سُورَةُ النحلمَكِّيَّة ۝ ١٢٨ آيَة

16. Nahl Suresi (The Bee) · 128 ayet · Mekkî

🕮 Sayfa görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
سُورَةُ النحلمَكِّيَّة ۝ ١٢٨ آيَة

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

geldiWill comeemri(the) command of AllahAllah'ın(the) command of Allahartıkso (do) notonu acele istemeyin(be) impatient for it(Allah) uzaktırGlorified is Heve yücedirand Exalted (is) Heortak koştuklarındanabove whatortak koşarlarthey associate
🇹🇷 16:1 Allah'ın emri geldi, sakın onu acele edip istemeyiniz. Allah, müşriklerin koştukları ortaklardan münezzeh ve yücedir.
indirirHe sends downMeleklerithe Angelsruh ilewith the inspirationemrinden (olan)ofO'nun emriHis CommandüzerineuponkimselerwhomdilediğiHe willskullarındanofkullarıHis slavesdiyethatuyarsınWarnmuhakkakthat [He]yoktur(there is) notanrıgodbaşkaexceptbendenMebenden korkunso fear Me
🇹🇷 16:2 Kendi emrinden ruh (vahiy) ile melekleri, kullarından dilediği peygamberlere indirip şu gerçeği insanlara bildirin, buyuruyor: Benden başka hiçbir ilâh yoktur. Ancak benden korkun.
yarattıHe createdgöklerithe heavensve yeriand the earthhak ilein truthyücedirExalted is Heortak koştuklarındanabove whatortak koşarlarthey associate
🇹🇷 16:3 Allah gökleri ve yeri hikmeti ile yarattı. O, kâfirlerin ortak koştukları şeylerden çok yücedir.
yarattıHe createdinsanıthe human kindnutfedenfrombir damla su (nutfe)a minute quantity of semenbirdenthen beholdo (insan)hebir hasım (olup çıktı)(is) an opponentapaçıkclear
🇹🇷 16:4 O, insanı bir meniden (spermadan) yarattı. Bir de bakarsın ki o, Rabbine karşı apaçık bir düşmandır.
ve hayvanları daAnd the cattleyarattıHe created themsizin için vardırfor youonlardain themısınma(is) warmthve menfaatlerand benefitsve onlardanand from themyersinizyou eat
🇹🇷 16:5 Hayvanları da O yarattı. Onlarda sizi ısıtacak şeyler ve birçok faydalar vardır. Ve siz onlardan bir kısmını da yersiniz.
ve sizin için vardırAnd for youonlardain thembir güzellik(is) beautyzamanwhenakşamleyin getirdiğinizyou bring them inve zamanand whensabahleyin götürdüğünüzyou take them out
🇹🇷 16:6 O hayvanları, akşam vakti getirirken ve sabahleyin salarken, onlarda sizin için bir güzellik ve zevk vardır.
ve taşırlarAnd they carryağırlıklarınızıyour loads(uzak)toşehirlerea landolmadığınıznotgücünüz yetseydiyou couldvarıyorreach itdışındaexceptzahmetler çekmekwith great troublecanlar(ınız)(to) yourselvesdoğrusuIndeedRabbinizyour Lordçok şefkatlidirsurely is Most Kindçok acıyandırMost Merciful
🇹🇷 16:7 Bu hayvanlar, ancak güçlükle varabileceğiniz bir memlekete yüklerinizi taşır. Rabbiniz, şüphesiz çok şefkatlidir, çok merhametlidir.
ve atlarıAnd horsesve katırlarıand mulesve merkepleriand donkeysbinmeniz içinfor you to ride themve süs içinand (as) adornmentyaratmaktadırAnd He createsşeyleriwhatsizin bilmediklerinizinotbilirsinizyou know
🇹🇷 16:8 Hem kendilerine binesiniz, hem de zinet olsun diye atları, katırları, ve merkepleri yarattı. Ve şu anda bilemeyeceğiniz daha nice şeyler yaratacak.
ve aittirAnd uponAllah'aAllahdoğru(is) the directionyol(of) the wayfakat onun vardırand among themeğrisi de(are) crookedşayetAnd ifdileseydiHe willeddoğru yola iletirdisurely He would have guided youhepiniziall
🇹🇷 16:9 Doğru yolu göstermek Allah'a aittir. Onun eğrisi de vardır. Allah dileseydi, sizin hepinizi hidayete erdirirdi.
O'durHeindiren(is) the One Whoindirirsends downgöktenfromgökthe skybir suwatersizin içinfor youondandırof itiçeceğ(iniz)(is) drinkve ondandırand from it(bitkiler)(grows) vegetationondain whichhayvanları otlattığınızyou pasture your cattle
🇹🇷 16:10 Sizin için gökten su indiren O'dur. İçecek su ondandır; hayvanlarınızı otlattığınız bitkiler de o su ile yetişir.
bitirmektedirHe causes to growsizefor youonunlawith itekinlerthe cropsve zeytinand the olivesve hurmaand the date-palmsve üzümlerand the grapesveand ofher çeşittenevery kindmeyvalar(of) fruitsşüphesizIndeedbundainşuthatibret vardırsurely (is) a signbir toplum içinfor a peopledüşünenwho reflect
🇹🇷 16:11 Allah, sizin için, o su ile ekin, zeytin, hurmalıklar, üzümler ve her çeşit meyveleri bitirir. Şüphesiz ki bunda düşünecek bir topluluk için büyük bir ibret vardır. ()
hizmetinize verdiAnd He has subjectedsizinfor yougeceyithe nightve gündüzüand the dayve güneşiand the sunve ay'ıand the moonve yıldızlar daand the starsboyun eğdirilmiştir(are) subjectedO'nun emriyleby His commandşüphesizIndeedbundainşuthatibretler vardırsurely (are) signsbir toplum içinfor a peopleaklını kullananwho use reason
🇹🇷 16:12 Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin hizmetinize O verdi. Bütün yıldızlar da O'nun emrine boyun eğmişlerdir. Şüphesiz ki bunda aklını kullanan bir toplum için ibretler vardır.
ve vardırAnd whateveryarattıklarındaHe multipliedsizin içinfor youyeryüzündeinyeryüzüthe earthçeşitli(of) varyingrenklerdekicolorsşüphesizIndeedbundainşuthatibret vardırsurely (is) a signbir toplum içinfor a peopleöğüt alanwho remember
🇹🇷 16:13 Yeryüzünde sizin için yarattığı değişik renklerdeki şeyleri de sizin hizmetinize sunmuştur. Elbette bunda öğüt alan kimseler için bir ibret vardır.
O'durAnd Hehizmetinize veren(is) the One Whoboyun eğdirdisubjecteddenizithe seayemeniz içinfor you to eatondanfrom itetmeattaptazefreshve çıkarmanız içinand that you bring forthondanfrom itsüslerornamentskuşanacağınız(that) you wear themve görüyorsun kiAnd you seegemilerthe shipsdenizi yara yara gitmektedirploughingonun içindethrough itaramanız içinand that you may seekO'nun lutfunuofO'nun lütfuHis Bountyve olur kiand that you mayşükredersiniz(be) grateful
🇹🇷 16:14 Yine denizden taze et (balık) yiyesiniz ve ondan takındığınız süs eşyasını çıkarasınız diye, denizi emrinize veren Allah'tır. Gemilerin denizde suyu yararak gittiklerini görüyorsun. Lütfundan rızık aramanız ve şükretmeniz için Allah böyle yapmıştır.
ve attıAnd He has castyeryüzüneinyeryüzüthe earthdağlarfirm mountainsdiyelestsarsmasınit should shakesiziwith youve ırmaklarand riversve yollarand roadsumulur kiso that you maydoğru yolu bulursunuzbe guided
🇹🇷 16:15 Allah, yeryüzü sizi sarsmasın diye oraya sabit dağlar yerleştirdi. Yolunuzu bulmanız için de nehirler ve yollar yarattı.
ve (nice) işaretlerAnd landmarksve yıldız(lar)laAnd by the starsonlartheyyol bulurlarguide themselves
🇹🇷 16:16 Daha birçok âlametler yarattı. İnsanlar geceleyin de Allah'ın yarattığı yıldızlarla yönlerini bulurlar.
midir?Then is He Whoyaratancreateskimse gibilike one whoyaratmayan(does) notyaratırcreatedüşünmüyor musunuz?Then will you notanınremember
🇹🇷 16:17 Hiç yaratan (Allah), yaratmayan (putlar) gibi olur mu? Artık siz düşünmez misiniz?
ve eğerAnd ifsaysanızyou should countni'metinithe Favors of AllahAllah'ınthe Favors of Allahsayamazsınıznotonları sayamazsınızyou could enumerate themdoğrusuIndeedAllahAllahçok bağışlayandır(is) Oft-Forgivingçok esirgeyendir;Most Merciful
🇹🇷 16:18 Halbuki Allah'ın nimetlerini teker teker saymaya kalkışsanız, onları sayamazsınız. Muhakkak ki Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.
ve AllahAnd Allahher şeyi bilirknowsgizlediğinizwhatgizlersinizyou concealveand whataçığa vurduğunuzyou reveal
🇹🇷 16:19 Allah, gizlediğinizi de açıkladığınızı da bilir.
