinithemselvesdeğillerand notfarkındathey perceive
🇹🇷 6:26 Onlar, insanları Kur'ân'a iman etmekten menederler, hem de kendileri ondan uzak dururlar. Böylece yalnız kendilerini mahvediyorlar ama farkında değiller.
ve eğerAnd ifbir görsenyou (could) seeikenwhendurdurulmuşthey are made to standbaşındabyateşinthe Firedediklerinithen they (will) sayah! keşke bizOh! Would that wegeri döndürülseydikwere sent backveand notyalanlamasaydıkwe would denyayetlerini(the) SignsRabbimizin(of) our Lordve olsaydıkand we would beinananlardanamongmüminlerthe believers
🇹🇷 6:27 Onların, ateşin üzerinde durduruldukları zaman: "Ne olurdu dünyaya döndürülseydik, Rabb'imizin âyetlerini yalanlamasaydık da müminlerden olsaydık" dediklerini bir görsen!
hayırNaygöründübecame manifestonlarafor themolduklarıwhatidilerthey used togizlemekteconcealdaha öncefromöncebeforeeğerAnd ifgeri gönderilselerdithey were sent backyine dönerlerdicertainly they (would) returnşeyeto whatmen'olunduklarıthey were forbiddenkendindenfrom itçünkü onlarand indeed theyyalancılardırcertainly are liars
🇹🇷 6:28 Hayır, daha önce gizleyip durdukları karşılarına çıktı da ondan, yoksa geri çevrilselerdi yine menedildikleri şeyi yapmaya dönerlerdi. Çünkü onlar yalancıdırlar.
dediler kiAnd they saidonlarNotodurit (is)başka yokturexcepthayatımızdanour lifedünya(of) the worldve değilizand notbizwediriltilecek(will be) resurrected
🇹🇷 6:29 Dediler ki: " Dünya hayatımızdan başka bir hayat yoktur, biz diriltilecek değiliz".
ve eğerAnd if(onları) bir görsenyou (could) seeikenwhendurdurulmuşthey will be made to standhuzurundabeforeRablerinintheir LorddediHe (will) saydeğil miymiş?Is notbuthisgerçekthe truthdediler kiThey will sayevet gerçektirYesRabbimiz hakkı içinby our LorddediHe (will) sayöyle ise tadınSo tasteazabıthe punishmentdolayıbecauseettiğinizdenyou used toinkardisbelieve
🇹🇷 6:30 Rablerinin huzurunda durduruldukları zaman onları bir görsen! Rableri onlara şöyle der: "Bu, bir gerçek değil midir?". Onlar da: "Rabbimize yemin ederiz ki gerçektir" derler. Rableri de onlara: "Öyleyse inkârınız sebebiyle azabı tadın!" der.
gerçektenIndeedziyana uğradı(lar)incurred losskimselerthose whoyalanlayan(lar)deniedhuzuruna çıkmayıin (the) meetingAllah'ın(with) Allahnihayetuntilzamanwhenkendilerine geldiğicame to themo sa'atthe Houransızınsuddenlydedilerthey saidah! vah bizeOh! Our regretdolayıoverkusurlarımızdanwhatihmal ettikwe neglectedoradaconcerning itve onlarwhile theyyükleneceklerwill beargünahlarınıtheir burdenssırtlarınaonsırtlarıtheir backsbakınUnquestionablyne kötüEvilşeyler(is) whatyüklenip taşıyorlarthey bear
🇹🇷 6:31 Allah'ın huzuruna çıkmayı yalanlayanlar, gerçekten hüsrana uğramışlardır. Kıyamet günü ansızın gelince onlar, günahlarını sırtlarına yüklenmiş olarak şöyle derler: "Dünyada yaptığımız kusurlardan dolayı yazıklar olsun bize!" Bakın yüklendikleri günah ne kötüdür!
ve değildirAnd nothayatı(is) the lifedünya(of) the worldbaşka bir şeyexceptbir oyundana playve eğlencedenand amusementve yurdubut the homeahiret(of) the Hereafterdaha iyidir(is) bestkimseler içinfor those whokorunan(lar)(are) God consciousdüşünmüyor musunuz?Then notakıl etmez misiniz(will) you reason
🇹🇷 6:32 Dünya hayatı, eğlence ve oyundan başka bir şey değildir. Ahiret yurdu ise, Allah'tan korkanlar için daha hayırlıdır. Aklınızı kullanmaz mısınız?
muhakkakIndeedbiliyoruzWe knowşüphesizthat itseni üzüyorgrieves youşeylerwhatonların dediklerithey saygerçekte onlarAnd indeed, theyseni yalanlamıyorlar(do) notseni yalanlarlardeny youfakatbuto zalimlerthe wrongdoers ayetlerinithe VersesAllah'ın(of) Allahyalanlıyorlarthey reject
🇹🇷 6:33 Onların söylediklerinin seni üzdüğünü elbette biliyoruz. Onlar aslında seni yalanlamıyorlar, fakat, o zalimler Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorlar.
ve andolsunAnd surelyyalanlanmıştıwere rejectedelçilerMessengerssenden önce defromsenden öncebefore yousabrettilerbut they were patientkarşıoveryalanlanmalarınawhatyalanlandılarthey were rejectedve eziyet edilmelerineand they were harmednihayetuntilonlara yetişticame to themyardımımızOur helpyokturAnd nodeğiştirebilecekone (can) alterkelimelerini(the) wordsAllah'ın(of) Allahandolsunand surelysana da gelmiştirhas come to youhaberindenofhaber(the) newselçilerin(of) the Messengers
🇹🇷 6:34 Senden önce de peygamberler yalanlanmıştı. Kendilerine yardımımız gelinceye kadar yalanlanmaya ve eziyet olunmaya sabrettiler. Allah'ın sözlerini değiştirecek hiçbir kimse yoktur. Şüphesiz ki sana, peygamberlerin haberlerinden bir kısmı gelmiştir.
ve eğerAnd ifağır geldiyseiszordifficultsanafor youonların yüz çevirmesitheir aversionhaydithen ifyapabilirsenyou are ableara kitoararlarseekbir delika tunneliçineinyerinthe earthya daorbir merdivena laddergöğeintogökthe skyonlara getiresinso that you bring to thembir mu'cizea SignşayetBut ifdileseydi(had) willedAllahAllahelbette onları toplardısurely He (would) have gathered themüzerindeonhidayetthe guidanceo halde olmaSo (do) notolbecahillerdenofcahillerthe ignorant
🇹🇷 6:35 Eğer onların yüz çevirmesi sana ağır geldiyse, haydi gücün yetiyorsa yerin içine (inebileceğin) bir delik, ya da göğe (çıkabileceğin) bir merdiven ara ki onlara bir mucize getiresin! Allah dileseydi, elbette onları hidayet üzerinde toplardı. O halde cahillerden olma!
ancakOnlyicabet ederrespondkimselerthose whoişiten(ler)listenölülere gelinceBut the dead onları diriltirwill resurrect themAllahAllahsonrathenO'nato Himdöndürülürlerthey will be returned
🇹🇷 6:36 Daveti ancak dinleyenler kabul ederler. Ölülere gelince, Allah onları diriltir, sonra O'na döndürülürler.
dediler kiAnd they saiddeğil miydi?Why (is) notindirilmelisent downonato himbir mu'cizea SignRabbindenfromRabbihis Lordde kiSayşüphesizIndeedAllahAllahkadirdir(is) Ableüzerine[on]indirmeğetoindirsend downbir mu'cizea Signfakatbutçoklarımost of thembilmezler(do) notbilirlerknow
🇹🇷 6:37 Dediler ki: "Ona Rabbinden bir mucize indirilmeli değil miydi?" De ki: "Şüphesiz ki Allah, bir mucize indirmeye kâdirdir, fakat çokları bilmezler".
yoktur kiAnd nothiçbir[of]yürüyen hayvanany animalyeryüzündeinyeryüzüthe earthve hiçbirand notkuşa birduçan(that) fliesiki kanadiylewith its wings olmasınlarbutbirer ümmet(are) communitiessizin gibilike youbiz eksik bırakmamışızdırNoteksik bırakmadıkWe have neglectedKitaptainKitapthe Bookhiçbir[of]şeyianythingsonrathenRableri(nin huzuru)natoRableritheir Lordtoplanacaklardırthey will be gathered
🇹🇷 6:38 Yeryüzünde yürüyen hiçbir hayvan ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki, sizin gibi birer ümmet olmasınlar. Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmamışızdır, sonra hepsi Rablerinin huzurunda toplanırlar.
kimselerAnd those whoyalanlayan(lar)rejectedbizim ayetlerimiziOur Versessağırdırlar(are) deafve dilsizdirlerand dumbiçindeinkaranlıklarthe darkness[es]kimseyiWhoeverdilediğiwillsAllahAllah şaşırtırHe lets him go astrayve kimseyi deand whoeverdilediğiHe wills koyarHe places himüzerineonyol(the) waydoğru(the) straight
🇹🇷 6:39 Âyetlerimizi yalanlayanlar, karanlıklar içinde kalmış sağır ve dilsizlerdir. Allah dilediği kimseyi şaşırtır, dilediği kimseyi de doğru yola koyar.
de kiSaygördünüz mü?Have you seeneğerifsize gelse(there) came to youazabıpunishmentAllah'ın(of) Allahya daorgelse(there) came to youo sa'atthe Hour başkasına mıis it otherAllah'tan(than) Allahyalvarırsınızyou callşayetifiseniz (söyleyin)you aredoğru (sözlü)truthful
🇹🇷 6:40 De ki: "Kendinizi hiç düşündünüz mü, Allah'ın azabı size gelse veya kıyamet vakti gelse, Allah'tan başkasına mı yalvarırsınız? Eğer sözünde doğru kimselerseniz cevap verin".
hayırNayyalnız O'naHim Aloneyalvarırsınızyou callO da kaldırırand He would removeşeyiwhatistediğinizyou callondanupon HimşayetifdilerseHe willsve unutursunuzand you will forgetşeyleriwhatortak koştuğunuzyou associate (with Him)
🇹🇷 6:41 Hayır, yalnız o Allah'a yalvarırsınız. O da dilerse kaldırılmasını istediğiniz belayı kaldırır ve o zaman ortak koştuğunuz şeyleri unutursunuz.
muhakkakAnd certainly(elçiler) gönderdikWe sent (Messengers)ümmetleretoümmetlernationssenden önce defromsenden öncebefore youonları yakalayıp cezalandırmıştıkthen We seized themdarlık ilewith adversityve sıkıntı ileand hardshipbelki onlarso that they mayyalvarırlar diyehumble themselves
🇹🇷 6:42 Şüphesiz ki senden önceki ümmetlere de peygamberler gönderdik. Bize yalvarsınlar diye onları darlık ve sıkıntı ile yakalayıp cezalandırdık.
hiç olmazsaThen why notzamanwhenkendilerine geldiğicame to thembaskınımızOur punishmentyalvarsalardıthey humbled themselvesfakatButkatılaştıbecame hardenedkalbleritheir heartsve süslü gösterdiand made fair-seemingonlarato themşeytanthe Shaitaanşeyleriwhatolduklarıthey used toyapmışdo
🇹🇷 6:43 Hiç olmazsa kendilerine baskınımız geldiği zaman olsun, yalvarmalı değiller miydi? Fakat kalbleri katılaştı ve şeytan yaptıklarını kendilerine güzel gösterdi.
ne zaman kiSo whenunutuncathey forgotyapılan uyarılarıwhatkendilerine hatırlatıldıthey were remindedkendileriof [it]açıverdikWe openedüzerlerineon themkapılarınıgatesher(of) everyşeyinthingnihayetuntilsıradawhensevince daldıklarıthey rejoicedşey ilein whatkendilerine verilenthey were givenonları yakaladıkWe seized themansızınsuddenlyböyleceand thenonlartheybütün umutlarnı yitirdiler(were) dumbfounded
🇹🇷 6:44 Kendilerine hatırlatılanları unuttuklarında, onlara her şeyin kapısını açtık. Nihayet kendilerine verilen o nimetlerle sevinip zevke dalınca onları azabımızla ansızın yakalayıverdik. Hemen ümitsizliğe kapılıp şaşkına döndüler.
böylece kesildiSo was cut offardı(the) remnantmilletin(of) the peopleonlar ki[those] whohaksızlık ediyordudid wronghamdolsunAnd all praises and thanksAllah'a(be) to AllahRabbiLordalemlerin(of) the worlds
🇹🇷 6:45 Böylece zulmeden kavmin kökü kesildi. Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun.
de kiSaysöyleyin banaHave you seeneğerifalsatook awayAllahAllahişitme(duyu)nuzuyour hearingve gözleriniziand your sightve mühür vursaand sealedüstüne[on]kalblerinizinyour heartskimdir?whotanrı(is the) godbaşkaother thanAllah'tanAllahsize getirecekto bring [back] to youbun(lar)ıwith itbakSeenasılhowtürlü türlü açıklıyoruzWe explainayetlerithe Signssonra yineyetonlartheyyüz çeviriyorlarturn away
🇹🇷 6:46 De ki: "Söyleyin bakalım, eğer Allah kulaklarınızı ve gözlerinizi alır da kalblerinize mühür vurursa, Allah'tan başka onları size getirecek tanrı kimdir?". Dikkat et, âyetlerimizi nasıl türlü türlü açıklıyoruz, sonra da onlar yüz çeviriyorlar?
