سُورَةُ النساءمَدَنِيَّة ۝ ١٧٦ آيَة

4. Nisâ Suresi (The Women) · 176 ayet · Medenî

🕮 Sayfa görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
سُورَةُ النساءمَدَنِيَّة ۝ ١٧٦ آيَة

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

EyOinsanlarmankindkorkunFearRabbinizdenyour Lordo kithe One Whosizi yarattıcreated youbir nefistenfrombir cana soulbir teksingleve yarattıand createdondanfrom iteşiniits mateve ürettiand dispersedikisindenfrom both of themerkeklermenbirçokmanyve kadınlarand womenve sakınınAnd fearAllah'tanAllaho ki(through) Whombirbirinizden dilekte bulunduğunuzyou askadına[with it]ve akrabalık(bağlarını kırmak)tanand the wombsşüphesizIndeedAllahAllahsizin üzerinizdeisüzerinizdeover yougözetleyicidirEver-Watchful
🇹🇷 4:1 Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan eşini yaratıp ikisinden bir çok erkekler ve kadınlar üreten Rabbinizden korkun; kendi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'dan ve akrabalık (bağlarını kırmak)tan sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözeticidir.
ve verinAnd giveöksüzlere(to) the orphansmallarınıtheir wealthdeğiştirmeyinand (do) notdeğiştirmeexchangepis olanıthe badtemiz olanlawith the goodyemeyinand (do) notyerlerconsumeonların mallarınıtheir wealthkatarakwithsizin mallarınızayour wealthçünkü buIndeed, itbir günahtırisbir günaha sinbüyükgreat
🇹🇷 4:2 Öksüzlere mallarını verin ve kötüsünü (onlara vererek) iyisiyle değiştirmeyin. Onların mallarını, kendi mallarınıza karıştırıp yemeyin. Zira bu, büyük bir günahtır.
şayetAnd ifkorkarsanızyou fearadaleti sağlayamıyacağınızdanthat notadil olamayacaksınızyou will be able to do justicehakkındawithöksüz(kızlar)the orphansalınthen marryolanwhathelalseems suitablesizeto youkadınlardanfromkadınlarthe womenikişertwove üçeror threeve dörderor fouryineBut ifkorkarsanızyou fearadalet yapamayacağınızdanthat notadil olabilirsinizyou can do justicebir tane (alın)then (marry) oneyahutorşeyle (yetinin)whatsahip olduğupossessesellerinizinyour right handbudurThaten uygun olan(is) more appropriatehaksızlık etmemeniz içinthat (may) notzulmedersinizyou oppress
🇹🇷 4:3 Eğer öksüz kızlarla evlendiğinizde onlara karşı adaletli davranamamaktan korkarsanız, hoşunuza giden diğer kadınlardan iki, üç ve dörde kadar evlenebilirsiniz. Eğer adaleti gözetmemekten korkarsanız, o zaman bir tane ile veya elinizin altındakiyle (sahip olduğunuz câriye ile) yetinin. Doğruluktan ayrılmamak için bu daha elverişlidir.
ve verinAnd givekadınlarathe womenmehirlerinitheir dowerbir hak olarakgraciouslyeğerBut ifbağışlarlarsathey remitsizeto youbir kısmınıofhiçbir şeyanythingondanof itkendi istekleriyle(on their) ownonu yeyinthen eat itafiyetle(in) satisfactioniç huzuruyla(and) ease
🇹🇷 4:4 Kadınlara mehirlerini gönül hoşluğuyla verin. Eğer onlar gönül rızasıyla size bir şey bağışlarlarsa onu afiyetle yiyin.
vermeyinAnd (do) notveringiveaklı ermezlerethe foolishmallarınızıyour wealthkiwhichyapmıştır(was) madeAllah(by) Allahsizin içinfor youbir geçim kaynağıa means of supportve onları besleyin(but) provide (for) themonunlawith itve giydirinand clothe themve söyleyinand speakonlarato themsözwordsgüzel(of) kindness
🇹🇷 4:5 Allah'ın, sizi başına diktiği mallarınızı aklı ermezlere vermeyin; o mallarla onları besleyin, giydirin ve onlara güzel söz söyleyin.
deneyinAnd testöksüzlerithe orphanskadaruntilvarıncaya[when]ulaştılarthey reach[ed]nikah (çağına)(the age of) marriageeğerthen ifgörürsenizyou perceiveonlardain thembir olgunluksound judgementhemen verinthen deliverkendilerineto themmallarınıtheir wealthyemeğe kalkmayınAnd (do) notonu yiyineat itisraf ileextravagantlyve tez eldenand hastilybüyüyüp (geri alacaklar) diye(fearing) thatbüyüyeceklerthey will grow upve kimseAnd whoeverolaniszenginrichçekinsinthen he should refrainve kimse deand whoeverolanisyoksulpooryesinthen let him eat (of it)uygun şekildein a fair mannerzaman daThen whengeri verdiğinizyou deliveronlarato themmallarınıtheir wealthşahid bulundurunthen take witnessesyanlarındaon themyeterAnd is sufficientAllahAllahhesapçı olarak(as) a Reckoner
🇹🇷 4:6 Evlenme çağına gelinceye kadar yetimleri gözetip deneyin. Onların akılca olgunlaştıklarını görürseniz, mallarını kendilerine teslim edin. "Büyüyecekler de mallarına sahip olacaklar" endişesiyle onları israf ederek, tez elden yemeyin. Zengin olan, onların malını yemekten çekinsin. Fakir olan ise, meşrû sûrette yesin. Mallarını kendilerine verdiğiniz zaman, bunu şahitler karşısında yapın. Hesap görücü olarak Allah yeter.
erkeklere vardırFor the menbir paya portionşeylerdenof whatgeriye bıraktıkları(is) leftana babanın(by) the parentsve akrabanınand the near relativesve kadınlara vardırand for the womenbir paya portionşeylerdenof whatgeriye bıraktıkları(is) leftana babanın(by) parentsve akrabanınand the near relativesolandanof whataz(is) littleondanof itveyaorçoğundanmuch bir hissea portionayrılmıştırobligatory
🇹🇷 4:7 Ana, baba ve akrabaların miras olarak bıraktıklarında erkeklerin hissesi vardır. Kadınların da ana, baba ve akrabaların bıraktıklarında hisseleri vardır. Bunlar, az olsun çok olsun, farz kılınmış bir hissedir.
ne zamanAnd whenhazır bulunursapresent(miras) taksim(in)de(at) the (time of) divisionakrabalar(of)akrabalarthe relativesve öksüzlerand the orphansve yoksullarand the pooronları rızıklandırınthen provide themondanfrom itve söyleyinand speakonlarato themsözwordsgüzel(of) kindness
🇹🇷 4:8 Paylaşma sırasında akrabalar, öksüzler, yoksullar hazır bulunurlarsa, onlara da bir şey verin ve onlara güzelce sözler söyleyerek gönüllerini alın.
kaygı duyanlarAnd let fear şayetthose whoeğerifbırakırlarsathey leftarkalarındafromarkasındabehindçocuklaroffspringgüçsüzweakçekinsinler(and) they would have fearedonların durumundanabout themkorksunlarSo let them fearAllah'tanAllahve söylesinlerand let them speaksözwordsdoğruappropriate
🇹🇷 4:9 Kendileri, geriye zayıf çocuklar bıraktıkları takdirde, onların geleceğinden endişe duyacak olanlar, (yetimler hakkında da aynı) endişeyi duysunlar, Allah'dan sakınsınlar ve doğru söz söylesinler.
şüphesizIndeedkimselerthose whoyiyen(ler)consumemallarınıwealthöksüzlerin(of) the orphanszulüm ilewrongfullydoğrusuonlyyemektedirlerthey consumekarınlarınainkarınlarıtheir belliesateşfireve gireceklerdirand they will be burnedçılgın bir ateşe(in) a Blazing Fire
🇹🇷 4:10 Yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler, muhakkak ki karınlarını ateşle doldurmuş olurlar ve cehennemi boylarlar.
size tavsiye ederInstructs youAllahAllahhakkındaconcerningçocuklarınız(ın alacağı miras)your children erkeğefor the malekadarlikepayı(the) portioniki kadının(of) two femaleseğerBut ifiselerthere arekadın(only) womenfazlamore (than)ikidentwoonlarındırthen for themüçte ikisitwo thirdsne(of) whatbıraktıysahe leftve eğer (çocuk)And ifise(there) isyalnız bir kadın(only) oneonundurthen for her(mirasın) yarısı(is) halfana babasındanAnd for his parentsherfor eachbirininonevardırof themaltıda bir hissesia sixthbıraktığı mirastaof whatkaldı(is) lefteğerifvarsaisonun (ölenin)for himçocuğua childeğerBut ifyok danot…dırisonunfor himçocuğuany childve ona varis oluyorsaand inherit[ed] himana babasıhis parentsanasına düşerthen for his motherüçte bir(is) one thirdeğerAnd ifvarsaareonunfor himkardeşleribrothers and sistersanasının payıthen for his motheraltıda birdir(is) the sixth(bu hükümler) sonradırfromsonraaftervasiyyettenany willyapacağıhe has madeya da[of which]veyaorborcundanany debtbabalarınızYour parentsve oğullarınızdanand your children bilmezsiniznotbilirsinizyou knowhangisininwhich of themdaha yakın olduğunu(is) nearersizeto youfayda bakımından(in) benefitbunlar koyulmuş haklardırAn obligationtarafındanfromAllahAllahşüphesizIndeedAllahAllahbilendirisher şeyi bilenAll-Knowinghikmet sahibidirAll-Wise
🇹🇷 4:11 Allah size evlatlarınızın miras taksimini şöyle emrediyor: Çocuklarınızda, erkeğe iki kadın payı kadar, eğer hepsi kadın olmak üzere ikiden de fazla iseler, bunlara mirasın üçte ikisi ve eğer bir tek kadın ise o zaman ona malın yarısı vardır. Eğer ölen, ana ve baba ile birlikte çocuklar da bırakmışsa ana babanın her birine ölenin terekesinden altıda bir; şâyet ölenin çocuğu yok da, mirasçı olarak ana ve babası kalmışsa, ananın payı üçte birdir. Eğer ölenin kardeşleri varsa terekenin altıda biriananındır. Bu paylar, ölenin borçları ödenip, vasiyeti de yerine getirildikten sonra hak sahiplerine verilir. Baba ve çocuklardan, hangisinin size fayda bakımından daha yakın olduğunu, siz bilmezsiniz. Bütün bunlar Allah tarafından farz kılınmıştır. Şüphesiz Allah alîmdir, hakîmdir.
sizindirAnd for youyarısı(is) halfbıraktıkları mirasın(of) whatkaldı(is) lefteşlerinizinby your wiveseğerifyoksanot…dırisonlarınfor themçocuklarıa childeğerBut ifonların varsaisonlar içinfor themçocuklarıa childsizindirthen for youdörtte biri(is) the fourthbıraktıklarınınof whatayrıldılarthey leftsonrafromsonraaftervasiyyettenany willyapacaklarıthey have madeondan[for which]veyaorborçtanany debtonlarındırAnd for themdörtte biri(is) the fourthbıraktığınızınof whatbıraktınızyou lefteğerifyoksanot…dırissizin defor youçocuğunuza childeğerBut ifvarsaissizinfor youçocuğunuza childonlarındırthen for themsekizde biri(is) the eighthbıraktığınızınof whatbıraktınızyou leftsonrafromsonraaftervasiyyetany willyapacağınızyou have madeondan[for which]veyaorborçtanany debteğerAnd ifise[is]erkeğina manmiras bırakan(whose wealth) is to be inheritedevladı ve ana babası olmayıp(has) no parent or childveyaorkadınına womenvarsaand for himbir erkek(is) a brotherveyaorbir kızkardeşia sisterherthen for eachbirineoneonlardanof (the) twoaltıda bir düşer(is) the sixtheğerBut ifiselerthey arefazlamorebundanthanşuthatonlarthen theyortaktırlar(are) partnersüçte bireinüçüncüthe thirdsonradırfromsonraaftervasiyyettenany willyapılanwas madeondan[for which]veyaorborçtanany debtolmayanwithoutzarar verici(being) harmfulvasiyyettirAn ordinanceAllahtanfromAllahAllahAllahAnd Allahbilendir(is) All-KnowinghalimdirAll-Forbearing
🇹🇷 4:12 Eğer hanımlarınızın çocukları yoksa, bıraktıkları mirasın yarısı sizindir. Şâyet bir çocukları varsa o zaman mirasın dörtte biri sizindir. Bu paylar, ölenin vasiyeti yerine getirildikten ve varsa, borcu ödendikten sonra verilir. Eğer siz çocuk bırakmadan ölürseniz, geriye bıraktığınız mirasın dörtte biri hanımlarınızındır. Şâyet çocuklarınız varsa o zaman bıraktığınız mirasın sekizde biri hanımlarınızındır. Bu paylar, yaptığınız vasiyetler yerine getirilip ve varsa borcunuz ödendikten sonra verilir. Eğer ölen bir erkek veya kadının çocuğu ve babası bulunmadığı halde kelâle olarak (yan koldan) mirasına konuluyor ve kendisinin bir erkek veya kızkardeşi bulunuyorsa, bunlardan herbirinin miras payı terekenin altıda biridir. Eğer mevcut olan kardeşler bundan daha çok iseler, bu takdirde kardeşler mirasın üçte birini zarara uğratılmaksızın aralarında eşit olarak taksim ederler. Bu paylar ölenin vasiyeti yerine getirilip ve varsa borcu ödendikten sonra verilir. Bunlar, Allah tarafından bir emirdir. Allah her şeyi bilen ve yarattıklarına çok yumuşak davranandır.
bunlarThesesınırlarıdır(are the) limitsAllah'ın(of) Allahkimand whoeverita'at ederseobeysAllah'aAllahve Elçisineand His Messenger(Allah onu) sokarHe will admit himcennetlere(to) Gardensakanflowsaltlarındanfromonların altındanunderneath themırmaklarthe rivers sürekli kalacakları(will) abide foreveriçindein itişte budurAnd thatbaşarı(is) the successbüyük[the] great
🇹🇷 4:13 İşte bütün bu hükümler, Allah'ın koyduğu hükümler ve çizdiği sınırlardır. Kim Allah'a ve Peygamberine itâat ederse Allah onu altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar. Onlar, orada ebedî olarak kalacaklardır. İşte büyük kurtuluş budur.
ve kimAnd whoeverkarşı gelirdisobeysAllah'aAllahve Elçisi'neand His Messengerve aşarsaand transgressesO'nun sınırlarınıHis limits (Allah onu) sokarHe will admit himateşe(to) Firesürekli kalacağı(will) abide foreveriçindein itve ona vardırAnd for himbir azab(is) a punishmentalçaltıcıhumiliating
🇹🇷 4:14 Kim de Allah'a ve Peygamberine isyan eder ve Allah'ın koyduğu sınırları aşarsa Allah onu da ebedî kalacağı cehennem ateşine koyar. Onun için alçaltıcı bir azab vardır.
ve kimselerAnd those whoyapanlarcommitfuhuş[the] immoralitykadınlarınızdan;fromkadınlarınızyour womenşahid getirinthen call to witnessonlara karşıagainst themdörtfouriçinizdenamong youeğerAnd ifonlar şahidlik ederlersethey testifytutun (dışarı çıkarmayın)then confine themevlerdeinevleritheir houseskadaruntilo kadınları alıncayacomes to themölüm[the] deathya daorgösterinceyemakesAllahAllahonların yararınafor thembir yola way
🇹🇷 4:15 Kadınlarınızdan zina edenlere karşı, içinizden dört şahit getirin. Eğer onlar, şahitlik yaparlarsa, bu kadınları, ölüm alıp götürünceye kadar veya Allah onlara bir çıkış yolu açıncaya kadar evlerde hapsedin.
iki kişiAnd the two whofuhuş yaparsacommit itiçinizdenamong youonlara eziyet edinthen punish both of themeğerBut iftevbe ederthey repentve uslanırlarsaand correct themselvesartık vazgeçinthen turn awayonlardanfrom both of themçünküIndeedAllahAllahtevbeleri çok kabul edendirisçok bağışlayanOft-Forgivingçok esirgeyendirMost-Merciful
🇹🇷 4:16 Sizlerden zina edenlerin her ikisine de eziyet edin. Eğer onlar tevbe edip kendilerini ıslah ederlerse onlardan vazgeçin. Çünkü Allah tevbeleri kabul eden ve çok merhamet edendir.
şüphesizOnlytevbesi makbuldürthe acceptance of repentancegörebyAllah'aAllahşu kimselerin(is) for those whoyaparlardobir kötülükthe evilcahilliklein ignorancesonrathendönerler (tevbe ederler)they repenthemen ardındanfromhemen ardındansoon afterişteThen thosetevbesini kabul ederwill have forgivenessAllah(from) Allahonlarınupon themAllahand isAllahAllahbilendirAll-Knowinghüküm ve hikmet sahibidirAll-Wise
🇹🇷 4:17 Ancak Allah'ın kabul etmesini vaad buyurduğu tevbe, o kimseler içindir ki, bilmeyerek günah işleyip hemen tevbe edenlerin tevbesidir. İşte Allah bunların tevbelerini kabul eder. Allah alîmdir hakîmdir. (Her şeyi bilendir, hikmet sahibidir).
(geçerli) değildirAnd nottevbesi(is) the acceptance of repentancekimselerinfor those whoyapan(ların)dokötülüklerthe evil deedsnihayetuntilzamanwhengelip çattığıapproacheskendilerineone of themölüm[the] deathderhe saysmuhakkak benIndeed Itevbe ettimrepentşimdinowve (değildir)and notkimselerinthose whoölenleredieolarakwhile theykafir(are) disbelieversişteThose hazırlamışızdırWe have preparedonlar içinfor thembir azaba punishmentacıpainful
🇹🇷 4:18 Yoksa günah işleyip de kendisine ölüm gelince: "İşte ben şimdi tevbe ettim." diyen kimselerin tevbesi kabul edilmez. Kâfir olarak ölenlerin de tevbeleri kabul edilmez. İşte bunlara ahirette can yakıcı bir azap hazırlamışızdır.