kimselerAnd those whomtaptıklarıthey invokebaşkabesidesbaşkabesidesAllah'tanAllahyaratamazlarnotyaratırlarthey createhiçbir şeyanythingzaten onlarbut (are) themselvesyaratılmaktadırlarcreated
🇹🇷 16:20 Kâfirlerin Allah'tan başka yalvardıkları (putlar) ise, hiçbir şey yaratamazlar. Çünkü onlar, kendileri yaratılmışlardır.
onlar ölüdürler(They are) deaddeğildirlernot alivedirinot alive(fakat)And notbilmezlerthey perceivene zamanwhendirileceklerinithey will be resurrected
🇹🇷 16:21 O putlar, hep ölüdürler, diri değildirler ve insanların öldükten sonra ne zaman dirileceklerini de bilmezler.
sizin tanrınızYour godtanrıdır(is) Godbir tekOneamaBut those whoinanmayanların(do) notiman ederlerbelieveahiretein the Hereafterkalbleritheir heartsinkarcıdırrefuseve onlarand theybüyüklük taslarlar(are) arrogant
🇹🇷 16:22 İlâhınız bir tek ilâhtır. Bununla beraber ahirete inanmayanların kalbleri inkârcı, kendileri de böbürlenen kimselerdir.
gizli kalmazNo doubtşüphesizNo doubtgerçektenthatAllah'aAllahbilirknowsşeyleriwhatonların gizlediklerithey concealve şeyleriand whataçığa vurduklarıthey revealşüphesiz OIndeed, Hesevmez(does) notseverlerlovebüyüklük taslayanlarıthe arrogant ones
🇹🇷 16:23 Şüphesiz ki Allah, onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da bilir. Doğrusu Allah, kendilerini büyük görüp hakkı kabul etmeyenleri sevmez.
ve ne zaman kiAnd whendendiit is saidonlarato themneWhatindirdihas your Lord sent downRabbinizhas your Lord sent downderlerThey saymasallarıTalesevvelkilerin(of) the ancient
🇹🇷 16:24 Onlara: "Rabbiniz ne indirdi? denildiği zaman "Öncekilerin efsanelerini" dediler.
yüklenmeleri içinThat they may bearkendi günahlarınıtheir own burdenstam olarak(in) fullgünüon (the) Daykıyamet(of) the Resurrectionve bir kısmınıand ofgünahlarınınthe burdenssaptırdıkları kimselerin(of) those whomonları saptırdılarthey misled [them]bilgisizcewithoutbilgiknowledgebakUnquestionablyne kötüevilşey(is) whatyükleniyorlarthey will bear
🇹🇷 16:25 Bunu söylemelerinin sebebi şu: Kıyamet günü, kendi günahlarını tam olarak yüklendikten başka, bilgisizlikleri yüzünden saptırmakta oldukları kimselerin günahlarından bir kısmını da yükleneceklerdir. Dikkat edin, yüklendikleri günah ne kötüdür!
kuşkusuzVerilytuzak kurmuşlardıplottedkimselerthose whoonlardan önceki(were) before themonlardan öncekiler(were) before themyıktı (söktü)but Allah cameAllahbut Allah camebinalarını(at) their buildingtemellerindenfromtemellerthe foundationsçökmüştüso fellbaşlarınaupon themtavanthe roofüstlerindekifromüstlerindeabove themve onlara gelmiştiand came to themazabthe punishmentyerdenfromneredewhereummadıklarıthey (did) not perceivefarkına varmadılarthey (did) not perceive
🇹🇷 16:26 Onlardan öncekiler de tuzak kurdular. Fakat Allah onların binalarını temelinden sarstı, çatı tepelerinden üzerlerine çöktü ve azap onlara farkedemedikleri bir yönden geldi.
sonraThengünü(on) the Daykıyamet(of) the Resurrectiononları rezil ederHe will disgrace themve derkiand sayhani nerede?Whereortaklarım(are) My partnersettiğinizthose (for) whomidinizyou used (to)düşmanlıkopposehaklarında[in them]derlerWill sayolanlarthose whoverilmişwere givenilimthe knowledgeşüphesizIndeedrezillikthe disgracebugünthis Dayve kötülükand evilüzerinedir(are) uponkafirlerthe disbelievers
🇹🇷 16:27 Sonra kıyamet günü Allah, O kâfirleri rezil rüsvay edecek ve diyecek ki: "Hani uğrunda müminlere karşı düşman kesildiğiniz ortaklarım nerede?" Kendilerine ilim verilmiş olanlar: "Şüphesiz bugünün rezilliği ve kötülüğü kâfirleredir." diyeceklerdir.
kimselerThose whom canlarını aldığıtake them in deathmeleklerinthe Angelszulmederlerken(while) wrongingnefislerinethemselvesdiyerekthen they would offerteslim olurlarthe submissionbizNotidikwe wereyapmıyordukdoinghiçbiranykötülükevilhayırNayşüphesizindeedAllahAllahbiliyor(is) All-Knowerşeyleriof whatsizinyou used (to)yaptıklarınızdo
🇹🇷 16:28 (O kâfirler), kendilerine zulmetmiş kimseler olarak, meleklerin, canlarını aldıkları kimselerdir. O vakit onlar şöyle diyerek teslim olurlar: "Biz, bir kötülükten dolayı yapmıyorduk." (Onlara): "Hayır, Allah sizin ne maksatla yaptığınızı elbette çok iyi bilendir."
onun için girinSo enterkapılarına(the) gatescehennemin(of) Hellsürekli kalmak üzere(to) abide foreveriçindein itne kötüdürSurely, wretchedyeri(is the) abodekibirlenenlerin(of) the arrogant
🇹🇷 16:29 "O halde içinde ebedî kalacağınız cehennemin kapılarından girin" denir. Kibirlenenlerin yeri ne kötüdür!
ve dendi kiAnd it will be saidkimselereto those whokorunan(lara)fear Allahne?Whatindirdihas your Lord sent downRabbinizhas your Lord sent downdedilerThey will sayhayrGoodkimseler için vardırFor those whogüzel iş yapan(lara)do goodbuinbuthisdünyadaworldgüzellik(is) a goodve yurdu iseand the homeahiretof the Hereafterdaha hayırlıdır(is) betterve ne güzeldirAnd surely excellentyurdu(is) the homekorunanların(of) the righteous
🇹🇷 16:30 Kötülüklerden sakınanlara: "Rabbiniz ne indirdi?" denilince: "Hayır indirdi" derler. Bu dünyada güzel amel işleyenlere güzel bir mükafat var. Elbette ahiret yurdu ise daha hayırlıdır. Allah'tan korkanların yurdu ne güzeldir!
cennetlerineGardensadn(of) Eden girerlerwhich they will enterakanflowsaltlarındanfromonların altındanunderneath themırmaklarthe riversonlar için vardırFor themoradathereinher şey(will be) whateverdilediklerithey wishişte böyleThusmükafatlandırırAllah rewardsAllahAllah rewardskorunanlarıthe righteous
🇹🇷 16:31 O girecekleri yer, Adn cennetleridir ki, altından ırmaklar akar. Orada Allah'tan korkanlara diledikleri nimetler vardır. İşte Allah, takva sahiplerini böyle mükafatlandırır.
kimselereThose whomcanlarını aldıklarıtake them in deathmeleklerthe Angelsiyi insanlar olarak(when they are) purederlersayingselamPeacesize(be) upon yougirinEntercenneteParadisekarşılıkfor whatolduklarınızayou used (to)yapıyor(lar)do
🇹🇷 16:32 Takva sahipleri o kimselerdir ki, melekler, canlarını hoş ve rahat halde alırlar. "Selam size, yapmış olduğunuz güzel işlerin mükafatı olarak girin cennet'e..." derler.
mi?Dobekliyorlarthey waitilleexceptkendilerine gelmesinithatonlara gelmesi(should) come to themmeleklerinthe Angelsyahutorgelmesini(should) comeemrinin(the) CommandRabbinin(of) your LordöyleThusyapmıştıdidkimseler (de)those whoonlardan önceki(were) before themonlardan öncekiler(were) before themonlara zulmetmediAnd notonlara zulmettiwronged themAllahAllahfakatbutonlarthey werekendi kendilerinethemselveszulmediyorlardıwronging
🇹🇷 16:33 Ancak kendilerine, ruhlarını alacak meleklerin gelmesini veya Rabbinin azab emrinin (kıyametin) gelip çatmasını bekliyorlar! Kendilerinden öncekiler de böyle yapmışlardı. Allah onlara zulmetmedi, fakat onlar kendilerine zulmetmişlerdi.
nihayet onlara ulaştıThen struck themkötülükleri(the) evil (results)yaptıklarının(of) whatyaptılarthey didve kuşattıand surroundedonlarıthemşeywhatonunlathey used (to)[ondan][of it]alay ettiklerimock
🇹🇷 16:34 Bunun için, sonunda yaptıklarının cezası başlarına felaket oldu ve alay edip durdukları o azap, kendilerini kuşattı.
ve dedilerAnd saidkimselerthose whoortak koşan(lar)associate partners (with Allah)eğerIfdileseydiAllah (had) willedAllahAllah (had) willedtapmazdıknotibadet ederdikwe (would) have worshippedO'ndan başkaother than HimO'ndan başkaother than Himhiçbiranyşeyething(ne) bizwene deand notatalarımızour forefathersve haram kılmazdıkand notharam kılardıkwe (would) have forbiddenO'nsuzother than HimO'ndan başkaother than HimhiçbiranythingşeyianythingböyleThusyapmıştıdidkimseler dethose whoonlardan önceki(ler)(were) before themonlardan öncekiler(were) before themdeğil midir?Then is (there)düşenonelçilerethe messengersyalnızexcepttebliğ etmekthe conveyanceaçıkçaclear
🇹🇷 16:35 Allah'a ortak koşanlar dediler ki: "Allah dileseydi, ne biz, ne atalarımız O'ndan başka hiçbir şeye tapmazdık ve O'nun emri dışında hiçbir şeyi haram kılmazdık" Kendilerinden öncekiler de böyle yaptılar. Buna karşı peygamberlerin vazifesi, ancak açık seçik bir tebliğden, ibarettir.
