☰ Sure görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
bunlarAnd those whoverirlerspendmallarınıtheir wealthgösteriş içinto be seeninsanlara(by) the peopleinanmazlarand notiman ederlerthey believeAllah'ain Allahve gününeand notgündüzünin the Dayahiretthe Lastkiminand whoeverisehasşeytanthe Shaitaano(nun)for himarkadaşı(as) companion ne kötüthen evilbir arkadaş(ı var)dır(is he as) a companion
🇹🇷 4:38 Bunlar, Allah'a ve ahiret gününe iman etmedikleri halde mallarını, insanlara gösteriş yapmak için harcarlar. Şeytan kimin arkadaşı olursa, o ne kötü arkadaştır!
ne olurduAnd whatonlara(is) against themsankiifinansalardıthey believedAllah'ain Allahve gününeand the Dayahiretthe Lastve harcasalardıand spentkendilerine verdiği rızıktanfrom whatonlara rızık verdi(has) provided themAllah'ınAllahve idiAnd isAllahAllahonlarıabout thembiliyorAll-Knower
🇹🇷 4:39 Bunlar, Allah'a ve ahiret gününe iman etselerdi ve Allah'ın verdiği rızıktan gösterişsiz harcasalardı kendilerine ne zarar gelirdi? Allah onların söz ve işlerini çok iyi bilendir.
şüphesizIndeedAllahAllahhaksızlık etmez(does) notzulümwrongkadar(as much as) weightzerre(of) an atomeğerAnd ifolsathere is(zerre miktarı) bir iyilika goodonu kat kat yaparHe doubles itve verirand giveskendi katındanfromO'nun katındanear Himbir mükafata rewardbüyükgreat
🇹🇷 4:40 Şüphesiz ki Allah, hiç kimseye zerre kadar zulüm etmez. Eğer yapılan iyilik zerre kadar da olsa, onun sevabını kat kat artırır. Ve kendi katından büyük bir mükafat verir.
(halleri) nice olur?So how (will it be)zamanwhengetirdiğimizWe bringherfromhereveryümmettennationbir şahida witnessve getirdiğimizdeand We bringseni deyouüzerineagainstbunlarthese (people)şahid olarak(as) a witness
🇹🇷 4:41 Her ümmetten bir şahit getirdiğimiz ve seni de onların üzerine bir şahit yaptığımız zaman bakalım kâfirlerin hali ne olacak!..
o gün(On) that Dayisterlerwill wishkimselerthose whoinkar eden(ler)disbelievedve karşı gelenlerand disobeyedElçi'yethe Messenger(mümkün olsa)ifbir olmayıwas leveledyer ilewith themyeryüzüthe earthve gizleyemezlerand notgizleyebileceklerthey will (be able to) hideAllah'tan(from) Allah(hiçbir) söz(any) statement
🇹🇷 4:42 Allah'ı, inkar edip peygambere isyan edenler, o kıyamet günü yerle bir olmayı isterler. Allah'tan hiçbir sözü gizleyemezler.
EyO youkimselerwhoinanan(lar)believe[d]yaklaşmayın(Do) notyaklaşmayıngo nearnamazathe prayerve sizwhile yousarhoşken(are) intoxicatedkiuntilbilesinizyou knowne dediğiniziwhatdiyorsunuzyou are sayingve (yaklaşmayın)and notcünüp iken(when you are) impuredışındaexceptgeçici olmanız(when) passingyoldan(through) a waykadaruntilyıkanıncayayou have bathedeğerAnd ifisenizyou arehastaillyahutorüzerindeonyolculuka journeyyahutorgelmişsecamebirinizonesizdenof youtuvalettenfromtuvaletthe toiletyahutordokunmuşsanızyou have touchedkadınlarathe womenbulamadığınız takdirdeand notbulursunyou findsuwaterteyemmüm edinthen do tayammumtoprağa(with) earthtemizcleansürünand wipe (with it)yüzlerinizeyour facesve ellerinizeand your handsşüphesizIndeedAllahAllahçok affedendirisçok affedenOft-Pardoningçok bağışlayandırOft-Forgiving
🇹🇷 4:43 Ey iman edenler! Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın. Cünüb iken de yolcu olanlar müstesna gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta olur, veya yolculukta bulunursanız veyahut biriniz abdest bozmaktan gelince veya cinsî münasebette bulunup, su da bulamazsanız o zaman tertemiz bir toprak ile teyemmüm edin. Niyetle yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz ki Allah çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır.
görmedin mi?Did notgörürsünyou seekimselerin[towards]onlar kithose whokendilerine verilenwere givenbir paya portionKitaptanofKitapthe Booksatın alıyorlarpurchasingsapıklığı[the] errorve istiyorlarand wishingsizin sapıtmanızıthatsaparsınızyou strayyolu(from) the way
🇹🇷 4:44 Kendilerine kitaptan bir nasib verilmiş olanları görmüyor musun? Onlar, sapıklığı satın alıyorlar ve sizin de yoldan sapmanızı istiyorlar.