de kiSaysöyleyin banaHave you seeneğerifsize gelsecomes to youazabıpunishmentAllah'ın(of) Allahansızınsuddenlyya daoraçıkçaopenlymi?willhelak edilir(any) be destroyedbaşkasıexcepttoplumdanthe people zalimthe wrongdoers
🇹🇷 6:47 De ki: "Söyler misiniz bana! Size Allah'ın azabı ansızın veya açıkça gelirse, zalim toplumdan başkası mı helak olur?"
biz gönderimeyiAnd notgönderirizWe sendelçilerithe Messengersdışındaexceptmüjdeciler olmak(as) bearer of glad tidingsve uyarıcılar olmakand (as) warnerso halde kimSo whoeverinanırbelievedve uslanırsaand reformedyokturthen nokorkufearonlaraupon themve değildirand notonlartheyüzülecek dewill grieve
🇹🇷 6:48 Biz peygamberleri, ancak rahmetimizin müjdecileri ve azabımızın habercileri olmak üzere göndeririz. Artık kim iman edip durumunu düzeltirse, onlara hiç korku yoktur. Onlar mahzun da olmayacaklardır.
kimselereAnd those whoyalanlayan(lara)deniedayetlerimizi[in] Our Versesdokunacaktırwill touch themazabthe punishmentyüzündenfor whatyaptıklarıthey used tofenalıkdefiantly disobey
🇹🇷 6:49 Âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, yapmakta oldukları fenalıklar yüzünden onlara azap dokunacaktır.
de kiSayben demiyorumNotder miyim(do) I saysizeto youyanımdadır(that) with mehazineleri(are the) treasuresAllah'ın(of) Allahveand notbilmem(that) I knowgaybıthe unseenveand notdemiyorumI saysizeto youbenthat I (am)meleğiman Angelben uyuyorumNotuyar mıyım(do) I followsadeceexceptşeyewhatvahyolunanis revealedbanato mede kiSaymidir?Caneşitbe equalkörthe blindve görenand the seeing onedüşünmüyor musunuz?Then will notdüşünürsünüzyou give thought
🇹🇷 6:50 De ki: "Size Allah'ın hazineleri benim yanımdadır, demiyorum. Gaybı da bilmiyorum. Ve size, ben bir meleğim de demiyorum. Ben sadece bana vahyolunana uyuyorum." De ki: "Kör ile gören bir olur mu? Hiç düşünmez misiniz?"
ve uyarAnd warnonunlawith itkimselerithose whokorkan(ları)fearkithattoplanacaklardırthey will be gathered(huzuru)natoRablerinetheir Lordyokturnotkendilerininfor themO'ndan başkaofO'ndan başkaother than Himne dostlarıany protectorne deand notdestekçileriany intercessorbelkiso that they maykorunurlar(become) righteous
🇹🇷 6:51 Rablerinin huzurunda toplanacaklarından korkanları Kur'an'la uyar. Onlar için Allah'tan başka ne bir dost, ne de bir şefaatçi vardır. Gerekir ki Allah'tan korkarlar.
kovmaAnd (do) notkovmasend awaykimselerithose whoyalvaranlarıcallRablerinetheir Lordsabahin the morningve akşamand the eveningisteyerekdesiringO'nun rızasınıHis CountenanceyokturNotsana(is) on youonların hesabındanofhesaplarıtheir accounthiçbir[of]şey (sorumluluk)anythingve yokturand notsenin hesabındanfromhesabınızyour accountonlaraon themhiçbir[of]şey (sorumluk)anythingonları kovup daSo were you to send them awayolasınthen you would bezalimlerdenofzalimlerthe wrongdoers
🇹🇷 6:52 Sırf Allah'ın rızasını dileyerek sabah akşam Rab'lerine dua edenleri huzurundan kovma. Onların hesabından sen sorumlu değilsin, onlar da senin hesabından sorumlu değiller. Onları yanından kovduğun takdirde zalimlerden olursun.
böyleceAnd thusbiz denedikWe tryonların kiminisome of themkimi ilewith othersdemeleri içinthat they sayşunlara mı?Are theselutfu layık gördü(whom has been) favoredAllah(by) Allahkendilerine[upon them]aramızdanfromaramızdanamong usdeğil midir?is notAllahAllahdaha iyi bilenmost knowingşükredenleri;of those who are grateful
🇹🇷 6:53 Biz onlardan kimini kimi ile, "Allah aramızdan bunlara mı lutfunu layık gördü" desinler diye, işte böyle imtihan ettik. Allah, şükredenleri daha iyi bilen değil midir?
ve zamanAnd whensana geldiklericome to youkimselerthose whoinanan(lar)believeayetlerimizein Our Versesde kithen sayselam olsunPeacesize(be) upon youyazmıştır(Has) PrescribedRabbinizyour LordüzerineuponkendiHimselfrahmetithe Mercykuşkusuzthat hekimwhoyaparsadoessizdenamong youbir kötülükevilbilmeyerekin ignorancesonrathentevbe ederrepentsardındanfromondan sonraafter itve uslanırsaand reformsmuhakkak ki Othen, indeed Hebağışlayandır(is) Oft-ForgivingesirgeyendirMost Merciful
🇹🇷 6:54 Âyetlerimize inananlar sana geldikleri zaman onlara şöyle söyle: Selam olsun size! Rabbiniz rahmeti kendi üzerine yazdı. Sizden her kim bilmeyerek bir kötülük işleyip de sonra arkasından tevbe eder, kendini düzeltirse, muhakkak ki O, bağışlayan, esirgeyendir".
ve böyleceAnd thusaçıklıyoruzWe explainayetlerithe Versesbelli olsun diyeso that becomes manifestyolu(the) waysuçluların(of) the criminals
🇹🇷 6:55 Suçluların tuttuğu yol açığa çıksın diye, âyetleri işte böyle genişçe açıklıyoruz.
de kiSayelbette benIndeed Imen'olundum[I] am forbiddentapmaktanthatibadet ederimI worshipyalvardıklarınızathose whomçağırırsınızyou callbaşkafrombaşkabesidesAllah'tanAllahde kiSayben uymamNotuyarımI followsizin keyiflerinizeyour (vain) desiresçünkücertainlysapıtmış olurumI would go astrayo takdirdethenve olmamand notbenI (would be)yola gelenlerdenfromhidayete erenlerthe guided-ones
🇹🇷 6:56 De ki: "Şüphesiz ki bana, Allah'tan başka yalvardıklarınıza ibadet etmem yasaklandı". De ki: "Sizin çarpık isteklerinize uymayacağım, (eğer uyarsam) o zaman sapıtmış olur, doğru yolda gidenlerden olmamış olurum".
de kiSayelbette benIndeed, I (am)üzerindeyimonaçık bir delilclear proofRabbimdenfromRabbimmy Lordsiz ise yalanladınızwhile you denyonu[with] itdeğildirNotbenim yanımdaI haveşey (azab)whatacele istediğinizyou seek to hastenonuof ithüküm vermekNothüküm(is) the decisionyalnızcaexceptAllah'a aittirfor Allah(O) anlatırHe relatesgerçeğithe truthve Oand Heen iyisidir(is the) bestayırdedenlerin(of) the Deciders
🇹🇷 6:57 De ki: "Ben Rabbimden apaçık bir delile dayanmaktayım, siz ise onu yalanladınız. O çabuk gelmesini istediğiniz azab benim elimde değildir, hüküm ancak Allah'a aittir, gerçeği O anlatır ve O, hakkı bâtıldan ayırdedenlerin en hayırlısıdır".
de kiSayeğerIfelbettethatbenim yanımda olsaydı(were) with meşeywhatacele istediğinizyou seek to hastenonuof itbitirilmiştisurely would have been decidedthe matteraramızdabetween meve sizin aranızdaand between youAllahAnd Allahdaha iyi bilir(is) most knowingzalimleriof the wrongdoers
🇹🇷 6:58 De ki: "Sizin çabuk gelmesini istediğiniz azab benim elimde olsaydı, benimle sizin aranızdaki durum herhalde sonuçlanmış olurdu. Allah, zulmedenleri en iyi bilendir".
ve O'nun yanındadırAnd with Himanahtarları(are the) keysgayb'ın(of) the unseenonları bilmezno (one)onları bilirknows thembaşkasıexceptO'ndanHimve (O) bilirAnd He knowsne varsawhatkarada olan(is) inyerthe landve denizde olanand in the seadüşmezAnd notdüşerfallshiçbirofyaprakany leafdışındabutonun bilgisiHe knows itve (yoktur)And notbir danea grainiçindeinkaranlıklarıthe darkness[es]yerin(of) the earthve (yoktur)and notyaşmoistveand notkurudryancakbutvardır(is) inbir Kitaptaa RecordapaçıkClear
🇹🇷 6:59 Gaybın anahtarları O'nun katındadır, onları O'ndan başkası bilmez, karada ve denizde olanları O bilir ve bir yaprak düşmez ki, onu O bilmesin; ne toprağın karanlıklarında bir tane, ne de kuru ve yaş hiçbir şey yoktur ki, o herşeyi açıklayan Kitap'ta bulunmasın.
ve O'durAnd Hekimseler(is) the One Whosizi öldürentakes your (soul)geceleyinby the nightve bilirand He knowsşeyiwhatişlediğinizyou committedgündüzünby the daysonraThensizi diriltirHe raises you upondathereintamamlanıncaya kadarso that is fulfilledsüre(the) termbelirlenmişspecifiedsonraThenO'nadırto Himdönüşünüzwill be your returnsonrathensize haber verecektirHe will inform youşeyleriabout whatolduğunuzyou used toyapmışdo
🇹🇷 6:60 Sizi geceleyin ölü gibi uyutan, gündüzün ne yaptıklarınızı bilen, sonra ölüm ânı gelinceye kadar gündüzleri sizi uyandırıp kaldıran O'dur. Sonunda da dönüşünüz ancak O'nadır. Sonra bütün yaptıklarınızı size O haber verecektir.
ve OAnd Hetek hakimdir(is) the SubjugatorüstündeoverkullarınHis slavesve gönderirand He sendssizeover youkoruyucu(melek)lerguardiansnihayetuntilzamanwhengeldiğicomesbirinize(to) anyone of youölümthe deathonun canını alırlartake himelçilerimizOur messengersonlarand theyhiç geri kalmazlar(do) notboşa çıkarfail
🇹🇷 6:61 O, kulları üzerinde hükümranlığı sürdürür ve size koruyucular gönderir, sonunda sizden birinize ölüm geldiği vakit elçilerimiz, hiç eksiklik yapmadan, onun canını alırlar.
sonraThendöndürülürlerthey are returnedAllah'atoAllahAllahTanrılarıtheir Protector gerçek olan[the] TruedoğrusuUnquestionablyyalnız O'nundurfor Himhüküm(is) the judgmentve OAnd Heen çabuğudur(is) swiftesthesap görenlerin(of) the Reckoners
🇹🇷 6:62 Sonra da gerçek Mevlâlarına döndürülürler. Dikkatli olun, hüküm ancak O'nundur ve O, hesap görenlerin en süratlisidir.
de kiSaykimWhosizi kurtarıyorsaves youkaranlıklarındanfromkaranlıklardarkness[es]karanın(of) the landve denizinand the seaO'na yakardığınızdayou call Himgizli olarakhumblyve açık olarakand secretlyeğerIfbizi kurtarırsaHe saves usbundanfrombuthiselbette olacağızsurely we will beşükredenlerdenfromşükredenlerthe grateful ones
🇹🇷 6:63 De ki: "Bizi bu tehlikeden kurtarırsa elbette şükredenlerden olacağız" diye gizli ve aşikâr O'na yalvarıp dururken, karanın ve denizin karanlıklarından sizi kim kurtarır?
de kiSayAllahAllahsizi kurtarıyorsaves youondanfrom itveand frombütüneverysıkıntılardandistresssonrayetsiz yineyouO'na ortak koşuyorsunuzassociate partners (with Allah)
🇹🇷 6:64 De ki: "Allah, sizi ondan ve bütün sıkıntılardan kurtarır, sonra da siz yine ortak koşarsınız".
de kiSayOHekadirdir(is) All-Capableüzerine[on]göndermeğetogöndersendsizin üzerinizeupon youbir azabpunishmentüstünüzdenfromüstünüzdeabove youyahutoraltındanfromaltındabeneathayaklarınızınyour feetya daorsizi birbirinize düşürüp(to) confuse youparti parti(into) sectsve taddırmağaand make (you) taste kiminizesome of youhıncınıviolencekiminizin(of) othersbakSeenasılhowaçıklıyoruzWe explainayetlerithe Signsdiyeso that they mayanlasınlarunderstand
🇹🇷 6:65 De ki: "O'nun üstünüzden ve ayaklarınızın altından azab göndermeye, yahut sizi fırkalara ayırıp kiminizin kiminize hıncını tattırmaya gücü yeter". Bak, âyetlerimizi nasıl inceden inceye açıklıyoruz ki, onlar iyice anlasınlar.
