بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Ta sin mimTa Seem Meem
🇹🇷 28:1 Tâ, Sîn, Mîm.
şunlarTheseayetleridir(are the) VersesKitabın(of) the Bookapaçıkthe clear
🇹🇷 28:2 Bunlar, apaçık kitabın âyetleridir.
okuyacağızWe recitesanato youbir parçayıfromhaberinden(the) newsMusa(of) Musave Fir'avn'ınand Firaungerçek olarakin truthbir toplum içinfor a peopleinananwho believe
🇹🇷 28:3 İman edecek bir kavim için Musa ile Firavun'un haberlerinden bir kısmını sana dosdoğru okuyacağız.
şüphesizIndeedFir'avnFiraunululandı (zorbalığa kalktı)exalted himselfyeryüzündeinyerthe landve böldüand madehalkınıits peopleçeşitli gruplara(into) sectseziyorduoppressingbir zümreyia grouponlardanamong themkesiyorduslaughteringoğullarınıtheir sonsve sağ bırakıyorduand letting livekadınlarınıtheir womençünkü oIndeed, heidiwasbozgunculardanofbozguncularthe corrupters
🇹🇷 28:4 Çünkü Firavun, (Mısır) toprağında gerçekten azmış, halkını parça parça etmişti. Onlardan bir zümreyi güçsüz buluyor, bunların oğullarını boğazlıyor, kızlarını ise sağ bırakıyordu. Belli ki o bozgunculardandı.
biz istiyordukAnd We wantedlutfetmeyitolütufta bulunurbestow a favorüzerineuponkimselerthose whoezilen(ler)were oppressedo yerdeinyerthe landve onları yapmayıand make themönderlerleadersve onları kılmayıand make themmirasçıthe inheritors
🇹🇷 28:5 Biz ise istiyorduk ki, o yerde güçsüz düşürülenlere lütufta bulunalım, onları önderler yapalım, onlara (ötekilerin) yerini aldıralım.
ve iktidara getirmeyiAnd [We] establishonlarıthemo yerdeinyerthe landve göstermeyiand showFir'avn'aFiraunve Haman'aand Hamanve askerlerineand their hostsonlardanthrough themşeyiwhatolduklarıthey werekorkmuşfearing
🇹🇷 28:6 Ve o yerde onları hakim kılalım, Firavun ile Hâmân ve ordularına, onlardan çekinmekte oldukları şeyi gösterelim.
ve vahyettikAnd We inspiredannesine[to]anne(the) motherMusa'nın(of) MusadiyethatO(çocuğu)nu emzirSuckle himne zaman kibut whenkorkarsanyou fearbaşına bir şey gelmesindenfor himonu bırakthen cast himsuyain(to)nehirthe riverveand (do) notkorkmafearveand (do) notüzülmegrieveelbette bizIndeed, Weonu tekrar geri vereceğiz(will) restore himsanato youve onu yapacağızand (will) make himelçilerdenofelçilerthe Messengers
🇹🇷 28:7 O esnada Musa'nın anasına "Onu emzir, kendisine zarar geleceğinden kaygılandığında onu denize (Nil nehrine) bırakıver, hiç korkup kaygılanma, çünkü biz onu tekrar sana vereceğiz ve onu peygamberlerden biri yapacağız" diye bildirdik.
nihayet onu aldıThen picked him upailesi(the) familyFir'avn(of) Firaunolsunası içinso that he might becomekendilerineto thembir düşmanan enemyve başlarına derdand a griefgerçektenIndeedFir'avnFiraunve Hamanand Hamanve askerleriand their hostsyanılıyorlardıweregünahkârlarsinners
🇹🇷 28:8 Nihayet Firavun ailesi onu yitik olarak aldı. Çünkü o, sonunda kendileri için bir düşman ve bir tasa olacaktı. Şüphesiz Firavun ile Hâmân ve askerleri yanılıyorlardı.
ve dedi kiAnd saidkarısı(the) wifeFir'avn'ın(of) FiraunaydınlığıA comfortgöz(of the) eyebana dafor meve sana daand for youonu öldürmeyin(Do) notonu öldürünkill himbelkiperhapsdiye(that)bize yararı dokunurhe may benefit usya daoronu edinirizwe may take himevlad(as) a sonve onlarAnd theyanlamıyorlardı(did) notfarkederlerperceive
🇹🇷 28:9 Firavun'un karısı (sepetin içinden çocuk çıkınca kocasına), "İkimizin de gözü aydın! Onu öldürmeyin, belki bize faydası dokunur, ya da onu evlad ediniriz" dedi. Halbuki onlar işin sonunu sezemiyorlardı.