ve andolsunAnd certainlybiz gönderdikWe sentiçindeintohereverymilletnationbir elçia Messengerdiyethatkulluk edinWorshipAllah'aAllahve kaçınınand avoidtagutdanthe false deitiesonlardanThen among themkimine(were some) whomhidayet ettiAllah guidedAllahAllah guidedve onlardanand among themkimine de(were) somehak olduwas justifiedüzerlerineon themsapıklıkthe strayingişte gezinSo travelyeryüzündeinyeryüzüthe earthve bakınand seenasılhowolmuşwassonuthe endyalanlayanların(of) the deniers
🇹🇷 16:36 Andolsun ki biz her ümmete, "Allah'a ibadet edin ve putlara tapmaktan sakının." diye bir peygamber gönderdik. Allah, bu ümmetlerden bir kısmına hidayet etti, bir kısmına da sapıklık hak olmuştur. Şimdi yer yüzünde bir gezip dolaşın da bakın ki, peygamberleri yalanlayanların sonunun ne olduğunu bir görün?
şayetIfne kadar istesen deyou desireonların yola gelmelerini[for]hidayetleritheir guidancekuşkusuzthen indeedAllahAllahyola getirmez(will) nothidayet ederguidekimseyiwhomşaşırttığıHe lets go astrayve olmazand not (are)onlarınfor themhiçbiranyyardımcılarıhelpers
🇹🇷 16:37 (Ey Muhammed!) Sen o kâfirlerin hidayete ermelerini ne kadar istesen de Allah, saptırdığı kimseyi hidayete erdirmez. Onların hiçbir yardımcısı da yoktur.
ve yemin ettilerAnd they swearAllah'aby Allahbütün şiddetiylestrongestyeminlerinin(of) their oathsdiriltmez (diye)Allah will not resurrectAllah diriltmezAllah will not resurrectAllahAllah will not resurrectkimseyi(one) whoölendieshayırNayverdiği sözdür(it is) a promiseO'nun onlaraupon Himgerçek olarak(in) truthamabutçoğumostinsanların(of) the mankindbilmezler(do) notbilirlerknow
🇹🇷 16:38 Kâfirler, "Allah ölen kimseyi diriltmez." diye en kuvvetli yeminleriyle Allah'a yemin ettiler. Hayır, bu ölüleri diriltmek, Allah'ın kendisine karşı bir vaadidir. Ancak insanların çoğu bunu bilmezler.
açıklasın (diye)That He will make clearonlarato themihtilaf ettiklerinithatayrılığa düşerlerthey differhakkındawhereinve bilsinler (diye)and that may knowkimselerthose whoinkar eden(ler)disbelievedonlarınthat theyolduklarınıwereyalancılarliars
🇹🇷 16:39 Allah ölüleri diriltecek ki, o kâfirlerin, hakkında ihtilaf ettikleri şeyi onlara açıkça göstersin ve bunu inkâr edenler kendilerinin yalancı olduklarını bilsinler.
şüphesizOnlysöyleyeceğimiz sözOur Wordbir şeyito a thingzamanwhenistediğimizWe intend itsadece(is) thatdememizdirWe sayonato itolBederhal oluverirand it is
🇹🇷 16:40 Biz bir şeyi dilediğimiz zaman, ona sözümüz sadece "ol" dememizdir. O da hemen oluverir.
göç edenleriAnd those whohicret ettileremigrateduğrundain (the way)Allah(of) Allahsonraaftersonraafterkendilerine zulmedildikten[what]zulme uğradılarthey were wrongedyerleştireceğizsurely We will give them positiondünyadaindünyathe worldgüzelcegoodve mükafatı isebut surely the rewardahiret(of) the Hereafterdaha büyüktür(is) greaterkeşkeifonlartheybilselerdiknow
🇹🇷 16:41 Zulme uğradıktan sonra Allah yolunda hicret edenlere gelince, biz dünyada mutlaka onları güzel bir yere yerleştiririz. Halbuki bilirlerse ahiretin mükafatı elbette daha büyüktür.
onlar kiThose whosabrettiler(are) patientve sadeceand onRablerinetheir Lorddayanmaktadırlarthey put their trust
🇹🇷 16:42 O Muhacirler, müşriklerin eziyetlerine sabredenler ve Rablerine tevekkül edenlerdir.
veAnd notbiz göndermedikWe sentsenden öncebefore yousenden öncebefore youbaşkasınıexcepterkeklerdenmenvahyettiğimizWe revealedkendilerineto themsorunso askehline(the) peoplezikir(of) the Remindereğerifsizyoubilmiyorsanız(do) notbilirlerknow
🇹🇷 16:43 (Ey Peygamber!) Senden önce de, kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını peygamber olarak göndermedik. Eğer bunu bilmiyorsanız Tevrat ve İncil âlimlerine sorun.
açık kanıtlarıWith the clear proofsve Kitaplarıand the Booksve indirdikAnd We sent downsanato youZikr'ithe Remembranceaçıklayasın diyethat you may make clearinsanlarato the mankindşeyiwhatindirilenhas been sent downkendilerineto themta kiand that they maydüşünüp öğüt alsınlarreflect
🇹🇷 16:44 Biz o peygamberleri mucizelerle ve kitaplarla gönderdik. Ey Peygamberim! Sana da Kur'ân'ı indirdik ki, insanlara vahyedileni açıklayasın. Belki onlar da düşünürler.
emin midirler?Do then feel securekimselerthose whoyapmayı kuran(lar)plottedkötülüklerthe evil deedsgeçirmeyeceğindenthatAllah yere batırırAllah will caveAllah'ınAllah will cavekendileriniwith themyer(in dibin)ethe earthyahutorkendilerine gelmeyeceğindenwill come to themazabınthe punishmenthiçbirfromyerdenwherehiçnotummadıklarıthey perceive
🇹🇷 16:45 Sinsice kötü tuzaklar kuranlar, Allah'ın kendilerini yerin dibine geçiremeyeceğinden, yahut bilemeyecekleri bir yerden azabın gelmeyeceğinden emin mi oldular?
yahutOrkendilerini yakalamayacağından?that He may seize themdönüp dolaşırlarkeningidiş gelişleritheir going to and frodeğillerdirthen notonlartheyengel olacak dawill be able to escape
🇹🇷 16:46 Yahut (rızık için) dolaşıp dururlarken (Allah'ın azabının) kendilerini yakalayıvermesinden emin mi oldular? Üstelik onlar, azabı engelleyici de değillerdir.
yahutOrkendilerini yakalamayacağından?that He may seize themüzerindewithbir korkua gradual wastingdoğrusuBut indeedRabbinizyour Lordçok şefkatlidir(is) surely Full of Kindnessçok acıyandırMost Merciful
🇹🇷 16:47 Yahut ta kendilerini azar azar yakalayıp helak etmesinden emin mi oldular? Şüphesiz Rabbiniz çok şefkatlidir, çok merhametlidir.
görmediler mi?Have notgörmediler mithey seenşeyleri[towards]newhatyarattığıAllah has createdAllah'ınAllah has createdher şeydenfrombir şeya thingdöndüğünüInclinegölgelerinintheir shadowssağdantosağthe rightve soldanand to the leftsecde ederekprostratingAllah'ato Allahve onlarwhile theysürünerek(are) humble
🇹🇷 16:48 Onlar, Allah'ın yarattığı birtakım şeyleri görmediler mi ki? Gölgeleri Allah'ın kudretine boyun eğip secde ederek, sağa sola döner, dolaşır.
ve Allah'aAnd to Allahsecde ederlerprostratene varsawhatevergöklerde(is) ingöklerthe heavensve ne varsaand whateveryerde(is) inyeryüzüthe earthcanlılardanofyürüyen canlılarmoving creaturesve meleklerdenand the Angelsve onlarand theyasla(are) notbüyük taslamazlararrogant
🇹🇷 16:49 Göklerde ve yer yüzünde bulunan canlılar ve bütün melekler, kibirlenmeden Allah'a secde ederler.
korkarlarThey fearRablerindentheir Lordüstlerindekiabove themüstlerindeabove themve yaparlarand they doşeyiwhatemredildiklerithey are commanded
🇹🇷 16:50 Kendilerine hakim olan Rabblerinden korkarlar ve emrolundukları her şeyi yaparlar.
ve dediAnd Allah has saidAllahAnd Allah has saidedinmeyin(Do) notalırlartake(iki) tanrı[two] godsikitwoşüphesizonlyOHeTanrıdır(is) GodtekOneyalnız bendenso Me Alonekorkunyou fear [Me]
🇹🇷 16:51 Allah, buyurmuştur ki: İki ilâh edinmeyin. O, ancak bir ilâhdır. Onun için yalnız benden korkun.
ve hepsi O'nundurAnd to Him (belongs)ne varsawhatevergöklerde(is) ingöklerthe heavensve yerdeand the earthve O'nundurand to Himdin (kulluk)(is due) the worshipdaimaconstantlybaşkasından mı?Then is it other (than)Allah'tanAllahkorkuyorsunuzyou fear
🇹🇷 16:52 Göklerde ve yerde olan her şey yalnız O'nundur. Din de daima O'nundur. Böyle iken, siz Allah'tan başkasından mı korkarsınız?