EyO youkimselerwhoinanan(lar)believe[d]helal değildirNothelâldir(is) lawfulsizefor youmiras yoluyla almanızthatmiras alırsınızyou inheritkadınlarıthe womenzorla(by) forceonları sıkıştırmayınAnd notonları sıkıştırmayınyou constraint themalıp götürmek içinso that you may takebir kısmınıa partşeylerin(of) whatonlara verdiğinizyou have given themdışındaexceptyapmalarıthatişlerlerthey commitedepsizlikimmoralityaçık biropenve onlarla geçininAnd live with themiyiin kindnesseğerBut ifonlardan hoşlanmazsanızyou dislike thembilinkithen perhapssizin hoşlanmadığınızthathoşlanmazsınızyou dislikebir şeyea thingkoymuş olabilirand has placedAllahAllahonain ithayırgoodçokmuch
🇹🇷 4:19 Ey iman edenler! Kadınlara zorla varis olmanız size helal değildir. Verdiğiniz mehrin bir kısmını kurtaracaksınız diye, onları sıkıştırmanız da helal değildir. Ancak açık bir hayasızlık yapmış olurlarsa başka. Onlarla iyi geçinin. Eğer kendilerinden hoşlanmadınızsa, olabilir ki, siz bir şeyden hoşlanmasanız da Allah onda bir çok hayır takdir etmiş bulunur.
eğerAnd ifalmak istersenizyou intendbaşkareplacingbir eşa wifeyerine(in) placebir eşin(of) a wifevermiş olsanız (dahi)and you have givenonlardan birineone of themkantarlarca (mal)heap (of gold)geri almayınthen (do) notgiderirtake awayondan (verdiğinizden)from ithiçbir şeyianythingverdiğinizi alacak mısınız?Would you take itiftira ederek(by) slanderve günaha girerekand a sinaçıkçaopen
🇹🇷 4:20 Eğer bir eşi bırakıp da yerine diğer bir eş almak isterseniz, öncekine yüklerle mehir vermiş de bulunsanız, ondan bir şey geri almayın. O malı bir iftira ve açık bir günah isnadı yaparak geri alır mısınız?
ve nasılAnd howonu alırsınızcould you take itandolsunwhen surelygeçmiş(içli dışlı olmuş)kenhas gone bazınızone of youbazınızatobaşkaanotherve onlar almışlardıand they have takensizdenfrom youte'minatcovenantsağlamstrong
🇹🇷 4:21 Birbirinizle kaynaşıp başbaşa kalmışken ve onlar sizden kuvvetli bir teminat almışken verdiğinizi nasıl geri alabilirsiniz?
artık evlenmeyinAnd (do) notnikâhlayınmarryevlendiğiwhomevlimarriedbabalarınızınyour fatherskadınlarlaofkadınlarthe womenhariçexceptolanlarwhatgeçmiştehasönceden geçtipassed beforeçünkü buindeed itedepsizliktirwasbir hayâsızlıkan immoralityve (Allah'ın) hışm(ı)dırand hatefulve iğrençand (an) evilbir yoldurway
🇹🇷 4:22 Cahiliye devrinde geçenler müstesna, babalarınızın nikahladığı kadınlarla evlenmeyiniz. Şüphe yok ki o, pek çirkindi, iğrenç idi, o ne fena bir âdetti.
haram kılındıForbiddensizeto youanalarınız(are) your mothersve kızlarınızand your daughtersve kızkardeşlerinizand your sistersve halalarınızand your father's sistersve teyzelerinizand your mother's sistersve kızlarıand daughterskardeş(of) brotherse kızlarıand daughterskızkardeş(of) sistersve analarınızand (the) motherssizi emzirenwhosizi emzirdilernursed youve bacılarınızand your sisterssütfromemzirmethe nursingve analarıand motherskarılarınızın(of) your wivesüvey kızlarınızand your step daughtersolanwhobirleştiğiniz(are) inkorumanızyour guardianshipkarılarınızdanofkadınlarınızyour womenevlerinizde bulunanwhomilişkiye girdinizyou had relationseğerwith themama eğerbut ifolmamışsanotsizde vardıyou hadbirleşmenizrelationsonlarlawith themyokturthen (there is) nobir günahsinüzerinizeon youve karılarıAnd wivesoğullarınızın(of) your sonskendi sulbünüzdenthose who-dendir(are) frombellerinizyour loinsve almanızand thattoplanırsınızyou gather togetherbir arada[between]iki kızkardeşitwo sistersancak hariçexceptolanlarwhatgeçmiştehasönceden geçtipassed beforeşüphesizIndeedAllahAllahçok bağışlayanisçok bağışlayanOft-Forgivingçok esirgeyendirMost-Merciful
🇹🇷 4:23 Size şunları nikahlamak haram kılındı: Anneleriniz, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek ve kız kardeşlerinizin kızları, sizi emziren süt anneleriniz, süt kızkardeşleriniz ve karılarınızın anneleri, ve kendileri ile zifafa girdiğiniz kadınlarınızdan olan ve evlerinizde bulunan üvey kızlarınız. Eğer üvey kızlarınızın anneleri ile zifafa girmemişseniz onlarla evlenmenizde size bir günah yoktur. Sulbünüzden gelen (öz) oğullarınızın hanımları ile evlenmeniz ve iki kız kardeşi birlikte nikahlamanız da haramdır. Ancak cahiliyyet devrinde geçen geçmiştir. Şüphesiz ki Allah gafur (çok bağışlayıcı) ve çok merhamet edicidir.
5. Cüz
ve evli olanlar (haramdır)And (prohibited are) the ones who are marriedkadınlardanofkadınlarthe womendışındaexceptgeçen(cariye)lerwhomsahipsinizyou possessellerinizerightfullyyazdığı(yasaklar)dırDecreeAllah'ın(of) Allahsizeupon youve helal kılındıAnd are lawfulsizeto youötesiwhatötesindedir(is) beyondbunlardanthatistemenizthatararsınızyou seekmallarınızlawith your wealthiffetli yaşamakdesiring to be chastezina etmemeknotşehvetle(to be) lustfulyararlanmanıza karşılıkSo whatfaydalandınızyou benefit[ed]onlardanof itonlardanfrom themonlara verinso you give themkesilen ücretlerinitheir bridal duebir hak olarak(as) an obligationyokturAnd (there is) nobir günahsinüzerinizeon youhakkındaconcerning whatkarşılıklı anlaşmanızyou mutually agreesonraof it-denfromötesindebeyondhakkın kesimindenthe obligationşüphesizIndeedAllahAllahbilendirisher şeyi bilenAll-Knowinghüküm ve hikmet sahibidirAll-Wise
🇹🇷 4:24 Bir de harb esiri olarak sahibi bulunduğunuz cariyeler müstesna, evli kadınlarla evlenmeniz de size haram kılındı. Bütün bunlar Allah'ın üzerinize farz kıldığı hükümlerdir. Bunların dışında kalanlar ise iffetli olarak zina etmeksizin mallarınızla mehir vermek suretiyle evlenmek istemeniz size helal kılındı. O halde onlardan nikah ile faydalanmanıza karşılık mehirlerini kendilerine verin ki, bu farzdır. O mehri takdir edip kesinleştirdikten sonra birbirinizi razı etmenizde bir mahzur yoktur. Şüphesiz ki Allah her şeyi çok iyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
ve kimseAnd whoevergücü yetmeyen(is) notgücü yetenable toiçinizdenamong youmali güceaffordevlenmek içintonikâhlayınmarryhür kadınlarlathe free chasteinanmış[the] believing womensahip olduğunuzthen (marry) fromnewhatsahip oldularpossess[ed]ellerinizdeyour right handsgenç kızlarınızdan (alsın)ofcariyelerinizyour slave girls inanmış(of) the believersAllahAnd Allahdaha iyi bilirknows bestsizin imanınızıabout your faithhepinizYoubirbirinizdensiniz(are) frombirbirini(one) anotheröyle ise onlarla evleninSo marry themizniylewith (the) permissionailelerinin(of) their familyve verinand give themücretlerini (mehirlerini)their bridal duegüzelcein a fair manneriffetli yaşamaları(They should be) chastezina etmemelerinothayâsızlık yapanlarthose who commit immoralityve (gizli) edinmemeleriand notedinenlerthose who takedostsecret loversikenThen whenevlithey are marriedeğerand ifyaparlarsathey commitfuhuşadulteryonlarathen for themyarısı (uygulanır)(is) halfüzerine(of) whatüzerinedir(is) onhür kadınlarthe free chaste womenyapılan işkenceninofazapthe punishmentbu (cariye ile evlenme)Thatiçindir(is) for whoeverkorkanlarfearssıkıntıya düşmektencommitting siniçinizdenamong youfakatand thatsabretmenizyou be patientdaha iyidir(is) bettersizin içinfor youAllahAnd Allahbağışlayandır(is) Oft-ForgivingesirgeyendirMost Merciful
🇹🇷 4:25 Sizden her kim hür mümin kadınları nikah edecek bir zenginliğe gücü yetmiyorsa, ona da ellerinizin altındaki mümin cariyelerinizden efendilerinin rızası ile nikahlamak var. Allah sizin imanınızı daha iyi bilir. Siz birbirinizdensiniz. O halde sahiplerinin izni ile ve mehirlerini örfe göre vermek suretiyle cariyelerden iffetli olan, zina etmeyen, dost da edinmeyenlerle evlenin. Evlendikten sonra bir fuhuş yaparlarsa, o vakit hür kadınlar hakkında gerekli bulunan cezanın yarısı kendilerine lazım gelir. Bu hükümler, içinizden günah işlemekten korkanlaradır. Sabretmeniz ise, sizin için daha hayırlıdır. Allah Gafûrdur, Rahimdir (çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir).
istiyorWishesAllahAllahaçıklamakto make clearsizeto youve sizi iletmekand to guide youyasalarına(to) wayskimselerin(of) thosesizden önceki(lerin)fromsenden öncebefore youve bağışlamakand (to) accept repentancegünahlarınızıfrom youAllahAnd Allahbilendir(is) All-Knowinghüküm ve hikmet sahibidirAll-Wise
🇹🇷 4:26 Allah, sizlere bilmediklerinizi bildirmek, sizden öncekilerin yollarını size göstermek ve tevbenizi kabul etmek istiyor. Allah, her şeyi çok iyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
AllahAnd Allahistiyorwishestevbenizi kabul etmektotevbeyi kabul ederaccept repentancesizinfrom youve istiyorlarbut wishkimselerthose whouyan(lar)followşehvetlerinethe passionssizin düşmenizithatsaparsınızyou deviate bir sapıklığa(into) a deviationbüyükgreat
🇹🇷 4:27 Allah sizin tevbenizi kabul etmek istiyor. Halbuki şehvetlerine uyanlar ise, sizin doğru yoldan büyük bir meyl ile sapmanızı istiyorlar.
istiyorWishesAllahAllahhafifletmektohafifletirlightensizdenfor youve yaratılmıştırand was createdinsanthe mankindzayıfweak
🇹🇷 4:28 Allah, din hususundaki ağır teklifleri sizden hafifletmek istiyor. Çünkü insan sabır ve tahammül bakımından zayıf yaratılmıştır.
EyO youkimselerwhoinanan(lar)believe[d]yemeyin(Do) notyiyineatmallarınızıyour wealtharanızdabetween yourselvesbatılla (haksız yere)unjustlyharicindeButolanthatolsun(there) beticaretbusinessrızanızla yaptığınızonkarşılıklı rızamutual consentkendiamong youöldürmeyinAnd (do) notöldürürlerkillcanlarınızıyourselvesdoğrusuIndeedAllahAllahsize karşıissanato youçok merhametlidirMost Merciful
🇹🇷 4:29 Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda haksızlıkla yemeyin. Ancak kendi rızanızla yaptığınız ticaretle yemeniz helaldir. Birbirinizin canına kıymayın. Şüphesiz Allah, size karşı çok merhametlidir.
kimAnd whoeveryaparsa (bilsin ki)doesbunuthatdüşmanlık ile(in) aggressionve zulüm ileand injusticeyakındathen soononu sokacağızWe (will) cast himcehenneme(into) a Fireve buAnd isşuthatkarşıforAllah'aAllahkolaydıreasy
🇹🇷 4:30 Kim, zulüm ve tecavüz yolu ile bu yasakları işlerse, yakında onu cehennem ateşine atacağız. Onu ateşe atmak da Allah'a pek kolaydır.
eğerIfkaçınırsanızyou avoidbüyük günahlardangreat (sins)ne ki(of) whatsize yasaklananyou are forbiddenondanfrom [it]örterizWe will removesizinfrom youküçük günahlarınızıyour evil deedsve sizi sokarızand We will admit youbir yere(to) an entrancegüzelnoble
🇹🇷 4:31 Eğer siz, yasaklandığınız büyük günahlardan sakınırsanız, diğer kusurlarınızı örter, sizi güzel bir makama koyarız.
göz dikmeyinAnd (do) notgöz dikmeyincovetşeylerewhatüstün kıldığı(has) bestowedAllah'ınAllahonunla[with it]bir kısmınızısome of youkarşıoverdiğerineotherserkeklere vardırFor menbir pay(is) a shareşeylerdenof whatkazandıklarıthey earnedve kadınlara vardırand for womenbir pay(is) a shareşeylerdenof whatkazandıklarıthey earnedisteyinAnd askAlla'ınAllahlutfundanofO'nun lütfuHis bountykuşkusuzIndeedAllahAllahherisherof everyşeyithingbilendirAll-Knower
🇹🇷 4:32 Bir de Allah'ın bazınıza, diğerinden fazla verdiği şeyleri temenni etmeyin. Erkeklere hak ettiklerinden bir pay vardır. Kadınlara da kendi kazandıklarından bir pay vardır. İsteklerinizi Allah'ın fazlından ve kereminden isteyin. Gerçekten Allah her şeyi hakkıyla bilendir.
ve her birineAnd for allkıldıkWe (have) madevarislerheirsbıraktıklarındanof whatkaldı(is) leftana babanın(by) the parentsve akrabanınand the relativesve kimselereAnd those whombağladığıpledgedyeminlerinizinyour right hands verinthen give themhisselerinitheir shareşüphesizIndeedAllahAllahüzerineisüzerineoverhereveryşeyithingşahittira Witness
🇹🇷 4:33 Anne, baba ve akrabaların bıraktıkları her şey için bir mirasçı tayin ettik. Yemin akdiyle mirasçı kıldıklarınızın paylarını da verin. Şüphesiz Allah, her şeye şahittir.
erkekler[The] menyöneticidirler(are) protectorsüzerindeofkadınlarthe womenzirabecauseüstün kılmıştır(has) bestowedAllahAllahbir kısmınısome of themüzerineoverdiğerininothersve çünküand becauseinfak ederlerthey spendmallarındanfrommallarıtheir wealthiyi kadınlarSo the righteous womenita'atkar olup(are) obedientkorurlarguardinggizliyiin the unseenkarşılıkthat whichkendilerini korumasına(orders) them to guardAllah'ın(by) AllahkadınlaraAnd those (from) whomkorktuğunuzyou fearhırçınlık etmelerindentheir ill-conductöğüt verinthen advise themonlara sokulmayınand forsake themyataklardainyatakthe bedve onları dövünand [finally] strike themeğerThen ifsize ita'at ederlersethey obey youartık aramayınthen (do) notararlarseekonların aleyhineagainst thembaşka bir yola wayçünküIndeedAllahAllahyücedirisen yüceMost HighbüyüktürMost Great
🇹🇷 4:34 Erkekler, kadın üzerine idareci ve hakimdirler. Çünkü Allah birini (cihad, imamet, miras gibi işlerde) diğerinden üstün yaratmıştır. Bir de erkekler mallarından (aile fertlerine) harcamaktadırlar. İyi kadınlar, itaatkar olanlar ve Allah'ın korunmasını emrettiği şeyleri kocalarının bulunmadığı zamanlarda da koruyanlardır. Fenalık ve geçimsizliklerinden korktuğunuz kadınlara gelince: Önce kendilerine öğüt verin, yataklarından ayrılın. Bunlar da fayda vermezse dövün. Eğer size itaat ederlerse kendilerini incitmeye başka bir bahane aramayın. Çünkü Allah çok yücedir, çok büyüktür.
eğerAnd ifendişe duyarsanızyou fearaçılmasındana dissensionaralarınınbetween (the) two of themgönderinthen sendbir hakeman arbitratorerkeğin ailesindenfromailesihis familyve bir hakemand an arbitratorkadının ailesindenfromailesiher familyeğerIfisterlersethey both wishuzlaştırmakreconciliationbulurwill cause reconciliationAllahAllahonların arasınıbetween both of themçünküIndeedAllahAllah(herşeyi) bilendirisher şeyi bilenAll-Knowerhaber alandırAll-Aware
🇹🇷 4:35 Eğer karıkoca arasının açılmasından endişeye düşerseniz bir hakem erkeğin tarafından, bir hakem de kadının ailesinden kendilerine gönderin. Bu arabulucu hakemler gerçekten barıştırmak isterlerse, Allah karıkoca arasındaki dargınlık yerine geçim verir. Şüphesiz ki Allah hakkıyla bilendir, her şeyin aslından haberdardır.
