سُورَةُ الحجرمَكِّيَّة ۝ ٩٩ آيَة

15. Hicr Suresi (The Rocky Tract) · 99 ayet · Mekkî

🕮 Sayfa görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
سُورَةُ الحجرمَكِّيَّة ۝ ٩٩ آيَة

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

Elif Lam RaAlif Laam RaşunlarTheseayetleridir(are) the VersesKitabın(of) the Bookve Kur'an'ınand Quranapaçıkclear
🇹🇷 15:1 Elif, Lâm, Râ. Bunlar kitabın ve apaçık bir Kur'ân'ın âyetleridir.
bir zaman gelir kiPerhapsarzu ederlerwill wishkimselerthose whoinkar eden(ler)disbelievedkeşkeifolsaydılar (diye)they had beenmüslümanMuslims
🇹🇷 15:2 Bir zaman gelecek ki inkâr edenler, keşke müslüman olsaydık temennisinde bulunacaklardır.
bırak onlarıLeave themyesinler(to) eatve eğlensinlerand enjoyve onları oyalasınand diverted themarzuthe hopeyakındathen soonbileceklerdirthey will come to know
🇹🇷 15:3 Onları bırak yesinler, içsinler, zevk alsınlar; arzu onları oyalasın ilerde bileceklerdir.
biz yok etmedikAnd nothelâk ettikWe destroyedhiçbiranykentitowndışındabutolanların(there was) for itbir yazısıa decreebilinenknown
🇹🇷 15:4 Biz hiçbir memleketi (Allah katında) bilinen bir zamanı olmaksızın helak etmedik.
neNotgeçebilir(can) advancehiçbiranymilletnationsüresiniits termne deand notgeri kalır(can) delay it
🇹🇷 15:5 Hiçbir millet, ecelinin önüne geçemez ve onu geciktiremez.
dediler kiAnd they sayEyO youkimse(to) whomindirilmiş olanhas been sent downkendisine[on him]Zikir (Kitap)the Remindersen mutlakaindeed, youdelisin(are) surely mad
🇹🇷 15:6 Dediler ki: "Ey kendisine Kur'ân indirilen (Muhammed)! Sen mutlaka bir mecnunsun."
nedenWhybize getirmiyorsunnotbize getirirsinyou bring to usmeleklerithe Angelseğerifisenyou aresalihlerdenofdoğru söyleyenlerthe truthful
🇹🇷 15:7 "Eğer peygamberlik davanda doğru kimselerdensen, bize melekleri getirmeliydin."
biz indirmeyizNotindiririzWe send downmeleklerithe Angelsolmaksızınexcepthak ilewith the truthve olmazand notonlarınthey would beo zaman dathenmühletlerigiven respite
🇹🇷 15:8 Biz o melekleri ancak, hak ile indiririz. Ve indirildikleri vakit de onlara (kâfirlere) hiç mühlet verilmez.
şüphesizIndeed, WebizWeindirdikhave sent downO Zikri (Kitap)ıthe Reminderve elbette bizizand indeed, WeO'nunof itkoruyucuları(are) surely Guardians
🇹🇷 15:9 Hiç şüphe yok ki, Kur'ân'ı biz indirdik, elbette onu yine biz koruyacağız.
ve andolsunAnd certainlyelçiler gönderdikWe (had) sentsenden öncekibefore yousenden öncebefore youiçineinmilletlerinthe sectsgeçmiş(of) the former (people)
🇹🇷 15:10 Andolsun, senden önceki milletler arasında da peygamberler gönderdik.
onlara gelmezdiAnd notonlara geldicame to themhiçbiranyelçiMessengerolmadıklarıbutyaptılarthey didonunlaat himalay ediyormock
🇹🇷 15:11 Onlara hiçbir peygamber gelmiyordu ki onunla alay etmiş olmasınlar.
işte böyleThusonu sokarızWe let it enteriçineinkalbleri(the) heartssuçluların(of) the criminals
🇹🇷 15:12 Biz o küfrü suçluların kalbine işte böyle sokarız.
inanmazlarNotiman ederlerthey believeonain itelbetteand verilygeçtiği haldehave passedsünnetithe way(s)öncekilerin(of) the former (people)
🇹🇷 15:13 Kur'âna iman etmezler, halbuki öncekilerin sünneti (inanmadıkları için başlarına gelenler) gelip geçmiştir.