ve sabahladıAnd becamegönlü(the) heartannesinin(of the) motherMusa'nın(of) MusabomboştuemptyneredeyseThatneredeyseshe was nearaçığa vuracaktı(to) disclosingonuabout himeğer olmasaydıkif notbiz iyice pekiştirmişthatgüçlendirdikWe strengthenedüzerine[over]onun kalbiher heartolması içinso that she would beinananlardanofmüminlerthe believers
🇹🇷 28:10 Musa'nın anasının yüreği (tasadan) bomboş kalıverdi. Eğer biz, (vaadimize) inananlardan olması için onun kalbini pekiştirmemiş olsaydık, neredeyse işi meydana çıkaracaktı.
ve dedi kiAnd she saidkızkardeşineto his sisteronu takip etFollow himo da gözetlediSo she watchedonuhimuzaktanfrombir mesafea distanceve onlarwhile theyfarkına varmadan(did) notfarkederlerperceive
🇹🇷 28:11 Annesi Musa'nın ablasına, "Onun izini takip et" dedi. O da, onlar farkına varmadan uzaktan kardeşini gözetledi.
ve haram etmiştikAnd We had forbiddenonafor himsüt annelerithe wet nursesdaha öncebeforeöncebeforededi kiso she saidsize göstereyimmi?Shall Isizi yönlendirirdirect youhalkını (aile)toinsanlar(the) peoplebir ev (aile)(of) a houseonun bakımını üstlenecekwho will rear himsizin içinfor youve onlarwhile theyonato himöğüt verecek(will be) sincere
🇹🇷 28:12 Biz (annesine geri vermezden) daha önce, onun süt analarının sütünü kabulüne müsade etmedik. Bunun üzerine ablası, "Size, onun bakımını sizin namınıza üstlenecek, hem de ona iyi davranacak bir aile göstereyim mi?" dedi.
böylece onu geri verdikSo We restored himannesinetoannesihis motheriçinthataydın olmasımight be comfortedgözüher eyeveand notüzülmesin (diye)she may grieveve bilmesi içinand that she would knowşüphesiz kithatva'dithe Promise of AllahAllah'ınthe Promise of Allahhaktır(is) trueve fakatButçoklarımost of thembilmezler(do) notbilirlerknow
🇹🇷 28:13 Böylelikle biz onu, gözü aydın olsun, gam çekmesin ve Allah'ın vaadinin gerçek olduğunu bilsin, diye anasına geri verdik. Fakat yine de pek çoğu (bunu) bilmezler.
ne zaman kiAnd when(Musa) erişincehe reachedgüçlü çağınahis full strengthve olgunlaşıncaand became maturebiz ona verdikWe bestowed upon himhükümwisdomve ilimand knowledgeişte böyleAnd thusmükafatlandırırızWe rewardgüzel davrananlarıthe good-doers
🇹🇷 28:14 Musa yiğitlik çağına girip olgunlaşınca, biz ona hikmet ve ilim verdik. İşte güzel davrananları biz böyle mükafatlandırırız.
ve girdiAnd he enteredşehrethe citybir sıradaatbir sürea time(kendisinden) habersiz olduğu(of) inattentionhalkınınofhalkıits peopleve bulduand foundoradathereiniki adamıtwo menöldüresiye dövüşürlerkenfighting each otherbirithiskendi taraftarlarındanoftaraftarlarıhis partyve öbürü deand thisdüşmanlarındanofdüşmanıhis enemy(Musa'dan) yardım istediAnd called him for helpolan kimsethe one whokendi taraftarlarından(was) fromtaraftarlarıhis partykarşıagainstolanathe one whodüşmanlarından(was) fromdüşmanıhis enemybir yumruk indirdiso Musa struck him with his fistMusaso Musa struck him with his fistişini bitirdiand killed himonunand killed him(sonra) dedi kiHe saidbuThis (is)işindendirofamel(the) deedşeytanın(of) Shaitaano gerçektenIndeed, hebir düşmandır(is) an enemy şaşırtıcıone who misleadsapaçıkclearly
🇹🇷 28:15 Musa, halkının habersiz olduğu bir sırada şehre girdi. Orada, biri kendi tarafından diğeri düşman tarafından olan iki adamı birbirleriyle döğüşür buldu. Kendi tarafı olan, düşmana karşı ondan yardım diledi. Musa da ötekine bir yumruk indirip onun ölümüne sebep oldu. "Bu, şeytan işidir. O, gerçekten saptırıcı, apaçık bir düşmandır" dedi.
dediHe saidRabbimMy Lordgerçekten benIndeed, Izulmettim[I] have wrongednefsimemy soulbağışlaso forgivebeni[for] me(Allah) bağışladıThen He forgaveonu[for] himçünkü OIndeed HeOHe (is)çok bağışlayandırthe Oft-Forgivingçok esirgeyendirthe Most Merciful
🇹🇷 28:16 Musa, "Rabbim! Doğrusu kendimi ziyana uğrattım. Beni bağışla!" dedi; Allah da, onu bağışladı. Çünkü, çok bağışlayıcı, çok merhamet edici olan ancak O'dur.