ve kulluk edinAnd worshipAllah'aAllahortak koşmayınAnd (do) notortak koşarlarassociateO'nawith Himhiçbir şeyianythingve ana babayaand to the parentsiyilik edin(do) goodveand withakrabayathe relativesve öksüzlereand the orphansve yoksullaraand the needyve komşuyaand the neighboryakın(who is)yakınnearve komşuyaand the neighboruzak(who is) farther awayve arkadaşaand the companionyan(ınız)dakiby your sideveand theyolcuyatravelerveand whataltında bulunanlarapossess[ed]ellerinizinyour right handsşüphesizIndeedAllahAllahsevmez(does) notseverlerlovekimselerin(the one) whokurumluiskibirli[a] proudböbürlenen(and) [a] boastful
🇹🇷 4:36 Allah'a ibadet edin ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Sonra anaya, babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, akraba olan komşulara, yakın komşulara, yanında bulunan arkadaşa, yolda kalanlara, sahip olduğunuz kölelere iyilik edin. Şüphesiz Allah, kibirlenen ve övünen kimseyi sevmez.
bunlarThose whocimrilik ederlerare stingyve emrederlerand orderinsanlarathe peoplecimriliği[of] stinginessve gizlerlerand hideşeyiwhatkendilerine verdiği(has) given themAllah'ınAllahbol hazinesindenofO'nun lütfuHis Bounty (biz de) hazırlamışızdırand We (have) preparedinkarcılar içinfor the disbelieversbir azaba punishmentalçaltıcıhumiliating
🇹🇷 4:37 Onlar ki hem kıskanır, cimrilik ederler, hem de herkese cimrilik tavsiye ederler ve Allah'ın kendilerine lütfundan verdiği nimeti gizlerler. Biz kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırladık.
bunlarAnd those whoverirlerspendmallarınıtheir wealthgösteriş içinto be seeninsanlara(by) the peopleinanmazlarand notiman ederlerthey believeAllah'ain Allahve gününeand notgündüzünin the Dayahiretthe Lastkiminand whoeverisehasşeytanthe Shaitaano(nun)for himarkadaşı(as) companion ne kötüthen evilbir arkadaş(ı var)dır(is he as) a companion
🇹🇷 4:38 Bunlar, Allah'a ve ahiret gününe iman etmedikleri halde mallarını, insanlara gösteriş yapmak için harcarlar. Şeytan kimin arkadaşı olursa, o ne kötü arkadaştır!
ne olurduAnd whatonlara(is) against themsankiifinansalardıthey believedAllah'ain Allahve gününeand the Dayahiretthe Lastve harcasalardıand spentkendilerine verdiği rızıktanfrom whatonlara rızık verdi(has) provided themAllah'ınAllahve idiAnd isAllahAllahonlarıabout thembiliyorAll-Knower
🇹🇷 4:39 Bunlar, Allah'a ve ahiret gününe iman etselerdi ve Allah'ın verdiği rızıktan gösterişsiz harcasalardı kendilerine ne zarar gelirdi? Allah onların söz ve işlerini çok iyi bilendir.
şüphesizIndeedAllahAllahhaksızlık etmez(does) notzulümwrongkadar(as much as) weightzerre(of) an atomeğerAnd ifolsathere is(zerre miktarı) bir iyilika goodonu kat kat yaparHe doubles itve verirand giveskendi katındanfromO'nun katındanear Himbir mükafata rewardbüyükgreat
🇹🇷 4:40 Şüphesiz ki Allah, hiç kimseye zerre kadar zulüm etmez. Eğer yapılan iyilik zerre kadar da olsa, onun sevabını kat kat artırır. Ve kendi katından büyük bir mükafat verir.
(halleri) nice olur?So how (will it be)zamanwhengetirdiğimizWe bringherfromhereveryümmettennationbir şahida witnessve getirdiğimizdeand We bringseni deyouüzerineagainstbunlarthese (people)şahid olarak(as) a witness
🇹🇷 4:41 Her ümmetten bir şahit getirdiğimiz ve seni de onların üzerine bir şahit yaptığımız zaman bakalım kâfirlerin hali ne olacak!..
o gün(On) that Dayisterlerwill wishkimselerthose whoinkar eden(ler)disbelievedve karşı gelenlerand disobeyedElçi'yethe Messenger(mümkün olsa)ifbir olmayıwas leveledyer ilewith themyeryüzüthe earthve gizleyemezlerand notgizleyebileceklerthey will (be able to) hideAllah'tan(from) Allah(hiçbir) söz(any) statement
🇹🇷 4:42 Allah'ı, inkar edip peygambere isyan edenler, o kıyamet günü yerle bir olmayı isterler. Allah'tan hiçbir sözü gizleyemezler.
EyO youkimselerwhoinanan(lar)believe[d]yaklaşmayın(Do) notyaklaşmayıngo nearnamazathe prayerve sizwhile yousarhoşken(are) intoxicatedkiuntilbilesinizyou knowne dediğiniziwhatdiyorsunuzyou are sayingve (yaklaşmayın)and notcünüp iken(when you are) impuredışındaexceptgeçici olmanız(when) passingyoldan(through) a waykadaruntilyıkanıncayayou have bathedeğerAnd ifisenizyou arehastaillyahutorüzerindeonyolculuka journeyyahutorgelmişsecamebirinizonesizdenof youtuvalettenfromtuvaletthe toiletyahutordokunmuşsanızyou have touchedkadınlarathe womenbulamadığınız takdirdeand notbulursunyou findsuwaterteyemmüm edinthen do tayammumtoprağa(with) earthtemizcleansürünand wipe (with it)yüzlerinizeyour facesve ellerinizeand your handsşüphesizIndeedAllahAllahçok affedendirisçok affedenOft-Pardoningçok bağışlayandırOft-Forgiving
🇹🇷 4:43 Ey iman edenler! Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın. Cünüb iken de yolcu olanlar müstesna gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta olur, veya yolculukta bulunursanız veyahut biriniz abdest bozmaktan gelince veya cinsî münasebette bulunup, su da bulamazsanız o zaman tertemiz bir toprak ile teyemmüm edin. Niyetle yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz ki Allah çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır.
görmedin mi?Did notgörürsünyou seekimselerin[towards]onlar kithose whokendilerine verilenwere givenbir paya portionKitaptanofKitapthe Booksatın alıyorlarpurchasingsapıklığı[the] errorve istiyorlarand wishingsizin sapıtmanızıthatsaparsınızyou strayyolu(from) the way
🇹🇷 4:44 Kendilerine kitaptan bir nasib verilmiş olanları görmüyor musun? Onlar, sapıklığı satın alıyorlar ve sizin de yoldan sapmanızı istiyorlar.
AllahAnd Allahdaha iyi bilirknows bettersizin düşmanlarınızıabout your enemiesyeterand (is) sufficientAllahAllahdost olarak(as) a Protectoryeterand sufficientAllah(is) Allahyardımcı olarak(as) a Helper
🇹🇷 4:45 Allah sizin düşmanlarınızı çok iyi bilir. Gerçek bir dost olarak Allah yeter. Ve yardımcı olarak da Allah yeter.
öyleleri var kiOfonlar kithose whoYahudilerdenare Jewskaydırıyorlarthey distortkelimelerithe wordsyerlerinden;fromyerleritheir placesve diyorlarand they sayişittikWe hear[d]ve isyan ettikand we disobey[ed]ve dinleand "Heardinlemez olasınotişitilmekto be heardve ra'inaand "Rainaeğip bükerektwistingdillerini[with] their tonguesve taşlayarakand defamingdini[in]dinthe religionkeşke (eğer)And ifonlar[that] theydeselerdi(had) saidişittikWe hear[d]ve ita'at ettikand we obey[ed]ve dinleand "Hearve bize bakand look (at) uselbette olurdusurely it (would) have beendaha iyibetterkendileri içinfor themve daha sağlamand more suitablefakat[And] butonları la'netlemiştircursed themAllahAllahinkarlarından dolayıfor their disbeliefinanmazlarso notiman ederlerthey believehariçexceptpek azıa few
🇹🇷 4:46 Yahudilerden bir kısmı, (Allah'ın kitabındaki) kelimeleri esas mânâsından kaydırıp; dillerini eğerek ve dine saldırarak, "Sözünü işittik, emirlerine isyan ettik, dinle, dinlemez olası ve râinâ (bizi gözet)" diyorlar. Halbuki onlar, "İşittik ve itaatettik; dinle ve bize de bak" deselerdi bu, kendileri için daha hayırlı ve daha doğru olurdu. Fakat Allah, küfürleri yüzünden kendilerini lanetlemiştir. Artık onlar, pek azı müstesna, iman etmezler.
EyO youkimselerwhoverilen(ler)(have) been givenKitapthe Bookinanınbelieveşeye (Kur'ana)in whatindirdiğimizWe (have) revealeddoğrulayıcı olarakconfirmingyanınızdakiniwhat isseninlewith youöncefromöncebeforebiz silip[that]silerizWe effacebazı yüzlerifacesdöndürmemizdenand turn themüzerineonarkalarıtheir backsya daoronları da la'netlememizdenWe curse themgibiasla'netlediğimizWe cursedadamlarınıcompanionscumartesi(of) the SabbathbuyruğuAnd isemir(the) commandAllah'ın(of) Allahyapılır(always) executed
🇹🇷 4:47 Ey kendilerine kitap verilenler! Gelin yanınızda bulunan (Tevrat)ı tasdik etmek üzere indirdiğimiz bu kitaba iman edin. Biz birtakım yüzleri silip de enselerine çevirmeden yahut cumartesi halkını (yahudileri) lanetlediğimiz gibi onları lanetlemeden önce iman edin. Yoksa Allah'ın emri mutlaka yerine gelecektir.
şüphesizIndeedAllahAllahbağışlamaz(does) notbağışlaforgiveortak koşulmasınıthatortak koşulmasıpartners be associatedkendisinewith Himve bağışlarbut He forgivesbaşkasınıfrombaşkaother thanbundanthatkimsedenfor whomdilediğiHe willsve kimseAnd whoeverortak koşanassociates partnersAllah'awith Allahgerçektenthen surelyiftira etmiştirhe has fabricatedbir günaha sin büyüktremendous
🇹🇷 4:48 Doğrusu Allah, kendisine ortak koşulmasını asla affetmez. Ondan başkasını (diğer günahları) ise, dilediği kimseler için bağışlar ve mağfiret buyurur. Her kim Allah'a şirk koşarsa gerçekten pek büyük bir günah ile iftira etmiş olur.
görmedin mi?Do notgörürsünyou seeşu[towards]onlar kithose whoövüp yüceltenlericlaim puritykendilerini(for) themselvesHayır ancak'NayAllah(it is) AllahyüceltirHe purifiesdilediğiniwhomO dilerHe willsonlara zulmedilmezand nothaksızlığa uğratılmazlarthey will be wrongedkıl kadar(even as much as) a hair on a date-seed
🇹🇷 4:49 Kendi nefislerini temize çıkaranları görmüyor musun? Hayır! Ancak Allah, dilediğini temize çıkarır. Onlara kıl kadar zulmedilmez.
bakSeenasılhowuyduruyorlarthey inventkarşıaboutAllah'aAllahyalan[the] lieve yeterand sufficientbu (onlara)is it bir günah olarak(as) a sinapaçıkmanifest
🇹🇷 4:50 Bak nasıl da Allah'a yalan uyduruyorlar. Apaçık bir günah olarak bu yeter.
görmedin mi?Do notgörürsünyou seekendilerine[towards]onlar kithose whoverilenleriwere givenbir paya portionKitaptanofKitapthe BookinanıyorlarThey believecibt'ein the superstitionve tağut'aand the false deitiesve diyorlarand they sayiçinfor those whoinkar edenlerdisbelieve[d]bunlarThesedaha doğru(are) better guidedkimselerdenthanonlar kithose whoinanan(lar)believe[d]yolda(dırlar)(as to the) way
🇹🇷 4:51 "Şu kendilerine kitaptan (okuma yazmadan) bir nasib verilmiş olanları görmüyor musun! Onlar puta ve şeytana inanıyorlar. Ve Allah'ı tanımayanlara, "Bunlar, müminlerden daha doğru yoldadır." diyorlar.
işte onlarThosela'netlediği (insanlardır)(are) the oneslânetlenmişler(who have been) cursedAllah'ın(by) Allahkimiand whoeverla'netlerse(is) cursedAllah(by) Allahartık bulamazsınthen neverbulacaksınwill you findonun içinfor him(hiçbir) yardımcı(any) helper
🇹🇷 4:52 Onlar, Allah'ın lanet ettiği kimselerdir. Allah kime lanet ederse artık ona asla bir yardımcı bulamazsın.
yoksaOronların var mı?for thembir payı(is) a sharemülktenofhükümranlıkthe Kingdomöyle olsaydıThenvermezlerdinot wouldverirlerthey giveinsanlarathe peoplebir çekirdek zerresi bile(even as much as the) speck on a date seed
🇹🇷 4:53 Yoksa onların mülkten bir payı mı vardır. Eğer öyle olsaydı, insanlara bir çekirdeğin zerresini bile vermezlerdi.
yoksaOrkıskanıyorlar mıare they jealousinsanlara(of) the peopleyüzündenforşeyi (vahiyleri)whatverdiğigave themAllah'ınAllahlutfundanfromO'nun lütfuHis BountyoysaBut surelybiz verdikWe gavesoyuna(the) familyİbrahim(of) IbrahimKitabıthe Bookve hikmetiand [the] wisdomve onlara verdikand [We] gave thembir mülka kingdombüyükgreat
🇹🇷 4:54 Yoksa onlar, Allah'ın lütuf ve kereminden insanlara verdiği nimetleri kıskanıyorlar mı? Şüphesiz biz, İbrahim ailesine de kitap ve hikmeti vermiştik. Hem de onlara büyük bir mülk ve saltanat ihsan ettik.
onlardanThen of themkimi(are some) whoinandıbelievedO(Hak Kitabı)nain himonlardanand of themkimi de(are some) whoyüz çevirditurned awayondanfrom himöylesine de yettiand sufficientcehennem(is) Hellçılgın alevli(as a) Blazing Fire
🇹🇷 4:55 İşte o yahudilerden bir kısmı ona iman etti. Bir kısmı da ondan yüz çevirdi. O iman etmeyenlere cehennem alevi yeter.
şüphesizIndeedkimselerithose whoinkar eden(leri)disbelievedayetlerimiziin Our SignsyakındasoonsokacağızWe will burn thembir ateşe(in) a FireherEvery timepiştikçeare roastedderileritheir skinsdeğiştireceğizWe will change theirderileriskinsbaşkasıylafor other (than) thattadsınlar diyeso that they may tasteazabıthe punishmentşüphesizIndeedAllahAllahdaima üstündürismutlak güç sahibiAll-Mightyhüküm ve hikmet sahibidirAll-Wise
🇹🇷 4:56 Şüphesiz ki âyetlerimizi inkâr eden kâfirleri biz yarın bir ateşe atacağız. Derileri piştikçe azabı duysunlar diye, kendilerine başka deriler vereceğiz. Çünkü, Allah gerçekten çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
kimseleriAnd those whoinananbelieve[d]ve yapanlarıand didiyi işlerthe good deedssokacağızWe will admit themcennetlere(in) Gardensakanflowsaltlarındanfromonun altındanunderneath itırmaklarthe riverskalacaklardırwill abideoradain itsürekliforeverkendilerine vardırFor themoradain iteşler de(are) spousestertemizpureve onları sokacağızand We will admit thembir gölgeye(in the) shade(hiç güneş sızmayan) eşsizthick
🇹🇷 4:57 İman edip salih ameller işliyenleri ise, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacağız. Orada ebedî olarak kalacaklar. Onlara orada tertemiz eşler vardır. Onları, koyu gölgeler altında bulunduracağız.
şüphesizIndeedAllahAllahsize emrederorders youvermenizitokılarrenderemanetlerithe trustsehlinetosahipleritheir ownersve zamanand whenhükmettiğinizyou judgearasındabetweeninsanlarthe peoplehükmetmenizitohükmederjudgeadaletlewith justiceşüphesizIndeedAllahAllahne güzelexcellentlysize öğüt veriyoradvises youonunlawith itdoğrusuIndeedAllahAllahişitendirisher şeyi işitenAll-HearinggörendirAll-Seeing
🇹🇷 4:58 Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz ki Allah her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla görendir.