şayetAnd (even) ifaçsak daWe openedonlarato thembir kapıa gategöktenfromgökthe heavenolsalardıand they were to continueorayathereinçıkacak(to) ascend
🇹🇷 15:14 Onlara gökten bir kapı açsak da oradan yukarı çıksalar,
derlerdiThey would surely sayherhaldeOnlydöndürüldühave been dazzledgözlerimizour eyesdoğrusuNaybizwebir topluluğuz(are) a peoplebüyülenmişbewitched
🇹🇷 15:15 "Gözlerimiz perdelendi, daha doğrusu bize büyü yapılmıştır" derler.
ve andolsunAnd verilybiz yaptıkWe have placedgökteingöklerthe heavensburçlarconstellationsve onu süsledikand We have beautified itbakanlar içinfor the observers
🇹🇷 15:16 Andolsun biz, gökte birtakım burçlar yarattık ve bakanlar için onu süsledik.
ve onu korudukAnd We have protected itherfromhereveryşeytandandevilrecim (taşlanmış)accursed
🇹🇷 15:17 Ve göğü taşlanan bütün şeytanlardan koruduk.
ancak hariçtirExceptkimse(one) whohırsızlığı edenstealskulakthe hearingonu kovalarthen follows himbir aleva burning flameparlakclear
🇹🇷 15:18 Ancak kulak hırsızlığı eden şeytan hariç, onu apaçık bir alev sütunu takip eder.
ve arzıAnd the earthyaydıkWe have spread itve attıkand [We] castorayathereinsağlam dağlarfirm mountainsve bitirdikand [We] caused to groworadathereinherofhereveryşey(den)thingölçülü mütenasibwell-balanced
🇹🇷 15:19 Yeryüzünü düzgün bir şekilde yarattık ve oraya sabit dağlar yerleştirdik. Orada hikmetle ölçülmüş her şeyden bitkiler bitirdik.
ve var ettikAnd We have madesizin içinfor youoradathereingeçimliklermeans of livingve canlılar içinand whomolmadığınızyou are notonlarıfor himrızıklandırıcıproviders
🇹🇷 15:20 Orada hem sizin için, hem de sizin rızıklarını veremediğiniz kimseler için geçim yollarını yarattık.
ve yokturAnd nothiçbir(is) anyşeythingsadecebutbizim yanımızdadırwith Ushazineleri(are) its treasuresveand notbiz indirmeyizWe send it downdışındaexceptbir miktarin a measurebilinenknown
🇹🇷 15:21 Her şeyin hazineleri yalnız bizim yanımızdadır. Fakat biz, onu ancak ihtiyaca göre, belli ölçülerde veririz.
ve gönderdikAnd We have sentrüzgarlarıthe windsaşılayıcı olarakfertilizingindirdikand We sent downgöktenfromgökthe skysuwaterböylece sizi suladıkand We gave it to you to drinkve değilsinizAnd notsizyouonuof itdepolayan(are) retainers
🇹🇷 15:22 Biz rüzgarları aşılayıcı olarak gönderdik ve gökten bir su indirip sizi onunla suladık. O suyu hazinelerde tutan da siz değilsiniz.
bizizAnd indeed, Weelbette bizsurely [We]yaşatırız;We give lifeve öldürürüzand We cause deathve bizizand Wegerçek varis olan(are) the Inheritors
🇹🇷 15:23 Elbette biz diriltiriz ve biz öldürürüz! Ve hepsinin varisleri de biziz.
andolsunAnd verilybilirizWe knowönce geçenlerithe preceding onessizdenamong youve elbetteand verilybilirizWe knowgeri kalanları dathe later ones
🇹🇷 15:24 Andolsun ki biz, içinizden İslâm'da öne geçmek isteyenleri de biliriz, geri kalmak isteyenleri de biliriz.
ve gerçektenAnd indeedRabbindiryour LordOHeonları toplayacak olanwill gather themmuhakak OIndeed, HeHakîmdir(is) All-WiseBilendirAll-Knowing
🇹🇷 15:25 Şüphesiz Rabbin O'dur ki, onları kıyamet gününde hesaba çekmek için toplayacaktır. O, hikmet sahibidir, bilendir.