dediHe saidRabbimMy Lordhakkı içinBecauselutfettiğin ni'metlerYou have favoredbana[on] meartık bir dahaso notolmayacağımI will bearka çıkana supportersuçlulara(of) the criminals
🇹🇷 28:17 Musa, "Rabbim! Bana lutfettiğin nimetlere andolsun ki, artık suçlulara asla arka olmayacağım" dedi.
sabahladıIn the morning he wasşehirdeinşehirthe citykorku içindefearfulgözetleyerek(and) was vigilantbir de baktı kiwhen beholdkendisinden yardım isteyenThe one whoondan yardım istedisought his helpdünthe previous dayyine feryadediyorcried out to him for helpdediSaidonato himMusaMusagerçekten senIndeed, youbir azgınsın(are) surely a deviatorbelli kiclear
🇹🇷 28:18 Şehirde korku içinde, (etrafı) gözetleyerek sabahladı. Bir de ne görsün, dün kendisinden yardım isteyen kimse feryad ederek yine ondan imdat istiyor. Musa ona dedi ki: "Doğrusu sen, besbelli bir azgınsın!"
nihayetThen whenisteyince[that]istedihe wantedyakalamaktovurunstrikeolanıthe one whoo[he] (was)düşmanan enemyikisine deto both of themdedi kihe saidey MusaO Musabeni öldürmekmi istiyorsun?Do you intend-etobeni öldürürlerkill megibiasöldürdüğünyou killedbir canıa persondünyesterday(oysa)Notistemiyorsunyou wantdışında bir şeybutolmakthatolursunuzyou becomebir zorbaa tyrantyeryüzündeinyeryüzüthe earthveand notistemiyorsunyou wantolmakthatolursunyou bearabuluculardanofıslah edenlerthe reformers
🇹🇷 28:19 Musa, ikisinin de düşmanı olan adamı yakalamak isteyince, o adam dedi ki: "Ey Musa! Dün bir cana kıydığın gibi, bana da mı kıymak istiyorsun? Demek arabuluculardan olmak istemiyor da, bu yerde ille yaman bir zorba olmayı arzuluyorsun sen!"
ve geldiAnd camebir adama manöbür ucundanfromen uzak yer(the) farthest endşehrin(of) the citykoşarakrunningdediHe saidey MusaO Musaşüphesiz kiIndeedileri gelenlerthe chiefsaralarında konuşuyorlarare taking counselseniabout youseni öldürmek içinto kill yousen çık (git)so leaveelbette benindeed, I amsanato youöğüt verenlerden(im)ofsamimi öğüt verenlerthe sincere advisors
🇹🇷 28:20 Şehrin öbür ucundan bir adam geldi ve dedi ki: "Ey Musa! İleri gelenler seni öldürmek için hakkında müzakere ediyorlar. Derhal (buradan) çık! İnan ki ben senin iyiliğini isteyenlerdenim."
(Musa) çıktıSo he leftoradanfrom itkorka korkafearingkollayarak(and) vigilantdediHe saidRabbimMy Lordbeni kurtarSave mekavimdenfrominsanlarthe people zalimthe wrongdoers
🇹🇷 28:21 Musa korka korka, (etrafı) gözetleyerek oradan çıktı. "Rabbim! Beni zalimler güruhundan kurtar" dedi.
ne zaman kiAnd whenyönelincehe turned his facetarafınatowardsMedyenMadyandedihe saidumarım kiPerhapsRabbimmy Lordbeni iletir[that]bana yol gösterirwill guide medoğru(to the) soundyolaway
🇹🇷 28:22 Medyen'e doğru yöneldiğinde: "Umarım Rabbim beni doğru yola iletir." dedi.
ne zaman kiAnd whenvarıncahe camesuyuna(to the) waterMedyen(of) Madyanbulduhe foundonun başındaon itbir grubua groupinsanlardanoferkeklermen(hayvanlarını) sularkenwateringve bulduand he foundonların gerisindebesides themonlardan başkabesides themiki kıztwo womensudan menedenkeeping back(Musa) dediHe saidnedir?Whatsizin işiniz(is the) matter with both of youdediler kiThey saidbiz sulayamayızWe cannot watersulayamayızWe cannot waterkadaruntilsulayıp çekilinceyetake awayçobanlarthe shepherdsve babamız daand our fatherbir ihtiyardır(is) a very old manbüyük(is) a very old man
🇹🇷 28:23 Musa, Medyen suyuna varınca, orada (hayvanlarını) sulayan bir çok insan buldu. Onların gerisinde de (hayvanlarını suyun olduğu yerden) geri çeken iki kadın gördü. Onlara "Derdiniz nedir?" dedi. Şöyle cevap verdiler: "Çobanlar sulayıp çekilmeden biz ( onların içine sokulup hayvanlarımızı) sulamayız; babamız da çok yaşlıdır. "
(Musa) hemen suladıSo he wateredonlarınkinifor themsonraThençekildihe turned backgölgeyetogölgethe shadedediand saidRabbimMy Lorddoğrusu benIndeed, I amne varsaof whateverindireceğinYou sendbanato mehayırdanofiyigoodmuhtacım(in) need
🇹🇷 28:24 Bunun üzerine Musa, onların davarlarını suladı. Sonra gölgeye çekildi ve "Rabbim! Doğrusu bana indireceğin her hayra muhtacım" dedi.