EyO youkimselerwhoiman eden(ler)believe[d]ita'at edinObeyAllah'aAllahve ita'at edinand obeyElçiyethe Messengerve sahibineand thosebuyruk(having) authoritysizden olanamong youeğerThen ifanlaşmazlığa düşersenizyou disagreehakkındainherhangi bir şeyanythingonu götürünrefer itAllah'atoAllahAllahve Elçiyeand the MessengereğerifisenizyouinanıyorbelieveAllah'ain Allahve gününeand the Dayahiret[the] LastbuThatdaha iyidir(is) bestve daha güzeldirand more suitablesonuç bakımından da(for final) determination
🇹🇷 4:59 Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Peygambere de itaat edin ve sizden olan emir sahibine de itaat edin. Eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz; Allah'a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resulüne arz edin. Bu, daha iyidir ve sonuç bakımından da daha güzeldir.
görmedin miDo notgörürsünyou seekimseleri[towards]onlar kithose whozanneden(leri)claimsadece kendilerininthat theyinandıklarınıbelieveşeylerein whatindirilene(is) revealedsanato youve şeylereand whatindirilenewas revealedve senden öncefromsenden öncebefore youistiyorlarThey wishhakem olarak başvurmaktohükme giderlergo for judgmenttağutatotâğût (sahte ilahlar)the false deitiesoysaand surelyemredilmiştithey were orderedinkar etmeleritoreddederlerrejectonu[with] itve istiyorAnd wishesŞeytan dathe Shaitaanonları saptırmaktoonları saptırırmislead themsapkınlıklaastray iyicefar away
🇹🇷 4:60 Şunları görmüyor musun? Kendilerinin sana indirilene ve senden önce indirilene inandıklarını ileri sürüyorlar da tağuta inanmamaları kendilerine emrolunduğu halde, tağut önünde muhakemeleşmek istiyorlar. Şeytan da onları bir daha dönemeyecekleri kadar iyice sapıklığa düşürmek istiyor.
ve zamanAnd whendendiğiit is saidkendilerineto themgelinComeşeyetonewhatindirdiği(ne)(has) revealedAllah'ınAllahveand toElçiyethe Messengergörürsünyou seeo ikiyüzlülerinthe hypocritesuzaklaştıklarınıturning awaysendenfrom youbüsbütün uzaklaşmakla(in) aversion
🇹🇷 4:61 Onlara: "Allah'ın indirdiğine ve Peygambere gelin!" denince, münafıkların senden büsbütün uzaklaştıklarını görürsün.
nasılSo howne zaman kiwhenbaşlarına gelincebefalls thembir felaketdisasteryüzündenfor whatyaptıkları (kötülükler)sent forthelleriyletheir handssonra hementhensana gelirlerthey come to youyemin ederlerswearingAllah'aby AllahdiyeNotbiz istedikwe intendedsadeceexceptiyilik etmekgoodve uzlaştırmakand reconciliation
🇹🇷 4:62 Ya nasıl, elleriyle yaptıkları yüzünden başlarına bir felaket gelince, hemen sana geldiler de: "Biz sadece iyilik etmek ve arayı bulmak istedik." diye Allah'a yemin ediyorlar.
işteThoseonlar ki(are) the ones who bilirknowsAllahAllaholanıwhatonların kalblerinde(is) inkalpleritheir heartsaldırmaso turn awayonlarafrom themve onlara öğüt verand admonish themve söyleand sayonlarınto themiçlerine işleyecekconcerningcanlarıtheir soulsbir söza wordgüzelpenetrating
🇹🇷 4:63 Onlar, Allah'ın kalblerindekini bildiği kimselerdir; Onlara aldırma, onlara öğüt ver ve onların içlerine tesir edecek güzel söz söyle!
biz göndermedikAnd notgönderdikWe senthiçbiranyelçiyiMessengerbaşka bir amaçlaexceptita'at edilmektento be obeyedizniyleby (the) permissionAllah'ın(of) AllaheğerAnd ifonlar[that] theyzamanwhenzulmettiklerithey wrongedkendilerinethemselvessana gelseler(had) come to youbağışlanma dileselerand asked forgivenessAllah'tan(of) Allahve bağışlanmasını dileseydiand asked forgivenessonlarınfor themElçithe Messengerelbette bulurlardısurely they would have foundAllah'ıAllahaffediciOft-ForgivingmerhametliMost Merciful
🇹🇷 4:64 Biz hangi peygamberi gönderdikse, sırf Allah'ın izni ile itaat edilmek üzere gönderdik. Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah'tan günahlarının bağışlanmasını dileselerdi ve Resul de onların bağışlanmasını dileseydi, elbette Allah'ı affedici, merhametli bulurlardı.
hayırBut noRabin hakkı içinby your Lordolmazlarnotinanmışwill they believeseni hakem yaparakuntilseni hakem yaparlarthey make you judgeişlerdeabout whatçekişmeliarisesaralarında çıkanbetween themsonra dathenbulunmadannotbulurlarthey findiçlerindeinkendilerininthemselvesbir buruklukany discomfortsenin verdiğin hükmeabout whatkarar verdinyou (have) decidedve teslim olmadıkçaand submittam bir teslimiyetle(in full) submission
🇹🇷 4:65 Hayır! Rabbine andolsun ki iş bildikleri gibi değil, onlar aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp sonra da senin verdiğin hükme karşı içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olamazlar.
ve eğerAnd ifbiz[that] Weyazsaydık(had) decreedonlaraon themöldürünthatöldürünKillkendiniziyourselvesya daorçıkınGo forthyurtlarınızdanfromevlerinizyour homesbunu yapmazlardınotonu yapmazlardıthey would have done ithariçexceptpek azıa fewiçlerindenof themeğerBut ifonlar[that] theyyapsalardıhad doneşeyiwhatöğütlenenthey were advisedkendilerinewith [it]elbette olurdusurely (it) would have beendaha iyibetterkendileri içinfor themve daha sağlamand strongersağlamlıktastrengthen(ing)
🇹🇷 4:66 Eğer biz onlara: "Kendinizi öldürün, veya yurtlarınızdan çıkın." diye yazmış olsaydık, içlerinden pek azı hariç, bunu yapamazlardı. Fakat kendilerine verilen öğütleri tutsalardı, elbette haklarında hem daha hayırlı, hem de daha sağlam olurdu.
ve o zamanAnd thenkendilerine verirdikWe would (have) given themkatımızdanfromkendimizOurselvesbir mükafata rewardbüyükgreat
🇹🇷 4:67 Ve o zaman elbette kendilerine katımızdan büyük mükafat verirdik.
ve onları iletirdikAnd We would have guided thembir yola(to the) waydoğru(the) straight
🇹🇷 4:68 Ve onları elbette doğru yola iletirdik.
ve kimAnd whoeverita'at ederseobeysAllah'aAllahve Elçi'yeand the Messengerişte onlarthen thoseberaberdir(will be) withkimselerlethose whomni'metlendirdiğihas bestowed (His) FavorAllah'ınAllahkendileriniupon them peygamberlerleofpeygamberlerthe Prophetsve sıddiklarlaand the truthfulve şehidlerleand the martyrsve Salihlerleand the righteousve ne güzelAnd excellentonlar(are) thosearkadaştırcompanion(s)
🇹🇷 4:69 Kim Allah'a ve Peygambere itaat ederse işte onlar, Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddıklarla, şehidlerle, iyilerle birliktedir. Bunlar ne güzel arkadaştır!
buThatni'met(is) the BountyAllahtandırofAllahAllahve yeterand sufficientAllahAllahbilen olarak(as) All-Knower
🇹🇷 4:70 Bu lütuf Allah'tandır. Bilen olarak Allah yeter.
EyO youkimselerwhoinanan(lar)believe[d]alınTakekorunma(tedbirleri)niziyour precautionssavaşa gidinand advancebölük bölük(in) groupsya daorsavaşa gidinadvancehep birlikteall together
🇹🇷 4:71 Ey iman edenler! Düşmana karşı her türlü savunma tedbirinizi alınız. Onlara karşı ya küçük birlikler halinde hareket ediniz veya topyekün seferber olunuz.
ve şüphesizAnd indeediçinizdenamong youbir kısmı var ki(is he) whopek ağır davranırlags behindeğerthen ifsize erişirsebefalls youbir felaketa disasterder kihe saidmuhakkakVerilylutfetti(has) favoredAllahAllahbana[on] mebulunmadım[when]ki değil(that) notidimI wasonlarla beraberwith themhazırpresent
🇹🇷 4:72 Şüphesiz içinizden bir kısmı vardır ki, pek ağır davranır. Eğer başınıza bir musibet gelirse: "Allah bana lutfetti de onlarla beraber bulunmadım." der.
ve eğerAnd ifsize erişirsebefalls youbir ni'metbountyAllahtanfromAllahAllahderhe would surely saysankias ifyokmuş gibi(had) notolsaydıthere beensizinlebetween youkendisi arasındaand between himhiç sevgiany affectionkeşke ben deOh! I wisholsaydımI had beenonlarla beraberwith themkazansaydımthen I would have attainedbir başarıa successbüyükgreat
🇹🇷 4:73 Ve eğer Allah'tan size bir lütuf ve zafer erişecek olsa, sizinle kendisi arasında hiç sevgi yokmuş gibi, bu sefer de hiç şüphesiz şöyle diyecek: "Ah ne olurdu, onlarla beraber olaydım da büyük murada ereydim."
savaşsınlarSo let fightyolundainyol(the) wayAllah(of) Allahkimselerthose whosatan(lar)sellhayatınıthe lifedünya(of) the worldahireti karşılığındafor the Hereafterve kimAnd whoeversavaşır dafightsyolundainyol(the) wayAllah(of) Allahöldürülürthen he is killedveyaorgalib gelirseachieves victoryyakındathen soonbiz ona vereceğizWe will grant himbir mükafata rewardbüyüka great
🇹🇷 4:74 O halde geçici dünya hayatını, ebedî ahiret hayatı karşılığında satacak olanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Her kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse, her iki durumda da biz ona yarın pek büyük bir mükafat vereceğiz.
ne oldu?And whatsizefor yousavaşmıyorsunuz(that) notsavaşırsınızyou fightyolundainyol(the) wayAllah(of) Allahve zayıfand (for) those who are weak(uğrunda)amongerkeklerthe menve kadınlarand the womenve çocuklarand the childrenkimselerthose whodiyorlarsayRabbimizOur Lordbizi çıkartake us outşuofbuthiskentten[the] townzalim[the] oppressor(s)halkı(are) its peopleve verand appointbizefor uskatındanfromkendinYourselfbir koruyucua protectorve verand appointbizefor uskatındanfromkendinYourselfbir yardımcıa helper
🇹🇷 4:75 Hem size ne oluyor ki, Allah yolunda: "Ey Rabbimiz! bizleri bu halkı zâlim olan memleketten çıkar, tarafından bizi iyi idare edecek bir sahip ve bize katından bir kurtarıcı gönder" diye yalvarıp duran zayıf ve zavallı erkekler, kadınlar ve çocukların kurtarılması uğrunda savaşa çıkmıyorsunuz?
kimselerThose whoinanan(lar)believesavaşırlarthey fightyolundainyol(the) wayAllah(of) Allahve kimselerand thoseinkar eden(ler)who disbelievesavaşırlarthey fightyolundainyol(the) waytağut(of) the false deitieso halde savaşınSo fight (against)dostlarıyle(the) friendsşeytanın(of) the ShaitaanşüphesizIndeedhilesi(the) strategyşeytanın(of) the Shaitaanzayıftıriszayıfweak
🇹🇷 4:76 İman edenler, Allah yolunda savaşırlar. İnkâr edenler de tağut yolunda savaşırlar. O halde siz şeytanın taraftarlarına karşı savaşın. Çünkü şeytanın hilesi zayıftır.
görmedin miHave notgördün müyou seenkimseleri[towards]onlar kithose whodenilen(leri)(when) it was saidkendilerineto them(savaştan) çekinRestrainelleriniziyour handsve kılınand establishnamazıthe prayerve verinand givezekatıthe zakahzamanThen whenyazılıdığıwas ordainedkendilerineon themsavaşthe fightinghementhenbir grupa groupiçlerindenof themkorkmaya başladılar[they] fearinsanlardanthe peoplekorkar gibias (they) fearAllah'tanAllahhattaordaha fazlamore intensekorkuylafearve dediler kiand they saidRabbimizOur Lordniçinwhyyazdınhave You ordainedbizeupon ussavaş[the] fightingkeşkeWhy notbizi erteleseydinYou postpone (it for) uskadartobir süreyea termyakınnearde kiSaygeçimiEnjoymentdünya(of) the worldazdır(is) littleve ahiretand the Hereafterdaha iyidir(is) betterkimse içinfor whoeverkorunanfears (Allah)size haksızlık edilmezand nothaksızlığa uğratılmazsınızyou will be wrongedkıl kadar(even as much as) a hair on a date-seed
🇹🇷 4:77 Kendilerine, "Ellerinizi savaştan çekin, namazı kılın, zekatı verin" denilenleri görmedin mi? Üzerlerine savaş yazılınca hemen içlerinden bir kısmı insanlardan, Allah'tan korkar gibi, hatta daha çok korkarlar ve "Rabbimiz! Niçin bize savaş yazdın? Ne olurdu bize azıcık bir müddet daha tanımış olsaydın da biraz daha yaşasaydık?" derler. Onlara de ki: "Dünya zevki ne de olsa azdır, ahiret, Allah'a karşı gelmekten sakınan için daha hayırlıdır ve size kıl kadar haksızlık edilmez."
neredeWhereverolsanızyou beyine sizi bulurwill overtake youölüm[the] deathve eğereven ifbulunsanızyou areiçindeinkalelertowerssağlamloftyve eğerAnd ifonlara erişirsebefalls thembir iyilikany goodderlerthey saybuThistarafındandır(is)-denfromAllahAllaheğerAnd ifonlara erişirsebefalls thembir kötülükany evilderlerthey saybuThissenin yüzündendir(is)sizden(from) youde kiSayhepsiAlltarafındandır(is)-denfromAllahAllahne oluyor kiSo what (is wrong)bu(with) thesetopluma[the] peopleyanaşmıyorlarnotgörünüyorlar mıdo they seemanlamaya(to) understandsözany statement
🇹🇷 4:78 Her nerede olursanız olun ölüm size yetişir, son derece sağlam kaleler içinde de bulunsanız yine kurtulamazsınız. Onlara bir iyilik erişirse "Bu, Allahtandır" derler, bir kötülüğe uğrarlarsa, "Bu, senin yüzündendir." derler. Ey Muhammed! De ki: "Hepsi Allah'tandır." Bu topluma ne oluyor ki, hiç söz anlamaya yanaşmıyorlar?
şeyWhat(ever)sana gelenbefalls youherofiyilik(the) goodAllah'tandır(is) fromAllahAllahve şeyand whateversana gelenbefalls youherofkötülük(the) evilkendi(günahın yüzü)-ndendir(is) fromkendi(günahın yüzü)yourselfve seni gönderdikAnd We have sent youinsanlarafor the peopleelçi(as) a Messengerve yeterand is sufficientAllahAllahşahid olarak(as) a Witness
🇹🇷 4:79 (Ey insanoğlu!) sana gelen her iyilik Allah'tandır, sana ne kötülük dokunursa kendindendir. Ey Muhammed! Biz seni bütün insanlara bir elçi olarak gönderdik. Buna şahit olarak da Allah yeter.
kim(He) whoita'at ederseobeysElçi'yethe Messengermuhakkak kithen surelyita'at etmiş olurhe obeyedAllah'aAllahkim deand whoeveryüz çevirirseturns away biz seni göndermedikthen notseni gönderdikWe (have) sent youonların üzerineover thembekçi(as) a guardian
🇹🇷 4:80 Kim peygambere itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, biz seni onlara bekçi olarak göndermedik.
derler kiAnd they saypeki (tamam)(We pledge) obediencefakatThen whençıkıncathey leavesenin yanındanfromsenyougeceleyin kurarlarplan by nightbirtakımıa groupiçlerindenof themtersiniother thanşeyinthat whichsöylemiş olduğunyou sayAllahBut Allahyazmaktadırrecordsşeyleriwhatgeceleyin düşünüp kurduklarınthey plan by nightsen aldırmaSo turn (away)onlarafrom themve dayanand put (your) trustAllah'ainAllahAllahve yeterAnd sufficientAllahis Allahvekil olarak(as) a Trustee
🇹🇷 4:81 Sana "Peki" derler, fakat senin yanından çıktıklarında, içlerinden birtakımı, geceleyin (gündüz) söylemiş olduklarının tersini kurarlar. Allah onların geceleyin tasarladıklarını yazıyor. Sen onlara aldırma. Allah'a güven. Vekil olarak Allah yeter.
düşünmüyorlar mı?Then (do) notdüşünürlerthey ponderKur'an'ı(on) the Quranve eğerAnd ifolsaydıit had (been)tarafından(of)-denfrombaşkasıother thanAllah'tanAllahbulurlardısurely they (would have) foundondain itbirbirini tutmaz;contradictionçok şeymuch
🇹🇷 4:82 Onlar hâlâ Kur'ân'ı gereği gibi düşünüp anlamaya çalışmazlar mı? Eğer o Allah'tan başkası tarafından indirilmiş olsaydı mutlaka onda birçok çelişkiler bulurlardı.
ne zaman kiAnd whenonlara gelsecomes to thembir habera matter(dair)ofgüvenethe securityveyaorkorkuya[the] fearyayarlarthey spreadonu[with] ithalbukiBut ifonu götürselerdithey (had) referred itElçi'yetoelçithe Messengerve sahiplerineand toişte onlarthosebuyruk(having) authorityaralarındakiamong thembilirlerdisurely would have known itkimselerthose whoişin içyüzünü araştıran(lar)draw correct conclusion (from) itonun ne olduğunuamong themeğer olmasaydıAnd if notlutfu(had been the) bountyAllah'ın(of) Allahsizeon youve rahmetiand His Mercyuyardınızsurely you (would have) followedşeytanathe Shaitaanhariçexceptpek azınıza few
🇹🇷 4:83 Kendilerine güven veya korku hususunda bir haber geldiğinde onu hemen yayıverirler. Halbuki onu peygambere ve aralarında yetkili kimselere götürselerdi, onlardan sonuç çıkarmaya gücü yetenler, onu anlarlardı. Allah'ın üzerinizdeki lütfu ve rahmeti olmasaydı, pek azınız hariç, şeytana uyardınız.