ve andolsunAnd verilybiz yarattıkWe createdinsanıhumankindpişmemiş çamurdan(out) ofkuru çamursounding claycıvık balçıktanfromkara balçıkblack muddeğişmişaltered
🇹🇷 15:26 Andolsun ki biz insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık.
ve CinleriAnd the jinnyarattıkWe created itdaha öncebeforeöncebeforeateştenfromateşfirenüfuz edenscorching
🇹🇷 15:27 Cinleri de daha önce insan vücudunun gözeneklerinden geçebilen güçlü bir ateşten yarattık.
ve bir zamanAnd whendemişti kiyour Lord saidRabbinyour Lord saidmeleklereto the Angelsmuhakkak benIndeed, Iyaratacağım(will) createbir insana human beingkupkuru çamurdan(out) ofçamurclaybalçıktanfromkara balçıkblack muddeğişkenaltered
🇹🇷 15:28 Ey Peygamber! Rabbinin meleklere şöyle dediğini hatırla: "Ben, kuru balçıktan, şekil verilmiş kokuşmuş çamurdan bir insan yaratacağım."
zamanSo, whenonu düzenlediğimI have fashioned himve üflediğimdeand [I] breathedonainto himruhumdanofruhumdanMy spirithemen kapanınthen fall downonato himsecdeyeprostrating
🇹🇷 15:29 Ben, onun yaratılışını tamamladığım ve ona ruhumdan üflediğim zaman, siz hemen onun için secdeye kapanın."
secde ettilerSo prostratedmeleklerthe Angelshepsiall of themtoplucatogether
🇹🇷 15:30 Bunun üzerine meleklerin hepsi toptan secde ettiler.
yalnızExceptİblisIbliskabul etmediHe refusedolmayıtoolbeberaberwithsecde edenlerlethose who prostrated
🇹🇷 15:31 Yalnız İblis hariç. O secde edenlerle beraber olmaktan çekinmişti.
dedi kiHe saidEy İblisO Iblisne (oldu)Whatsana(is) for yousen olmadınthat notsizyou areberaberwithsecde edenlerlethose who prostrated
🇹🇷 15:32 Allah buyurdu ki: "Ey İblis! Ne oluyor sana da, secde edenlerle beraber olmuyorsun?"
dediHe saidben edememI am notben değilimI am notsecde(one) to prostrateinsanato a humanyarattığınwhom You createdbir çamurdan(out) ofçamurclaybir balçıktanfromkara balçıkblack muddeğişkenaltered
🇹🇷 15:33 İblis şöyle dedi: "Kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattığın bir insana secde edemezdim."
dediHe saidöyleyse çıkThen get outoradanof itçünkü senfor indeed, youkovuldun(are) expelled
🇹🇷 15:34 Allah şöyle buyurdu: "Öyle ise oradan çık! Sen, artık kovulmuş birisin."
ve şüphesizAnd indeedüzerineupon youla'net edilecektir(will be) the cursekadartillgününe(the) Dayceza(of) [the] Judgment
🇹🇷 15:35 "Kıyamet gününe kadar lanet senin üzerindedir."
dedi kiHe saidRabbimO my Lord(bari) beni erteleThen give me respitekadartillgüne(the) Daytekrar dirileceklerithey are raised
🇹🇷 15:36 İblis: "Rabbim! Öyle ise insanların kabirlerinden kaldırılacakları güne (kıyamete) kadar bana mühlet ver" dedi.
dediHe saidhaydi senThen indeed youertelenmişlerdensin(are) ofkendilerine süre verilenlerthe ones given respite
🇹🇷 15:37 Allah buyurdu ki: "Sen mühlet verilenlerdensin."
kadarTillgününethe Dayvaktin(of) the timebilinenwell-known
🇹🇷 15:38 "Allah katında bilinen vaktin gününe kadar..."
dediHe saidRabbimMy LordötürüBecausebeni azdırmandanYou misled meandolsun (günahları) süsleyeceğimsurely, I will make (evil) fair-seemingonlarato themyer yüzündeinyeryüzüthe earthve onları azdıracağımand I will mislead themhepsiniall
🇹🇷 15:39 İblis şöyle dedi: "Rabbim! Beni saptırdığın için, mutlaka ben de yeryüzünde onlara günahları süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağım!"
ancak hariçExceptkullarınYour slavesiçlerindenamong themihlâslıthe ones who are sincere
🇹🇷 15:40 "Ancak içlerinden ihlaslı kulların müstesnâdır."
buyurdu kiHe saidişte budurThisyol(is) the waybana varanto Medosdoğrustraight
🇹🇷 15:41 Allah şöyle buyurdu: "İşte bana ulaşan dosdoğru yol budur."