ve yalanladıBut deniedonuit kavminyour peopleve Owhile itgerçek iken(is) the truthde kiSayben değilimI am notsizeover youvekila manager
🇹🇷 6:66 Kavmin o (Kur'ân'ı) yalan saydı, halbuki o gerçektir. De ki: " Ben sizin vekiliniz değilim".
herFor everyhaberinnewsgerçekleşeceği bir zaman vardır(is) a fixed timeyakındaand soonbilirsinizyou will know
🇹🇷 6:67 Her haberin kararlaştırılmış bir zamanı vardır, siz de onu yakında bileceksiniz.
ve zamanAnd whengördüğünyou see(münasebetsizliğe) dalanlarıthose whoboş sözlere dalarlarengage (in vain talks)hakkındaaboutayetlerimizOur Versesyüz çevirthen turn awayonlardanfrom themkadaruntilonlar geçinceyethey engagebir sözeinbir söza talkbaşkaother than iteğerAnd ifsana (bunu) unutturursacauses you to forgetşeytanthe Shaitaanoturmathen (do) nototurunsitsonraafterhatırladıktanthe reminderberaberwithtopluluğuylathe people zalimlerthe wrongdoers
🇹🇷 6:68 Âyetlerimiz hakkında münasebetsizliğe dalanları gördüğün zaman hemen onlardan uzaklaş ki, ondan başka söze dalsınlar. Eğer şeytan bunu sana unutturursa hatırladıktan sonra hemen kalk, o zalimler topluluğuyla oturma.
ve yokturAnd notüzerine(is) onkimselerthose whokorunanlarfear (Allah)onların hesabındanofhesaplarıtheir accountbir[of]şey (sorumluluk)anythingamabutbir hatırlatmak lazımdır(for) reminderbelkiso that they maykorunurlar diyefear (Allah)
🇹🇷 6:69 Allah'tan korkanlara o zalimlerin hesabından bir sorumluluk yoktur. Fakat bu bir hatırlatmadır. Gerekir ki sakınırlar.
ve bırakAnd leavekimselerithose whoyerine koyan(ları)takedinlerinitheir religionoyun(as) a playve eğlenceand amusementve aldattığı kimseleriand deluded themhayatınınthe lifedünya(of) the worldve öğüt verBut remindo (Kur'an) ilewith itdiyelesthelake gideris given up to destructionbir kişia souldolayıfor whatkazandığındanit (has) earnedolmaznotonun(is) for itbaşkafrombaşkabesidesAllah'tanAllahne bir dostuany protectorne deand notbir yardımcısıany intercessorve eğerAnd ifverseit offers ransom her türlüeveryfidyeyiransomkabul edilmeznotalınır mıwill it be takenondanfrom itişte onlarThosekimselerdir(are) ones whohelake uğrayan(lardır)are given to destructiondolayıfor whatkazandıklarındanthey earnedonlar için vardırFor thembir içki(will be) a drinkkaynar sudanofkaynar suboiling waterve bir azaband a punishmentacıklıpainfuldolayıbecauseolduklarındanthey used toinkar ediyordisbelieve
🇹🇷 6:70 Dinlerini bir oyun ve bir eğlence edinen ve kendilerini dünya hayatının aldattığı kimseleri bırak! Ve hiçbir kimsenin kazandığı şey yüzünden kendisini helake atmamasını, kendisi için Allah'tan başka hiç bir dost ve hiçbir şefaatçi bulunmadığını Kur'ân ile hatırlat. O, azaptan kurtulmak için bütün varını feda etse, kendisinden alınmaz. Onlar kazandıkları şey yüzünden helake uğratılmışlardır. Onlar için, inkâr ettiklerinden dolayı kaynar bir içecek ve can yakıcı bir azab vardır.
de kiSaymi yalvaralım?Shall we callbaşkafrombaşkabesidesAllah'tanAllahşeylerewhatbize yarar vermeyennotbize fayda verirbenefits usve zarar vermeyenand notbize zarar verirharms usve döndürülüpand we turn backüzerindeonökçelerimizour heelssonraafterbizi doğru yola ilettikten[when]bize hidayet etti(has) guided usAllahAllahgibi mi?Like the oneayartarakwhom (has been) enticedşeytanların(by) the Shaitaançölde bıraktıklarıinyeryüzüthe earthşaşkın bir haldeconfusedkimsehe hasarkadaşlarının isecompanionsçağırdıklarıwho call himdoğru yolatowardshidayetthe guidanceBize gel! diye'Come to us.'de kiSaymuhakkakIndeedyol gösterme(the) GuidanceAllah'ın(of) Allahancakityol göstermesidir(is) the Guidanceve bize emredilmiştirand we have been commandedteslim olmamızthat we submitRabbineto (the) Lordalemlerin(of) the worlds
🇹🇷 6:71 De ki: "Biz Allah'ı bırakıp da bize fayda veya zarar vermeyen şeylere mi yalvaralım? Allah bizi doğru yola kavuşturduktan sonra ardımıza mı dönelim? Arkadaşları, bize gel, diye doğru yola çağırdıkları halde yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşıp, şeytanların ayartarak uçuruma çektikleri ahmak gibi mi olalım?". De ki: "Allah'ın gösterdiği yol, yegane doğru yoldur. Bize, bütün âlemlerin Rabb'ine teslim olmamız emrolundu".
ve ayrıcaAnd tokılınestablishnamazıthe prayerve O'ndan korkunand fear HimO'durAnd Heo kimse ki(is) the Onehuzurunato Himvarıp toplanacağınızyou will be gathered
🇹🇷 6:72 Bize: "Namazı dosdoğru kılın, Allah'a karşı gelmekten sakının" (diye emredildi), toplanacağınız yer O'nun huzurudur.
O'durAnd (it is) Heo kiWhoyarattıcreatedgöklerithe heavensve yeriand the earthhak (ve hikmet) ilein truthve günAnd (the) DaydediğiHe saysOl!Beoluverirand it issözüHis wordhaktır(is) the truthO'nundurAnd for Himmülk(is) the Dominiongün(on the) Dayüfleneceğiwill be blownSur'ainsûrthe trumpetbilendir(He is) All-Knowergizliyi(of) the unseenve açığıand the seenOAnd Hehükümdardır(is) the All-Wiseherşeyi haber alandırthe All-Aware
🇹🇷 6:73 Gökleri ve yeri, yerli yerince yaratan O'dur. Bir şeye "ol" dediği gün hemen oluverir. O'nun sözü haktır. "Sûr"a üfürüldüğü gün de mülk ancak O'nundur. O, gizliyi ve açığı bilendir. O, hikmet sahibi, her şeyden haberdardır.
haniAnd whendemişti kisaidİbrahimIbrahimbabasıto his fatherAzer'eAzarmi ediniyorsun?Do you takeputlarıidolstanrılar(as) godsdoğrusu benIndeed, Iseni görüyorum[I] see youve kavminiand your peopleiçindeinbir sapıklıkerroraçıkmanifest
🇹🇷 6:74 İbrahim, babası Âzer'e demişti ki: "sen putları tanrı mı ediniyorsun? Doğrusu ben seni ve kavmini açık bir sapıklık içinde görüyorum".
ve böyleceAnd thusbiz gösteriyordukWe show(ed)İbrahim'eIbrahimmelekutunuthe kingdomgöklerin(of) the heavensve yerinand the eartholsun diyeso that he would beinananlardanamongkesin inananlarthe ones who are certain
🇹🇷 6:75 Böylece biz İbrahim'e göklerin ve yerin melekûtunu (muhteşem varlıklarını) gösteriyorduk ki, kesin inananlardan olsun.
ne zaman kiSo whenbasıncacoveredüzerineover himgecethe night(İbrahim) gördühe sawbir yıldıza stardediHe saidbudurThisRabbim(is) my Lordne zaman kiBut when(yıldız) batıncait setdedihe saidsevmemNotsever miyim(do) I likebatanlarıthe ones that set
🇹🇷 6:76 Üzerine gece bastırınca, bir yıldız gördü: "Rabb'im budur" dedi. Yıldız batınca da: " Ben batanları sevmem" dedi.
ne zaman kiWhengördüğündehe sawAy'ıthe moondoğarkenrisingdedihe saidbudurThisRabbim(is) my Lordne zaman kiBut when(o da) batıncait setdedihe saideğerIfbana doğru yolu göstermeseydi(does) notbana yol gösterguide meRabbimmy Lordelbette olurdumI will surely betopluluktanamonginsanlarthe peoplesapıtanwho went astray
🇹🇷 6:77 Ay'ı doğarken gördü: "Rabb'im budur" dedi. O da batınca: "Yemin ederim ki, Rabbim bana doğru yolu göstermeseydi, elbette sapıklığa düşen topluluktan olurdum" dedi.
ne zaman kiWhengörüncehe sawgüneşithe sundoğarkenrisingdedihe saidbudurThis (is)Rabbimmy Lordbuthis (is)daha büyükgreaterne zaman kiBut when(O da) batıncait setdedi kihe saidEy kavmimO my peopleelbette benIndeed, I amuzağımfreeşeylerdenof whatsizin ortak koştuğunuzyou associate (with Allah)
🇹🇷 6:78 Güneş'i doğarken görünce: "Rabb'im budur, bu hepsinden büyük" dedi. O da batınca dedi ki: "Ey kavmim! Ben sizin (Allah'a) ortak koştuğunuz şeylerden uzağım".
şüphesiz benIndeed, Içevirdim[I] have turnedyüzümümy faceyoktan var edeneto the One Whoyarattıcreatedgöklerithe heavensve yeriand the earthtamamen(as) a true monotheistve artık değilimand notbenI (am)ortak koşanlardanofmüşriklerthe polytheists
🇹🇷 6:79 "Ben yüzümü tamamen, gökleri ve yeri yoktan var edene çevirdim ve artık ben asla Allah'a ortak koşanlardan değilim".
ve onunla tartışmaya giriştiAnd argued with himkavmihis peoplededi kiHe saidbenimle tartışıyor musunuz?Do you argue with mehakkındaconcerningAllahAllahmuhakkakwhile certainlybeni doğru yola iletmiş ikenHe has guided meben korkmamAnd notkorkar mıyım(do) I fearşeylerdenwhatsizin ortak koştuğunuzyou associateO'nawith Himancakunlessdilediği olur[that]dilerwillsRabbiminmy LordşeyleranythingkuşatmıştırEncompassesRabbimmy Lordheeveryşeyithingbilgice(in) knowledgehala öğüt almıyor musunuz?Then will notöğüt alırsınızyou take heed
🇹🇷 6:80 Kavmi onunla tartışmaya başladı. O da onlara dedi ki: "Beni doğru yola eriştirdiği halde Allah hakkında benimle mücadele mi ediyorsunuz? O'na ortak koştuklarınızdan hiç korkmuyorum, ancak Rabbimin dilediği şey hariç. Rabbim ilmiyle her şeyi kuşatmıştır. Hiç düşünmez misiniz?"
ve nasılAnd howben korkarımcould I fearşeylerdenwhatsizin ortak koştuğunuzyou associate (with Allah)korkmuyorsunuz dawhile notkorkarsınızyou fearsizthat youortak koşmaktanhave associatedAllah'ınwith Allahşeyleriwhatindirmediğinotindirdi midid He send downhakkındafor itsizeto youhiçbir delilany authorityşimdi hangisiSo whichiki topluluktan(of) the two partiesdaha layıktırhas more rightgüvende olmağato securityeğerifisenizyoubiliyorknow
🇹🇷 6:81 "Hakkında hiçbir delil indirmediği halde, siz Allah'a ortak koşmaktan korkmuyorsunuz da, ben sizin ortak koştuklarınızdan nasıl korkarım?" Eğer bilirseniz söyleyin, bu iki topluluktan hangisi güven içinde olmaya daha layıktır?
kimselerThose whoinanan(lar)believedveand (did) notbulamayanlarmiximanlarınıtheir beliefbir haksızlıklawith wrongiştethoseonlarındırfor themgüven(is) the securityve onlardırand theydoğru yolu bulanlar da(are) rightly guided
🇹🇷 6:82 İman edenler ve imanlarını zulüm ile karıştırmayanlar... İşte güven onlarındır ve doğru yolu bulanlar da onlardır.
işte bunlarAnd thishüccetlerimizdir(is) Our argumentverdiğimizWe gave itİbrahim'e(to) Ibrahimkarşıagainstkavminehis peopleyükseltirizWe raisederecelerle(by) degreeskimseyiwhomdilediğimizWe willşüphesizIndeedRabbinyour Lordhüküm ve hikmet sahibidir(is) All-WisebilendirAll-Knowing
🇹🇷 6:83 İşte bunlar, kavmine karşı İbrahim'e verdiğimiz delillerimizdir. Dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Muhakkak Rabbin hikmet sahibidir, bilendir.