(o halde) savaşSo fightyolundainAllah(the) wayAllah'ın(of) Allahsen sorumlu değilsinnotsen sorumlu musunare you responsiblebaşkasındanexceptkendinden(for) yourselfve teşvik etAnd encourageinananlarıthe believersumulur kiperhapsAllahAllahkırarwilltutarlarrestraingücünü(the) mightkimselerin(of) those whoinkar eden(lerin)disbelievedAllah'ınAnd Allahdaha güçlüdür(is) Strongerbaskını(in) Mightve daha çetindirand Strongercezası(in) punishment
🇹🇷 4:84 (Ey Muhammed) Allah yolunda savaş! Sen ancak kendi yaptığından sorumlusun. Müminleri de savaşa teşvik et. Umulur ki, Allah kâfirlerin gücünü kırar. Hiç şüphesiz ki Allah kuvvet ve kudretçe çok daha güçlü, ve cezası daha çetindir.
kimWhoeverdestek olursaintercedes bir desteklean intercessiongüzelgoodvardırwill haveonunfor himbir payıa shareo iştenof itve kimand whoeverdestek olursaintercedes bir desteklean intercessionkötü bir (işe)evilolurwill haveonunfor himbir payıa portiono iştenof itveAnd isAllahAllahheronhereveryşeyithinggözetip karşılığını verendira Keeper
🇹🇷 4:85 Kim güzel bir işte aracılık ederse, ona o işin sevabından bir pay vardır. Kim de kötü bir şeyde aracılık yaparsa, ona da o kötülükten bir pay vardır. Allah her şeyi gözetip karşılığını verir.
ve zamanAnd whenselamlandığınızyou are greetedbir selam ilewith a greetingsiz de selam verinthen greetdaha güzeliylewith betterondanthan ityahutoraynen iade edinreturn itşüphesizIndeedAllahAllahher şeyiis-inofhereveryşeythinghesaplayandıran Accountant
🇹🇷 4:86 Siz bir selam ile selamlandığınız zaman, siz de ondan daha güzeliyle karşılık verin veya verilen selamı aynen iade edin. Şüphesiz Allah, her şeyin hesabını gereği gibi yapandır.
Allah (ki)Allah yoktur(there is) notanrıgodbaşkaexceptO'ndanHimsizi bir araya toplayacaktırsurely He will gather yougünündetogün(the) Daykıyamet(of) Resurrection olmayannoşüphedoubtkendindeabout itkim olabilir?And whodaha doğru(is) more truthfulAllahtanthanAllahAllahsözlü(in) statement
🇹🇷 4:87 Kendinden başka ilâh olmayan Allah, sizi kıyamet gününde mutlaka biraraya toplayacaktır. Bunda asla şüphe yoktur. Allah'tan daha doğru sözlü kim olabilir?
ne oldu kiSo whatsize(is the matter) with youhakkındaconcerningmünafıklarthe hypocrites (that)iki gruba ayrıldınız(you have become) two partiesoysa AllahWhile Allahonları baş aşağı etmiştircast them backişlerden dolayıfor whatyaptıklarıthey earnedmi istiyorsunuz?Do you wishdoğru yola iletmekthatyol gösterirsinyou guidekimseyiwhomsaptırdığıis let astrayAllah'ın(by) Allahve biriniAnd whoeversaptırırsais let astrayAllah(by) Allahartıkthen neverbulamazsınızwill you findonun içinfor himbir yola way
🇹🇷 4:88 O halde, siz niçin münafıklar hakkında iki gruba ayrılıyorsunuz? Allah onları kazandıkları günah yüzünden terslerine döndürdüğü halde Allah'ın saptırdığını yola getirmek mi istiyorsunuz? Allah kimi saptırırsa, sen onun için bir çıkış yolu bulamazsın.
istedilerThey wishkeşkeifsiz de inkar etsenizyou disbelievegibiaskendilerin inkar ettiğithey disbelievedki onlarla olsanızand you would beeşitalikeo halde edinmeyinSo (do) notalırlartakeonlardanfrom themdostlarallieskadaruntilonlar göç edinceyethey emigrateyolundainyol(the) wayAllah(of) AllaheğerBut ifyüz çevirirlersethey turn backonları yakalayınseize themve öldürünand kill themneredewhereverbulursanızyou find themve tutmayınAnd (do) notalırlartakeonlardanfrom them(ne) bir dostany allyne deand notbir yardımcıany helper
🇹🇷 4:89 Onlar, küfür işledikleri gibi, sizin de küfür işleyip kendileriyle bir olmanızı arzu ettiler. Onun için, onlar Allah yolunda hicret edinceye kadar içlerinden dost edinmeyin. Eğer bundan yüz çevirirlerse onları yakalayın ve bulduğunuz yerde öldürün; Onlardan ne bir dost, ne de bir yardımcı edinmeyin.
ancak hariçExceptkimselerthose whosığınan(lar)joinbir topluma[to]bir grupa groupsizinlebetween youkendileri arasındaand between themandlaşma bulunan(is) a treatyyahutorsize gelenlerthose who come to yousıkılarakrestrainingyürekleritheir heartssizinle savaşmaktanthatsizinle savaşırlarthey fight youveyaorsavaşmaktanthey fightkendi toplumlarıyletheir peopleeğerAnd ifdileseydi(had) willedAllahAllahonları salardısurely He (would have) given them powersizin üstünüzeover yousizinle savaşırlardıand surely they (would have) fought youo haldeSo ifonlar sizden uzak dururlarthey withdraw from yousizinle savaşmazlarand (do) notsizinle savaşırlarfight against youve isterlerseand offersizinleto youbarış içinde yaşamak[the] peacevermemiştirthen notyaptı(has) madeAllahAllahsizefor youonların aleyhineagainst thembir yola way
🇹🇷 4:90 Ancak o kimselere dokunmayın ki, sizinle aralarında anlaşma olan bir kavme sığınmış bulunurlar. Yahut ne sizinle, ne de kendi kavimleriyle savaşmayı gönüllerine sığdıramayıp tarafsız olarak size gelmişlerdir. Eğer Allah dileseydi, onları size musallat kılardı, onlar da sizinle savaşırlardı. Eğer onlar sizden uzak dururlar, sizinle savaşmayıp size barış teklif ederlerse, Allah, sizin için onlar aleyhine bir yol vermemiştir.
bulacaksınızYou will findbaşkalarınıothersisterwishingsizden emin olmakthatsizden güvende olmalarıthey be secure from youve emin olmakand they be secure fromkendi toplumlarındantheir peopleher ne zamanEverytimegötürülselerthatgeri döndürülürlerthey are returnedfitneyetofitnethe temptationbaşaşağı atılırlarthey are plunged(fitnenin) içineinto iteğerSo ifsizden uzak durmazlarsanotsizden uzak dururlarthey withdraw from youve istemezlerseand offersizinleto youbarış içinde yaşamak[the] peace(saldırıdan) çekmezlerseand they restrainellerinitheir handsonları yakalayınthen seize themve öldürünand kill themneredewhereverbulursanızyou find themişte öylelerineAnd those verdikWe madesizefor youkarşıagainst thembir yetkian authorityaçıkclear
🇹🇷 4:91 Diğer birtakım kimseleri de bulacaksınız ki; hem sizden emin olmak, hem de kavimlerinden emin olmak isterler. Fitne için her davet olunuşlarında onun içine başaşağı dalarlar. Eğer bunlar sizden çekinmezlerse, kendilerini bulduğunuz yerde yakalayın ve öldürün. İşte bunlar aleyhinde size açık bir ferman verdik.
yokturAnd notbir mü'mininisbir mümin içinfor a believeröldürmesithatöldürürhe killsbir mü'minia believerdışındaexceptyanlışlık(by) mistakeve kim kiAnd whoeveröldürdükilledbir mü'minia believeryanlışlıkla(by) mistakeazadetmelidirthen freeingbir köle(of) a slavemü'min believingve bir diyetand blood moneyvermelidir(is to be) paidölenin ailesinetoailesihis familybaşkaunlessbağışlamalarıthatsadaka olarak bağışlarlarthey remit (as) charityeğerBut ifise(he) wasbir topluluktanfrombir kavima peopledüşmanınız olanhostilesizinto youo (öldürülen)and he wasmü'mina believerazadetmelidirthen freeingbir köle(of) a believing slavemü'min believingve eğerAnd ifise(he) wasbir topluluktanfrombir kavima peoplesizinlebetween youkendileri arasındaand between themandlaşma bulunan(is) a treatybir diyetthen blood moneyverilecektir(is to be) paidailesinetoailesihis familyve azadetmek lazımdırand freeingbir köle(of) a slavemü'min believingkimseAnd whoeverbunları bulamayan(does) notbulurlarfindoruç tutmalıdırthen fastingiki ay(for) two monthsardı ardınaconsecutivelytevbesinin kabulü için(seeking) repentancetarafındanfromAllahAllahAllahand isAllahAllahbilendirAll-Knowinghüküm ve hikmet sahibidirAll-Wise
🇹🇷 4:92 Hata dışında bir mümin, diğer bir mümini öldüremez. Ve kim bir mümini yanlışlıkla öldürürse, mümin bir köle azad etmesi ve ölenin ailesine (varislerine) teslim edilecek bir diyet vermesi gerekir. Ancak ölünün ailesinin bağışlaması müstesnadır. Eğer öldürülen, mümin olmakla beraber size düşman bir kavimden ise, o zaman, öldürenin bir köle azad etmesi gerekir. Eğer öldürülen sizinle aralarında antlaşma olan bir kavimden ise, öldürenin, ölenin ailesine diyet vermesi ve mümin bir köle azad etmesi gerekir. Bunlara gücü yetmeyenin de Allah tarafından tevbesinin kabulü için arka arkaya iki ay oruç tutması gerekir. Allah, Alimdir (her şeyi bilendir), Hakimdir (hüküm ve hikmet sahibidir).
her kimAnd whoeveröldürürsekillsbir mü'minia believerkasdenintentionallyonun cezasıthen his recompensecehennemdir(is) Hellsürekli kalacağıabiding foreveriçindein itve gazabetmiştirand will fall the wrathAllah(of) Allahonaon himve la'net etmiştirand He (will) curse himve hazırlamıştırand He has preparedonun içinfor himbir azaba punishmentbüyükgreat
🇹🇷 4:93 Kim bir mümini kasten öldürürse, cezası, içinde ebedî olarak kalacağı cehennemdir. Allah ona gazab ve lanet etmiş ve onun için büyük bir azab hazırlamıştır.
EyO youkimselerwhoinanan(lar)believe[d]zamanWhensavaşa çıktığınızyou go forthyolundainyol(the) wayAllah(of) Allahiyi anlayın dinleyin'then investigatedemeyinand (do) notde kisaykimseyeto (the one) whoverenofferssizeto youselam(a greeting of) peacesen değilsinYou are notmü'mina believergözeterekseekinggeçici menfaatinitransitory gainshayatının(of) the lifedünya(of) the worldçünkü yanındafor withAllah'ınAllahganimetler vardır(are) bootiesçokabundantböyle idinizLike thatsiz deyou wereöncedenfromöncebeforelutfettithen conferred favorAllahAllahsizeupon youo halde iyice anlayınso investigateçünküIndeedAllahAllahşeyleriisneyinof whatyaptıklarınızyou dohaber almaktadırAll-Aware
🇹🇷 4:94 Ey İman edenler! Allah yolunda cihada çıktığınız zaman, mümini kâfirden ayırmak için iyice araştırın. Size selam veren kimseye, dünya hayatının menfaatini gözeterek, "Sen mümin değilsin" demeyin. Allah katında çok ganimetler var. İslâm'a ilk önce girdiğiniz zaman siz de öyle idiniz. Sonra Allah size lutufta bulundu. Onun için iyice araştırın. Şüphesiz ki Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.
olmazNoteşit(are) equalyerlerinde oturanlarthe ones who sitinananlardanamongmüminlerthe believersdışındaother thansahiplerithe ones (who are)özür[the] disabledve cihad edenlerand the ones who striveyolundainyol(the) wayAllah(of) Allahmallariylewith their wealthcanlariyleand their livesüstün kılmıştırPreferredAllah(has) Allahcihadedenlerithe ones who strivemallariylewith their wealthcanlariyleand their livesoturanlardantooturanlarthe ones who sitderece bakımından(in) rankve hepsineAnd (to) allva'detmiştirpromisedAllah(has) Allahgüzellikthe bestve üstün kılmıştırpreferredAllah(has) Allahmücahidlerithe ones who striveoturanlardanoveroturanlarthe ones who sitecirle(with) a rewardçok daha büyükgreat
🇹🇷 4:95 Müminlerden özür sahibi olmaksızın oturanlarla Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler eşit olamazlar. Allah, mallarıyla, canlarıyla cihad edenleri, derece itibariyle, oturanlardan üstün kıldı. Allah onların hepsine de cenneti vaad etmiştir. Bununla beraber Allah mücahitlere, oturanların üzerinde büyük bir ecir vermiştir.
yüksek derecelerRankskendi katındanfrom Himve bağışand forgivenessve rahmetand mercyAllahAnd isAllahAllahbağışlayandırOft-ForgivingesirgeyendirMost Merciful
🇹🇷 4:96 Kendi katından derece derece rütbeler, bir mağfiret ve rahmet vermiştir. Öyle ya, O çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.
şüphesizIndeedcanlarını alırkenthose whom onları vefat ettirirtake them (in death)meleklerthe Angelsyazık eden kimselere(while) they (were) wrongingnefislerinethemselvesdedilerthey sayne işteIn what (condition)idinizwere youdedilerThey saidbiz aciz düşürülmüştükWe wereezilmişoppressedyer yüzündeinyeryüzüthe earth(Melekler) dediler kiThey saiddeğil miydi?Notidiwasyeri(the) earthAllah'ın(of) Allahgenişspacious (enough)göç edeydinizso that you (could) emigrateondain itişte onlarınThen thosedurağı(will have) their abodecehennemdir(in) Hell ve ne kötüand it is an evilbir gidiş yeridirdestination
🇹🇷 4:97 Melekler, kendilerine zulmeden kişilerin canlarını aldıklarında, onlara, "Ne işte idiniz?" derler. Onlar da: "Biz yer yüzünde zayıf kimselerdik." derler. Melekler: "Allah'ın yeryüzü geniş değil miydi, siz de orada hicret etseydiniz ya?" derler. İşte bunların varacakları yer cehennemdir. O ne kötü gidiş yeridir.
yalnız hariçtirExceptgerçekten zayıfthe oppressederkekleramongadamlarthe menve kadınlarand the womenve çocuklarand the childrengücü yetmeyenler(who) notgüç yetirirlerare able tohiçbir çareyeplanve (göç için) bulamayanand notyöneltilirlerthey are directedyol(to) a way
🇹🇷 4:98 Ancak gerçekten aciz ve zayıf olan, çaresiz kalan ve hicret etmeye yol bulamayan erkekler, kadınlar ve çocuklar hariç...
işteThen thoseumulurmay beAllah'ınAllahaffetmesiwillaffedinpardononları[on] themve Allahand isAllahAllahçok affedendirOft-Pardoningçok bağışlayandırOft-Forgiving
🇹🇷 4:99 Umulur ki, Allah bu kimseleri affeder. Allah çok affedici, çok bağışlayıcıdır.
ve kim kiAnd whoevergöç ederemigratesyolundainyol(the) wayAllah(of) Allahbulurwill findyeryüzündeinyeryüzüthe earthgidecekplace(s) of refuge çok yermanyve bollukand abundanceve kim kiAnd whoeverçıkarleavesevindenfromyurduhis homegöç etmek amacıyle(as) an emigrantAllah'atoAllahAllahve Elçisineand His Messengersonrathenkendisine yetişirseovertakes himölüm[the] deathmuhakkakthen certainlydüşer(became) incumbentonun mükafatıhis rewardAllah'aonAllahAllahveAnd isAllahAllahbağışlayandırOft-ForgivingesirgeyendirMost Merciful
🇹🇷 4:100 Her kim Allah yolunda hicret ederse, yeryüzünde gidecek çok yer de bulur, genişlik de bulur. Her kim Allah'a ve Peygamberine hicret etmek maksadıyla evinden çıkar da sonra kendisine ölüm yetişirse, kuşkusuz onun mükafatı Allah'a düşer. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
ve zamanAnd whensefere çıktığınızyou travelyeryüzündeinyeryüzüthe earthyokturthen notsizeupon youbir günah(is) any blamekısaltmanızdan ötürüthatkısaltmanızdayou shortennamazdan[of]namazthe prayereğerifkorkarsanızyou fearsize bir kötülük yapmalarındanthatsize zarar verir(may) harm youkimselerinthose whoinkar eden(lerin)disbelievedmuhakkak kiIndeedkafirlerthe disbelieverssizinaresizin içinfor youdüşmanınızdıran enemyaçıkopen
🇹🇷 4:101 Yeryüzünde sefere çıktığınızda kâfirlerin size bir kötülük yapacağından korkarsanız namazı kısaltmanızda size bir vebal yoktur. Kuşkusuz kâfirler sizin apaçık düşmanınızdır.
ve zamanAnd whensenyou areiçlerindeamong themkıldırdığınand you leadonlarafor themnamazıthe prayernamaza dursunthen let standbir bölüka grouponlardanof themseninle beraberwith youve (yanlarına) alsınlarand let them takesilahlarını datheir armssecde edinceThen whensecde ettilerthey have prostratedgeçsinlerthen let them bearkanızafromarkanızdabehind youbu kez gelsinand let come (forward)bölüka group ötekiothernamaz kılmayan(which has) notdua ettiprayedve namaz kılsınlarand let them prayseninle beraberwith youve alsınlarand let them takekorunma(tedbir)lerinitheir precautionsve silahlarını daand their armsistediler kiWishedkimselerthose whoinkar eden(ler)disbelievedkeşkeifsiz gaflet etseniz deyou neglectsilahlarınızdan[about]kollarınızyour armsve eşyanızdanand your baggagebirden yapsalarso (that) they (can) assaultüzerinize[upon] youbaskın(in) an attackbirsinglebir günah yokturBut (there is) nokınarlarblamesizeupon youeğerifsizwasseninlewith youzahmet çekersenizany troubleyağmurdan(because) ofyağmurrainya daorolursanızyou arehastasickbırakmanızdathatkoyarsınızyou lay downsilahlarınızıyour armsama alınbut takekorunma tedbiriniziyour precautionsşüphesizIndeedAllahAllahhazırlamıştırhas preparedkafirlerefor the disbelieversbir azaba punishmentalçaltıcıhumiliating
🇹🇷 4:102 Sen onların aralarında bulunup da onlara namaz kıldırdığında içlerinden bir kısmı seninle beraber namaza dursun. Silahlarını da yanlarına alsınlar. Bunlar secdeye vardıklarında diğer bir kısmı arkanızda beklesin. Sonra o namaz kılmamış olan diğer kısım gelsin seninle beraber kılsınlar ve ihtiyatlı bulunsunlar, silahlarını yanlarına alsınlar. Kâfirler arzu ederler ki, silahlarınızdan ve eşyanızdan bir gafil olsanız da size ani bir baskın yapsalar. Eğer size yağmur gibi bir eziyet erişir veya hasta olursanız silahlarınızı bırakmanızda bir vebal yoktur. Bununla beraber ihtiyatı elden bırakmayın. Kuşkusuz Allah kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırlamıştır.