(ulaşan)And whateversizeyou haveher ni'metoflütuffavorAllahtandır(is) fromAllahAllahsonraThenzamanwhensize dokunduğutouches youbir sıkıntıthe adversityyalnız O'nathen to Himyalvarırsınızyou cry for help
🇹🇷 16:53 Sizde nimet namına ne varsa hep Allah dandır. Sonra size sıkıntı dokununca Allah a feryad edersiniz.  
sonraThenzamanwhenkaldırdığıHe removeso sıkıntıyıthe adversitysizdenfrom youhemenbeholdbir grupA groupiçinizdenof youRablerinewith their Lordortak koşarlarassociate others
🇹🇷 16:54 Sonra Allah bu sıkıntıyı sizden kaldırdığı zaman, bir de bakarsınız ki, içinizden bir topluluk, hemen Rablerine ortak koşarlar.
nankörlük etmek içinSo as to denykarşıthat whichkendilerine verdiğimizeWe have given themöyleyse eğleninThen enjoy yourselvesyakındasoonbileceksinizyou will know
🇹🇷 16:55 Bunu kendilerine verdiğimiz nimete nankörlük etmek için yaparlar. Şimdi eğlenin bakalım! Fakat yakında bileceksiniz.
ve ayırıyorlarAnd they assignşeylereto whatbilmediklerinotbilirlerthey know bir paya portionverdiğimiz rızıktanof whatonları rızıklandırdıkWe have provided themAllah'a andolsun kiBy Allahsiz mutlaka sorulacaksınızsurely you will be askedşeylerdenabout whatolduğunuzyou used (to)uyduruyorlarinvent
🇹🇷 16:56 Bir de müşrikler kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden tutuyorlar mahiyetini bilmedikleri şeylere (putlara) pay ayırıyorlar. Allah'a andolsun ki, siz bu yaptığınız iftiralardan mutlaka hesaba çekileceksiniz.
ve isnad ediyorlarAnd they assignAllah'ato Allahkızlarıdaughtersşanı yüce olanGlory be to Himve kendilerine deAnd for themhoşlandıklarını(is) whatisterlerthey desire
🇹🇷 16:57 Onlar, Allah'a kızlar isnad ediyorlar. O, bundan münezzehtir. Kendilerine ise erkek çocukları isnad ederler.
zamanAnd whenmüjdelendiğiis given good newsonlardan birine(to) one of themkız çocuğuof a femalekesilirturnsyüzühis facekapkaradarkve oand heiçi öfkeyle dolarsuppresses grief
🇹🇷 16:58 Halbuki onlardan birine, kız doğum haberi müjdelendiği zaman içi öfkeyle dolar, yüzü kapkara kesilir.
gizlenirHe hides himselfkavmindenfrominsanlarthe peopledolayı(because) ofkötülüğündenthe evilverilen müjdeninof whatona müjde verildihe has been given good newsonaaboutonu tutsun mu?Should he keep ithakaretleinaşağılanmahumiliationyoksaoronu gömsün mü?bury ittoprağaintozthe dustbakUnquestionablyne kötüevilhüküm veriyorlar(is) whatkarar verirlerthey decide
🇹🇷 16:59 Kendisine verilen müjdenin kötülüğü, dolayısıyla kavminden gizlenir. Şimdi acaba o çocuğu zillet ve horluğa katlanarak saklayacak mı? Yoksa toprağa mı gömecek? Dikkat edin verdikleri hüküm ne kötüdür!
içindirFor those whoinanmayanlar(do) notiman ederlerbelieveahiretein the Hereaftersıfatlar(is) a similitudeen kötü(of) the evil(oysa) Allah'ındırand for Allahsıfatlar(is) the similitudeen yücethe Highestve OAnd Heazizdir(is) the All-Mightyhikmet sahibidirAll-Wise
🇹🇷 16:60 Ahirete iman etmeyenler için kötü sıfatlar var. En yüce sıfatlar ise, Allah'ındır. O çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
ve eğerAnd ifcezalandırsaydıAllah were to seizeAllahAllah were to seizeinsanlarıthe mankindyaptıkları (her) haksızlıklafor their wrongdoingbırakmazdınotbırakırdıHe (would) have leftüzerinde (yeryüzünde)upon ithiçbiranycanlımoving creaturefakatbutonları ertelerHe defers thembir süreye kadarforbir ecela termtakdir edilenappointedzamanThen whengeldiğicomessüreleritheir termsaslanotgeri kalmazlarthey (will) remain behindbir sa'at (dahi)an hourne deand notileri geçerlerthey can advance (it)
🇹🇷 16:61 Eğer Allah insanları zulümleri yüzünden hesaba çekseydi, yeryüzünde kımıldayan tek canlı bırakmazdı. Fakat Allah onları, belli bir vakte kadar erteler. Müddetleri (ecelleri) geldiği zaman, onu ne bir saat erteleyebilirler, ne de öne alabilirler.
ve isnad ediyorlarAnd they assignAllah'ato Allahşeyiwhathoşlanmadıklarıthey dislikeve uyduruyorlarand assertonların dilleritheir tonguesyalanthe liehakkındathatkendilerinin olacağıfor themen güzel sonucun(is) the besthiç yok kiNoşüphedoubtmutlakathatonlara vardırfor themateş(is) the Fireve onlarand that theyona sürüleceklerdir(will) be abandoned
🇹🇷 16:62 Müşrikler, kendilerinin hoşlanmadıkları şeyleri, Allah'a isnad ediyorlar. Dilleri, en güzel şeylerin kendilerine ait olduğunu yalan yere durmadan söyler. Hiç şüphesiz onlar için, sadece ateş vardır. Oraya en önde gidip kalacaklardır.
Allah'a andolsun kiBy Allahmuhakkakcertainlyelçi gönderdikWe have sentmilletleretoümmetlernationssenden öncekibefore yousenden öncebefore yousüsledibut made fair-seemingonlarato themşeytanthe Shaitaanyaptıklarınıtheir deedsOSo heonların dostudur(is) their allybugüntodayve onlar için vardırand for thembir azab(is) a punishmentacıklıpainful
🇹🇷 16:63 Allah'a yemin olsun ki, biz senden önce bir çok ümmetlere peygamberler gönderdik. Ne var ki şeytan, onlara amellerini bezeyip süslü gösterdi. Bugün de o şeytan, kâfirlerin dostudur. Onlar için acı bir azab vardır.
veAnd notindirmedikWe revealedsanato youKitabıthe Bookdışındaexceptaçıklamanthat you make clearonlarato themşeyithat whichayrılığa düştüklerithey differedhakkındain itve yol göstericiand (as) a guidanceve rahmetand mercybir kavim içinfor a peopleinananwho believe
🇹🇷 16:64 (Ey Resulüm!) Biz, sana bu kitabı (Kur'ânı) sırf hakkında ihtilafa düştükleri şeyi insanlara açıklaman için ve iman edecek topluma bir hidayet, bir rahmet olsun diye indirdik.
ve AllahAnd Allahindirdihas sent downgöktenfromgökthe skybir suwaterve dirilttithen gives lifeonunlaby ityeri(to) the earthsonraafterölümündenits deathşüphesizIndeedvardırinbundathatelbette ibret(ler)(is) surely a Signbir millet içinfor a peopleişitenwho listen
🇹🇷 16:65 Allah gökten bir su indirdi ve onunla yeryüzüne ölümünden sonra hayat verdi. Şüphesiz ki bunda dinleyen bir millet için büyük bir ibret vardır.
ve şüphesizAnd indeedsizin içinfor youvardırinhayvanlardathe cattleibret(ler)(is) a lessonsize içiriyoruzWe give you to drinkolandanfrom whatonların karınlarında(is) inkarınlarıtheir belliesarasıdanfromarasındabetweenfışkıbowelsile kanand bloodsütmilkhalispurelezzetlipalatableiçenler içinto the drinkers
🇹🇷 16:66 Gerçekten süt veren hayvanlarda da size bir ibret vardır. Size işkembelerindeki yem artıklarıyla kandan meydana gelen, içenlere içimi kolay halis bir süt içirmekteyiz.
veAnd frommeyvalarındanfruitshurma ağaçlarınınthe date-palmve üzümlerdenand the grapeselde edersinizyou takeonlardanfrom itsarhoşlukintoxicantve bir rızıkand a provisiongüzelgoodşüphesizIndeedvardırinbundathatelbette ibret(ler)(is) surely a Signbir toplum içinfor a peopleaklını kullananwho use reason
🇹🇷 16:67 Hurma ve üzüm ağaçlarının meyvalarından da hem içki, hem de güzel gıdalar edinirsiniz. Şüphesiz ki bunda aklını kullanan kimseler için büyük bir ibret vardır.