ve biz hediye ettikAnd We bestowedonato himİshak'ıIsaacve Ya'kub'u daand Yaqubhepsine dealldoğru yolu gösterdikWe guidedNuh'aAnd Nuhyol göstermiştikWe guideddaha öncefromöncebeforeveand ofonun soyundanhis descendentsDavud'aDawoodve Süleyman'aand Sulaimanve Eyyub'aand Ayyubve Yusuf'aand Yusufve Musa'yaand Musave Harun'aand Harunve böyleceAnd thusbiz ödüllendiririzWe rewardgüzel davrananlarıthe good-doers
🇹🇷 6:84 Biz ona İshak'ı ve Yakub'u da hediye ettik: Hepsine de doğru yolu gösterdik. Nitekim daha önce Nuh'a ve onun soyundan Davud'a, Süleyman'a, Eyyub'a, Yusuf'a, Musa'ya ve Harun'a da yol göstermiştik. Biz güzel davrananlara böyle karşılık veririz.
ve Zekeriyya'yaAnd Zakariyave Yahya'yaand Yahyave Îsaand Isave İlyas'aand Elijah hepsiall (were)salihlerden (idi)ofsalihlerthe righteous
🇹🇷 6:85 Zekeriyya, Yahya, İsa ve İlyas'a da (hidayet ettik). Hepsi de salih kullarımızdandı.
ve İsma'il'eAnd Ishmaelve el-Yesa'aand Elishave Yunus'aand Yunusve Lut'a daand Luthepsiniand allüstün kıldıkWe preferredüzerineoveralemlerthe worlds
🇹🇷 6:86 İsmail, Elyesa, Yunus ve Lut'u da (hidayete erdirdik). Hepsini âlemlere üstün kıldık.
veAnd frombabalarındantheir fathersve çocuklarındanand their descendentsve kardeşlerindenand their brothers onları seçtikand We chose themve onları ilettikand We guided themyolatobir yola pathdoğrustraight
🇹🇷 6:87 Babalarından, çocuklarından ve kardeşlerinden bazılarını da (üstün kıldık). Onları seçtik ve doğru yola ilettik.
İşte buThathidayetidir(is the) GuidanceAllah'ın(of) Allahdoğru yola iletirHe guidesbununlawith itdilediğiniwhomO dilerHe willskullarındanofkullarıHis slaveseğerBut ifortak koşsalardıthey (had) associated partners (with Allah)boşa giderdisurely (would be) worthlessonlarfor themşeylerwhatolduklarıthey used toyaptıklarıdo
🇹🇷 6:88 İşte bu, Allah'ın doğru yoludur. Kullarından dilediğini o doğru yola iletir. Eğer onlar Allah'a ortak koşsalardı, yaptıkları bütün amelleri boşa giderdi.
İşte onlarThose kimselerdir(are) ones whomverdiğimizWe gave themKitapthe Bookve hükümand the judgmentve peygamberlikand the ProphethoodeğerBut ifinkar edersedisbelievebunlarıin itşimdi şunlarthesemukakkakthen indeedbiz vekil bırakmışızdırWe have entrustedbunlaraitbir toplumu(to) a peoplebunları etmeyecekwho are notinkarthereinkâfirlerdisbelievers
🇹🇷 6:89 İşte onlar, kendilerine kitap, hüküm (hikmet ve hükümranlık) ve peygamberlik verdiğimiz kimselerdir. Bunlar, ona inanmayacak olurlarsa, yerlerine, onu tanımamazlık etmiyecek bir toplum getiririz.
İşte onlarThosekimselerdir(are) ones whomhidayet ettikleridir(have been) guidedAllah'ın(by) Allahonların yolunaso of their guidanceuyyou followde kiSaysizden istemiyorumNotsizden isterimI ask youona karşılıkfor itbir ücretany rewarddeğildirNotO(is) itancakbutbir öğüttüra reminderalemlerefor the worlds
🇹🇷 6:90 Bunlar, Allah'ın hidayet ettiği kimselerdir. Sen de onların hidayetine uy. De ki: "Ben ona karşılık sizden bir ücret istemiyorum. O, sadece bütün âlemlere bir öğüttür.
tanıyamadılarAnd nottakdir ettilerthey appraisedAllah'ıAllahhakkıyla(with) trueO'nun kadrini[of his] appraisalzirawhendedilerthey saidindirmediNotindirdirevealedAllah(by) Allahüzerineoninsana human beingbir şey[of]hiçbir şeyanythingde kiSaykimWhoindirdirevealedKitabıthe Booko kiwhichgetirdibroughtonu[it]MusaMusanur olarak(as) a lightve yol gösterici olarakand guidanceinsanlarafor the peoplesiz onu haline getiripYou make itparça parça kağıtlar(into) parchmentsgösteriyorsunuzyou disclose (some of) itve gizliyorsunuzand you concealçoğunu damuch (of it)ve size öğretildiğiAnd you were taughtşeylerinwhatbilmediğinotbildiknewne sizinyoune de babalarınızınand notatalarınızyour forefathersde kiSayAlahAllah (revealed it)sonraThenbırak onlarıleave themdaldıkları bataklıktainkonuşmalarıtheir discourse oynayadursunlarplaying
🇹🇷 6:91 Onlar: "Allah insanlara hiçbir şey göndermemiştir" demekle, Allah'ı gereği gibi tanıyamadılar. De ki: Musa'nın insanlara aydınlık ve hidayet olmak üzere getirdiği, sizin parça parça kâğıtlara çevirdiğiniz, bir kısmını belli ettiğiniz, birçoğunu gizlediğiniz; sizinle babalarınızın, sayesinde bilmediğiniz birçok şeyleri öğrendiğiniz Kitab'ı kim gönderdi? (Onlara karşı sen) "Allah" de. Sonra onları bırak, boş laflara dalarak oyalansınlar.
bu daAnd thisbir Kitaptır(is) a BookindirdiğimizWe have revealed itmubarekblesseddoğrulayıcıconfirmingarasındakiniwhichönce geldi(came) beforeelleriits handsve uyarman içinso that you may warnanası(the) motherşehirlerin(of) the citieskimseleriand whoçevresindeki(are) around itve kimselerAnd those whoinananU(lar)believeahiretein the Hereafterinanırlar;they believebunain itve onlarand theynamazlarınaovernamazlarıtheir prayersdevam ederler(are) guarding
🇹🇷 6:92 Bu Kitap (Kur'ân), kendinden önceki kitapları tasdik eden, şehirler anası (Mekke) halkını ve çevresindeki bütün insanlığı uyarman için indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Ahiret gününe iman edenler bu Kitab'a da iman ederler ve onlar namazlarına da devamlıdırlar.
kim olabilir?And whodaha zalim(is) more unjustkimsedenthan (one) whouyduraninventskarşıaboutAllah'aAllahyalana lieya daordiyendensaidvahyolunduIt has been inspiredbanato mevahyedilmemiş ikenwhile notvahyedildiit was inspiredkendisineto himbir şeyanythingve kimsedenand (one) whodiyensaidben de indireceğimI will revealgibilikeşeywhatindirdiği(has been) revealedAllah'ın(by) AllaheğerAnd ifbir görsenyou (could) seezalimleriwhenzalimlerthe wrongdoersiçinde(are) indalgalarıagoniesölüm(of) [the] deathve meleklerwhile the Angelsuzatmış(are) stretching outellerinitheir hands (saying)haydi çıkarınDischargecanlarınızıyour soulsbugünTodaycezalandırılacaksınızyou will be recompensedazabıyla(with) punishmentalçaklıkhumiliatingdolayıbecauseolmanızdanyou used tosöylüyorsaykarşıagainstAllah'aAllaholmayanıother thangerçekthe truthveand you wereO'nun ayetlerine karşıtowardsO'nun ayetleriHis Versesbüyüklük taslamanızdanbeing arrogant
🇹🇷 6:93 Allah'a karşı yalan uyduran, yahut kendisine hiçbir şey vahyolunmadığı halde: "bana vahyedildi" diyen ve: "Allah'ın indirdiği gibi bir kitap da ben indireceğim" diye iddiada bulunandan daha zalim kim olabilir? O zalimlerin halini ölüm şiddeti içindeyken bir görsen! Melekler onlara ellerini uzatırlar ve: " Ruhunuzu teslim edin. Bugün, Allah'a karşı haksız şeyler söylediğinizden ve O'nun âyetlerine karşı böbürlenmenizden dolayı alçaltıcı bir azapla cezalandıralacaksınız" derler.
ve andolsunAnd certainlyyine bize geldinizyou have come to Ustek olarakalonegibiassizi yarattığımızWe created youilk(the) firstkeztimeve bıraktınızand you have leftşeyleriwhateversizi hayaline daldırdığımızWe bestowed (on) youarkasındabehindsırtlarınızyour backsve görmüyoruzAnd notgörürüzWe seeyanınızdawith youşefaatçileriniziyour intercessorskimselerithose whomsandığınızyou claimedonlarınthat they (were)içinizdenin your (matters)ortak olduklarınıpartners (with Allah)andolsunIndeed(bağlar) kesilmişhave been severed (bonds)aranızdakibetween youve kaybolup gitmiştirand is lostsizdenfrom youşeylerwhatsandığınızyou used toiddia ederlerclaim
🇹🇷 6:94 Bugün, sizi ilk defa yarattığımız zamanki gibi yapayalnız huzurumuza geldiniz, size verdiğimiz herşeyi arkanızda bıraktınız. Allah'ın size göre ortağı olduklarını iddia ederek yardımlarına, şefaatlarına güvendiğiniz ortakları yanınızda görmüyoruz. Aranızdaki bütün bağlar artık kesilmiş, güvendiklerinizin hepsi kaybolup gitmiştir.
şüphesizIndeedAllah'tırAllahyaran(is the) Cleaverdaneyi(of) the grainve çekirdeğiand the date-seedçıkarırHe brings forthdiriyithe livingölüdenfromölülerthe deadve çıkarırand brings forthölüyüthe deaddiridenfromdirilerthe livingişte budurThatAllah(is) Allaho halde nasılso howçevriliyorsunuzare you deluded
🇹🇷 6:95 Şüphesiz ki taneleri ve çekirdekleri yaran Allah'tır. O, ölüden diriyi çıkarır, diriden de ölüyü çıkaran O'dur. İşte Allah budur. O halde nasıl yüz çevirirsiniz?
karanlığı yarıp(He is the) Cleaversabahı ortaya çıkarmış(of) the daybreakve kılmıştırand He has madegeceyithe nightdinlenme zamanı(for) restve güneşiand the sunve ayıand the moonhesap (ölçüsü) yapmıştır(for) reckoningbuThattakdiridir(is the) ordainingo üstün(of) the All-Mightybilen(Allah)ınthe All-Knowing
🇹🇷 6:96 Karanlığı yarıp tanyerini ağartan O'dur. Geceyi, dinlenmek için; Güneş'i, Ay'ı (vakitlerinizi) hesaplamak için yaratmıştır. İşte bu, her şeye galip gelen ve her şeyi bilen Allah'ın takdiridir.
ve O'durAnd Hekimse(is) the One Whoyaratanmadesizin içinfor youyıldızlarıthe starsyol bulasınız diyethat you may guide yourselvesonlarlawith themkaranlıklarındainkaranlıklarthe darkness[es]karanın(of) the landve denizinand the seagerçektenCertainlybiz genişçe açıkladıkWe have made clearayetlerithe Signsbir toplum içinfor a peoplebilen(who) know
🇹🇷 6:97 Kara ve denizin karanlıklarında yolunuzu bulasınız diye yıldızları sizin için yaratan O'dur. Şüphesiz biz, bilen bir toplum için âyetleri geniş bir şekilde açıkladık.
ve O'durAnd Hekimse(is) the One Whosizi inşa eden(has) produced younefistenfrombir cana soulbir teksingle(sizin için) bir kararso (there is) a place of dwellingve emanet yeri vardırand a resting placegerçektenCertainlybiz genişçe açıkladıkWe have made clearayetlerithe Signsbir toplum içinfor a peopleanlayan(who) understand
🇹🇷 6:98 Sizi bir tek candan yaratan O'dur. Sonra sizin için bir karar yeri, bir de emanet yeri vardır. Biz âyetlerimizi, anlayan bir toplum için apaçık beyan ettik.