zamanThen whenbitirdiğinizyou (have) finishednamazıthe prayeranınthen rememberAllah'ıAllahayaktastandingve oturarakand sittingve üzerinde (uzanarak)and (lying) onyanlarınızyour sideszamanBut whengüvene kavuştuğunuzyou are secure(tam) kılınthen establishnamazıthe (regular) prayerşüphesizIndeednamazthe prayerüzerineisüzerindeonmü'minlerthe believersfarz kılınmıştırprescribedvakitli olarak(at) fixed times
🇹🇷 4:103 O korkulu zamanda namazı kıldınız mı gerek ayakta, gerek otururken ve gerek yanlarınız üzerinde hep Allah'ı zikredin. Korkudan kurtulduğunuzda namazı tam erkanı ile kılın. Çünkü namaz müminlere belirli vakitlerde yazılı bir farzdır.
gevşeklik göstermeyinAnd (do) notgevşemeyinbe weaktakibetmekteinpeşine düşmepursuito topluluğu(of) the peopleeğerIfsizyou areacı çekiyorsanuzsufferingonlar dathen indeed, theyacı çekmektedirlerare (also) sufferinggibilike whatsizin acı çektiğinizyou are sufferingve siz ummaktasınızwhile you (have) hopeAllah'tanfromAllahAllahşeyleriwhatonların ummayacaklarınotumarlarthey hopeAlahAnd isAllahAllahbilendirAll-Knowinghüküm ve hikmet sahibidirAll-Wise
🇹🇷 4:104 Düşman topluluğunu takip etmede gevşeklik göstermeyin. Eğer siz acı duyuyorsanız, kuşkusuz onlar da sizin acı duyduğunuz gibi acı çekiyorlar. Oysa siz Allah'tan onların ümit edemeyecekleri şeyleri umuyorsunuz. Kuşkusuz Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir.
muhakkak bizIndeedindirdik kiWe (have) sent downsanato youKitabıthe Bookgerçek ilewith the truthhüküm veresin diyeso that you may judgearasındabetweeninsanlarthe peoplebiçimdewith whatsana gösterdiğihas shown youAllah'ınAllaholmaAnd (do) notolbehainlerinfor the deceitfulsavunucusua pleader
🇹🇷 4:105 Biz sana Kitab (Kur'ân)ı hak olarak indirdik ki, insanlar arasında Allah'ın sana gösterdiği şekilde hüküm veresin. Sakın hainlerin savunucusu olma!
ve mağfiret dileAnd seek forgivenessAllah'tan(of) AllahkuşkusuzIndeedAllahAllahbağışlayandırisçok bağışlayanOft-ForgivingesirgeyendirMost Merciful
🇹🇷 4:106 Allah'tan bağışlanmanı dile. Şüphesiz, Allah bağışlayıcıdır, esirgeyicidir.
savunmaAnd (do) nottartışırlararguekimseleriforonlar kithose whohainlik eden(leri)deceivekendilerinethemselvesziraIndeedAllahAllahsevmez(does) notseverlerlovekimseyi(the one) whohainlik yapanishaintreacherousgünah işleyen(and) sinful
🇹🇷 4:107 Kendilerine hainlik edenleri savunma. Muhakkak Allah hain günahkârları sevmez.
gizleniyorlarThey seek to hideinsanlardanfrominsanlarthe peoplegizlenmiyorlarbut notgizleyebilirler mi(can) they hideAllah'tanfromAllahAllahoysa Oand Heonlarla beraberdir(is) with themzamanwhengeceleyin söylediklerithey plot by nightşeyleriwhat(O'nun) istemediğinotrazı mı oluyor(does) he approvesözüofsözthe wordAllahAnd isAllahAllahherşeyiof whatonların yaptıklarıthey do kuşatmıştırAll-Encompassing
🇹🇷 4:108 Bunlar, insanlardan (hainliklerini) gizlerler de, Allah'tan gizlemezler. Oysa O, geceleyin istemediği şeyi kurarlarken onların yanı başlarındadır. Allah, onların yaptıklarını (ilmiyle) kuşatmıştır.
haydi sizHere you are savundunuzthose whosavundunuz[you] argueonlarıfor themhayatındainhayatthe lifedünya(of) the worldya kimbut whosavunacakwill argueAllah'a karşı(with) Allahonlarıfor themgünü(on the) Daykıyamet(of) [the] Resurrectionya daorkimwhoolacakwill beonlara[over them]vekil(their) defender
🇹🇷 4:109 Haydi siz dünya hayatında onları savunuverdiniz (diyelim). Peki kıyamet gününde Allah'ın huzurunda onları kim savunacaktır? Yahut onlara kim vekil olacaktır?
ve kimAnd whoeveryaparsadoesbir kötülükevilyahutorzulmedersewrongsnefsinehis soulsonrathenmağfiret dilerseseeks forgivenessAllah'tan(of) Allahbulurhe will findAllah'ıAllahbağışlayıcıOft-Forgivingve esirgeyiciMost Merciful
🇹🇷 4:110 Kim bir kötülük işler, yahut nefsine zulmeder, sonra da Allah'tan bağışlanmasını dilerse, Allah'ı bağışlayıcı ve esirgeyici bulur.
ve kimAnd whoeverişlerseearnsbir günahsinmuhakkakthen onlyonu kazanırhe earns italeyhineagainstkendihis soulAllahAnd isAllahAllahbilendirAll-Knowinghüküm ve hikmet sahibidirAll-Wise
🇹🇷 4:111 Kim bir kötülük işlerse, kendi nefsine kötülük etmiş olur. Allah her şeyi hakkıyle bilendir, hikmet sahibidir.
ve kimAnd whoeverişlerseearnsbir hataa faultya daorgünaha sinsonrathenüstüne atarsathrowsonuitbir suçsuzun(on) an innocentmuhakkak kithen surelyyüklenmiş olurhe (has) burdened (himself)büyük bir iftira(with) a slanderve bir günahand a sinaçıkmanifest
🇹🇷 4:112 Kim bir hata veya bir günah işler de sonra onu bir suçsuzun üzerine atarsa, muhakkak iftira etmiş ve apaçık bir günah yüklenmiş olur.
ve olmasaydıAnd if notlutfu(for the) GraceAllah'ın(of) Allahsana;upon youve acımasıand His Mercy yeltenmiştisurely (had) resolvedbir grupa grouponlardanof themseni saptırmağatoseni saptırırlarmislead youonlar saptıramazlarBut notsaptırırlarthey misleadbaşkasınıexceptkendilerindenthemselvessana zarar veremezlerand notsize zarar vereceklerthey will harm youhiçbirinşeyanythingve indirdiAnd has sent downAllahAllahsanato youKitabıthe Bookve hikmetiand [the] Wisdomve sana öğrettiand taught youşeyleriwhatolmadığınnotyaptınızyou didbiliyorknowveAnd islutfu(the) GraceAllah'ın(of) Allahsanaupon youbüyüktürgreat
🇹🇷 4:113 Eğer Allah'ın sana lütuf ve merhameti olmasaydı, onlardan bir güruh seni sapıtmaya çalışırdı. Halbuki onlar, ancak kendi nefislerini saptırırlar, sana hiçbir zarar veremezler. Allah, sana Kitab (Kur'an)ı ve hikmeti indirmiş ve sana bilmediğin şeyleri öğretmiştir. Allah'ın sana olan lütfu büyüktür.
yoktur(There is) nohayırgoodçoğundainçokmuchgizli konuşmalarınınofgizli konuşmalarıtheir secret talkyalnız hariçexceptkimse(he) whoemredenorderssadakayıcharityyahutoriyiliğikindnessya daordüzeltmeyiconciliationarasınıbetweeninsanlarınthe peopleve kimAnd whoyaparsadoesbunuthatamacıyleseekingrızasını kazanmakpleasureAllah'ın(of) Allahyakındathen soonona vereceğizWe will give himbir mükafata rewardbüyükgreat
🇹🇷 4:114 Bir sadaka vermeyi yahut iyilik yapmayı veyahut da insanlar arasını düzeltmeyi emreden(ler)inki hariç, onların aralarındaki gizli gizli konuşmalarının çoğunda hiçbir hayır yoktur. Kim bunları sırf Allah'ın rızasını kazanmak için yaparsa, yakında ona büyük bir mükafat vereceğiz.
kim deAnd whoeverkarşı geliropposesElçi'yethe Messengersonrafromsonraafterbelli olduktanwhatapaçık belli oldu(has) become clearkendisineto himdoğru yol(of) the guidanceve uyarsaand he followsbaşkasınaother thanyolundan(the) waymü'minlerin(of) the believersonu yöneltirizWe will turn himdöndüğü (yola)(to) whatyöneldihe (has) turnedve sokarızand We will burn himcehenneme(in) Hellne kötüand evil it isbir gidiş yeridir(as) a destination
🇹🇷 4:115 Kim kendisine doğru yol besbelli olduktan sonra Peygamber'e karşı çıkar, müminlerin yolundan başkasına uyup giderse onu döndüğü yolda bırakırız ve cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir gidiş yeridir.
şüpheizIndeedAllahAllahbağışlamazdoes notbağışlaforgiveortak koşulmasınıthatortak koşulmasıpartners be associatedkendisinewith Himve bağışlarbut He forgivesherşeyi[what]başkaother thanbundanthatkimseyefor whomdilediğiHe willsve kimAnd whoeverortak koşarsaassociates partnersAllah'awith Allahmuhakkakthen surelysapıklığa düşmüştürhe lost (the) waybir sapkınlıklastrayinguzakfar away
🇹🇷 4:116 Şüphesiz Allah kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışında dilediğini bağışlar. Allah'a ortak koşan, muhakkak ki, derin bir sapıklığa düşmüştür.
eğerNotçağırıyorlarthey invokeO'nu bırakıp dafromO'ndan başkabesides Himyalnızcabutbirtakım dişilerefemale (deities)ve çağırıyorlarand notyalvarırlarthey invokeyalnızcaexceptşeytanaShaitaan asirebellious
🇹🇷 4:117 Onlar, Allah'ı bırakırlar da, yalnız dişilere taparlar. Böylece ancak inatçı şeytana tapmış olurlar.
ona la'net ettiHe was cursedAllahby Allahve (o da) dediand he saidelbette alacağımI will surely takesenin kullarındanfromkölelerinizyour slavesbir paya portionbelirliappointed
🇹🇷 4:118 Allah o şeytana lanet etti. Ve o da: "Elbette senin kullarından belirli bir pay alacağım, onları mutlaka saptıracağım, onları boş kuruntulara sokacağım, ve onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını yaracaklar, onlara emredeceğim de Allah'ın yaratışını değiştirecekler" dedi. Kim Allah'ı bırakıp da şeytanı dost edinirse, şüphesiz o, apaçık bir ziyana uğramış olur.
ve onları mutlaka saptıracağımAnd I will surely mislead themve mutlaka onları boş kuruntulara sokacağımand surely arouse desires in themve onlara emredeceğimand surely I will order themyaracaklarso they will surely cut offkulaklarını(the) earshayvanların(of) the cattleve onlara emredeceğimand surely I will order themdeğiştireceklerso they will surely changeyaratışını(the) creationAllah'ın(of) Allahve kimAnd whoevertutarsatakesşeytanıthe Shaitaandost(as) a friendyerinefrombaşkabesidesAllah'ınAllahmuhakkak kithen surelyziyana uğramıştırhe (has) lost bir ziyanlaa lossaçıkmanifest
🇹🇷 4:119 Allah o şeytana lanet etti. Ve o da: "Elbette senin kullarından belirli bir pay alacağım, onları mutlaka saptıracağım, onları boş kuruntulara sokacağım, ve onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını yaracaklar, onlara emredeceğim de Allah'ın yaratışını değiştirecekler" dedi. Kim Allah'ı bırakıp da şeytanı dost edinirse, şüphesiz o, apaçık bir ziyana uğramış olur.
(Şeytan) onlara söz verirHe promises themve umut verirand arouses desires in themve değildirand notsözüpromises themşeytanınthe Shaitaan başka bir şeyexceptaldatmadandeception
🇹🇷 4:120 Şeytan onlara vaad eder ve onları boş umutlarla oyalar. Oysa şeytanın onlara vaadi, aldatmadan başka bir şey değildir.
işte onlarınThose varacağı yertheir abodecehennemdir(is) Hellasla bulamazlarand notbulacaklarthey will findondanfrom itkaçmak (imkanı)any escape
🇹🇷 4:121 Bunların varacakları yer cehennemdir. Ondan kurtulmak için çare bulamazlar.
kimseleriAnd those whoinanan(ları)believe[d]ve yapanlarıand doiyi işler[the] righteous deedssokacağızWe will admit themcennetlere(in) Gardensakanflowaltlarındanfromonun altındanunderneath itırmaklarthe riverskalacaklardırwill abideoradain itebediforeverbu va'didirA PromiseAllah'ın(of) Allahgerçek(in) truthkim olabilir?and whodaha doğru(is) truerAllahtanthanAllahAllahsözlü(in) statement
🇹🇷 4:122 İman edip iyi işler yapanları da altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacağız, orada ebedî olarak kalacaklardır. Bu, Allah'ın gerçek vaadidir. Allah'dan daha doğru sözlü kim olabilir?
(İş) olmazNotsizin kuruntularınızlaby your desireve olmazand notkuruntularıyla(by the) desireehlinin(of the) PeopleKitap(of) the BookkimseWhoeveryapandoeskötülükevilcezalandırılırwill be recompensedonunlafor itve bulamazand notbulacakhe will findkendisinefor himbaşkafrombaşkabesidesAllah'tanAllah(ne) bir dostany protectorne deand notbir yardımcıany helper
🇹🇷 4:123 (İş), ne sizin kuruntunuza, ne de kitap ehlinin kuruntusuna göredir. Kötülük yapan, o yüzden cezalandırılır. O, kendisine Allah'tan başka ne bir dost, ne de bir yardımcı bulabilir.
ve her kimAnd whoeveryaparsadoesgüzel işler[of]salih ameller[the] righteous deedserkektenfromerkek(the) maleveyaorkadındanfemaleve onlarand heinanarak(is) a believerişte öyle kimselerthen thosegirerlerwill entercenneteParadiseve haksızlığa uğratılmazlarand nothaksızlığa uğratılmazlarthey will be wrongedzerre kadar(even as much as) the speck on a date-seed
🇹🇷 4:124 Erkek veya kadın, kim mümin olur da güzel amellerden işlerse, işte onlar cennete girerler. Zerre kadar da haksızlığa uğratılmazlar.
ve kimAnd whodaha güzeldir?(is) betterdin yönünden(in) religionkimsedenthan (one) whoteslim edensubmitsyüzünühis faceAllah'ato Allahoand heiyilik edici olarak(is) a good-doerve tabi olanand followsdinine(the) religionİbrahim(of) Ibrahimdosdoğru(the) uprightedinmiştiAnd was takenAllah(by) Allahİbrahim'iIbrahimdost(as) a friend
🇹🇷 4:125 İyilik yaparak kendisini Allah'a teslim eden ve İbrahim'in dinine dosdoğru olarak tâbi olan kimseden, din bakımından daha iyi kim olabilir? Allah, İbrahim'i dost edinmişti.