şöyle vahyettiAnd inspiredRabbinyour Lordbal arısınatoarıthe beeedin[that]alınTakedağlardanamongdağlarthe mountainsevlerhousesveand amongağaçlardanthe treesveand in whatkurdukları çardaklardanthey construct
🇹🇷 16:68 Senin Rabbin bal arısına şöyle vahyetti: Dağlardan, ağaçlardan ve insanların kuracakları kovanlardan kendine evler edin.
sonraThenye;eather çeşitfromhepsiallmeyvalardanthe fruitsve yürüand followyollarında(the) waysRabbinin(of) your Lordboyun eğerekmade smoothçıkarComes forthonun karınlarındanfromkarınlarıtheir belliesbir içeceka drinkçeşit çeşit(of) varyingrenklericolorsonda vardırin itşifa(is) a healinginsanlarafor the mankindşüphesizIndeedvardırinbundathatelbette bir ibret(is) surely a Signbir millet içinfor a peopledüşünenwho reflect
🇹🇷 16:69 Sonra meyvaların hepsinden ye de, Rabbinin (sana) kolay kıldığı yollara gir, diye ilham etti. Onların karınlarından renkleri çeşitli bir bal çıkar ki, onda insanlar için şifâ vardır. Şüphesiz ki bunda düşünen bir millet için, büyük bir ibret vardır.
🔬 İlim notu…karınlarından çeşitli renklerde bir şerbet çıkar; onda insanlar için şifa vardır.
Balın antibakteriyel ve yara iyileştirici özellikleri bugün tıp literatüründe yerini aldı.
ve AllahAnd Allahsizi yarattıcreated yousonrathenöldürürwill cause you to dieve içinizdenAnd among youkimi(is one) whoitiliris sent backen rezilinetoen kötüsüthe worstömrün(of) the agediyeso thathiçbir şeyi bilmez olsunnotbilecekhe will knowsonraafterbilgidenknowledgebiraza thingdoğrusuIndeedAllahAllahbilendir(is) All-KnowingkadirdirAll-Powerful
🇹🇷 16:70 Allah, sizi yarattı, sonra da sizi öldürecektir. İçinizden kimi de, biraz bilgiden sonra eşyayı önceki bildiği gibi bilmesin diye, ömrün en kötü çağına kadar yaşatılır. Şüphesiz ki Allah çok bilgili ve büyük kudret sahibidir.
AllahAnd Allahüstün kıldıhas favoredkiminizisome of youüzerineoverkiminizothersrızıktainrızık[the] provisiondeğildirBut notüstün kılınanlarthose whonimet verildilerwere favoredverip dewould hand overkendi rızıklarınıtheir provisionaltında bulunanlaratokimewhomsahiptirlerpossessellerinintheir right handsonlarso (that) theyonda(are) in iteşit olacak şekildeequalni'metini mi?Then is it the FavorAllah'ınof Allahinkar ediyorlarthey reject
🇹🇷 16:71 Allah, rızık yönünden bir kısmınızı diğerlerinden üstün kıldı. Kendilerine bol rızık verilenler, rızıklarını ellerinin altındakilere vermiyorlar ki, onda eşit olsunlar. Durum böyle iken Allah'ın nimetini inkâr mı ediyorlar?
AllahAnd Allahyarattı(has) madesizefor youkendi nefislerinizdenfromkendinizyourselveseşlerspousesve yarattıand has madesizefor youeşlerinizdenfromeşlerinizyour spousesoğullarsonsve torunlarand grandsonsve sizi beslediand has provided for yougüzel rızıklarlafromtemiz şeylerthe good thingshâlâ batıla mı?Then in falsehood doinanıyorlarthey believeve ni'metineand the FavorAllah'ınof Allahonlartheynankörlük ediyorlardisbelieve
🇹🇷 16:72 Allah, size kendi cinsinizden eşler, o eşlerinizden de oğullar ve torunlar yarattı. Sizi helal ve güzel gıdalarla rızıklandırdı. Onlar, hâlâ batıla mı inanıyorlar? ve Allah'ın nimetini inkâr mı ediyorlar?
ve tapıyorlarAnd they worshipbaşkaother thanbaşkaother thanAllah'tanAllahaslawhichdeğilnotveremeyecekpossesseskendilerinefor themrızıkany provisiongöklerdenfromgöklerthe heavensve yerdenand the earthhiçbir[anything]veand notbunu asla yapamayacak olanthey are able
🇹🇷 16:73 Müşrikler, Allah'ı bırakıp, göklerden ve yerden kendileri için hiçbir rızka sahip olmayan ve sahip olmaya da güçleri yetmeyen şeylere taparlar.
benzetmeler yapmayınSo (do) notortaya koyduput forthAllah'afor Allahmesellerthe similitudeçünküIndeedAllahAllahbilirknowssiz iseand youbilmezsiniz(do) notbilirlerknow
🇹🇷 16:74 Artık Allah'a ortaklar koşmayın. Çünkü Allah, (eşi bulunmadığını) bilir, siz bilmezsiniz.
misal verirAllah sets forthAllahAllah sets forthmisaliylethe examplebir köle(of) a slavebaşkasının malı olan(who is) ownedgücü yetmeyennotgücü yeterhe has powerhiçbir şeyeonhiçbir şeyanythingve kimseyiand (one) whomrızıklandırdığımızWe provided himkatımızdanfrom Usrızık ilea provisiongüzelgoodki oso heinfak ederspendsondanfrom itgizlisecretlyve açıkand publiclyolurlar mı?Canbunlar eşitthey be equalHamdAll praiseAllah'adır(is) for AllahfakatNayçoklarıbut most of thembilmezler(do) notbilirlerknow
🇹🇷 16:75 Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen, başkasının malı olmuş bir köle ile, kendisine güzel bir rızık verilen ve o rızıkdan gizli ve açık olarak harcayan hür bir insanı misal verdi. Hiç bunlar eşit olur mu? Bütün hamd Allah'a mahsustur. Doğrusu insanların çoğu bilmezler.
ve misal verirAnd Allah sets forthAllahAnd Allah sets forthmisaliylean example(şu) iki adamı(of) two menbirisione of themdilsizdir(is) dumbgücü yetmeznotgücü yeterhe has powerhiçbir şeyeonhiçbir şeyanythingve owhile hebir yüktür(is) a burdenüzerineonefendisininhis masternereyeWhereveronu göndersehe directs himgetirmeznotgelirhe comesbir hayırwith any goodgibi olur mu?Iseşitequaloheve kimseand (the one) whoemredencommandsadaleti[of] justiceve o (kimse)and heüzere (giden)(is) onyola pathdoğrustraight
🇹🇷 16:76 Allah şu iki adamı da misal verdi: Bunlardan biri dilsizdir, hiçbir şeye gücü yetmez; efendisine bir yüktür. Onu nereye gönderse bir hayır getiremez. Şimdi, bu adamla, adaletle emreden ve doğru yolda bulunan adam eşit olur mu?
Allah'a aittirAnd to Allah (belongs)gaybı(the) unseengöklerin(of) the heavensve yerinand the earthve değildirAnd notişi(is the) mattersa'atin (kıyametin)(of) the Hour(başka değil) ancakbutaçıp yumma gibidiras a twinklingbir göz(of) the eyeyahutoroitdaha yakın(kısa)dır(is) nearerşüphesizIndeedAllahAllahüzerineonhereveryşeythinggücü yetendir(is) All-Powerful
🇹🇷 16:77 Göklerin ve yerin gaybını bilmek Allah'a aittir. Kıyametin kopuşu yalnız bir göz kırpması veya daha az bir zamandan başkası değildir. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir.
ve AllahAnd Allahsizi çıkardıbrought you forthkarınlarındanfromrahimlerthe wombsannelerinizin(of) your mothersbilmezkennotbilerekknowinghiçbir şeyanythingve verdiand madesizefor youişitmethe hearingve gözlerand the sightve gönüllerand the heartsumulur kiso that you mayşükredersinizgive thanks
🇹🇷 16:78 Allah sizi annelerinizin karnından çıkardığı zaman hiçbir şey bilmiyordunuz. Şükredesiniz diye size işitme (duygusu), gözler ve gönüller verdi.
bakmadılar mı?Do notgörürlerthey seekuşlaratowardskuşlarthe birdsO'nun emrine boyun eğdirilmişcontrolledboşluğundainortathe midstgöğün(of) the skyyokturNoneonları tutanholds them upbaşkaexceptAllah'tanAllahşüphesizIndeedvardırinbundathatayetler(are) Signsbir kavim içinfor a peopleinananwho believe
🇹🇷 16:79 Göğün boşluğunda Allah'ın emrine boyun eğdirilerek uçuşan kuşlara bakmadılar mı? Şüphesiz bunda inanan bir toplum için âyetler (ibretler) vardır.
ve AllahAnd Allahyaptı(has) madesizin içinfor youevlerinizi[from]evlerinizyour homesoturma yeria resting placeve yaptıand madesizin içinfor youderilerindenfromderilerthe hideshayvan(of) the cattleevlertentskolayca kullanacağınız hafifwhich you find lightgününüzde(on) the daygöç(of) your travelve gününüzdeand the dayikamet(of) your encampmentveand fromyünlerindentheir woolve yapağılarındanand their furve kıllarındanand their hairgiyilecek döşenecek eşya'(is) furnishingve geçimlikand a provisionbir süreye kadarforbir sürea time
🇹🇷 16:80 Allah size evlerinizden bir huzur ve dinlenme yeri yaptı. Hayvanların derilerinden gerek yolculuğunuzda ve gerekse konaklama zamanlarınızda kolayca taşıyacağınız hafif evler (çadırlar v. s.) ve yünlerinden, yapağılarından ve kıllarından bir süreye kadar (giyinecek, kuşanacak, serilecek ve döşenecek) bir eşya ve ticaret malı yaptı.