şüphesizIndeedbenim kullarımMy slavesyokturnotseninyou haveüzerindeover thembir gücünany authoritydışındaexceptkimselerthose whosana uyanfollow youazgınlardanofsapanlarthe ones who go astray
🇹🇷 15:42 "Sana uyan azgınlardan başka, kullarımın üzerinde hiçbir nüfuzun yoktur."
ve şüphesizAnd indeedCehennemHellonların buluşma yeridir(is) surely the promised place for themhepsininall
🇹🇷 15:43 "Şüphesiz ki onların hepsine vaad edilen yer cehennemdir."
onun vardırFor ityedi(are) sevenkapısıgatesherfor eachkapıyagateonlardanamong thembir bölüm(is) a portionayrılmıştırassigned
🇹🇷 15:44 "Cehennemin yedi kapısı vardır. O kapıların herbiri için birer grup ayrılmıştır."
muhakkakIndeedmuttakilerthe righteouscennetlerde(will be) incennetlerGardenspınar başlarındadırlarand water springs
🇹🇷 15:45 Allahtan korkanlar, elbette cennetlerde ve pınarların başındadırlar.
oraya girinEnter itesenliklein peacegüven içindesecure
🇹🇷 15:46 Onlara: "Selametle güven içinde oraya girin" denir.
çıkarıp atmışızdırAnd We (will) removeolanwhatgöğüslerindeki(is) ingöğüsleritheir breastskiniofkinrancorkardeşler olarak(they will be) brothersüzerindeondivanlarthroneskarşı karşıya otururlarfacing each other
🇹🇷 15:47 Biz o cennetliklerin kalblerindeki kinleri çıkarır atarız. Hepsi kardeşler olarak sevinç içinde karşılıklı koltuklara otururlar.
onlara dokunmazNotonlara dokunacakwill touch themoradathereinhiçbir yorgunlukfatigueve değillerdirand notonlartheyoradanfrom itçıkarılacakwill be removed
🇹🇷 15:48 Orada kendilerine hiçbir yorgunluk gelmeyecek. Oradan çıkarılacak da değillerdir.
haber verInformkullarımaMy slavesşüphesizthat IbenI ambağışlayanımthe Oft-Forgivingesirgeyenimthe Most Merciful
🇹🇷 15:49 Kullarıma haber ver ki, gerçekten ben çok bağışlayıcı ve pek merhamet ediciyim.
fakatAnd thatbenim azabımMy punishmentoitbir azabdır(is) the punishmentçok acıthe most painful
🇹🇷 15:50 Bununla beraber azabım da çok acıklı bir azabdır. Bunları geçmişten bazı örneklerle açıklamak üzere:
onlara haber verAnd inform themkonuklarındanaboutmisafirler(the) guestsİbrahim'in(of) Ibrahim
🇹🇷 15:51 Hem o kullara, İbrahim'in misafirlerinden de haber ver.
ne zaman kiWhengirmdilerthey enteredonun yanınaupon himve dedilerand saidSelamPeacededi kiHe saidelbette bizIndeed, wesizden(are) of youkorkuyoruzafraid
🇹🇷 15:52 Hani melekler, İbrahim'in yanına girdikleri zaman, "selam" demişler, İbrahim de onlara: "Biz sizden korkuyoruz" demişti.
dedilerThey saidkorkma(Do) notkorkmayınbe afraidbizindeed, wesana müjdeleriz[we] bring glad tidings to youbir çocukof a boybilginlearned
🇹🇷 15:53 Melekler: "Korkma! Gerçekten biz sana bilgin bir oğul müjdeliyoruz" dediler.
dedi kiHe saidbeni mi müjdelediniz?Do you give me glad tidings(rağmen)Do you give me glad tidingsbana dokunasınaalthoughbana dokunduhas overtaken meihtiyarlıkold agene tuhafThen about whatmüjdeliyorsunuzyou give glad tidings
🇹🇷 15:54 İbrahim dedi ki: "Bana ihtiyarlık gelmişken, beni mi müjdeliyorsunuz, neye dayanarak beni müjdeliyorsunuz?"