Allah'ındırAnd for Allahhepsi(is) whatolanların(is) ingöklerdethe heavenshepsiand whatolanların(is) inve yerdethe earthAllahand isAllahAllahherof everyşeyithingkuşatmıştırAll-Encompassing
🇹🇷 4:126 Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ındır. Allah, her şeyi kuşatıcıdır.
senden fetva istiyorlarAnd they seek your rulinghakkındaconcerningkadınlarthe womende kiSayAllahAllahsize hükmünü açıklıyorgives you the rulingonlar hakkındaabout themvardırand whatokunan(ayet)leris recitedsizeto youKitaptainKitapthe Bookhakkındaconcerningöksüzorphanskadınlar(of) girlsonlar ki(to) whomonlara vermiyorsunuznotonlara veriyor musun(do) you give themolanıwhatyazılmışis ordainedkendilerinefor themve istiyorsunuzand you desirekendileriyle evlenmektoonları nikâhlayınmarry themve zavallıand the ones who are weakhakkındaofçocuklarthe childrenve hakkındaand toyerine getirmenizstandöksüzlere karşıfor orphansadaletiwith justiceyapacağınızAnd whateveryaparsınızyou doherofhayrıgoodmuhakkak kithen indeedAllahAllahonuisonun hakkındaabout itbilirAll-Knowing
🇹🇷 4:127 Kadınlar hakkında senden fetva isterler. De ki: Onlar hakkındaki fetvayı size Allah veriyor: Yazılmış hakları olan mirası kendilerine vermediğiniz ve nikahlanmayı istemediğiniz öksüz kızlar ve zavallı çocuklara ve bir de yetimlere adaletle davranmanız hakkında Kitap'ta size okunan âyetler vardır. Sizin her yaptığınız iyiliği, muhakkak Allah bilir.
ve eğerAnd ifbir kadına womankorkarsafearskocasınınfromkocasıher husbandhuysuzluğundanill-conductyahutoryüz çevirmesindendesertionyokturthen (there is) nogünahsinikisine deon both of themdüzeltmelerindethatbarış yaparlarthey make terms of peacearalarınıbetween themselves anlaşma ilea reconciliationve barışand [the] reconciliationdaima iyidir(is) bestve hazırdırAnd are swayednefislerthe soulscimriliğe(by) greedeğerBut ifgüzel geçiniryou do goodve sakınırsanızand fear (Allah)şüphesizthen indeedAllahAllahşeyleriisneyinof whatyaptıklarınızyou dohaber alırAll-Aware
🇹🇷 4:128 Eğer bir kadın kocasının geçimsizliğinden, yahut kendisinden yüz çevirmesinden endişe ederse, aralarında bir sulh yapmalarında, onlara bir günah yoktur. Sulh hep hayırlıdır. Zaten nefisler kıskançlığa hazırdır. Eğer iyi geçinir ve geçimsizlikten sakınırsanız, şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
ve yapamazsınızAnd nevergücün yetecek miwill you be able(tam) adalettoadaletli olundeal justlyarasındabetweenkadınlar[the] womenne kadareven ifisteseniz deyou desiredöyle ise meylemeyinbut (do) notmeylederincline(birine) tamamen(with) allyönelişlethe inclinationötekini bırakmayınand leave her (the other)askıda (kocasızmış) gibilike the suspended oneeğerAnd ifarayı düzeltiryou reconcilesakınırsanızand fear (Allah)şüphesizthen indeedAllahAllahbağışlayandırisçok bağışlayanOft-ForgivingesirgeyendirMost Merciful
🇹🇷 4:129 Kadınlarınız arasında her yönden adaletli davranmaya ne kadar uğraşsanız buna güç yetiremezsiniz. Bari birisine tamamen kapılıp da diğerini askıya alınmış gibi bırakmayın. Eğer arayı düzeltir ve haksızlıktan korunursanız, şüphesiz Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.
eğerAnd if(eşler) ayrılırlarsathey separatezengin ederwill be enrichedAllah(by) Allahonların her birinieach (of them)bol ni'metiylefromO'nun bolluğuHis abundanceAllah(ın)and isAllahAllah(ni'meti) geniştirAll-Encompassinghüküm ve hikmet sahibidirAll-Wise
🇹🇷 4:130 Eğer karıkoca birbirlerinden ayrılacak olurlarsa, Allah, onların her birini geniş lutfuyla muhtaç bırakmaz. Allah'ın lutfu geniştir, hikmeti büyüktür.
Allah'ındırAnd for Allaholanlar(is) whatevergöklerde(is) ingöklerthe heavensve olanlarand whateveryerde(is) inyeryüzüthe earthmuhakkakAnd surelytavsiye ettikWe have instructedkimselerethose whoverilen(lere)were givenKitapthe Booksizden öncefromsenden öncebefore youve size deand yourselvesdiyethatkorkunyou fearAllah'tanAllaheğerBut ifinkar edersenizyou disbelieve şüphesizthen indeedAllah'ındırfor Allaholanlar(is) whatevergöklerde(is) ingöklerthe heavensve olanlarand whateveryerde(is) inyeryüzüthe earthAllahAnd isAllahAllahzengindirFree of needövgüye layıktırPraiseworthy
🇹🇷 4:131 Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. Sizden önce kendilerine kitap verilenlere ve size Allah'tan korkmanızı emrettik. Eğer inkâr ederseniz, biliniz ki, göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. Allah hiçbir şeye muhtaç değildir, hamd vesenâ O'na yakışır.
Allah'ındırAnd for Allaholanlar(is) whatevergöklerde(is) ingöklerthe heavensve olanlarand whateveryerde(is) inyeryüzüthe earthve yeterAnd is sufficientAllahAllahvekil olarak(as) a Disposer of affairs
🇹🇷 4:132 Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. Vekil olarak Allah yeter.
eğerIf(Allah) dilerseHe willssizi götürürHe can take you awayeyOinsanlarpeopleve getirirand bringbaşkalarınıothersveAnd isAllahAllahbunaoverşuthathakkıyla kadirdirAll-Powerful
🇹🇷 4:133 Ey insanlar! Eğer Allah dilerse sizi giderir de başkalarını getirir. Ve Allah, buna kadirdir.
kimWhoeveristerse[is]arzulardesiressevabınırewarddünya(of) the world (bilsin ki) katındadırthen withAllahAllahsevabı(is the) rewarddünya(of) the worldve ahiretand the HereafterAllahAnd isAllahAllahişitendirAll-HearinggörendirAll-Seeing
🇹🇷 4:134 Kim dünya nimetini isterse, bilsin ki dünya ve ahiret nimeti Allah katındadır. Allah her şeyi çok iyi işiten ve çok iyi görendir.
EyO youkimselerwhoinanan(lar)believe[d]olunBeayakta tutarakcustodiansadaletiof justiceşahidler(as) witnessesAllah içinto Allahbile olsaeven ifaleyhinde(it is) againstkendinizinyourselvesveyaorana babanızınthe parentsve yakınlarınızınand the relativeseğerifolsalarhe bezenginrichveyaorfakir depoorçünkü Allahfor Allahdaha yakındır(is) nearerikisine deto both of themöyle ise sapmayınSo (do) notuyarakfollowkeyfinizethe desireadalettenlestsaparsınızyou deviateve eğerAnd ifeğip bükersenizyou distortya daordoğruyu söylemezsenizrefrainmuhakkak kithen indeedAllahAllaholandırisyaptıklarınızdanof whatyaparsınızyou dohaberdarAll-Aware
🇹🇷 4:135 Ey iman edenler! Adaleti ayakta tutan ve kendiniz, anababanız ve yakın akrabanız aleyhine de olsa, yalnız Allah için şahitlik eden kimseler olunuz. Zira zengin de olsa, fakir de olsa, Allah ikisine de (sizden) daha yakındır. Nefsinizin arzusuna uyarak adaletten uzaklaşmayın. Eğer (şahitlik ederken) dilinizi eğer, bükerseniz veya çekinirseniz, şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
EyO youkimselerwhoinanan(lar)believe[d]inanınBelieveAllah'ain Allahve Elçisineand His Messengerve Kitabaand the Booko kiwhichindirdiHe revealedElçisineuponO'nun elçisiHis Messengerve Kitaba (inanın)and the Booko kiwhichindirdiHe revealeddaha öncekilerefromöncebeforeve kimAnd whoeverinkar edersedisbelievesAllah'ıin Allahve melekleriniand His Angelsve Kitaplarınıand His Booksve elçileriniand His Messengersve gününüand the Dayahiretthe Lastmuhakkakthen surelysapıtmıştırhe (has) lost (the) waysapıklıklastrayinguzak birfar away
🇹🇷 4:136 Ey iman edenler! Allah'a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği Kitab'a, ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse sapıklığın en koyusuna düşmüş olur.
şüphesizIndeedo kimselerthose whoinandılarbelievedsonratheninkar ettilerdisbelievedsonratheninandılar(again) believedyinetheninkar ettilerdisbelievedsonrathenarttıincreasedinkarları(in) disbelief değildirnotdilerwillAllahAllahbağışlayacakforgiveonları[for] themiletmeyecektirand notonlara yol gösterecekwill guide them(doğru) yola(to) a (right) way
🇹🇷 4:137 İman edip sonra inkâr eden, sonra iman edip tekrar inkâr eden, sonra da inkârlarında ileri gidenleri Allah ne bağışlayacak, ne de doğru yola eriştirecektir.
müjdeleGive tidingsMünafıklara(to) the hypocritesşüphesizthatkendilerinin olacağınıfor thembir azabın(is) a punishmentacıklıpainful
🇹🇷 4:138 Münafıklara da haber ver ki, kendileri için çok acı bir azab vardır.
onlarThose whotutuyorlartakekafirlerithe disbelieversdost(as) alliesbırakıp(from)yerineinstead ofmü'minlerithe believersmi arıyorlar?Do they seekonların yanındawith themşerefthe honorşüphesizBut indeedşerefthe honorAllaha aittir(is) for Allahtamamenall
🇹🇷 4:139 Onlar, müminleri bırakıp kâfirleri dost ediniyorlar. Onların yanında izzet ve şeref mi arıyorlar? Halbuki bütün izzet ve şeref Allah'a aittir.
muhakkakAnd surelyindirmiştirHe has revealedsizeto youKitaptainKitapthe Bookdiyethatzamanwhenişittiğinizyou hearayetlerinin(the) VersesAllah'ın(of) Allahinkar edildiğinibeing rejectedonların[it]ve alay edildiğiniand ridiculedonlarlaat [it]oturmayınthen do nototurunsitonlarla beraberwith themkadaruntilonlar dalıncayathey engagebir sözeinbir söza conversationbaşkaother than thatsiz deIndeed, youo zamanthenonlar gibi olursunuz(would be) like themşüphesizIndeedAllahAllahbütünwill gatheriki yüzlülerithe hypocritesve kafirleriand the disbelieverscehennemdeincehennemHelltoplayacaktırall together
🇹🇷 4:140 Allah size Kitab (Kur'an)da: "Allah'ın âyetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, başka bir söze geçmedikleri müddetçe, o kâfirlerle oturmayın. Aksi halde siz de onlar gibi olursunuz" diye hüküm indirdi. Muhakkak ki Allah, münafıkların ve kâfirlerin hepsini cehennemde toplayacaktır.
onlar kiThose whogözetleyip dururlarare waitingsizifor youeğerThen if(nasib)olursawassizefor youbir fetiha victoryAllah'tanfromAllahAllahderlerthey saydeğil miydik?Were notbiz dewesizinle beraberwith youve eğerBut ifolursa(there) waskafirlerinfor the disbelievers(savaşta) bir payıa chancederlerthey saidbiz üstünlük sağlamadık mıDid notüstünlüğümüz varwe have advantagesizeover youve sizi korumadık mı?and we protected youmü'minlerdenfrommüminlerthe believersartık AllahAnd Allahhükmedecekwill judgearanızdabetween yougününde(on the) Daykıyamet(of) the Resurrectionve aslaand neververmeyecektirwill makeAllahAllahkafirlerefor the disbelieverskarşıovermü'minlerethe believersbir yola way
🇹🇷 4:141 Onlar sizi gözetleyip dururlar. Eğer Allah tarafından size bir zafer nasip olursa: "Biz sizinle beraber değil miydik?" derler. Şayet kâfirlerin zaferden bir payı olursa: (Bu defa da onlara): "Size üstünlük sağlayarak sizi müminlerden korumadık mı?" derler. Allah, kıyamet gününde aranızda hükmünü verecektir. Allah, müminlerin aleyhine kâfirlere hiçbir yol vermeyecektir.
şüphesizIndeediki yüzlülerthe hypocritesaldatmağa çalışırlar(seek to) deceiveAllah'ıAllahoysa Oand (it is) Heonları aldatırwho deceives themzamanAnd whenkalktıklarıthey standnamazafornamazthe prayerkalkarlarthey standüşene üşenelazilygösteriş yaparlarshowing offinsanlara(to) the peopleanmazlarand nothatırlarlarthey rememberAllah'ıAllahancakexceptbiraza little
🇹🇷 4:142 Münafıklar, Allah'ı aldatmaya çalışırlar. Halbuki Allah, onların oyunlarını başlarına geçirecektir. Onlar, namaza kalktıkları zaman tembel tembel kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar. Allah'ı pek az anarlar.
yalpalayıp dururlarWaveringaradabetweenbuthatnenotbunlaratobunlarthesene deand notonlaratoişte onlarthoseve kimseyeAnd whoeverşaşırttığıhas been lead astrayAllah'ın(by) Allah bulamazsınthen neverbulursunyou will findonafor himbir (çıkar) yola way
🇹🇷 4:143 Münafıklar, küfür ile iman arasında bocalamaktadırlar. Ne bu müminlere bağlanırlar, ne de şu kâfirlere. Allah kimi doğru yoldan saptırırsa, sen artık ona kurtuluş yolu bulamazsın.
EyO youkimselerwhoinanan(lar)believe[d]edinmeyin(Do) notalırlartakekafirlerithe disbelieversdost(as) alliesbırakıpfromyerineinstead ofmü'minlerithe believersmi istiyorsunuz?Do you wishvermekthatyaparsınızyou makeAllah'afor Allahaleyhinizde olacakagainst youbir delilan evidenceapaçıkclear
🇹🇷 4:144 Ey iman edenler! Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin. Kendi aleyhinizde Allah'a apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz?
doğrusuIndeediki yüzlülerthe hypocritestabakasındadırlar(will be) inderinliklerthe depthsen aşağıthe lowestateşinofateşthe Fireve aslaand neverbulamazsınyou will findonlar içinfor themhiçbir yardımcıany helper
🇹🇷 4:145 Şüphesiz ki münafıklar, cehennem ateşinin en aşağı tabakasındadırlar. Onlara bir yardım edici de bulamazsın.
ancak hariçtirExceptkimselerthose whotevbe edenlerrepentve uslananlarand correct (themselves)ve yapışanlarand hold fastAllah'ato Allahve yapanlarand are sinceredinlerini(in) their religionsırf Allah içinfor Allahişte onlarthen those (will be)beraberdirwithmü'minlerlethe believersyakındaAnd soonverecektirwill be givenAllah da(by) Allahmü'minlerethe believersbir mükafata rewardbüyükgreat
🇹🇷 4:146 Ancak tevbe edenler, durumlarını düzeltenler, Allah'a sarılanlar ve Allah için dinlerine samimi olarak bağlananlar müstesna. İşte bunlar müminlerle beraberdirler. Allah, müminlere büyük bir mükafat verecektir.
ne?Whatyapacakwould doAllahAllahsize azabetmeyiby punishing youeğerifsiz şükrederyou are gratefulve inanırsanızand you believeveAnd isAllahAllahşükrün karşılığını verendirAll-Appreciative(herşeyi) bilendirAll-Knowing
🇹🇷 4:147 Eğer şükreder ve iman ederseniz Allah size azabı ne yapar? Allah, şükredenlerin mükafatını veren ve her şeyi bilendir.
6. Cüz
sevmez(Does) notseverlerloveAllahAllahaçıkçathe public mentionkötüof [the] evilsöz söylenmesini[of]kelimeler[the] wordsdışındaexceptkendisine(by the one) whohaksızlık edilenhas been wrongeddoğrusu AllahAnd isAllahAllahişitendirAll-HearingbilendirAll-Knowing
🇹🇷 4:148 Allah, zulme uğrayanların dışında, çirkin sözün açıkça söylenmesinden hoşlanmaz. Allah her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla bilendir.
eğerIfaçığa vurursanızyou disclosebir iyiliğia goodveyaoronu gizlersenizyou conceal ityahutoraffedersenizpardonbir kötülüğü[of]bir kötülükan evil(bilin ki) şüphesizthen indeedAllah daAllahaffedicidirisçok affedenOft-PardoninggüçlüdürAll-Powerful
🇹🇷 4:149 Bir hayrı açıklar yahut gizlerseniz, yahut da bir kötülüğü bağışlarsanız, biliniz ki, Allah da çok bağışlayıcıdır, her şeye hakkıyla kadirdir.
şüphesizIndeedokimseler kithose whoinkar ederlerdisbelieveAllah'ıin Allahve elçilerini;and His Messengersve isterlerand they wishayırmakthatayrım yaparlarthey differentiatearasınıbetweenAllahAllahile elçilerininand His Messengersve derlerand they sayinanırızWe believekiminein someve inkar ederizand we disbelievekiminiin othersve isterlerAnd they wishtutmakthatedinirlerthey takearasındabetweenbunun (ikisinin)thatbir yola way
🇹🇷 4:150 Onlar, Allah'ı ve peygamberlerini inkâr ederler, Allah ile peygamberlerinin arasını ayırmak isterler. "Kimine inanırız, kimini inkâr ederiz" derler. Bu ikisinin (imanla küfrün) arasında bir yol tutmak isterler.
işteThose onlartheykafirlerdir(are) the disbelieversgerçektrulybiz de hazırlamışızdırAnd We have preparedkafirlerefor the disbelieversbir azaba punishmentalçaltıcıhumiliating
🇹🇷 4:151 İşte onlar gerçek kâfirlerdir. Biz de kâfirlere alçaltıcı bir azab hazırlamışızdır.
ve onlar kiAnd those whoinandılarbelieveAllah'ain Allahve elçilerineand His Messengersveand notayırım yapmadılarthey differentiatearasındabetweenhiçbiri(any) oneonlardanof themişte (Allah)those pek yakındasoonverecektirHe will give themonların da mükafatlarınıtheir rewardveAnd isAllahAllahçok bağışlayandırOft-Forgivingçok esirgeyendirMost Merciful
🇹🇷 4:152 Allah'a ve peygamberlerine iman edenler ve onlar arasında ayırım yapmayanlara (Allah) pek yakında mükafatlarını verecektir. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.
senden istiyorlarAsk youehli(the) PeopleKitap(of) the Bookindirmenithatindirirsinyou bring downkendilerineto thembir Kitapa bookgöktenfromgökthe heavenmuhakkakThen indeedistemişlerthey (had) askedMusa'danMusadaha büyüğünügreaterbundanthanşuthatdemişlerdifor they saidbize gösterShow usAllah'ıAllahaçıkçamanifestlyderhal onları yakalamıştıso struck themyıldırım gürültüsüthe thunderbolthaksızlıklarından dolayıfor their wrongdoingsonraThentutmuşlardıthey tookbuzağıyı (tanrı)the calf (for worship)sonrafromsonraafterkendilerine geldikken[what]onlara geldicame to themaçık delillerthe clear proofsvazgeçtikthen We forgave thembundan daforşuthatve verdikAnd We gaveMusa'yaMusabir yetkian authorityaçıkclear
🇹🇷 4:153 Kitap ehli, senden, kendilerine gökten bir kitap indirmeni istiyorlar. Musa'dan bundan daha büyüğünü istemişler ve: "Allah'ı bize açıkça göster" demişlerdi. Haksızlıkları sebebiyle onları yıldırım çarptı. Sonra kendilerine açık deliller geldiği halde buzağıyı (tanrı) edinmişlerdi. Onları bundan dolayı da affettik. Ve Musa'ya açık bir delil (yetki) verdik.
