بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
hamdolsun(All) the praises and thankso Allah'a(be) to Allahkithe One Whoyarattıcreatedgöklerithe heavensve yeriand the earthve var ettiand madekaranlıklarıthe darkness[es]ve aydınlığıand the lightyine deThenkimselerthose whoinkar eden(ler)disbelievedRablerinein their Lordeşler tutuyorlarequate others with Him
🇹🇷 6:1 Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah'a mahsustur. Böyleyken kâfirler hâlâ Rablerine başkalarını eşit sayıyorlar.
OHeki(is) the One Whosizi yaratıpcreated youçamurdanfromçamurclaysonrathenkoymuşturHe decreedbir sürea term ve bir süreand a termbelirlispecifiedkendi katındanwith Himböyle ikenyetsiz halayoukuşkulanıyorsunuzdoubt
🇹🇷 6:2 Sizi çamurdan yaratan, sonra size bir ecel takdir eden O'dur. Tayin edilen bir ecel de (kıyamet zamanı) O'nun katındadır. Sonra bir de şüphe ediyorsunuz.
ve OAnd He(tek) Allah'tır(is) Allahgöklerde deingöklerthe heavensveand inyerdethe earthbilirHe knowssizin gizliniziyour secretve açığınızıand what you make publicve bilirand He knowsnewhatkazandığınızıyou earn
🇹🇷 6:3 O, göklerde de, yerde de (tek) Allah'tır. Sizin gizlinizi, açığınızı ve ne kazandığınızı bilir.
onlara gelmezAnd notonlara gelircomes to themhiçbir[of]ayetany signayetlerindenfromayetler(the) SignsRablerinin(of) their Lordaslabutolmasınlarthey areondanfrom ityüz çeviriyorturning away
🇹🇷 6:4 Onlara Rab'lerinin âyetlerinden hiçbir âyet gelmez ki, ondan yüz çevirmesinler.
işte elbetteThen indeedyalanladılarthey deniedhakkıthe truthne zaman kiwhenkendilerine geldiit came to themfakat yakındabut soonkendilerine gelecektirwill come to themhaberlerinewsşeyin(of) whatonunlathey used to[ona][at it]alay ettiklerimock
🇹🇷 6:5 Hak, kendilerine gelince onu yalanladılar. Alaya aldıkları şeyin haberi yakında kendilerine gelecektir.
görmediler miDid notgörürlerthey seenicesinihow manyyok ettikWe destroyedonlardan öncefromonlardan öncebefore themnesillerdenofnesillergenerationsonlara imkanlar vermiştikWe had established themyeryüzündeinyeryüzüthe earthne varsawhatvermediğimiz imkanlarınotyerleştirdikWe (have) establishedsizefor youve boşaltmıştıkAnd We sentgöğü de(rain from) the skyüzerlerineupon thembol bolshowering abundantlyve kılmıştıkand We madeırmaklarıthe riversakarflow(ayaklarının) altındanfromonların altındanunderneath themfakat onları helak ettikThen We destroyed themgünahlarından ötürüfor their sinsve yarattıkand We raisedonların ardındanfromonlardan sonraafter thembir nesilgenerationsbaşkaother
🇹🇷 6:6 Kendilerinden önce nice nesilleri helak ettiğimizi görmediler mi? Yeryüzünde size vermediğimiz imkanları onlara vermiştik. Onlara gökten bol bol yağmur indirmiş, altlarından ırmaklar akıtmıştık. Fakat onları günahlarından dolayı helak ettik. Ve kendilerinden sonra başka bir nesil yarattık.
ve eğerAnd (even) ifindirmiş olsaydıkWe (had) sent downsanato youbir Kitapa written Scripturekağıt üzerine yazılıinbir kâğıta parchmentonu tutsalardıand they touched itelleriylewith their handsyine derlerdisurely (would) have saidkimselerthose whoinkar eden(ler)disbelievedbuNotbu(is) thisancakbutbir büyüdürmagicapaçıkclear
🇹🇷 6:7 Eğer sana kağıtta yazılı bir kitap indirmiş olsak da onu elleriyle tutsalardı, yine de o kâfirler: "Muhakkak ki bu, apaçık bir sihirdir" derlerdi.
ve dedilerAnd they saiddeğil miydi?Why has not beenindirilmelisent downO'nato himbir melekan Angelve eğerAnd ifindirseydikWe (had) sent downbir melekan Angelbitirilmiş olurdusurely (would) have been decidedişthe matterartıkthenhiç göz açtırılmazdınoonlara süre verilirdirespite would have been granted to them
🇹🇷 6:8 "O'na bir melek indirilmeli değil miydi?" dediler. Eğer bir melek indirseydik, iş bitirilmiş olurdu, sonra kendilerine hiç göz açtırılmazdı.
Mahmoud Khalil Al-Husary