dedilerThey saidsana müjdeledikWe give you glad tidingsgerçeğiin truthaslaso (do) notolmabeumut kesenlerdenofümit kesenlerthe despairing
🇹🇷 15:55 Melekler: "Seni gerçekle müjdeliyoruz. Sakın Allah'ın rahmetinden ümidini kesenlerden olma!" dediler.
dediHe saidkimAnd whoumut keserdespairsrahmetindenofrahmet(the) MercyRabbinin(of) his Lordbaşkaexceptsapıklardanthose who are astray
🇹🇷 15:56 İbrahim dedi ki: "Rabbimin rahmetinden, sapıklardan başka kim ümit keser?"
dediHe saidnedir?Then whatişiniz(is) your businessEyO messengerselçilerO messengers
🇹🇷 15:57 "Ey elçiler! Başka ne işiniz var?" dedi.
dedilerThey saidşüphesiz bizIndeed, wegönderildik[we] have been sentbir kavmetobir kavima people suç işleyencriminals
🇹🇷 15:58 Melekler şöyle dediler: "Biz suçlu bir kavmi cezalandırmak için gönderildik.
yalnız hariçExceptailesithe familyLutof Lutelbette bizindeed, weonları kurtaracağızsurely will save themhepsiniall
🇹🇷 15:59 Ancak Lût ailesi müstesnâdır. Biz, onların hepsini muhakkak kurtaracağız.
ancak hariçExceptkarısıhis wifeolmasını uygun gördükWe have decreedonunthat shegeri kalanlardan(is) surely ofgeride kalanlarthose who remain behind
🇹🇷 15:60 Yalnız Lût'un karısı müstesnâ, çünkü onun helak edilenlerle birlikte yok edilmesini takdir ettik.
ne zaman kiAnd whengeldiklerindecameailesine(to the) familyLut(of) LutElçilerthe messengers
🇹🇷 15:61 Melek olan elçiler, Lût kavmine gelince,
dediHe saidşüphesiz sizIndeed, youkimselersiniz(are) a peoplehiç tanınmamışunknown
🇹🇷 15:62 Lût dedi ki: "Doğrusu siz ürkülecek bir kavimsiniz."
dediler kiThey saiddoğrusuNaybiz sana getirdikwe have come to youolduklarınıwith whatidilerthey werehakkındain itşüphe etmektedisputing
🇹🇷 15:63 Elçiler dediler ki: "Bilakis biz sana onların şüphe ettiği azabı getirdik."
ve sana getirdikAnd we have come to yougerçeğiwith the truthve biz elbetteand indeed, wedoğru söyleyenlerizsurely (are) truthful
🇹🇷 15:64 "Sana gerçeği getirdik; biz elbette doğru söylüyoruz."
hemen yürütSo travelaileniwith your familybir parçasındain a portiongeceninofgecethe nightve gitand followarkalarındantheir backsardına dönüp bakmasınand notarkasına bakmasınlet look backiçinizdenamong youhiç kimseanyoneve gidinand go onyerewhereemredildiğinizyou are ordered
🇹🇷 15:65 "Gecenin bir bölümünde aileni yola çıkar, sen de arkalarından yürü ve sizden kimse ardına bakmasın; istenen yere gidin."
ve bildirdikAnd We conveyedonato himşu[that]buyruğuthe mattermutlakathatarkaları(the) rootşunların(of) thesekesilecektirwould be cut offsabaha girerlerken(by) early morning
🇹🇷 15:66 Biz, Lût'a şu kesin emri vahyettik: "Bu kâfirler sabaha çıkarken muhakkak kökleri kesilmiş olacaktır."
ve geldilerAnd camehalkı(the) peopleşehrin(of) the citysevinerekrejoicing
🇹🇷 15:67 Şehir halkı, insan şeklindeki güzel yüzlü melekleri görünce, onlara iğrenç işlerini yapabileceklerini düşünüp sevinerek geldiler.
dediHe saidşüphesizIndeedbunlarthesebenim konuğumdur(are) my guestsbeni mahcubetmeyinso (do) notbeni utandırmayınshame me
🇹🇷 15:68 Lût, kavmine şöyle dedi: "Bunlar benim misafirlerimdir, beni rüsvay etmeyin."
ve korkunAnd fearAllah'tanAllahveand (do) notbeni rezil etmeyindisgrace me
🇹🇷 15:69 "Allah'tan korkun! Beni mahcub etmeyin."
dedilerThey saidseni menetmemiş miydik?Did notseni menetmedik miwe forbid youalemlerdenfromdünyathe world
🇹🇷 15:70 Lût kavmi şöyle dedi: "Biz sana kimsenin koruyuculuğunu yapmamanı söylememiş miydik?"
dediHe saidişteThesekızlarım(are) my daughterseğerifsizyou would beyapacaksanızdoers
🇹🇷 15:71 Lût şöyle dedi: "İşte kızlarım! Düşündüğünüzü yapacaksanız (onlarla evlenin).