derken ona geldiThen came to himo iki kızdan birione of the two womenyürüyerekwalkingutana utanawithutangaçlıkshynessdediShe saidmuhakkahIndeedbabammy fatherseni çağırıyorcalls youödemek içinthat he may reward youücretini(the) rewardsulamanın(for) whatsuladınyou wateredbizim içinfor usne zaman kiSo when(Musa) ona gelincehe came to himve anlatıncaand narratedonato himhikayeyithe storydedihe saidkorkma(Do) notkorkarlarfearkurtuldunYou have escapedo kavimdenfrominsanlarthe people zalimthe wrongdoers
🇹🇷 28:25 Derken, o iki kadından biri utana utana yürüyerek ona geldi. "Babam, dedi, bizim yerimize (hayvanları) sulamanın karşılığını ödemek için seni çağırıyor." Musa, ona (Hz. Şuayb'a) gelip başından geçeni anlatınca o, "korkma, o zalim kavimden kurtuldun"dedi.
dediSaido (kız)lardan birione of themey babacağımO my fatherbunu (çoban) tutHire himmuhakkakIndeeden hayırlısıdır(the) bestücretle tuttuklarınınwhomücretle tutabilirsinyou (can) hireen güçlüsüdür(is) the strongen güveniliridirthe trustworthy
🇹🇷 28:26 (Şuayb'ın) iki kızından biri: "Babacığım! Onu ücretle (çoban) tut. Çünkü ücretle istihdam edeceğin en iyi kimse, bu güçlü ve güvenilir adamdır" dedi.
dedi kiHe saidelbetteIndeed, Iistiyorum[I] wishsana nikahlamaktoseni nikâhlamakmarry you tobirinionekızımdan(of) my daughtersşu iki(of) these twokarşılığındaonbana hizmet etmenthatbana hizmet ettinyou serve mesekiz(for) eightyılyearseğerbut iftamamlarsanyou completeon(yıl)atenartıkthen fromo sendendiryouben istememAnd notisterimI wishzahmet vermektozorlaştırmamake it difficultsanafor youbeni bulacaksınYou will find meeğer (İnşallah)ifdilerse (İnşallah)Allah willsAllah (İnşallah)Allah willsiyilerdenofsalihlerthe righteous
🇹🇷 28:27 (Şuayb) Dedi ki: "Bana sekiz yıl çalışmana karşılık şu iki kızımdan birini sana nikahlamak istiyorum. Eğer on yıla tamamlarsan artık o kendinden; yoksa sana ağırlık vermek istemem. İnşaallah beni iyi kimselerden bulacaksın."
(Musa) dediHe saidbuThatbenimle aramızdadır(is) between mesenin arasındaand between youhangiWhicheversüreyi(of) the two termsyerine getirsemI completeyokturthen nodüşmanlıkinjusticebanato meAllahand Allahkarşıoverşeyewhatdediğimizwe sayvekildir(is) a Witness
🇹🇷 28:28 Musa şöyle cevap verdi: "Bu seninle benim aramdadır. Bu iki süreden hangisini doldurursam doldurayım demek ki, bana karşı husumet yok. Söylediklerimize Allah vekildir."
ne zaman kiThen whenbitirinceMusa fulfilledMusaMusa fulfilledsüreyithe termve yola çıkıncaand was travelingailesiylewith his familygördühe saw(sağ) yanındainyön(the) directionTur'un(of) Mount Turbir ateşa firededi kiHe saidailesineto his familysiz durunStay herebenindeed, Igördüm[I] perceivebir ateşa firebelkiPerhapssize getiririmI will bring youondanfrom therebir habersome informationyahutorbir kor (getiririm)a burning woodateştenfromateşthe fireböyleceso that you mayısınırsınızwarm yourselves
🇹🇷 28:29 Artık Musa süreyi doldurup ailesiyle yola çıkınca, Tûr tarafından bir ateş gördü. Ailesine: "Siz (burada) bekleyin; ben bir ateş gördüm, belki oradan size bir haber, yahut ısınmanız için o ateşten bir parça getiririm" dedi.