ve kaldırdıkAnd We raisedüzerlerineover themTur'uthe mountsöz vermeleri içinfor their covenantve dedikand We saidonlarato themgirinEnterkapıdanthe gatesecde ederekprostratingve dedikAnd We saidonlarato themçiğnemeyin(Do) nothaddi aşarlartransgresscumartesi(yasakları)nıincumartesithe Sabbathve aldıkAnd We tookonlardanfrom thembir söza covenantsağlamsolemn
🇹🇷 4:154 Söz vermeleri için Tur dağını üzerlerine kaldırdık. Onlara: "O kapıdan secde ederek girin" dedik. Yine onlara: "Cumartesi yasağını çiğnemeyin" dedik ve onlardan sağlam bir söz aldık.
sebebiyleThen because ofbozmalarıtheir breakingsözlerini(of) their covenantve inkar etmeleriand their disbeliefayetleriniin (the) SignsAllah'ın(of) Allahve öldürmeleriand their killingpeygamberleri(of) the Prophetsyerewithouthaksızany rightve demeleri(nden ötürü)and their sayingkalblerimizOur heartskılıflıdır(are) wrappedhayır fakat'Naymühürlemiştir(has) set a sealAllahAllahüzerinion their (hearts)inkarlarından ötürüfor their disbeliefartık inanmazlarso notiman ederlerthey believeancakexceptpek aza few
🇹🇷 4:155 Verdikleri sözden dönmeleri, Allah'ın âyetlerini inkâr etmeleri, haksız yere peygamberlerini öldürmeleri ve "kalblerimiz kılıflıdır" demelerinden dolayı (başlarına türlü belalar verdik). Doğrusu Allah, inkârları sebebiyle onların kalplerini mühürlemiştir. Pek azı hariç onlar inanmazlar.
ve küfürlerinden (ötürü)And for their disbeliefve sözlerindenand their sayingkarşıagainstMeryem'eMaryambir iftiraa slanderbüyükgreat
🇹🇷 4:156 (Kalblerinin mühürlenmesinin diğer bir sebebi de İsa'yı) inkâr etmeleri ve Meryem'e büyük bir iftirada bulunmalarıdır.
ve demelerinden (ötürü)And for their sayingelbetteIndeed, webiz öldürdükkilledMesih'ithe MessiahÎsaIsaoğlusonMeryem(of) Maryamelçisi(the) MessengerAllah'ın(of) AllahoysaAnd notonu öldürmedilerthey killed himveand notasmadılarthey crucified himfakatbutbenzer gösterildiit was made to appear (so)kendilerineto themve şüphesizAnd indeedayrılığa düşenlerthose whoayrılığa düşerlerdifferonun hakkındain itiçindedirler(are) surely intam bir kuşkudoubtondan yanaabout ityokturNotonlarınfor themo husustaabout ithiç[of]bilgileri(any) knowledgesadeceexceptuyuyorlar(the) followingzanna(of) assumptiononu öldürmedilerAnd notonu öldürdülerthey killed himyakinencertainly
🇹🇷 4:157 Bir de "Biz Allah'ın peygamberi Meryem oğlu İsa Mesih'i öldürdük" demeleridir. Oysa onu ne öldürdüler, ne de astılar. Fakat öldürdükleri kimse, onlara İsa gibi gösterildi. Onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, ondan yana tam bir kuşku içindedirler. O hususta bir bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Onu kesinlikle öldürmediler.
hayırNayonu yükselttihe was raisedAllah(by) Allahkendisinetowards HimveAnd isAllahAllahdaima üstündürAll-Mightyhüküm ve hikmet sahibidirAll-Wise
🇹🇷 4:158 Fakat Allah onu kendisine yükseltmiştir. Allah, aziz (daima üstün)dir, hikmet sahibidir.
ve andolsunAnd (there is) nother birifromehlinin(the) PeopleKitap(of) the Bookancakbutmutlaka inanacaktırsurely he believesonain himöncebeforeölümündenhis deathgünü deAnd (on the) Daykıyamet(of) the ResurrectionO olacaktırhe will beonların aleyhineagainst themşahida witness
🇹🇷 4:159 Kitap ehlinden hiçbir kimse yoktur ki, ölmeden önce ona (İsa'ya) iman etmiş olmasın. Kıyamet gününde o, onlara şahitlik edecektir.
zulümlerinden dolayıThen for (the) wrongdoingolanlarınofonlar kithose whoyahudilerinwere JewsyasakladıkWe made unlawfulonlarafor themtemiz ve hoş şeylerigood thingshelal kılınmışwhich had been lawfulkendilerinefor themve çevirmelerinden dolayıand for their hinderingyolundanfromyol(the) wayAllah(of) Allah çoklarınımany
🇹🇷 4:160 Yahudilerin zulmetmeleri ve birçok kimseleri Allah yolundan alıkoymaları, yasaklandıkları halde faiz almaları ve insanların mallarını haksız yere yemeleri sebebiyle daha önce kendilerine helâl kılınan temiz şeyleri haram kıldık. Onlardan kâfir olanlara can yakıcı bir azap hazırladık.
ve almalarından ötürüAnd for their takingriba(of) [the] usuryrağmenwhile certainlymenedilmelerinethey were forbiddenondanfrom itve yemelerinden ötürüand (for) their consumingmallarınıwealthinsanların(of) the peoplehaksız yerewrongfullyve hazırladıkAnd We have preparedinkar edenlerefor the disbelieversiçlerindenamong thembir azaba punishmentacıpainful
🇹🇷 4:161 Yahudilerin zulmetmeleri ve birçok kimseleri Allah yolundan alıkoymaları, yasaklandıkları halde faiz almaları ve insanların mallarını haksız yere yemeleri sebebiyle daha önce kendilerine helâl kılınan temiz şeyleri haram kıldık. Onlardan kâfir olanlara can yakıcı bir azap hazırladık.
fakatButderinleşmiş olanlarthe ones who are firmilimdeinilimthe knowledgeiçlerindenamong themve mü'minlerand the believersinanırlarbelieveşeyein whatindirilen(is) revealedsanato youve şeyeand whatindirilenwas revealedsenden öncefromsenden öncebefore youO kılanlarAnd the ones who establishnamazıthe prayerverenlerand the ones who givezekatıthe zakahinananlar var yaand the ones who believeAllah'ain Allahve gününeand the Dayahiretthe Last işte onlarathosevereceğizWe will give thembir mükafata rewardbüyükgreat
🇹🇷 4:162 Fakat onlardan ilimde derinleşmiş olanlar ve iman edenler, sana indirilene ve senden önce indirilenlere iman ederler. Onlar, namazı kılan, zekatı veren, Allah'a ve ahiret gününe iman edenlerdir. İşte onlara büyük bir mükafat vereceğiz.
elbette bizIndeed, Wevahyettikhave revealedsana dato yougibiasvahyettiğimizWe revealedNuh'atoNûhNuhve peygamberlereand the Prophetsondan sonrakifromondan sonraafter himnitekim vahyetmiştikand We revealedİbrahim'etoİbrahimIbrahimve İsma'il'eand Ishmaelve İshak'aand Isaacve Ya'kub'aand Yaqubve sıbtlaraand the tribesve Îsa'yaand Isave Eyyub'aand Ayyubve Yunus'aand Yunusve Harun'aand Harunve Süleyman'aand Sulaimanve vermiştikand We gaveDavud'a da(to) DawoodZebur'uthe Zaboor
🇹🇷 4:163 Muhakkak biz, Nuh'a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyûb'a, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a da vahyettik. Davud'a da Zebur'u verdik.
ve elçilereAnd MessengerselbettesurelyanlattığımızWe (have) mentioned themsanato youdaha öncefromöncebeforeve elçilereand Messengersanlatmadığımıznotonları anlattıkWe (have) mentioned themsanato youve konuşmuştuAnd spokeAllahAllahMusa'ya(to) Musasözle(in a) conversation
🇹🇷 4:164 Daha önce sana anlattığımız peygamberlerle, anlatmadığımız başka peygamberlere de (vahyettik). Ve Allah Musa ile de konuştu.
elçiler (gönderdik) kiMessengersmüjdeleyicibearers of glad tidingsve uyarıcıand warnerskalmasınso that notvardırthere isinsanlarınfor mankindkarşıagainstAllah'aAllahbahaneleriany argumentsonraafterelçilerdenthe MessengersveAnd isAllahAllahüstündürAll-Mightyhüküm ve hikmet sahibidirAll-Wise
🇹🇷 4:165 Peygamberleri müjdeciler ve azab habercileri olarak gönderdik ki, peygamberlerden sonra insanların Allah'a karşı bir bahaneleri olmasın. Allah mutlak üstündür, yegane hikmet sahibidir.
oysaButAllahAllahşahidlik ederbears witnessne kito whatindirdiHe (has) revealedsanato youindirmiş olduğunaHe has sent it downkendi bilgisiylewith His Knowledgeve melekler deand the Angelsşahidlik ederlerbear witnesskafidirAnd is sufficientAllah'ınAllahşahidliği(as) a Witness
🇹🇷 4:166 Fakat Allah, sana indirdiğini kendi ilmiyle indirmiş olduğuna şahitlik eder. Melekler de buna şahitlik ederler. Allah'ın şahitliği de kafidir.
şüphesizIndeedkimselerthose whoinkar eden(ler)disbelieveve menedenlerand hinderyolundanfromyol(the) wayAllah(of) Allahhakikatensurelydüşmüşlerdirthey have strayedbir sapıklığastrayinguzakfar away
🇹🇷 4:167 Şüphesiz inkâr edip, insanları Allah yolundan alıkoyanlar, derin bir sapıklığa düşmüşlerdir.
şüphesizIndeedkimselerthose whoinkar eden(ler)disbelievedve zulmedenlerand did wrongolmayacaknotdilerwillAllahAllahbağışlayan[to] forgiveonlarıthemve iletmeyecektirand notonlara hidayet edecekHe will guide themyola(to) a way
🇹🇷 4:168 Muhakkak Allah, inkâr edenleri ve zulmedenleri ne bağışlar, ne de doğru bir yola eriştirir.
sadeceExceptyoluna (iletecektir)(the) waycehennemin(to) Hellkalacaklardırabidingoradain itsürekliforeverveAnd isbu dathatAllah'aforAllahAllahçok kolaydıreasy
🇹🇷 4:169 Onları ancak cehennemin yoluna (iletecek ve) onlar orada ebedî olarak kalacaklardır. Bu ise Allah'a çok kolaydır.
EyOinsanlarmankindmuhakkak kiSurelysize getirdihas come to youElçithe Messengergerçeğiwith the truthRabbinizdenfromRabbinyour Lordinanınso believeyararınıza olarak(it is) betterkendifor youeğerBut ifinkar edersenizyou disbelievebilin kithen indeedAllah'ındırto Allah (belongs)olanlarwhatevergöklerde(is) ingöklerthe heavensve yerdeand the earthveAnd isAllahAllahbilendirAll-Knowinghüküm ve hikmet sahibidirAll-Wise
🇹🇷 4:170 Ey insanlar, Resul size, Rabbi'nizden hakkı (gerçeği) getirdi. Kendi yararınıza olarak ona inanın. Eğer inkâr ederseniz, bilin ki göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ındır. Allah bilendir, hikmet sahibidir.
Ey ehliO PeopleKitap(of) the Booktaşkınlık etmeyin(Do) nothaddi aşarlarcommit excessdininizdeindininizyour religionve söylemeyinand (do) notde kisayhakkındaaboutAllahAllahdışındaexceptgerçekthe truthşüphesizOnlyMesihthe MessiahÎsaIsaoğlusonMeryem(of) Maryamelçisidir(was) a MessengerAllah'ın(of) Allahve O'nun kelimesidirand His wordattığıwhich He conveyedMeryem'etoMeryemMaryamve bir ruhturand a spiritO'ndanfrom HiminanınSo believeAllah'ain Allahve elçilerineand His MessengersdemeyinAnd (do) notde kisay(Allah) ÜçtürThreebuna son verindesistyararınıza olarak(it is) betterkendifor youçünküOnlyAllahAllahtanrıdır(is) Godbir tekOneO yücedirGlory be to HimolmaktanThatO'nun olmasıHe (should) havekendisifor Himçocuk sahibia sonO'nundurTo Him (belongs)olanlarwhatevergöklerde(is) ingöklerthe heavensve olanlarand whateveryerde(is) inyeryüzüthe earthve yeterAnd is sufficientAllahAllahvekil olarak(as) a Disposer of affairs
🇹🇷 4:171 Ey kitab ehli! Dininizde taşkınlık etmeyin ve Allah hakkında ancak doğru olanı söyleyin! Meryem oğlu İsa Mesih, sadece Allah'ın elçisi, Meryem'e atmış olduğu kelimesi ve O'ndan bir ruhtur. Allah'a ve peygamberlerine inanın (Allah) üçtür demeyin. Kendi yararınız için buna son verin. Muhakkak ki Allah tek bir ilâhtır. O, çocuk sahibi olmaktan yüce (münezzeh)dir. Göklerdeki ve yerdekilerin hepsi O'nundur. Vekil olarak Allah yeter.
çekinmezNeverçekinmezwill disdainMesihthe Messiaholmaktantoolbekula slaveAllah'aof Allahve melekler deand notmeleklerthe Angels(Allah'a) yaklaştırılmışthe ones who are near (to Allah)ve kimAnd whoeverçekinirsedisdainsO'na kulluktanfromO'na ibadetHis worshipve büyüklük taslarsaand is arrogantbilsin ki O toplayacaktırthen He will gather themkendi huzurunatowards Himonların hepsiniall together
🇹🇷 4:172 Hiçbir zaman Mesih de Allah'ın bir kulu olmaktan çekinmez, Allah'a yakın melekler de. Kim O'na kulluk etmekten çekinir ve büyüklük taslarsa bilsin ki O, onların hepsini huzuruna toplayacaktır.
gelinceThen as forkimselerethose whoinanan(lara)believedve yapanlaraand didiyi işlerthe righteous deedseksiksiz ödeyecektirthen He will give them in fullmükafatlarınıtheir rewardve daha fazlasını da verecektirand give them morelutfundanfromO'nun lütfuHis BountygelinceAnd as forkimselerethose whoçekinen(lere)disdainedve büyüklük taslayanlaraand were arrogantazabedecektirthen He will punish thembir azapla(with) a punishmentacıklıpainfulve onlar bulamayacaklardırand notbulacaklar mıwill they findkendilerinefor themselvesbaşkafrombaşkabesidesAllah'tanAllahbir dostany protectorve bir yardımcıand nothiçbir yardımcıany helper
🇹🇷 4:173 İnanıp güzel işler yapanlara gelince, onların mükafatlarını eksiksiz ödeyecek ve lütfundan onlara daha fazlasını da verecektir. Allah'a kulluktan çekinip büyüklük taslayanlara da şiddetli bir şekilde azab edecek ve onlar Allah'dan başka kendilerine ne bir dost, ne de bir yardımcı bulamayacaklardır.
EyOinsanlarmankindmuhakkak kiSurelysize geldihas come to youbir delila convincing proofRabbinizdenfromRabbinyour Lordve indirdikand We (have) sent downsizeto youbir nura lightapaçıkclear
🇹🇷 4:174 Ey insanlar! Size Rabbinizden bir delil (Muhammed) geldi ve size apaçık bir nur indirdik.
gelinceSo as forkimselerethose whoinanan(lara)believedAlah'ain Allahve yapışanlaraand held fastO'nato Himsokacaktırthen He will admit thembir rahmetin içineinrahmetMercykendindenfrom Himselfve lutfunand Bountyve onları iletecektirand will guide themkendisine varanto Himselfbir yola(on) a waydoğrustraight
🇹🇷 4:175 Allah'a inanıp O'na sımsıkı sarılanları (Allah), kendisinden bir rahmet ve lutfa sokacak ve kendisine varan dosdoğru yola iletecektir.
senden fetva istiyorlarThey seek your rulingde kiSayAllahAllahsize şöyle açıklıyorgives you a rulinghakkındaconcerningkelalethe Kalalaeğerifkişinina manölendiedyoksa(and) notonunhe hasçocuğua childve varsaand he hasbir kızkardeşia sistero(kızkardeşi)nindirthen for heryarısı(is) a halfne ki(of) whatmiras bıraktıhe leftfakat kendisiAnd heonun mirasını alırwill inherit from hereğerifyoksa (kızkardeşinin)not…dıriskendifor herçocuğua childeğerBut ifvarsathere wereiki kızkardeşitwo femalesonlarındırthen for themüçte ikisitwo thirdsbıraktığı mirasınof whatayrıldıhe leftve eğerBut ifolursa (birçok)they werekardeşlerbrothers and sisterserkekmenve kadınand womenerkeğethen the male will havekadar (verilir)likepayıshareiki kadının(of) the two femalesaçıklıyormakes clearAllahAllahsizeto youdiyelestşaşırırsınızyou go astrayAllahAnd Allahheof everyşeyithingbilir(is) All-Knower
🇹🇷 4:176 Senden fetva istiyorlar. Deki: "Allah size kelâle (babasız ve çocuksuz kimse) nin mirası hakkında hükmünü açıklıyor: Çocuğu olmayan, fakat kız kardeşi bulunan bir kişi ölürse, bıraktığı malın yarısı o (kız kardeşi)nundur. Çocuğu olmayan kız kardeş ölürse, erkek kardeş ona varis olur. Eğer (ölenin) iki kız kardeşi varsa, bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer kardeşler erkek ve kız olurlarsa, erkeğin hissesi, iki kızın hissesi kadardır. Şaşırmamanız için Allah size (hükümlerini) açıklıyor. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.