AllahAnd Allahyaptı(has) madesizin içinfor youyarattıklarındanfrom whatyarattıHe createdgölgelershadesve var ettiand (has) madesizin içinfor youdağlardafromdağlarthe mountainsoturulacak barınaklarsheltersve var eylediand (has) madesizin içinfor youelbiselergarmentssizi koruyanto protect yousıcaktan(from) the heatve elbiselerand garmentssizi koruyanto protect yousavaşınızdafrom your (mutual) violenceböyleThustamamlıyorHe completesni'metiniHis Favorsizeupon youumulur ki sizso that you mayteslim (müslüman) olursunuzsubmit
🇹🇷 16:81 Allah, yarattıklarından sizin için gölgeler yaptı ve sizin için dağlarda barınaklar yarattı. Sizi sıcaktan koruyacak elbiseler ve savaşta sizi koruyan elbiseler (zırhlar) yarattı. İşte böylece Allah müslüman olasınız diye üzerinize nimetini tamamlamaktadır.
eğer yineThen, ifyüz çevirirlersethey turn awayartıkthen onlysenin üzerine düşenupon youduyurmaktır(is) the conveyanceaçık bir şekildethe clear
🇹🇷 16:82 Buna rağmen eğer yüz çevirirlerse, ey Muhammed! Artık sana düşen sadece açık bir şekilde tebliğden ibarettir.
bilirlerThey recognizeni'metini(the) FavorAllah'ın(of) Allahsonra dathenbunu inkar ederlerthey deny itve çokları daAnd most of theminkar ederler(are) the disbelievers
🇹🇷 16:83 Hem Allah'ın nimetini bilirler, sonra da onu inkâr ederler. Onların çoğu kâfir kimselerdir.
ve günAnd the DaygetirdiğimizWe will resurrectherfromhereveryümmettennationbir şahida witnessartıkthenizin verilmeznotizin verilecekwill be permittedkimselereto those whoinkar eden(lere)disbelievedve ne deand notonlarıntheyözür dilemeleri istenirwill be asked to make amends
🇹🇷 16:84 Her ümmetten bir şahid getireceğimiz gün, artık kâfirlere ne izin verilecek, ne de onlardan özür dilemeleri istenecektir.
ve zamanAnd whengördükleri(will) seekimselerthose whozulmedenlerwrongedazabıthe punishmentartıkthen nothafifletilmezit will be lightenedonlardanfor themve aslaand notonlaratheyfırsat verilmezwill be given respite
🇹🇷 16:85 O zulmedenler, azabı gördükleri zaman, artık onlardan ne azab hafifletilir, ne de onlara süre verilir.
ve zamanAnd whengördükleri(will) seekimselerthose whoortak koşanlarassociated partners with Allahortak koştuklarınıtheir partnersderler kiThey will sayRabbimizOur Lordişte (bunlar)theseortaklarımız(are) our partnersolduğumuzthose whomidikwe used totapıyorinvokesenden başkabesides YouSenden başkabesides Yousöz atarlarBut they (will) throw backonlaraat themşu sözle(their) wordsizIndeed, youtamamen yalancılarsınız(are) surely liars
🇹🇷 16:86 Ve o Allah'a ortak koşanlar, ortak koştuklarını (putları) gördükleri zaman: "Rabbimiz! İşte bunlar, seni bırakıp da kendilerine taptığımız ortaklarımızdır" diyecekler. Koştukları ortaklar da onlara; "Siz mutlaka yalancılarsınız" diye söz atarlar.
ve olurlarAnd they (will) offerAllah'atoAllahAllaho gün(on) that Dayteslimthe submissionve sapıp giderand (is) lostkendilerindenfrom themşeylerwhatolduklarıthey used (to)uyduruyor(lar)invent
🇹🇷 16:87 O gün Allah'a teslim bayrağını çekerler, bütün o uydurdukları şeyler kendilerini bırakıp kaybolup gitmişlerdir.
kimselerAnd those whoinkar eden(ler)disbelievedve engel olanlarand hinderedyolundanfromyol(the) wayAllah'ın(of) Allahartırırız onlaraWe will increase themazabı(in) punishmentüstüneoverazaplarınınpunishmentdolayıbecauseyaptıklarıthey used (to)bozgunculuklarındanspread corruption
🇹🇷 16:88 İnkâr eden ve (insanları) Allah yolundan çevirenler, diğer kimseleri de bozdukları için onlara azab üstüne azab artırdık.
ve günAnd the DaygetireceğimizWe will resurrectiçindeamonghereveryümmetnationbir şahida witnessüzerlerineover themkendi aralarındanfromkendilerithemselvesgetireceğizAnd We (will) bringseni deyouşahid(as) a witnessüzerineoverbunlarıntheseve indirdikAnd We sent downsanato youbu Kitabıthe Bookaçıklayan(as) a clarificationherof everyşeyithingve yol gösterici olarakand a guidanceve rahmet olarakand mercyve müjde olarakand glad tidingsmüslümanlarafor the Muslims
🇹🇷 16:89 Biz o gün, her ümmet içinde, kendilerinden kendi üzerlerine bir şahit göndereceğiz. Seni de onların üzerine şahit getireceğiz. Bu kitabı da, her şeyi açıklayan ve müslümanlara doğruyu gösteren bir rehber, bir rahmet kaynağı ve bir müjdeleyici olarak indirdik.
şüphesizIndeedAllahAllahemredercommandsadaletijusticeve ihsanıand the goodve vermeyiand givingakrabaya(to) relativesakrabalara(to) relativesve menederand forbidsedepsizlikten[from]hayâsızlıkthe immoralityve fenalıktanand the badve azgınlıktanand the oppressionsize böyle öğüt verirHe admonishes youumulur kiso that you mayöğüt alırsınız (diye)take heed
🇹🇷 16:90 Şüphesiz ki Allah, size adaleti, iyilik yapmayı ve yakınlara bakmayı emreder; hayasızlıktan, fenalıktan ve azgınlıktan nehyeder. Öğüt almanız için size böyle öğüt verir.
tam yerine getirinAnd fulfilahdinithe covenantAllah'ın(of) Allahzamanwhenandlaşma yaptığınızyou have taken a covenantve aslaand (do) notbozmayınbreakyeminlerioathssonraafterpekiştirdiktentheir confirmationçünküwhile verilyyaptınızyou have madeAllah'ıAllahüzerinizeover youkefil (şahid)a suretyşüphesizIndeedAllahAllahbilirknowsşeyleriwhatyaptıklarınızyou do
🇹🇷 16:91 Bir de anlaşma yaptığınızda Allah'ın ahdini yerine getirin ve pekiştirdikten sonra yeminleri bozmayın. Allah'ı üzerinize şahid tuttuğunuz halde, nasıl olur da bozarsınız! Şüphesiz ki Allah yaptıklarınızı bilir.
ve aslaAnd (do) notolmayınbegibilike her whoçözen kadınuntwistsipliğiniher spun yarnsonraaftersonraafterkuvvetlistrengthbüktükten(into) untwisted strandsbir vasıta yaparakyou takeyeminleriniziyour oathsbozucu(as) a deceptionaranızdabetween youolduğu içinbecause…dırisbir topluluka communitydaha çok[it]daha çokmore numerousdiğer bir topluluktanthan(başka) bir topluluk(another) communityçünküOnlysizi denerAllah tests youAllahAllah tests youbununlaby itve açıklayacaktırAnd He will make clearsizeto yougünü(on) the Daykıyamet(of) the Resurrectionşeyleriwhatolduğunuzyou used (to)hakkındain itayrılığa düştüğünüzdiffer
🇹🇷 16:92 Bir ümmet, diğer bir ümmetten (sayıca ve malca) daha çok olduğu için, yeminlerinizi aranızda aldatma vasıtası yaparak, ipliğini sağlamca eğirdikten sonra onu söküp bozmaya çalışan kadın gibi olmayın. Allah sizi bununla imtihan eder ve şüphesiz hakkında ihtilaf ettiğiniz şeyleri kıyamet günü size mutlaka açıklayacaktır.
şayetAnd ifdileseydiAllah (had) willedAllahAllah (had) willedhepinizi yapardısurely He (could) have made youümmeta nationbir tekonefakatbutşaşırtırHe lets go astraykimseyiwhomdilediğiHe willsve doğru yola iletirand guideskimseyiwhomdilediğiHe willsve siz mutlaka sorulacaksınızAnd surely you will be questionedşeylerdenabout whatolduğunuzyou used (to)yapıyor(lar)do
🇹🇷 16:93 Allah dileseydi elbette hepinizi tek bir ümmet yapardı. Fakat Allah dilediğini saptırır ve dilediğine de hidayet verir. Şüphesiz ki, (kıyamet gününde) bütün yaptıklarınızdan sorumlu tutulacaksınız.
yapmayınAnd (do) notalırlartakeyeminleriniziyour oathsbozan bir şey(as) a deceptionaranızıbetween youkayarlest, should slipayaka footsonraaftersağlam bastıktanit is firmly plantedve tadarsınızand you would tastekötülüğüthe evildolayıfor whatengel olduğunuzdanyou hinderedyoludanfromyol(the) wayAllah'ın(of) Allahve sizin için vardırand for youbir azab(is) a punishmentbüyükgreat
🇹🇷 16:94 Yeminlerinizi aranızda aldatma ve fesada vasıta edinmeyin, sonra sağlam basmışken bir ayak kayar da Allah yolundan saptığınız için, dünyada kötü azabı tadarsınız. Ahirette de size büyük bir azab olur.