ne zaman kiBut whenoraya gelincehe came (to) itşöyle seslenildihe was calledkıyısındanfromyan(the) sidevadinin(of) the valley sağdakithe rightyerdekiinyer dümdüzthe place evenmübarekblessedağaçtanfromağaçthe treediyethatey MusaO Musamuhakkak benIndeedbenimI AmAllahAllahRabbi(the) Lordalemlerin(of) the worlds
🇹🇷 28:30 Oraya gelince, o mübarek yerdeki vâdinin sağ kıyısından, (oradaki) ağaç tarafından kendisine şöyle seslenildi: "Ey Musa! Bil ki ben, bütün âlemlerin Rabbi olan Allah'ım."
ve diyeAnd [that]atthrowasanıyour staffzamanBut whengördüğünhe saw it(asa'nın) titreştiğinimovinggibias if itküçük bir yılan(were) a snakekaçtıhe turneddönüp(in) flightveand (did) notarkasına bile bakmadıreturney MusaO MusadönDraw nearveand (do) notkorkmafearelbette senIndeed, yougüvende olanlardansın(are) ofgüvende olanthe secure
🇹🇷 28:31 Ve "Asânı at!" denildi. Musa (attığı) asâyı yılan gibi debrenir görünce, dönüp arkasına bakmadan kaçtı. "Ey Musa! Beri gel, korkma. Çünkü sen emniyette olanlardansın." (buyuruldu.)
sokInserteliniyour handkoynunainkoynunyour bosomçıksınit will come forthbembeyazwhiteolmaksızınwithoutolmaksızınwithoutbir kusurany harmve çekAnd drawkendineto yourselveskanadını (kollarını)your handkorkudan (açılan)againstkorkarlarfearişte bunlarSo theseiki delildir(are) two evidencesRabbindenfromRabbinyour LordFir'avn'atoFiravunFiraunve onun adamlarınaand his chiefsçünkü onlarIndeed, theyolmuşlardırarebir kavima peopleyoldan çıkandefiantly disobedient
🇹🇷 28:32 "Elini koynuna sok, kusursuz bembeyaz çıkacaktır. Korkudan (açılan) kollarını kendine çek. İşte bu ikisi Firavun ve onun adamlarına karşı Rabbin tarafından iki kesin delildir. Çünkü onlar, yoldan çıkan bir kavim olmuşlardır." (diye seslenildi)
dediHe saidRabbimMy Lordbşüphesiz enIndeedöldürmüştümI killedonlardanof thembir kişia mankorkuyorumand I feardiyethatbeni öldüreceklerthey will kill me
🇹🇷 28:33 Musa dedi ki: "Rabbim! Ben onlardan birini öldürmüştüm, beni öldürmelerinden korkuyorum."
ve kardeşimiAnd my brotherHarunHarunohedaha fasihtir (güzel konuşur)(is) more eloquentbendenthan medil bakımından(in) speechonu gönderso send himbenimle beraberwith mebir yardımcı olarak(as) a helperbeni doğrulayanwho will confirm mezira benIndeedkorkuyorumI feardiyethatbeni yalanlayacaklathey will deny me
🇹🇷 28:34 "Kardeşim Harun'un dili benimkinden daha düzgündür. Onu da beni doğrulayan bir yardımcı olarak benimle birlikte gönder. Zira bana yalancılık ithamında bulunmalarından endişe ediyorum."
(Allah) dedi kiHe saidkuvvetlendireceğizWe will strengthensenin pazunuyour armkardeşinlethrough your brotherve vereceğizand We will makesizefor both of youbir yetkian authorityaslaso notonlar erişemeyceklerthey will reachsizeto both of youayetlerimiz sayesindeThrough Our Signsikinizyou twove kimselerand (those) whosize uyanfollow youüstün geleceksiniz(will) be the dominant
🇹🇷 28:35 Allah buyurdu: "Seni kardeşinle destekliyeceğiz ve size öyle bir kudret vereceğiz ki, âyetlerimiz sayesinde onlar size erişemeyecekler. Siz ve size tabi olanlar üstün geleceksiniz."
ne zaman kiBut whenonlara gelincecame to themMusaMusaayetlerimizlewith Our Signsaçık açıkcleardedilerthey saiddeğildirNotbu(is) thisbaşka bir şeyexceptbir büyüdena magicuydurulmuşinventedveand notişitmedikwe heardböyle bir şeyof thisarasındaamongatalarımızour forefathersilkour forefathers
🇹🇷 28:36 Musa onlara apaçık âyetlerimizi getirince, "Bu, olsa olsa uydurulmuş bir sihirdir. Biz önceki atalarımızdan böylesini işitmemiştik" dediler.