ömrüne andolsun kiBy your lifeonlarindeed, theyiçindewere insarhoşluklarıtheir intoxicationbocalıyorlardıwandering blindly
🇹🇷 15:72 Resulüm! Ömrüne yemin olsun ki gerçekten onlar, sarhoşlukları içinde bocalayıp duruyorlardı.
onları yakaladıSo, seized themkorkunç bir sesthe awful crygüneşin doğarkenat sunrise
🇹🇷 15:73 Güneş doğarken o korkunç çığlık onları yakaladı.
ve getirdikAnd We madeüstünüits highest (part)altınaits lowestve yağdırdıkand We rainedüzerlerineupon themtaşlarstonesçamurdan pişmişofpişmiş çamurbaked clay
🇹🇷 15:74 Biz, onların şehirlerinin üstünü altına geçirdik ve üzerlerine de balçıktan pişirilmiş taşlar yağdırdık.
şüphesizIndeedbundainşuthatibretler vardır(are) the Signsişaretten anlayanlarafor those who discern
🇹🇷 15:75 Gerçekten bunda, düşünen keskin anlayışlılar için ibretler vardır.
ve şüphesiz oAnd indeed, itbir yol üzerinde(is) on a roaddurmaktadırestablished
🇹🇷 15:76 Hem o Lût kavminin bulunduğu şehir harabesi bir yol üzerinde bulunmaktadır.
elbetteIndeedbundainşuthatbir ibret vardırsurely (is) a Signinananlar içinfor the believers
🇹🇷 15:77 Şüphesiz ki, bunda iman edenler için bir ibret vardır.
ve gerçektenAnd wereidilerAnd werehalkı(the) companionsEyke(of) the woodzalim kimselersurely wrongdoers
🇹🇷 15:78 Eyke halkı da gerçekten zalimlerdi.
öcümüzü aldıkSo We took retributiononlardanfrom themher ikisi deand indeed, they both(gözler) ön(ün)dedir(were) on a highwayapaçıkclear
🇹🇷 15:79 Biz Eyke halkından da intikâm aldık. İkisi de (Eyke ve Medyen) açık bir yol üzerindedir.
ve andolsunAnd certainlyyalanladılardeniedhalkı(the) companionsHicr(of) the Rocky Tractpeygamberlerithe Messengers
🇹🇷 15:80 Şüphesiz ki, Hıcr halkı da peygamberleri yalanladılar.
ve onlara verdikAnd We gave themayetlerimiziOur Signsfakat idilerbut they wereonlardanfrom themyüz çeviriyorlarturning away
🇹🇷 15:81 Biz, onlara âyetlerimizi vermiştik de onlar, yüz çeviriyorlardı
veAnd they used (to)yontuyorlardıcarvedağlardanfromdağlarthe mountainsevlerhousesgüvenlisecure
🇹🇷 15:82 Onlar, dağlardan emniyetli emniyetli evler yontuyorlardı.
fakat onları da yakaladıBut seized them(o) korkunç sesthe awful crysabaha girerlerken(at) early morning
🇹🇷 15:83 Onları da sabahleyin korkunç bir çığlık yakaladı.
hiçbir şeyi savamadıAnd notfayda verdiavailedkendilerindenthemşeylerwhatolduklarıthey used (to)kazanıyor(lar)earn
🇹🇷 15:84 Kazanmakta oldukları şeyler, onlardan hiçbir zararı savmadı.
veAnd notbiz yaratmadıkWe createdgöklerithe heavensve yeriand the earthve ne deand whateverbunlar arasındakileri(is) between themancak (yarattık)excepthak ilein truthve mutlakaAnd indeedo sa'atthe Hourgelecektir(is) surely comingşimdi sen hareket etSo overlookbir hoşgörü ile(with) forgivenessgüzelgracious
🇹🇷 15:85 Biz gökleri, yeri ve aralarındaki varlıkları ancak hak ve hikmetle yarattık ve elbette ki, kıyamet kopacaktır. (Ey Peygamber!) Şimdi sen onlara yumuşak davran ve güzel muamele et.