ve O'durAnd Hekimse(is) the One Whoindirensends downgöktenfromgökthe skysuyuwaterçıkardıkthen We bring forthonunlawith itbitkiyivegetationher(of) everyçeşitthingve çıkardıkThen We bring fortho (bitki)denfrom itbir filizgreen plantçıkarıyoruzWe bring forthondan dafrom itdanelergrain birbiri üzerine binmişthick clusteredhurmanınAnd fromhurma ağacıthe date-palmtomurcuğundanfromtomurcuğuits spathesarkanclusters of datessalkımlarhanging lowve bahçeleriAnd gardensüzümofüzümlergrapesve zeytinand the olivesve narand the pomegranates(kimi) birbirine benzerresembling(kimi) benzemezand notbenzeyenresemblingbakınLookmeyvesineatmeyvesiits fruitzamanwhenmeyve verirkenit bears fruitve olgunlaştığıand its ripeningşüphesizIndeedbundainşuthatçok ibret vardır(are) signstoplumu içinfor a peopleinananlar(who) believe
🇹🇷 6:99 Gökten suyu indiren O'dur. Onunla her çeşit bitkiyi çıkardık, o bitkiden bir yeşillik çıkardık, ondan da birbiri üzerine binmiş taneler; hurmanın tomurcuğundan sarkan salkımlar, üzüm bağları, zeytin ve nar (bahçeleri) çıkarıyoruz. (Bunların) kimi birbirine benzer, kimi benzemez. Bunlar meyvelendikleri zaman meyvelerinin olgunlaşmasına bakın! Bunlarda inanan bir toplum için ibretler vardır.
ve yaptılarAnd they makeAllah'awith Allahortakpartners cinlerijinnhalbuki onları O yaratmıştırthough He has created themve icadettilerand they falsely attributeO'nato Himoğullarsonsve kızlarand daughtersbilmedenwithoutbilgiknowledgeO münezzehtirGlorified is Heve yücedirand Exaltedonların nitelemelerindenabove whatisnat ederlerthey attribute
🇹🇷 6:100 Onlar, Allah'a cinlerden de ortak koştular. Halbuki onları yaratan O'dur. Bilgileri olmadan O'na oğullar, kızlar uydurdular. O'nun şânı onların uydurdukları sıfatlardan münezzeh ve yücedir.
yoktan var edendirOriginatorgökleri(of) the heavensve yeriand the earthnasıl?Howolabilircan beO'nunfor Himçocuğua sonyokturwhile notvardır(there) iskendisininfor Himbir eşia companionve O yaratmıştırand He createdhereveryşeyithingve OAnd Heher(is) of everyşeyithingbilendirAll-Knower
🇹🇷 6:101 Gökleri ve yeri yoktan var eden O'dur. Eşi de olmadığı halde, nasıl olur da çocuğu olur? Her şeyi yaratan O'dur. Ve O, herşeyi bilendir.
işte budurThatAllah(is) AllahRabbinizyour Lordyoktur(there is) notanrıgodbaşkaexceptO'ndanHim(O) yaratıcısıdır(the) Creatorher(of) everyşeyinthingO'na kulluk edinso worship Himve OAnd Heüzerine(is) onhereveryşeythingvekildira Guardian
🇹🇷 6:102 İşte Rabbiniz Allah bu! O'ndan başka ilâh yoktur; O, her şeyin yaratanıdır. O'na kulluk edin, O her şeye vekildir.
O'nu görmezNot (can)O'nu kavrayamazgrasp Himgözlerthe visionsve Obut Hegörür(can) graspgözleri(all) the visionve Oand He (is)latiftirthe All-Subtleherşeyi haber alandırthe All-Aware
🇹🇷 6:103 Gözler onu göremez, O ise bütün gözleri görür; O, lütuf sahibidir, her şeyden haberlidir.
doğrusuVerilysize geldihas come to youbasiretlerenlightenmentRabbinizdenfromRabbinyour Lordartık kimThen whoevergörürsesees(yararı) kendisinedirthen (it is) for his soulve kim deand whoeverkör olursa(is) blind(zararı) kendisinedirthen (it is) against himselfve değilimAnd notben(am) Isizin üzerinizeover youbekçia guardian
🇹🇷 6:104 Muhakkak size Rabbinizden basiretler (kalb gözleri) geldi. Artık kim hakkı görürse faydası kendisine, kim de körlük ederse zararı kendisinedir. Ben sizin bekçiniz değilim!
ve işte böyleceAnd thusdöne döne açıklıyoruzWe explainayetlerithe Signsdesinler diyethat they (may) saysen ders almışsınYou have studiedve onu iyice açıklayalım diyeand that We (may) make it clearbir toplum içinfor a peoplebilenwho know
🇹🇷 6:105 İşte böylece âyetleri türlü türlü çevirip açıklıyoruz ki, onlar sana: "Sen bunları bir yerlerden okuyup öğrenmişsin" desinler ve bilen bir toplum için de onu iyice beyan edelim.
tabi olFollowşeyewhatvahyolunanhas been inspiredsanato youRabbindenfromRabbinyour Lordyoktur(there is) notanrıgodbaşkaexceptO'ndanHimve yüz çevirand turn awayortak koşanlardanfrommüşriklerthe polytheists
🇹🇷 6:106 Rabbinden sana vahyedilene uy. O'ndan başka ilâh yoktur. Ortak koşanlardan da yüz çevir.
ve eğerAnd ifisteseydi(had) willedAllahAllahortak koşmazlardınot (they would have)O'na ortak koştularassociated partners (with Him)biz seni yapmadıkAnd notsizi yaptıkWe have made youonların üzerineover thembekçia guardianve değilsinand notsenyouonlara(are) over themvekila manager
🇹🇷 6:107 Allah dileseydi, ortak koşmazlardı. Biz, seni onlar üzerine bekçi yapmadık, sen onlara vekil de değilsin!
sövmeyin kiAnd (do) notsövmeyininsultkimselerethose whomyalvardıklarınthey invokebaşkafrombaşkaother thanAllah'tanAllahonlar da sövmesinlerlest they insultAllah'aAllahtaşkınlıkla(in) enmitybilmeyerekwithoutbilgiknowledgeböyleThusbiz süslü gösterdikWe have made fair-seemingherto everyümmetecommunityyaptıkları işitheir deedsonundaThenRablerinedirtoRableritheir Lorddönüşleri(is) their returnO haber verecektirthen He will inform themşeyleriabout whatolduklarıthey used toyapmışdo
🇹🇷 6:108 Onların Allah'tan başka yalvardıklarına sövmeyin ki, onlar da bilmeyerek sınırı aşıp Allah'a sövmesinler. Biz, her ümmete yaptıkları işi böyle süslü gösterdik. Sonunda dönüşleri Rablerinedir. O, onlara ne yaptıklarını haber verir.
ve yemin ettilerAnd they swearAllah'aby Allahgüçlüstrongestyeminleriyle(of) their oathseğerthat ifkendilerine gelirsecame to thembir mu'cizea signmutlaka inanacaklarınathey would surely believeonain itde kiSayancakOnlyMu'cizelerthe signskatındadır(are) withAllahAllahdeğil misiniz?And whatşuurundawill make you perceiveo (mu'cize)that [it]ne zamanwhengelmiş olsait comesonlar inanmazlarnotiman edeceklerthey will believe
🇹🇷 6:109 Müşrikler, kendilerine bir mucize gelirse ona mutlaka iman edeceklerine dair en ağır yeminleriyle Allah'a yemin ettiler. De ki: "Mucizeler ancak Allah katındadır". Onlara mucizeler geldiğinde de iman etmeyeceklerini siz nerden bileceksiniz?
ve ters çeviririzAnd We will turngönüllerinitheir heartsve gözleriniand their sightsgibi(just) asinanmadıklarınotiman ederlerthey believeonain itilk(the) firstdefasındatimeve bırakırız onlarıAnd We will leave themiçindeinazgınlıklarıtheir transgressionbocalayıp dururlarwandering blindly
🇹🇷 6:110 Biz onların kalblerini ve gözlerini çeviririz de, onlar, ilkin iman etmedikleri gibi, gene de iman etmezler. Biz de onları taşkınlıkları içerisinde kör ve şaşkın bırakırız.
8. Cüz
ve eğerAnd (even) ifbiz[that] We (had)indirseydik[We] sent downonlarato themmeleklerithe Angelsve kendilerine konuşsaydıand spoken to themölülerthe deadve toplayıp getirseydikand We gatheredonlarabefore themhereveryşeyithingkarşılarınaface to faceonlar yine denotidilerthey wereinanmazlardıto believedışındaunlessdilemesi[that]dilerwillsAllah'ınAllahve fakatButçoklarımost of themcahillik ederler(are) ignorant
🇹🇷 6:111 Eğer biz onlara melekleri indirseydik, ölüler de kendileriyle konuşsaydı ve her şeyi toplayıp karşılarına getirseydik, Allah'ın diledikleri hariç, yine de inanacak değillerdi, fakat çokları bunu bilmezler.
ve böyleceAnd thusbiz yaptıkWe madeherfor everypeygambereProphetdüşmanan enemy şeytanlarınıdevilsinsan(from) the mankindve cinand the jinnfısıldarlarinspiringbir kısmısome of themdiğerlerinetobaşkalarıothersyaldızlı(with) decorativesözler[the] speechaldatmak için(in) deceptionve eğerBut ifdileseydi(had) willedRabbinyour Lordonu yapamazlardınotonu yapmazlardıthey (would) have done itartık onları baş başa bırakso leave themşeylerleand whatuydurduklarıthey invent
🇹🇷 6:112 Biz böylece, her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman yaptık. Bunlar birbirini aldatmak için süslü sözlerle vesvese verirler. Rabbin dileseydi onu yapamazlardı. Artık onları iftiraları ile başbaşa bırak.
ve meyletsinAnd so that inclineonato itkalbleriheartskimselerin(of) those whoinanmayan(ların)(do) notiman ederlerbelieveahiretein the Hereafterve ondan hoşlansınlarand so that they may be pleased with itve işlemeğe devam etsinlerand so that they may commitonlarınwhatonlartheyişledikleri suçları(are) committing
🇹🇷 6:113 Bir de ahirete iman etmeyenlerin kalbleri, o yaldızlı söze kansın, ondan hoşlansın ve işledikleri suçları işlemeye devam etsinler diye böyle yaparlar.
başka mı?Then is (it) other thanAllah'tanAllaharayayımI seekbir hakem(as) judgeve Owhile Heindirmiş iken(is) the One Whoindirdihas revealedsizeto youKitabıthe Bookaçıklanmış olarakexplained in detailve kimselerAnd those (to) whomkendilerine verdiğimizWe gave themKitapthe Bookbilirlerthey knowki O gerçektenthat itindirilmiştir(is) sent downtarafındanfromRabbinyour Lordhak olarakin truthhiç olmaso (do) notolbekuşkulananlardanamongşüphe edenlerthe ones who doubt
🇹🇷 6:114 Allah, size Kitab'ı (Kur'ân'ı) açıklanmış olarak indirdiği halde, ondan başka bir hakem mi arayayım? Kendilerine kitap verdiklerimiz, o Kur'ân'ın, gerçekten Rabbin katından hak olarak indirilmiş olduğunu bilirler. O halde sakın şüphe edenlerden olma.
ve tamamlanmıştırAnd (has been) fulfilledsözü(the) wordRabbinin(of) your Lorddoğruluk(in) truthve adalet bakımındanand justiceyokturNodeğiştirebilecekone can changeO'nun sözleriniHis wordsOand Heişitendir(is) the All-Hearerbilendirthe All-Knower
🇹🇷 6:115 Rabbinin sözü hem doğrulukça, hem de adaletçe tamamlanmıştır. O'nun sözlerini değiştirebilecek hiç kimse yoktur. O, işitendir, bilendir.
eğerAnd ifuysanyou obeyçoğunamostkimselerinofyeryüzünde(those) inyeryüzüthe earthseni saptırırlarthey will mislead youyolundanfromyol(the) wayAllah'ın(of) Allahonlar uyuyorlarNotuyarlarthey followsadeceexceptzanna[the] assumptionveand notonlarthey (do)sadeceexceptsaçmalıyorlarguess
🇹🇷 6:116 Eğer yeryüzündekilerin çoğunluğuna uyarsan seni Allah yolundan saptırırlar. Çünkü onlar sadece "zann"a uyarlar ve saçmalarlar.
elbetteIndeedRabbinyour LordOHeçok iyi bilirknows bestkimseleriwhosapan(lar)ıstraysyolundanfromO'nun yoluHis wayve Oand Heçok iyi bilir(is) most knowinghidayete erenleriof the guided-ones
🇹🇷 6:117 Şüphesiz ki Rabbin, yolundan kimlerin saptığını çok iyi bilir. O, doğru yolda olanları da çok iyi bilir.
o halde yeyinizSo eat(hayvan)lardanof whatanılan(is) mentionedadı(the) nameAllah'ın(of) Allahüzerineon iteğerifsizyou areO'nun ayetlerinein His Verses inanıyorsanızbelievers
🇹🇷 6:118 Eğer Allah'ın âyetlerine iman ediyorsanız, Allah'ın adı anılarak kesilen hayvanlardan yiyin.