ve dedi kiAnd Musa saidMusaAnd Musa saidRabbimMy Lorddaha iyi biliyorknows bestkiminof whogetirdiğinihas comehidayetwith [the] guidancekendisinin yanındanfrom HimO'ndanfrom Himve kimeand who ait olacağınıwill beonunfor himsonununthe good end in the Hereafterbu (dünya) evin(in)the good end in the Hereaftermuhakkak kiIndeedolmaznotiflahwill be successfulzalimlerthe wrongdoers
🇹🇷 28:37 Musa şöyle dedi: "Rabbim, kendi katından kimin hidayet rehberi getirdiğini ve hayırlı akibetin kime nasip olacağını en iyi bilendir. Muhakkak ki zalimler, kurtuluşa eremezler."
ve dedi kiAnd Firaun saidFir'avnAnd Firaun saideyO chiefsileri gelenlerO chiefsbilmiyorumNotbilirimI knowsizin içinfor youhiçbiranybir tanrıgodbenden başkaother than meateş yakSo kindlebenim içinfor meey HâmânO HamanüzerindeUponçamurunthe clayve yapand makebanafor mebir kulea lofty towerbelkiso that [I]çıkarımI may looktanrısınaatilah(the) GodMusa'nın(of) Musaçünkü benAnd indeed, Isanıyorum ki o[I] think that heyalancılardandır(is) ofyalancılarthe liars
🇹🇷 28:38 Firavun: "Ey ileri gelenler! Sizin için benden başka bir ilâh tanımıyorum. Ey Hâmân, haydi benim için çamur üzerine ateş yak (ve tuğla imal et), bana bir kule yap ki, Musa'nın ilâhına çıkayım; ama sanıyorum, o mutlaka yalan söyleyenlerdendir." dedi.
büyüklük tasladılarAnd he was arrogantO (Fir'avn)And he was arrogantve askerleriand his hostsyeryüzündeinyerthe landolmaksızınwithouthakkırightve sandılarand they thoughtkendilerininthat theybizeto Usdöndürülmeyeceklerininotgeri döndürülecekwill be returned
🇹🇷 28:39 O ve askerleri, yeryüzünde haksız yere büyüklük tasladılar ve gerçekten bize döndürülmeyeceklerini sandılar.
biz de onu tuttukSo We seized himve askerleriniand his hostsve attıkand We threw themsuyaindenizthe seabakSo seenasılhowolduwassonu(the) endzalimlerin(of) the wrongdoers
🇹🇷 28:40 Biz de onu ve askerlerini yakalayıp denize atıverdik. Bir bak, zalimlerin sonu nice oldu!
ve biz onları yaptıkAnd We made themönderlerleadersçağıraninvitingateşetoateşthe Fireve günüand (on the) Daykıyamet(of) the Resurrectionaslanotyardım olunmazlarthey will be helped
🇹🇷 28:41 Onları ateşe çağıran öncüler kıldık. Kıyamet günü onlar yardım görmeyeceklerdir.
ve onların ardına taktıkAnd We caused to follow thembuinbuthisdünyada;worldbir la'neta curseve günü iseand (on the) Daykıyamet(of) the Resurrectiononlartheyçirkinleştirilenlerdendir(will be) ofhor görülenlerthe despised
🇹🇷 28:42 Bu dünyada arkalarına lanet taktık. Onlar, kıyamet gününde de kötülenmişler arasındadır.
ve andolsunAnd verilybiz verdikWe gaveMusa'yaMusaKitabıthe Scripturesonraafter [what]sonrasındaafter [what]helak ettiktenafter [what]helâk etmiştikWe had destroyednesillerithe generationsilkformerbir aydınlanma olan(as) an enlightenmentinsanlar içinfor the mankindve hidayet olanand a guidanceve rahmet olanand mercybelki onlarthat they maydüşünür öğüt alırlarremember
🇹🇷 28:43 Andolsun ki biz, ilk nesilleri yok ettikten sonra Musa'ya olur ki düşünür, öğüt alırlar diye, insanlar için apaçık deliller, hidayet rehberi ve rahmet olarak o Kitab'ı (Tevrat'ı) vermişizdir.
veAnd notsen değildinyou weretarafındaon (the) sidebatıwesternvakitwhenyaptığımızWe decreedMusa'yatoMusaMusao işithe Commandmentveand notdeğildinyou weregörenlerdenamongşahitlerthe witnesses
🇹🇷 28:44 (Resulüm!) Musa'ya emrimizi vahyettiğimiz sırada sen batı yönünde bulunmuyordun ve (o hadiseyi) görenlerden değildin.
fakat bizBut Weyarattık[We] producedbirçok nesillergenerationsgeçtiand prolongedonların üzerindenfor themuzun zamanlarthe lifeveAnd notsen değildinyou wereoturmuşa dwellerarasındaamonghalkı(the) peopleMedyen(of) Madyanokusaydınrecitingbunlarato themayetlerimiziOur Verseslakinbut Webiziz[We] wereelçi olarak gönderenthe Senders
🇹🇷 28:45 Bilakis biz (o zamandan senin zamanına kadar) nice nesiller var ettik de, onların üzerinden uzun zamanlar geçti. Sen onlara âyetlerimizi okuyarak, Medyen halkı arasında bulunanlardan da değildin; aksine biz (başka) peygamber göndermiştik.