ve aslaAnd (do) notsatmayınexchangeverdiğiniz sözüthe covenantAllah'a(of) Allahbir paraya(for) a priceazlittleşüphesizIndeed, whatyanında olan(is) withAllah'ınAllahoitdaha hayırlıdır(is) bettersizin içinfor youeğerifbilirsenizyou were (to)bilirlerknow
🇹🇷 16:95 Allah'ın ahdini az bir bedel karşılığında değişmeyin. Eğer bilirseniz muhakkak ki Allah katındaki sevap sizin için daha hayırlıdır.
bulunanWhateversizin yanınızda(is) with youtükenirwill be exhaustedbulunan iseand whateveryanında(is) withAllah'ınAllahkalıcıdır(will) be remainingelbette vereceğizAnd surely We will paykimselerinthose whosabreden(lerin)(are) patientkarşılığınıtheir rewarden güzeliyleto (the) bestolduklarının(of) whatidilerthey used (to)yapıyor(lar)do
🇹🇷 16:96 Sizin yanınızdaki dünya malı tükenir, Allah'ın katındakiler ise tükenmez. Muhakkak ki biz, Allah yolunda sabredenleri, yaptıkları amelin daha güzeliyle mükafatlandıracağız.
her kimWhoeverbir iş yaparsadoesiyirighteous deedserkektenwhethererkekmaleveyaorkadındanfemaleowhile heinanmış olarak(is) a believeronu yaşatırızthen surely We will give him lifebir hayatlaa lifehoşgoodve elbette veririzand We will pay themonların ücretinitheir rewarden güzeliyleto (the) bestolduklarınınof whatidilerthey used (to)yapıyor(lar)do
🇹🇷 16:97 Erkekten ve dişiden, mümin olarak kim iyi amel işlerse muhakkak onu güzel bir hayat ile yaşatacağız ve yapmakta oldukları amellerin daha güzeliyle mükafatlarını elbette vereceğiz.
zamanSo whenokuduğunyou reciteKur'anthe Quransığınseek refugeAllah'ain Allahşeytandanfromşeytanthe Shaitaankovulmuşthe accursed
🇹🇷 16:98 Şimdi Kur'ân okumak istediğin zaman önce o kovulmuş şeytandan Allah'a sığın.
çünküIndeed heyokturnoto(şeyta)nınfor himbir gücü(is) any authorityüzerindeoninananlarthose whoiman ederlerbelieveve üzerindeand uponRablerinetheir Lorddayananlarthey put their trust
🇹🇷 16:99 Şüphesiz ki iman edip de Rablerine tevekkül edenler üzerinde o şeytanın hiçbir nüfuzu yoktur.
sadeceOnlyonun gücühis authorityüzerinde(is) overkimselerethose whoonu dost tutan(lar)take him as an allyve kimselereand those whoonlar[they]onuwith Himortak koşan(lar)associate partners
🇹🇷 16:100 Şeytanın nüfuzu, ancak onu dost edinenlere ve Allah'a ortak koşanlaradır.
ve zamanAnd whendeğiştirdiğimizWe substitutebir ayetia Verseyerine(in) placebir ayet(of) a Verseve Allahand Allah bilirken(is) most knowingneof whatindirdiğiniHe sends downderlerthey sayşüphesizOnlysenyouiftira ediyorsun(are) an inventorhayırNayonların çoklarımost of thembilmiyorlar(do) notbilirlerknow
🇹🇷 16:101 Biz bir âyeti değiştirip yerine başka bir âyet getirdiğimiz zaman Allah ne indirdiğini pek iyi bilmiş iken kâfirler Peygambere: "Sen, ancak bir iftiracısın" dediler. Hayır öyle değil; onların çoğu bilmezler.
de kiSayonu indirdiHas brought it downRûhu'l-Kudüsthe Holy Spirit-nden-Kudüsthe Holy SpiritRabbindenfromRabbinyour Lordgerçek olarakin truthsağlamlaştırmak içinto make firmkimselerithose whoinanan(ları)believeve yol göstericiand (as) a guidanceve müjde olarakand glad tidingsmüslümanlarato the Muslims
🇹🇷 16:102 (Ey Muhammed!) Onlara de ki: "Kur'ân'ı Cebrail, iman edenlere sebat vermek, müslümanlara bir hidayet ve bir müjde olmak için Rabbinin katından hak olarak indirdi.
ve elbetteAnd certainlybiliyoruzWe knowonlarınthat theydediklerinisaymuhakkakOnlyona öğretiyorteaches himbir insana human beingdili(The) tongueşahsın(of) the onenisbet ettiklerithey referonato hima'cemi (yabancıdır)(is) foreignbu isewhile thisbir dildir(is) a languageArapçaArabicapaçıkclear
🇹🇷 16:103 Muhakkak biliyoruz ki kâfirler: "Kur'ân'ı Muhammed'e bir insan öğretiyor" diyorlar. Peygambere öğretiyor zannında bulundukları kimsenin dili yabancıdır. Bu Kur'ân ise apaçık bir Arapçadır.
şüphesizIndeedkimselerithose whoinanmayan(ları)(do) notiman ederlerbelieveayetlerinein the VersesAllah'ın(of) Allahdoğru yola iletmeznotAllah onlara hidayet ederAllah will guide themAllahAllah will guide themonlar için vardırand for thembir azab(is) a punishmentacıklıpainful
🇹🇷 16:104 Allah'ın âyetlerine iman etmeyenleri, muhakkak ki Allah hidayete erdirmez ve onlara can yakıcı bir azab vardır.
şüphesiz ancakOnlyuydururthey inventyalanıthe falsehoodkimselerthose whoinanmayan(lar)(do) notiman ederlerbelieveayetlerinein the VersesAllah'ın(of) Allahişteand those onlardırtheyyalancılar(are) the liars
🇹🇷 16:105 Yalanı ancak Allah'ın âyetlerine inanmayanlar uydurur. İşte onlar yalancıların ta kendileridir.
inkar edenWhoeverinkâr ederdisbelievesAllah'ıin Allahsonraaftersonraafterinandıktanhis beliefhariçexceptkimseler(one) who(inkara) zorlananis forcedve kalbiwhile his heartmutmain olduğu halde(is) contentimanlawith the faithfakatButkimselere(one) whoaçanopensküfreto disbeliefgöğsünü(his) breastüzerlerine inerthen upon thembir gazab(is) a wrathAllahtanofAllahAllahve onlar için vardırand for thembir azab(is) a punishmentbüyükgreat
🇹🇷 16:106 Kalbi iman ile sükûnet bulduğu halde (dinden dönmeye) zorlananlar dışında, her kim imanından sonra küfre kalbini açarsa, mutlaka onların üzerine Allah'tan bir gazab gelir ve kendilerine çok büyük bir azab vardır.
bu böyledirThat (is)şüphesiz onlarınbecausetercih etmelerindendirthey preferredhayatınıthe lifedünya(of) the worldahireteoverahiretthe Hereafterve şüphesizand thatAllah'ınAllahdoğru yola iletmeyeceğindendir(does) nothidayet ederguidekavmithe peopleinkar edenthe disbelievers
🇹🇷 16:107 Bu (azab) şundan dolayıdır ki, onlar, dünya hayatını sevmiş ve onu ahirete tercih etmişlerdir. Allah da kâfirler topluluğunu hidayete erdirmez.
onlarThosekimselerdir(are) the ones mühürlediğiAllah has set a sealAllah'ınAllah has set a sealüzerinioverkalbleritheir heartsve kulaklarınıand their hearingve gözleriniand their sightve işteAnd those onlardırthey aregafillerthe heedless
🇹🇷 16:108 Bunlar, o kimselerdir ki; Allah kalblerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlemiştir. Ve onlar, gafillerin ta kendileridir.
hiç yokNoşüphedoubtelbette onlarthat theyahiretteinahiretthe Hereafteronlar[they]ziyana uğrayacaklardır(are) the losers
🇹🇷 16:109 Hiç şüphesiz onlar, ahirette perişan olup hüsrana uğrayanların ta kendileridir.
sonraThenşüphesizindeedRabbinyour Lord(yanındadır)to those whohicret edenlerinemigratedsonraaftersonraafterişkenceye uğratıldıktanwhatimtihan edilmişlerdithey had been put to trialssonrathencihad edenlerinstrove hardve sabredenlerinand were patientelbetteIndeedRabbinyour Lordbun(lar)dan sonraafter itondan sonraafter itelbette bağışlayandır;surely is Oft-ForgivingesirgeyendirMost Merciful
🇹🇷 16:110 Sonra şüphesiz Rabbin, eziyet edildikten sonra hicret eden, sonra cihad eden ve sabreden kimselerin yardımcısıdır. Bunlardan sonra Rabbin elbette çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.
o gün(On) the Daygelir(when) will comehereverynefissouluğraşırpleadingkendi canı içinforkendisiitselfve tam karşılığı verilirand will be paid in fullherkeseeverynefsesoulyaptığınınwhatyaptıit didonlaraand theyasla(will) nothaksızlık edilmezbe wronged
🇹🇷 16:111 O gün, herkes nefsini kurtarmak için uğraşarak gelir ve herkese yaptığı işin karşılığı tamamiyle ödenir ve hiç kimseye de zulmedilmez.