ne oluyor ki?And whatsizefor youyemiyorsunuzthat notyersinizyou eatolanlardanof whatanılmışhas been mentionedadı(the) nameAllah'ın(of) Allahüzerineon itve muhakkakwhen indeedaçıklamıştırHe (has) explained in detailsizeto youşeyleriwhatharam kıldığıHe (has) forbiddensizeto youdışındaexceptşeyleriwhatmecbur kaldıklarınızyou are compelledonlarato itve doğrusuAnd indeedbirçoklarımanyşaşırtıyorlarsurely lead astraykeyiflerine uyarakby their (vain) desiresolmaksızınwithoutbir bilgileriknowledgemuhakkak kiIndeedRabbinyour LordOHeçok iyi bilir(is) most knowingsınırı aşanlarıof the transgressors
🇹🇷 6:119 Size ne oluyor da Allah'ın adı anılarak kesilenlerden yemiyorsunuz? Halbuki O size, mecbur kalmanızın dışında haram olan şeyleri genişce açıklamıştır. Doğrusu birçokları bilmeden keyiflerine uyarak insanları doğru yoldan saptırıyorlar. Muhakkak ki, Rabbin, sınırı aşanları çok iyi bilir.
ve bırakınForsakeaçığınıopengünahın[the] sinsve gizlisiniand the secretşüphesizIndeedkimselerthose whokazananlarearngünah[the] sincezasını çekeceklerdirthey will be recompensedolduklarınınfor whatidilerthey used toyapmışcommit
🇹🇷 6:120 Günahın açığını da, gizlisini de bırakın! Günah kazananlar, yaptıklarının cezasını çekecekler.
yemeyinizAnd (do) notyiyineatşeylerdenof thatanılmayanlardannotanıldıhas been mentionedadı(the) nameAllah'ın(of) Allahüzerineon itçünkü oand indeed, it (is)yoldan çıkmadırgrave disobedienceve şüphesizAnd indeedşeytanlarthe devilsfısıldarlarinspiredostlarınatodostlarıtheir friendssizinle mücadele etmeleriniso that they dispute with youve eğerand ifonlara uyarsanızyou obey themşüphesiz siz deindeed, youmüşriklerden (olursunuz)(would) be the polytheists
🇹🇷 6:121 Üzerlerine Allah'ın ismi anılmamış olanlardan yemeyin, çünkü onu yemek yoldan çıkmaktır. Şeytanlar, dostlarına, sizinle mücadele etmeleri için telkinde bulunurlar. Eğer onlara uyarsanız, muhakkak ki, Allah'a ortak koşanlardan olursunuz.
kimse gibi midir?Is (one) whoikenwasölüdeadkendisini dirilttiğimizand We gave him lifeve verdiğimizand We madekendisinefor himbir ışıklightyürüyebileceğihe walksonunlawherebyarasındaamonginsanlarthe peoplekimseninlike (one) whobenzeri[similar to him]içindeki(is) inkaranlıklarthe darknessesolmayannotçıkışıhe comes outondanof itişte öyleThussüslü gösterilmiştiris made fair-seemingkafirlereto the disbelievers(işler)whatolduklarıthey wereyapıyordoing
🇹🇷 6:122 Ölü iken hidayetle dirilttiğimiz, kendisine insanlar arasında yürüyecek bir nûr verdiğimiz kimse, karanlıklar içinde kalıp, ondan çıkamayan kimse gibi olur mu? Fakat kâfirlere, yaptıkları, böyle süslü gösterilir.
ve böyleceAnd thusyaptıkWe placedherinhereverykentincitybüyüklerinigreatest(oranın) suçluları(of) its criminalstuzak kursunlar diyeso that they plotoradatherein(oysa)And notonlar tuzak kurmazlarthey plotbaşkasınaexceptkendilerindenagainst themselvesama farkında değillerdirand notfarkederlerthey perceive
🇹🇷 6:123 Böylece, her kentte ileri gelenleri, oranın suçluları yaptık ki, orada hileler çevirsinler. Halbuki bunlar, kötülüğü başkasına değil kendilerine yapıyorlar da farkına varmıyorlar.
ve zamanAnd whenonlara geldiğicomes to thembir ayeta Signdedilerthey saykat'iyyen inanmayızNeveriman edeceğizwe will believekadaruntilbize verilinceyewe are givenaynısılikeverileninwhatverildiwas givenelçilerine(to the) MessengersAllah'ın(of) AllahAllahAllahdaha iyi bilirknows bestyeriwherekoyacağıHe placesmesajınıHis MessageerişecektirWill afflictkimselerethose whosuç işleyen(lere)committed crimesbir aşağılıka humiliationkatındafromAllahAllahve bir azaband a punishmentçetinseverekarşıfor what(yaptıkları)they used tohilelerineplot
🇹🇷 6:124 Onlara bir âyet geldiği zaman: "Allah'ın peygamberlerine verilenin aynısı bize de verilmedikçe iman etmeyiz" derler. Allah peygamberliğini kime vereceğini daha iyi bilir. Suçlu olanlara, yaptıkları hilelerinden dolayı Allah katından bir zillet ve şiddetli bir azap erişecektir.
kimiSo whoeveristersewantsAllahAllahdoğru yola iletmekthatona hidayet ederHe guides him açarHe expandsonun göğsünühis breastİslam'ato Islamkimi deand whoeveristerseHe wantssaptırmakthatonu saptırırHe lets him go astrayyaparHe makesonun göğsünühis breastdaralmıştighttıkanıkand constrictedgibias thoughyükseliyorhe (were) climbinggöğeintogökthe skyişte böyleThusçökertirplacesAllahAllahpislik (sıkıntı)the filthüstüneonkimselerinthose whoinanmayan(ların)(do) notiman ederlerbelieve
🇹🇷 6:125 Allah kimi hidayete erdirmek isterse, onun gönlünü İslâm'a açar. Kimi de saptırmak isterse, sanki göğe yükseliyormuş gibi, göğsünü dar ve sıkıntılı yapar. Allah, inanmayanları işte böyle pislik içinde bırakır.
işte budurAnd thisyolu(is the) wayRabbinin(of) your Lord doğrustraightmuhakkakCertainlybiz geniş geniş açıkladık.We have detailedayetlerithe Verseskavimler içinfor a peopleöğüt alanwho take heed
🇹🇷 6:126 İşte Rabbinin doğru yolu budur. Şüphesiz biz, hatırlayıp ibret alan bir kavim için âyetleri geniş bir şekilde açıkladık.
onlarındırFor themyurdu(will be) homeesenlik(of) [the] peacekatındawithRableritheir Lordve OAnd Heonların dostudur(will be) their protecting frienddolayıbecauseolduklarından(of what) they used toyapıyor(lar)do
🇹🇷 6:127 Onlar için Rableri katında selâmet yurdu vardır. Yaptıkları iyi amellerden dolayı, Allah onların dostudur.
ve günAnd (the) Daybir araya toplayacağıHe will gather themhepsiniallEy topluluğu(and will say), "O assemblycinler(of) [the] jinnmuhakkakCertainlysiz çok uğraştınızyou have (misled) manyinsanlarlaofinsanlarthe mankindderler kiAnd will sayonların dostlarıtheir friendsinsanlardanamongadamlarthe menRabbimizOur Lordyararlandıkprofitedkimimizsome of uskimimizdenby othersve ulaştıkand we have reachedsonunaour termkiwhichverdiğin süreninYou appointedbizefor us(Allah da) buyurur kiHe will sayateştirThe Firedurağınız(is) your abodeebedi kalacaksınızwill abide foreveroradain ithariçexceptdilemesi(for) whatdilerwillsAllah'ınAllahşüphesiz;IndeedRabbinyour Lordhüküm ve hikmet sahibidir(is) All-WisebilendirAll-Knowing
🇹🇷 6:128 (Allah), onların hepsini topladığı gün, cinlere: "Ey cin topluluğu! İnsanların çoğunu yoldan çıkardınız" der. İnsanlardan cinlerin dostu olanlar da şöyle derler: "Rabbimiz! Biz birbirimizden faydalandık. Nihayet bize tayin ettiğin vademize ulaştık". Allah da: "Sizin durağınız cehennemdir. Orada, Allah'ın dilemesi müstesna, ebedi olarak kalacaksınız" der. Şüphesiz Rabbin hikmet sahibidir, her şeyi bilendir.
işte böyleAnd thuspeşine takarızWe make friendsbir kısmınısome (of)zalimlerinthe wrongdoersdiğerlerinin(to) othersötürüfor whatolduklarındanthey used tokazanıyor(lar)earn
🇹🇷 6:129 İşte biz böylece, kazandıkları günahlardan dolayı zalimlerin bir kısmını, diğer bir kısmına dost yaparız.
Ey topluluğuO assemblycin(of) [the] jinnve insanand [the] mengelmedi mi?Did (there) notsana gelircome to youelçilerMessengersiçinizdenfrom (among) youanlatanrelatingsizeto youayetlerimiMy Versesve sizi uyaranand warning youkarşılaşacağınıza dair(of the) meetinggününüzle(of) your daybuthisdedilerThey will sayşahidizWe bear witnessaleyhineagainstnefsimizourselvesonları aldattıAnd deluded themhayatıthe lifedünya(of) the worldve şahidlik ettilerand they will bear witnesskarşıagainstnefislerinethemselvesşüphesizthat theyolduklarınawerekafirdisbelievers
🇹🇷 6:130 (Allah) "Ey cin ve insan topluluğu! İçinizden size âyetlerimi anlatan ve bugününüze kavuşacağınız hususunda sizi uyaran peygamberler gelmedi mi?" deyince onlar: "Kendi aleyhimize şahidiz" derler. Dünya hayatı onları aldattı ve kendilerinin kâfir olduklarına şahitlik ettiler.
bu böyledirThat (is because)çünkü[that]değildirnot…dırisRabbinyour Lordhelak edicione who destroysülkelerithe citieszulüm ilefor (their) wrongdoinghalkıwhile their peoplehabersiz iken(are) unaware
🇹🇷 6:131 Bu (şundan dolayıdır ki) Rabbin, halkı habersiz iken ülkeleri zulüm ile helak edici değildir.
her birininAnd for alldereceleri vardır(will be) degreesyaptıkları işlere görefor whatyaptılarthey diddeğildirAnd notRabbin(is) your Lordhabersizunawareonların yaptıklarındanabout whatyaparlarthey do
🇹🇷 6:132 Her birinin yaptıklarına göre dereceleri vardır. Rabbin onların yaptıklarından habersiz değildir.
ve RabbinAnd your Lordzengindir(is) the Self-Sufficientsahibidir(the) Possessorrahmet(of) mercyeğerIfdilerseHe willssizi uzaklaştırırHe can take you awayve yerinize getirirand grant successionsizden sonrafromsenden sonraafter youdilediğini(to) whomO dilerHe willsgibiassizi yarattığıHe raised yousoyundanfromsoylarthe descendantsbir topluluğun(of) peoplebaşkaother
🇹🇷 6:133 Rabb'ın, hiçbir şeye muhtaç değildir, merhamet sahibidir. Sizi, başka bir kavmin soyundan getirdiği gibi, dilerse, sizi de yok edip, sizden sonra yerinize dilediğini getirir.
muhakkakIndeedsize söylenen uyarıwhatsize vadediliryou are promisedgelecektir(is) sure to comeve değil(siniz)And notsiz(can) youonu engelleyecekescape (it)
🇹🇷 6:134 Size vaad edilenler muhakkak gelecektir, siz, onun önüne geçemezsiniz.
de kiSayEy kavmimO my peopleyapacağınızı yapınWorkimkanınıza göreonyerinizyour positionşüphesiz ben deIndeed, I amyapıyoruma workeryakındaAnd soonbileceksinizyou will knowkiminwhoolacağınıwill havesonununfor himselfsonunda(in) the endbu yurdun(a good) homeşüphesizIndeed [he]iflah olmazlar(will) notkurtuluşa erersinizsucceedZalimlerthe wrongdoers
🇹🇷 6:135 De ki: "Ey kavmim! Gücünüz yettiğince yapacağınızı yapın, ben de yapıyorum. Yakında (dünya) yurdunun sonunun kimin olduğunu bileceksiniz. Muhakkak zalimler kurtuluşa eremezler".
ve kıldılarAnd they assignAllah'ınto Allahşeylerdenout of whatyarattığıHe producedekin(ler)denofekinlerthe cropsve hayvanlar(dan)and the cattlebir paya sharedediler kiand they saybuThisAllah'ındır(is) for Allahzanlarıncaby their claimbu daAnd thisortaklarımızındır(is) for our partners(halbuki)But whatolanisortaklarına aitfor their partnersulaşmaz(does) notulaşırreachAllah'a[to]AllahAllaholan (ise)while what…dırisAllah'a aitfor Allahothen itulaşırreachesortaklarına[to]ortaklarıtheir partnersne kötüEvilhüküm veriyorlar(is) whathükmederlerthey judge
🇹🇷 6:136 Allah'ın yarattığı ekin ve hayvanlardan Allah'a bir hisse ayırmakta ve kendilerince: "Bu, Allah'a ait; şu da ortaklarımıza ait" demektedirler. Ortakları için olan hisse Allah'a ulaşmamakta, fakat Allah'a ayrılan hisse ortaklarına ulaşmaktadır. Verdikleri hüküm ne kötüdür.