veAnd notsen değildinyou wereyanındaat (the) sideTur'un(of) the TurzamanwhenseslendiğimizWe calledfakatButbir rahmet olarak(as) a mercyRabbindenfromRabbinyour Lorduyarasın diyeso that you warntoplumua peoplekendilerine gelmemiş olannotonlara gelmişti(had) come to themhiçanybir uyarıcıwarnersenden öncebefore yousenden öncebefore youbelkiso that they maydüşünüp öğüt alırlarremember
🇹🇷 28:46 (Musa'ya) seslendiğimiz zaman da, Tûr'un yanında değildin. Bilakis senden önce kendilerine uyarıcı (peygamber) gelmeyen bir kavmi uyarman için Rabbinden bir rahmet olarak (orada geçenleri sana bildirdik), ola ki onlar düşünüp öğüt alırlar.
keşke olmasalardıAnd if notbaşlarına geldiği zaman[that]onlara vuruldustruck thembir felaketa disasteryüzündenfor whatyaptıkları (günahları)had sent forthkendi elleriyletheir handsdiyeceklerand they would sayRabbimizOur LordkeşkeWhy notgönderseydinYou sentbizeto usbir elçia Messengeruysaydıkso we (could have) followedayetlerineYour Versesve olsaydıkand we (would) have beenmü'minlerdenofmüminlerthe believers
🇹🇷 28:47 Bizzat kendi yaptıklarından dolayı başlarına bir musibet geldiğinde, "Rabbimiz! Ne olurdu bize bir peygamber gönderseydin de, âyetlerine uysak ve müminlerden olsaydık" diyecek olmasalardı (seni göndermezdik).
ne zaman kiBut whenonlara gelincecame to themhakthe truthkatımızdanfrom Uskatımızdanfrom Usdedilerthey saiddeğil miydi?Why notverilmelihe was givenbenzeri(the) likene(of) whatverildiysewas givenMusa'ya(to) Musainkar etmemişler miydi?Did notinkâr ederlerthey disbelieveşeyiin whatverilenwas givenMusa'ya(to) Musadaha öncebeforeöncebeforededilerThey saidiki büyü!Two magic (works)birbirine destek olansupporting each otherve dedilerAnd they saidelbette bizIndeed, wehepsiniin allinkar ederiz(are) disbelievers
🇹🇷 28:48 Fakat onlara tarafımızdan o hak (peygamber) gelince, "Musa'ya verilen (mucizeler) gibi ona da verilmeli değil miydi?" dediler. Peki daha önce Musa'ya verileni de inkâr etmemişler miydi? "Birbirini destekleyen iki sihir" demişler ve şunu söylemişlerdi: "Doğrusu biz hiçbirine inanmıyoruz."
de kiSayo halde getirinThen bringbir Kitapa Bookkatındanfrom AllahAllah'tanfrom AllahAllahfrom Allahowhichdaha doğru olan(is) a better guidebu ikisindenthan both of themben ona uyayımthat I may follow iteğerifisenizyou aredoğrutruthful
🇹🇷 28:49 (Resulüm!) De ki: "Eğer doğru sözlüler iseniz, Allah katından bu ikisinden (bana ve Musa'ya inen kitaplardan) daha doğru bir kitap getirin de ben ona uyayım!"
eğerBut ifcevap veremezlersenotcevap verirlerthey respondsanato youbil kithen knowkesinliklethat onlyonlar uyuyorlarthey followkeyiflerinetheir desireskim olabilir?And whodaha sapık(is) more astraykimsedenthan (one) whouyanfollowskendi keyfinehis own desireolmadanwithoutbir yol göstericiguidanceAllahtanfromAllahAllahmuhakkak kiIndeedAllahAllahdoğru yola iletmez(does) nothidayet ederguidekavmithe people zalimthe wrongdoers
🇹🇷 28:50 Eğer sana cevap vermezlerse, bil ki onlar, sırf heveslerine uymaktadırlar. Allah'tan bir yol gösterici olmaksızın kendi hevesine uyandan daha sapık kim olabilir? Elbette Allah zalim kavmi doğru yola iletmez.
ve andolsunAnd indeedbiz birbirine bitiştirdikWe have conveyedonlar içinto themsözü(müzü)the Wordbelkiso that they maydüşünüp öğüt alırlarremember
🇹🇷 28:51 Andolsun ki biz, düşünüp öğüt alsınlar diye, sözü (vahyi) birbiri ardınca ulamışızdır.