ve misal verirAnd Allah sets forthAllahAnd Allah sets forthmisaliylea similitudebir kenti(of) a townidi(that) wasgüvensecurehuzur içindeand contentkendisine geliyorducoming to itrızkıits provisionbol bol(in) abundanceherfromhereveryyerdenplacefakat nankörlük ettibut it deniedni'metlerine(the) Favors of AllahAllah'ın(the) Favors of Allah(bunun üzerine) ona taddırdıso Allah made it tasteAllahso Allah made it tasteelbisesi(the) garbaçlık(of) the hungerve korkuand the fearötürüfor whatolduklarıthey used (to)yapıyor(lar)do
🇹🇷 16:112 Allah bir şehri misal olarak verdi: Bu şehir güvenli, huzurlu idi, Oraya her yerden rızkı bol bol geliyordu. Ne var ki onlar Allah'ın nimetlerine karşı nankörlük ettiler. Allah da onlara, yaptıkları işler yüzünden açlık ve korku elbisesini (felâketini) tattırdı.
ve andolsunAnd certainlyonlara geldicame to thembir elçia Messengerkendilerindenfrom among themonu yalanladılarbut they denied himonları yakalayıverdiso seized themazabthe punishmentve onlarwhile theyzulümlerine devam ederken(were) wrongdoers
🇹🇷 16:113 Andolsun ki, onlara içlerinden bir peygamber geldi de onu yalanladılar. Bunun üzerine zulüm yaparlarken azab da onları yakalayıverdi.
yeyinSo eatsize verdiği rızıktanof whatAllah size rızık verdiAllah has provided you Allah'ınAllah has provided you helallawfulve hoş (olarak)and goodve şükredinAnd be gratefulni'metine(for the) FavorAllah'ın(of) Allaheğerifediyorsanız[you]O'naHim Alonekullukyou worship
🇹🇷 16:114 Artık Allah'ın size rızık olarak verdiği şeylerden helal ve temiz olarak yiyin. Allah'ın nimetine şükredin, eğer gerçekten O'na ibadet edecekseniz.
şüphesizOnlyharam kıldıHe has forbiddensizeto youölüyüthe dead animalve kanıand the bloodve etiniand the fleshdomuz(of) the swineve şeyiand whatkesilenhas been dedicatedbaşkasınınto other (than)Allah'tanAllahadına[with it]kimBut (if) onemecbur kalırsa(is) forced saldırmadanwithout (being)isyankârdisobedientveand notsınırı da aşmadana transgressor şüphesizthen indeedAllahAllahbağışlayandır(is) Oft-ForgivingesirgeyendirMost Merciful
🇹🇷 16:115 O size ancak ölü hayvanı, kanı, domuz etini ve Allah'tan başkası adına kesilenleri haram kıldı. Her kim bu haram şeyleri yemeye mecbur kalırsa (başkasının hakkına) saldırmadan ve aşırı gitmeden yiyebilir. Şüphesiz Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.
veAnd (do) notdemeyinsayötürüfor that whichnitelendirmesindenassertdillerinizinyour tonguesyalanthe lieşuThishelaldir(is) lawfulşu iseand thisharamdır(is) forbiddensonra uydurmuş olursunuzso that you inventkarşıaboutAllah'aAllahyalanthe lieşüphesizIndeedkimselerthose whouyduran(lar)inventkarşıaboutAllah'aAllahyalanthe lieiflah olmazlarthey will not succeedkurtuluşa ermezlerthey will not succeed
🇹🇷 16:116 Dillerinizin yalan vasfetmesi ile: "Şu helaldir, şu haramdır" demeyin; aksi halde Allah'a iftira etmiş olursunuz. Şüphesiz Allah'a yalan uyduranlar asla kurtulamazlar.
bir mefaattirAn enjoymentazıcıklittleve onlara vardırand for thembir azab(is) a punishmentacıklıpainful
🇹🇷 16:117 Onlar için dünyada pek az bir menfaat var, ahirette ise çok acıklı bir azab vardır.
veAnd toolanlara dathose whoYahudiare Jewsharam kılmıştıkWe have forbiddenanlattıklarımızıwhatanlattıkWe relatedsanato youbundan öncebeforeöncebeforedeğildikAnd notonlara zulmediyorWe wronged themfakatbutediyorlardıthey used (to)onlar kendilerinethemselveszulmwrong
🇹🇷 16:118 Sana anlattıklarımızı, daha önce yahudilere de haram kılmıştık. Biz onlara zulmetmemiştik. Fakat onlar kendi kendilerine zulmetmişlerdi.
sonraThenşüphesizindeedRabbinyour Lordkimseler içinto those whoişleyen(ler)didkötülükevilcehaletlein ignorancesonrathentevbe edenler (için)repentedardındanaftersonraafterbununthatve uslananlar (için)and corrected themselves elbetteindeedRabbinyour Lordbunlardan sonraafter thatondan sonraafter thatbağışlayandır(is) surely Oft-ForgivingesirgeyendirMost Merciful
🇹🇷 16:119 Sonra şüphe yok ki Rabbin, bir cahillikle günah işleyip ardından tevbe eden ve durumunu düzelten kimseleri bağışlar. Şüphesiz ki Rabbin, bu tevbeden sonra Gafurdur, Rahîmdir (çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.)
şüphesizIndeedİbrahimIbrahimidiwasbir ümmeta nationO'na ita'at edenobedientAllah'ıto Allahbirleyenuprightveand notdeğildihe wasortak koşanlardanofmüşriklerthe polytheists
🇹🇷 16:120 Şüphesiz İbrahim Allah'a itaat eden, Hakk'a yönelen bir önderdi. Ve hiçbir zaman müşriklerden olmadı.
şükredici idiThankfulO'nun ni'metlerinefor His favorsonu seçmişHe chose himve iletmiştiand guided himyolatoyolthe waydoğrustraight
🇹🇷 16:121 Allah'ın nimetlerine şükredendi. Allah onu seçmiş ve doğru yola iletmişti.
ve ona vermiştikAnd We gave himdünyadaindünyathe worldiyilikgoodşüphesiz Oand indeed, heahirette deinahiretthe Hereafteriyilerdendir(he) will surely (be) amongsalihlerthe righteous
🇹🇷 16:122 Ve biz ona (İbrahim'e) iyilik verdik. Şüphesiz ki o, ahirette de salihlerdendir.
sonraThenvahyettikWe revealedsanato youuythatuyarsınYou followyoluna(the) religionİbrahim'in(of) Ibrahimhanif olanuprightveand notdeğildihe wasortak koşanlardanofmüşriklerthe polytheists
🇹🇷 16:123 Sonra da (ey Muhammed!) sana: "Hakk'a yönelen ve müşriklerden olmayan İbrahim'in dinine tabi ol" diye vahyettik.
şüphesizOnly(farz) kılındıwas appointedcumartesi günüthe Sabbathüzerindeforkimselerthose whoayrılığa düşen(ler)differedonunin itve şüphesizAnd indeedRabbinyour Lordelbette hükmünü verecektirwill surely judgearalarındabetween themgünü(on) the Daykıyamet(of) the Resurrectionşey hakkındain whatondathey used (to)[onda][in it]ayrılığa düştükleridiffer
🇹🇷 16:124 Cumartesi günü (avlanmamak), ancak onda ihtilafa düşenlere farz kılındı. Şüphesiz Rabbin onların ihtilaf edip durdukları şeyler hakkında kıyamet günü, aralarında elbette hükmünü verecektir.
çağırCallyolunatoyol(the) wayRabbinin(of) your Lordhikmetlewith the wisdomve öğütleand the instructiongüzelthe goodve onlarla mücadele etand discuss with them(biçimde)in thatowhichen güzel(is) bestkuşkusuzIndeedRabbinyour Lordişte O'durHeen iyi bilen(is) most knowingkimseleriof whosapan(ları)has strayedyolundanfromO'nun yoluHis wayve OAnd He(en iyi) bilendir(is) most knowinghidayete erenleriof the guided ones
🇹🇷 16:125 (Ey Resulüm!) Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır! Ve onlarla en güzel şekilde mücadele et. Şüphesiz Rabbin kendi yolundan sapanları en iyi bilendir ve O, hidayete kavuşanları da en iyi bilendir.
ve eğerAnd ifceza vereceksenizyou retaliateceza verinthen retaliateaynısınıwith the likesize verilen cezanınof whatbaşınıza geldiyou were afflictedonunlawith [it]amaBut ifsabdedersenizyou are patientandolsun ki osurely (it) isdaha iyidirbettersabredenler içinfor those who are patient
🇹🇷 16:126 Eğer (bir suçtan dolayı) ceza verecek olursanız size yapılan azab ve cezanın misli ile ceza verin. Ama sabrederseniz, elbette o, sabredenler için daha hayırlıdır.
ve sabretAnd be patientdeğildirand notsenin sabrın(is) your patiencebaşkabutAllah(ın yardımından)from AllahveAnd (do) notüzülmegrieveonlaraover themveand (do) notdüşmebesıkıntıyainsıkıntıdistresskurdukları tuzaklardanfor whattuzak kurarlarthey plot
🇹🇷 16:127 (Ey Peygamber!) Sabret! Sabrın da ancak Allah'ın yardımı iledir. Onlardan dolayı üzülme! Kurdukları tuzaklardan telaş edip sıkıntıya düşme!
çünküIndeedAllahAllahberaberdir(is) withkimselerlethose whokorunan(larla)fear (Him)ve kimselerleand those whoonlar[they]iyilik eden(lerle)(are) good-doers
🇹🇷 16:128 Şüphesiz Allah, takva sahipleri ile ve iyilikte bulunanlarla beraberdir.