ve yineAnd likewisesüslü gösterdilermade pleasingçoğunato manymüşriklerdenofmüşriklerthe polytheists öldürmeyi(the) killingevladlarını(of) their children ortaklarıtheir partners onları mahvetsinler diyeso that they may ruin themve karıştırsınlar diyeand that they make confusingkendito themdinlerinitheir religioneğerAnd ifdileseydi(had) willedAllahAllahbunu yapamazlardınotbunu yapmazlardı(would) they have done soöyleyse onları baş başa bırakSo leave themşeylerleand whatuydurduklarıthey invent
🇹🇷 6:137 Yine ortakları, müşriklerden çoğuna evlatlarını öldürmeyi güzel gösterdi ki, hem kendilerini mahvetsinler, hem de dinlerini karıştırıp bozsunlar. Allah dileseydi bunu yapamazlardı. O halde onları, uydurduklarıyla baş başa bırak!
dediler kiAnd they saybunlarThesehayvanlardır(are) cattleve ekinlerdirand cropsdokunulmazforbiddenyiyemezno (one)onları yiyebilircan eat thembaşkasıexceptkimsedenwhombizim dilediğimizwe willzanlarıncaby their claimve hayvanlarAnd cattleyasaklanmışforbiddensırtı(na binilmesi)(are) their backsve hayvanlarand cattleanılmayannotanarlarthey mentionadı(the) nameAllah'ın(of) Allahüzerlerineon itiftira ederek(as) an inventionO'na (Allah'a)against Himonları cezalandıracaktırHe will recompense themnedeniylefor whatiftira etmelerithey used touydururlarinvent
🇹🇷 6:138 Zanlarınca dediler ki: "Bunlar dokunulmaz hayvanlar ve ekinlerdir. Bunları bizim dilediğimizden başkası yiyemez. Bunlar da sırtına binilmesi yasaklanmış hayvanlar." Bir kısım hayvanları da üzerlerine Allah'ın adını anmadan boğazlarlar. Bütün bunları Allah'a iftira ederek yaparlar. Allah onları iftiralarıyla cezalandıracaktır.
ve dediler kiAnd they sayolanlarWhatkarınlarında(is) inrahimler(the) wombsbu(of) thesehayvanlarıncattleyalnız(is) exclusivelyerkeklerimize aittirfor our malesve haramdırand forbiddenüzerineonkadınlarımızour spousesve eğerBut ifolursaisölü(born) deado zaman hepsithen they (all)ondain itortaktır(are) partnerscezalarını verecektirHe will recompense thembu nitelendirmelerinin(for) their attributionçünkü OIndeed, Hehüküm ve hikmet sahibidir(is) All-WisebilendirAll-Knowing
🇹🇷 6:139 Dediler ki: "Bu hayvanların karınlarındakiler sadece erkeklerimize ait olup kadınlarımıza haramdır". Eğer ölü doğarsa o zaman hepsi onda ortaktır. Bu nitelemelerinden dolayı Allah onların cezasını verecektir. Çünkü O hikmet sahibidir, her şeyi bilendir.
muhakkakCertainlyziyana uğrarlar(are) lostkimselerthose whoöldüren(ler)killedçocuklarınıtheir childrenbeyinsizce(in) foolishnessbilgisizlik yüzündenwithoutbilgiknowledgeve haram kılanlarand forbidkendilerine verdiği rızkıwhatonlara rızık verildi(bas been) provided (to) themAllah'ın(by) Allah iftira ederekinventing (lies)karşıagainstAllah'aAllahmuhakkakCertainlysapmışlardırthey have gone astrayve değillerdirand notonlarthey areyola geliciguided-ones
🇹🇷 6:140 Bilgisizlik yüzünden beyinsizce çocuklarını öldürenler ve Allah'ın kendilerine verdiği rızkı, Allah'a iftira ederek haram kılanlar muhakkak ki, ziyana uğradılar. Bunlar, doğru yoldan sapmışlardır; hidayete erecek de değillerdir.
ve O'durAnd Heki(is) the One Whoyaratanproducedbahçelerigardensçardaklıtrellisedveand other thançardaksıztrellisedhurma(ları)and the date-palmve ekin(ler)iand the cropsçeşit çeşitdiverseürünleri(are) its tasteve zeytinleriand the olivesve narlarıand the pomegranatesbirbirine benzersimilarve benzemezand other thanbenzersimilaryeyinEatmeyvasındanofmeyvesiits fruitzamanwhenmeyva verdiğiit bears fruitve verinand givehakkını (sadakasını)its duegünü(on the) dayhasat(of) its harvestve aslaAnd (do) notisraf etmeyin(be) extravagantçünkü OIndeed, Hesevmez(does) notseverlerloveisraf edenlerithe ones who are extravagant
🇹🇷 6:141 Asmalı ve asmasız (üzüm) bahçeleri, hurmaları, ürünleri çeşit çeşit ekinleri, zeytinleri ve narları, birbirine benzer ve benzemez biçimde yaratan O'dur. Her biri meyve verince meyvesinden yiyin, hasat günü de hakkını (zekat ve sadakasını) verin; amaisraf etmeyin, çünkü O, israf edenleri sevmez.
hayvanlardanAnd ofdavarlarthe cattle(kimi) yük taşır(are some for) burden(kiminin) tüyünden sergi yapılırand (some for) meatyeyinEatsize verdiği rızıktanof whatsize rızık verildi(has been) provided (to) youAllah'ın(by) Allahizlemeyinand (do) notuyarlarfollowadımlarını(the) footstepsşeytanın(of) Shaitaanzira oIndeed, hesizin için(is) to youbir düşmandıran enemyapaçıkopen
🇹🇷 6:142 Hayvanlardan da (çeşit çeşit yarattı). Kimi yük taşır, kiminin yününden döşek yapılır. Allah'ın size verdiği rızıktan yiyin ve şeytanın adımlarına uymayın (peşinden gitmeyin); çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır.
sekizEightçiftpairs koyundanofkoyunthe sheepikitwove -denand ofkeçilerthe goatsikitwode kiSayiki erkeği mi?(Are) the two malesharam ettiHe has forbiddenyoksaoriki dişiyi (mi?)the two femalesyoksaor whatbulunan(yavru)ları mıcontainsrahimlerinde[in it]rahimler(the) wombsiki dişinin(of) the two femalesbana haber verinInform mebilgi ilewith knowledgeeğerifisenizyou aredoğrutruthful
🇹🇷 6:143 Sekiz çift: Koyundan iki, keçiden iki. De ki: "(Allah), iki erkeği mi haram kıldı yoksa iki dişiyi mi, ya da iki dişinin rahimlerinde bulunan yavruları mı? Eğer doğru iseniz bana ilimle haber verin."
veAnd ofdevedenthe camelsikitwove -danand ofineklerthe cowsikitwode kiSayiki erkeği mi?(Is it) the two malesharam ettiHe (has) forbiddenyoksaoriki dişiyi (mi?)the two femalesyoksaor whatbulunan(yavru)ları mıcontainsRahimlerinde[in it]rahimler(the) wombsiki dişinin(of) the two femalesyoksaOroldunuzwere youşahidler (mi?)witnesseszamanwhensize vasiyyet ettiğienjoined youAllah'ınAllahböylewith thiskim olabilir?Then whodaha zalim(is) more unjustuydurandanthan (one) whouydururinventskarşıagainstAllah'aAllahbir yalana liesaptırmak içinto misleadinsanlarıthe peopleolmaksızınwithoutbilgisiknowledgeşüphesizIndeedAllahAllahdoğru yola iletmez(does) nothidayet ederguidetopluluğuthe peoplezalimthe wrongdoing
🇹🇷 6:144 Ve deveden iki, sığırdan iki. De ki: (Allah), "İki erkeği mi haram kıldı, yoksa iki dişiyi mi, ya da iki dişinin rahimlerinde bulunan yavruları mı? Yoksa, Allah'ın size böyle vasiyet ettiğine şahitler mi oldunuz? (O'nun yanında mıydınız?). Böyle hiçbir bilgiye dayanmadan, insanları saptırmak için, Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalim kim olabilir? Şüphesiz Allah, o zalimler topluluğunu doğru yola iletmez"
de kiSaybulamıyorumNotbulur muyum(do) I findşeydeinnewhatvahyolunanhas been revealedbanato mebir haramlık(anything) forbiddenüzerinetoyemekan eateryiyen kimsewho eats itancak hariçtirexceptolmasıthatolsunit beleşdeadyahutorkanbloodakıtılmışpoured forthyahutoreti(the) fleshdomuz(of) swine pistir-ki şüphesizfor indeed, itpistir(is) filth ya daorbir fısk(it be) disobedienceboğazlanmış[is] dedicatedbaşkası adınato other thanAllah'tanAllahonun[on it]ama kimBut whoeverçaresiz kalırsa (yiyebilir)(is) compelledsaldırmaksızınnotisteyerekdesiringveand notsınırı aşmaksızıntransgressingçünküthen indeedRabbinyour Lordbağışlayandır(is) Oft-ForgivingesirgeyendirMost Merciful
🇹🇷 6:145 De ki: "Bana vahyolunanda, (bu haram dediklerinizi) yiyen kimse için haram edilmiş bir şey bulamıyorum. Ancak leş, veya akıtılmış kan, yahut domuz etiki bu gerçekten pistir yahut Allah'tan başkası adına kesilmiş bir hayvan olursa, bunlar haramdır. Ama kim çaresiz kalırsa, (başkasının hakkına) tecavüz etmemek ve zaruret sınırını aşmamak üzere (bunlardan yiyebilir)" Çünkü Rabbin çok bağışlayandır, merhamet edendir.
veAnd toşunlara kithose whoyahudilereare Jewsharam ettikWe forbadebütüneveryolanları(animal) withtırnaklı(ları)clawssığırınand ofineklerthe cowsve koyununand the sheepharam kıldıkWe forbadeonlarato themyağlarınıtheir fathariçexcepttaşıdıklarıwhattaşıdıcarriedsırtlarınıntheir backsyahutorbağırsaklarınınthe entrailsya daorkarışanlarwhatbitişiktir(is) joinedkemiğewith the boneböyleceThatonları cezalandırdık(is) their recompenseaşırılıkları yüzündenfor their rebellionbiz elbetteAnd indeed, Wedoğru söyleyenleriz[surely] are truthful
🇹🇷 6:146 Yahudilere bütün tırnaklı hayvanları haram kıldık. Sırtlarında, yahut bağırsaklarında bulunan, ya da kemiğe karışan yağlar dışında, sığır ve koyunun da, yağlarını onlara haram ettik. Saldırganlıkları yüzünden onları böyle cezalandırdık. Biz elbette doğru söyleyenleriz.
eğerBut ifseni yalanladılarsathey deny youde kithen sayRabbinizYour Lordsahibidir(is the) Possessorrahmet(of) MercybolVast(fakat)but notgeri çevrilmezwill be turned backO'nun azabıHis wrathtoplumdanfrominsanlarthe peoplesuçlu(who are) criminals
🇹🇷 6:147 Eğer seni yalanladılarsa, de ki: "Rabbiniz geniş rahmet sahibidir. Bununla beraber O'nun azabı da suçlu toplumdan geri çevrilmez."
diyecekler kiWill saykimselerthose whoortak koşan(lar)associate partners (with Allah)şayetIfisteseydiHad willedAllahAllahbiz ortak koşmazdıknot(Allah'a) ortak koşardıkwe (would) have associated partners (with Allah)babalarımız daand notatalarımızour forefathersharam yapmazdıkand notharam kılardıkwe (would) have forbiddenhiçbir[of]şeyianythingöyle (demişlerdi)Likewiseyalanlayanlardeniedonlardan öncethose who-dendi(were from)onlardan öncebefore themnihayetuntiltadmışlardıthey tastedazabımızıOur wrathde kiSayvar mı?Isyanınızdawith youhiç[of]bir bilgiany knowledgeçıka(rıp gösterece)ğinizthen produce itbizefor ussiz uyuyorsunuzNotuyarsınızyou followsadeceexceptzannathe assumptionve eğerand notsizyou (do)sadecebutsaçmalıyorsunuzguess
🇹🇷 6:148 Allah'a ortak koşanlar diyecekler ki: "Allah dileseydi ne biz ortak koşardık, ne de atalarımız ortak koşardı, hiçbir şeyi de haram kılmazdık." Onlardan önce yalanlayanlar da böyle söylemişlerdi de sonunda azabımızı tatmışlardı. De ki: "Yanınızda bize çıkarabileceğiniz bir bilgi mi var? Siz, sadece zanna uyuyorsunuz ve siz sadece saçmalıyorsunuz."
de kiSayAllah'ındırWith Allahdelil(is) the argument üstün olanthe conclusiveeğerAnd ifdileseydiHe (had) willedelbette doğru yola iletirdisurely He (would) have guided youhepiniziall
🇹🇷 6:149 De ki: "En kesin ve üstün delil, Allah'ındır. Allah isteseydi, elbette hepinizi doğru yola iletirdi."