şüphesizIndeedRabbinyour LordOHeyaratandır(is) the Creatorbilendirthe All-Knower
🇹🇷 15:86 Şüphesiz Rabbin kemaliyle yaratandır ve iyi bilendir.
ve andolsunAnd certainlysana verdikWe have given youyedisevenikililerdenoftekrarlanan (yedi ayet)the oft-repeatedve Kur'an'ıand the QuranbüyükGreat
🇹🇷 15:87 Andolsun ki, biz sana tekrarlanan yedi âyeti (Fatihayı) ve yüce Kur'ân'ı verdik.
dikme(Do) notuzatırlarextendgözleriniyour eyesverdiğimiz dünyalığatowardsnewhatverdikWe have bestowedonunlawith itbazı çiftlere(to) categoriesonlardanof themveand (do) notüzülmegrieveonlaraover themve indirAnd lowerkanadınıyour wingmü'minlereto the believers
🇹🇷 15:88 Sakın o kâfirlerden birtakımlarına verip de kendilerini zevklendirdiğimiz şeye (mal ve servete) heveslenip göz dikeyim deme. Onlardan dolayı üzülme. Müminlere merhamet kanatlarını indir.
ve de kiAnd sayben ancakIndeed, Iben[I] ambir uyarıcıyıma warnerapaçıkclear
🇹🇷 15:89 De ki: "Şüphesiz ben apaçık bir uyarıcıyım."
gibiAsindirdiğimizWe sent downkısımlara ayıranlaraonbölünenlerthose who divided
🇹🇷 15:90 (İnanmazsanız başınıza) tıpkı o taksimcilere (yahudi ve hıristiyanlara) indirdiğimiz azap gibi (bir azab inecektir).
onlar kiThose whoettilerhave madeKur'an'ıthe Quranbölük bölük(in) parts
🇹🇷 15:91 Onlar, Kur'ân'ın bir kısmına inanıp bir kısmına inanmayarak onu kısım kısım böldüler.
Rabbin hakkı içinSo by your Lordbiz mutlaka soracağızsurely We will question themhepsineall
🇹🇷 15:92 Rabbin hakkı için biz, mutlaka onların hepsini yaptıklarından dolayı hesaba çekeceğiz.
şeylerdenAbout whatidilerthey used (to)yaptıklarıdo
🇹🇷 15:93 Rabbin hakkı için biz, mutlaka onların hepsini yaptıklarından dolayı hesaba çekeceğiz.
açıkça söyleSo proclaimşeyiof whatemrolunduğunyou are orderedve aldırmaand turn awayortak koşanlarafrommüşriklerthe polytheists
🇹🇷 15:94 Şimdi sen emrolunduğunu açıkça tebliğ et. Müşriklerden yüz çevir.
şüphesiz bizIndeed, Wesana yeteriz[We] are sufficient for youalay edenler(e karşı)(against) the mockers
🇹🇷 15:95 Muhakkak ki alay edenlere karşı biz sana yeteriz.
kimselerThose whoedinen(ler)set upile beraberwithAllahAllahtanrıgodbaşkaanotheryakındaBut soonbileceklerdirthey will come to know
🇹🇷 15:96 Onlar Allah ile birlikte başkasını ilâh edinenlerdir. Onlar yakında bileceklerdir.
ve andolsunAnd verilybiliyoruz (ki)We knowseninthat [you]daralıyor(is) straitenedgöğsünyour breastşeylereby whatonların söylediklerinethey say
🇹🇷 15:97 Gerçekten biliriz ki, onların söylediklerine göğsün daralıyor.
(o halde) tesbih etSo glorifyhamd ilewith the praiseRabbini(of) your Lordve oland besecde edenlerdenofsecde edenlerthose who prostrate
🇹🇷 15:98 O halde Rabbini hamd ile tesbih et. Ve secde edenlerden ol.
ve kulluk etAnd worshipRabbineyour Lordkadaruntilsana gelinceyecomes to youyakînthe certainty
🇹🇷 15:99 Ve sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et.