de kiSayhaydi getirinBring forwardtanrılarınızıyour witnesseso kithose whoşahidlik edecektestifyAllah'ınthatAllahAllahyasakladığınaprohibitedbunuthiseğerThen ifşahidlik ederlersethey testifysen şahidlik etmethen (do) notşahitlik ederlertestifyonlarla beraberwith themveAnd (do) notuymafollowkeyiflerine(the) desireskimselerin(of) those whoyalanlayan(ların)deniedayetlerimiziOur Signsve kimselerinand those whove inanmayanların(do) notiman ederlerbelieveahiretein the Hereafterve onlarwhile theyRablerinewith their Lordeş tutmaktadırlarset up equals
🇹🇷 6:150 De ki: "Haydi, Allah bunu yasak etti diye tanıklık edecek şahitlerinizi getirin.". Eğer onlar şahitlik ederlerse, sen onlarla beraber şahitlik etme. Âyetlerimi yalanlayanların ve ahirete inanmayanların keyiflerine uyma. Çünkü onlar Rablerine başkasını denk tutuyorlar.
de kiSaygelinComeokuyayımI will reciteşeyleriwhatharam kıldığıhas prohibitedRabbinizinyour Lordsizeto youaslaThat (do) notortak koşmayınassociateO'nawith Himhiçbir şeyianythingve ana babayaand with the parentsiyilik edin(be) goodveand (do) notöldürmeyinkillçocuklarınızıyour childrenfakirlik korkusuyla(out) ofyoksullukpovertybizWesizi besliyoruzprovide for youonlarıand for themyaklaşmayınAnd (do) notyaklaşmayıngo nearfuhuşlara[the] immoralitiesnewhataçığına(is) apparentonunof themve nedeand whatkapalısına(is) concealedve kıymayınAnd (do) notöldürürlerkillcanathe soulyasakladığıwhichharam kılındıhas (been) forbiddenAllah'ın(by) Allaholmadanexcepthak ileby (legal) rightişteThatsize tavsiye etti(He) has enjoined on youbunlarıwith itumulur kiso that you maydüşünürsünüzuse reason
🇹🇷 6:151 De ki: Rabbinizin size neleri haram kıldığını okuyayım: O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, ana babaya iyilik edin, fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin, sizin de onların da rızkını biz veriyoruz. Kötülüklerin açığına da, gizlisine de yaklaşmayın. Haksız yere Allah'ın haram kıldığı cana kıymayın. Düşünesiniz diye Allah size bunları emretti.
yaklaşmayınAnd (do) notyaklaşmayıngo nearmalınawealthyetimin(of) the orphansmüstesnaexcept(olması)with thatonunwhichen güzel biçimde(is) bestkadaruntilerişinceyehe reacheserginlik çağınahis maturityve tam yapınAnd give fullölçü[the] measureve tartıyıand the weightadaletlewith justicebiz teklif etmeyizNotyüklerizWe burdenkişiyeany souldışındakiniexceptgücünün yettiğinden(to) its capacityve zamanAnd whensöylediğinizyou speakadalet yapınthen be justeğereven ifolsa dahe isakrabanız(one of)yakın bir akrabaa near relativeve tutunAnd (the) CovenantAllah'a(of) Allahverdiğiniz sözüfulfilişteThatsize tavsiye etti.(He) has enjoined on youbunlarıwith itumulur kiso that you mayöğüt alırsınızremember
🇹🇷 6:152 Yetimin malına yaklaşmayın; yalnız erginlik çağına erişinceye kadar (malına) en güzel biçimde (yaklaşabilir ve uygun şekilde harcayabilirsiniz). Ölçü ve tartıyı tam adaletle yapın. Biz kimseye gücünün yettiğinden fazlasını teklif etmeyiz. Söylediğiniz zaman da, yakınınız da olsa âdil olun ve Allah'a verdiğiniz sözü tutun. Öğüt alıp düşünesiniz diye Allah bunları size emretmiştir.
ve işteAnd thatbudurthisbenim yolum(is) My pathdosdoğrustraightona uyunso follow ituymayınAnd (do) notuyarlarfollowyollarathe (other) pathsayırmasınthen they will separatesiziyouO'nun yolundanfromO'nun yoluHis pathböyleceThatsize tavsiye etti(He) has enjoined on youkendisiyle[with it]umulur kiso that you maykorunursunuzbecome righteous
🇹🇷 6:153 İşte benim doğru yolum budur; ona uyun. Sizi O'nun yolundan ayıracak başka yollara uymayın. (Azabından) korunmanız için Allah size böyle tavsiye etmiştir.
sonraMoreoververdikWe gaveMusa'yaMusaKitabıthe Book(ni'metimizi) tamamlamak içincompleting (Our Favor)üzerineonkimselerethe one whoiyilik eden(lere)did goodve açıklamak (için)and an explanationherof everyşeyithingve yola ileticiand a guidanceve rahmet olarakand mercyumulur kiso that they maykavuşacaklarınain (the) meetingRablerine(with) their Lordinanırlarbelieve
🇹🇷 6:154 Sonra iyilik edenlere (nimetimizi) tamamlamak, her şeyi açıklamak ve doğru yola iletici ve rahmet olmak üzere Musa'ya Kitab'ı verdik ki, Rablerinin huzuruna varacaklarına inansınlar.
işte bu (Kur'an) daAnd thisKitaptır(is) a BookindirdiğimizWe have revealed it mübarekblessedO'na uyunso follow itve korununand fear (Allah)umulur ki sizso that you maymerhamet olunursunuzreceive mercy
🇹🇷 6:155 İşte bu (Kur'ân) da mübarek bir Kitap'tır. Onu biz indirdik. Ona uyun ve Allah'tan korkun ki, size rahmet edilsin.
demeyesinizLestdersinizyou sayyalnızOnlyindirildiwas revealedKitapthe Booküzerineoniki toplulukthe two groupsbizden öncekifrombizden öncebefore usbiz ise idikand indeedidikwe wereonların okumasındanaboutokumalarıtheir studyhabersizcertainly unaware
🇹🇷 6:156 (Onu size indirdik ki:) "Kitap, sadece bizden önceki iki topluluğa (yahudi ve hıristiyanlara) indirildi; biz ise, onların okumasından habersizdik (o kitapları okuyamıyor ve dillerini anlayamıyorduk)" demeyesiniz.
yahutOrdemeyesinizyou sayeğerIfşüphesiz ki[that]indirilseydiwas revealedbizeto usKitapthe Bookbiz olurduksurely we (would) have beendaha doğru yoldabetter guidedonlardanthan themişteSo verilysize de geldihas come to youaçık delilclear proofsRabbinizdenfromRabbinyour Lordve hidayetand a Guidanceve rahmetand a Mercykim olabilir?Then whodaha zalim(is) more unjustkimsedenthan (he) whoyalanlayıpdeniesayetlerini[with] (the) VersesAllah'ın(of) Allahve yüz çevirenand turns awayonlardanfrom themcezalandıracağızWe will recompensekimselerithose whoyüz çevirenleriturn awayayetlerimizdenfromayetlerimizOur Signsen kötüsüyle(with) an evilazabınpunishmentötürübecauseyüz çevirmelerindenthey used toyüz çevirirlerturn away
🇹🇷 6:157 Yahut: "Eğer bize kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk", demeyesiniz. İşte size de Rabbinizden açık delil, hidayet ve rahmet geldi. Allah'ın âyetlerini yalanlayıp, onlardan yüz çevirenden daha zalim kim olabilir? Âyetlerimizden yüz çevirenleri, yüz çevirmeleri sebebiyle azabın en kötüsüyle cezalandıracağız.
mı?Arebekliyorlarthey waitingilleexceptgelmesinithatonlara gelircomes to themmeleklerinthe AngelsyahutorgelmesinicomesRabbininyour Lordya daorgelmesinicomesbazısome (of)ayetlerinin(the) SignsRabbinin(of) your Lordgün(The) Daygeldiği(when) comesbazısome (of)ayetleri(the) SignsRabbinin(of) your Lordfayda sağlamaznotfayda verirwill benefitkimseyea soulinanmasıits faithhiçnotetmemiş(if) it hadimanbelieveddaha öncefromöncebeforeya daorkazanmamış olanearnedimanındathroughimanıits faithbir hayırany goodde kiSaybekleyinWaitbiz deIndeed, webeklemekteyiz(are) those who wait
🇹🇷 6:158 (İnanmak için) ille meleklerin gelmesini, yahut Rabbinin gelmesini, ya da Rabbinin bazı âyetlerinin gelmesini mi bekliyorlar? Ama Rabbinin (azab) işaretlerinin geldiği gün, daha önce iman etmemiş, yahut imanında bir hayır kazanmamış kimseye, artık inanması bir fayda sağlamaz. De ki: "Bekleyin; biz de beklemekteyiz."
gerçektenIndeedkimselerthose whoparça parça edendividedinlerini;their religionve olanlar (var ya)and becomegrup grupsectssenin yokturyou are notonlarlawith themhiçbir (ilişkin)inhiçbir şeyanythingancakOnlyonların işitheir affairAllah'a (kalmış)tır(is) withAllahAllahsonrathenonlara haber verecektirHe will inform themşeyleriof whatolduklarıthey used toyapıyorlardo
🇹🇷 6:159 Dinlerini parça parça edip, grup grup olanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur. Onların işi Allah'a kalmıştır, sonra (Allah) onlara yaptıklarını haber verecektir.
kimWhoevergelirsecamebir iyiliklewith a good deedona vardırthen for himon (katı)(is) ten (times)o(getirdiği)ninthe like of itve kimAnd whoevergelirsecamebir kötülüklewith an evil deedcezalandırılmazthen notcezalandırılırhe will be recompenseddışındaexceptonun dengithe like of itve onlarand theyhaksızlığa uğratılmazlarwill nothaksızlığa uğratılır(be) wronged
🇹🇷 6:160 Kim iyilik getirirse, ona o (getirdiği)nin on katı vardır. Kim kötülük getirirse, sadece onun dengiyle cezalandırılır; onlar haksızlığa uğratılmazlar.
de kiSaymuhakkak beniIndeed (as for) mebeni ilettihas guided meRabbimmy Lordyolatobir yola pathdosdoğrustraight dinea religiondosdoğrurightdininereligionİbrahim'in(of) Ibrahim hanifa true monotheistO değildiAnd noto idihe wasortak koşanlardanfrommüşriklerthe polytheists
🇹🇷 6:161 De ki: Rabbim, beni doğru yola iletti. Dosdoğru dine, Allah'ı birleyen İbrahim'in dinine. O, ortak koşanlardan değildi.
de kiSayşüphesizIndeedbenim namazımmy prayerve ibadetimand my rites of sacrificeve hayatımand my livingve ölümümand my dyingAllah içindir(are) for AllahRabbiLordalemlerin(of) the worlds
🇹🇷 6:162 De ki: Benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm hep âlemlerin Rabbi Allah içindir.
yokturNoortağıpartnersO'nunfor Himve böyleand with thatbana emrolunduI have been commandedve benAnd I amilkiyim(the) firstmüslümanların(of) the ones who surrender (to Him)
🇹🇷 6:163 Onun ortağı yoktur. Bana böyle emrolundu ve ben müslümanların ilkiyim.
de kiSaybaşka mı?Is (it) other thanAllah'tanAllaharayayımI (should) seekRab(as) a Lord(halbuki) Owhile HeRabbi iken(is) the Lordher(of) everyşeyinthingkazanmazAnd notkazanırearnshiçeverykimsesoulbaşkasınıexceptkendisine ait olandanagainst itselfveand nottaşımazbearstaşıyan (hiç kimse)any bearer of burdenyükünüburdenbir başkasının(of) anothersonraThenRabbinizedirtoRabbinyour Lorddönüşünüz(is) your returnsize haber verecektirthen He will inform youşeyleriabout whatolduğunuzyou wereondaconcerning itayrılığa düşüyordiffering
🇹🇷 6:164 De ki: Allah herşeyin Rabbi iken, ben O'ndan başka Rab mi arayayım? Herkesin kazandığı yalnız kendisine aittir. Kendi (günah) yükünü taşıyan hiç kimse, bir başkasının (günah) yükünü taşımaz. Sonra dönüşünüz Rabbinizedir. O, ayrılığa düştüğünüz gerçeği size haber verecektir.
ve O'durAnd Hesizi yapan(is) the One Whosizi yaptı(has) made youhalifelerisuccessorsyeryüzünün(of) the earthve üstün kılanand raisedkiminizisome of youüzerineabovekiminizothersderecelerle(in) rankssizi denemek içinso that He may test youşeylerdeinnewhatsize verdiğiHe has given youdoğrusuIndeedRabbinyour Lordçabuk olandır(is) swiftcezası(in) the punishmentve Oand indeed, He (is)bağışlayandır[certainly], Oft-ForgivingesirgeyendirMost Merciful
🇹🇷 6:165 Sizi yeryüzünün halifeleri yapan, size verdiği şeylerde, sizi denemek için, kiminizi kiminizden derecelerle üstün kılan O'dur. Şüphesiz Rabbin, cezası çabuk olandır ve O, bağışlayan, esirgeyendir.