kendilerineThose whoverdiklerimizWe gave themKitapthe Scripturebundan öncebefore itondan öncebefore itonlartheybu(Kur'a)n'ain itinanırlarbelieve
🇹🇷 28:52 Ondan (Kur'ân'dan) önce kendilerine kitap verdiklerimiz, ona da iman ederler.
zamanAnd when(Kur'an) okunduğuit is recitedonlarato themderlerthey sayinandıkWe believeonain itkesinlikle oIndeed, itbir haktır(is) the truthRabbimizdenfromRabbimizour Lordzaten bizIndeed, weidik[we] wereondan önce debefore itondan öncebefore itmüslümanlarMuslims
🇹🇷 28:53 Onlara (Kur'ân) okunduğu zaman "O'na iman ettik. Çünkü o, Rabbimizden gelmiş hakikattir. Esasen biz daha önce de müslüman idik" derler.
işte onlaraThoseverilirwill be givenmükafatlarıtheir rewardiki keztwiceötürübecausesabretmelerindenthey are patientve onlar savarlarand they repeliyiliklewith good kötülüğüthe evilve şeydenand from whatonları rızıklandırdığımızWe have provided theminfak ederlerthey spend
🇹🇷 28:54 İşte onlara, sabretmelerinden ötürü mükafatları iki defa verilecektir. Bunlar kötülüğü iyilikle savarlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan da Allah rızası için harcarlar.
ve zamanAnd whenişittiklerithey hearboş sözvain talkyüz çevirirlerthey turn awayondanfrom itve derlerand saybizimdirFor usbizim işlerimizour deedsve sizindirand for yousizin işlerinizyour deedsselamPeace (be)size olsunon youbiz istemeyiznotararızwe seekcahillerithe ignorant
🇹🇷 28:55 Onlar, boş söz işittikleri zaman, ondan yüz çevirirler ve "Bizim işlerimiz bize, sizin işleriniz size. Size selam olsun. Biz kendini bilmezleri istemeyiz" derler.
şüphesiz senIndeed, youdoğru yola iletemezsin(can) nothidayet ederguidekimseyiwhomsevdiğinyou lovefakatbutAllahAllahdoğru yola iletirguideskimseyiwhomdilediğiHe willsve OAnd Hedaha iyi bilir(is) most knowingyola gelecek olanları(of) the guided ones
🇹🇷 28:56 (Resulüm!) Sen sevdiğini hidayete eriştiremezsin; bilakis, Allah dilediğine hidayet verir ve hidayete girecek olanları en iyi O bilir.
ve dediler kiAnd they sayeğerIfbiz uyarsakwe followdoğru yolathe guidanceseninle beraberwith youatılırızwe would be sweptyurdumuzdanfromyurdumuzour landbiz bir mekan vermedik mi?Have notyerleştirdikWe establishedonlarafor themdokunulmaza sanctuarygüvenlisecuretoplanıp getirildiğiare broughtonato itürünlerininfruitsher(of) allşeyinthingsbir rızık olaraka provisionkendi katımızdanfromBizeUsfakatButçoklarımost of thembilmezler(do) notbilirlerknow
🇹🇷 28:57 "Biz seninle beraber doğru yola uyarsak, yurdumuzdan atılırız" dediler. Biz onları, kendi katımızdan bir rızık olarak her şeyin ürünlerinin toplanıp getirildiği, güvenli, dokunulmaz bir yere (Mekkei Mükerreme'ye) yerleştirmedik mi? Fakat onların çoğu bilmezler.
ve nicesiniAnd how manyhelak ettikWe have destroyedkent(ler)denofbir beldea townşımarmışwhich exultedrefah içinde(in) its means of livelihoodİşte şunlarAnd theseonların meskenleri(are) their dwellingsoralarda oturulmadınotyaşanmıştıhave been inhabitedonlardan sonraafter themonlardan sonraafter themancakexceptpek aza littleve biz oldukAnd indeed, [We]bizWevarisler(are) the inheritors
🇹🇷 28:58 Biz, maişetleriyle şımarmış nice memleketi helak etmişizdir. İşte yerleri! Kendilerinden sonra oralarda pek az oturulabilmiştir. Onlara biz varis olmuşuzdur.
veAnd notdeğildirwasRabbinyour Lordhelak edici(the) one to destroyülkelerithe townskadaruntilgönderinceyeHe (had) sent(ülkelerin) anasınainana (şehirleri)their mother (town)bir elçia Messengerokuyanrecitingonlarato themayetlerimiziOur VersesveAnd notbiz değilizWe would behelak edici(the) one to destroyülkelerithe townsolmadanexcepthalkıwhile their peoplezalim(were) wrongdoers
🇹🇷 28:59 Rabbin, kendilerine âyetlerimizi okuyan bir peygamberi memleketlerin ana merkezlerine göndermedikçe, memleketleri helâk edici değildir. Zaten biz, ancak halkı zalim olan memleketleri helâk etmişizdir.
ve neAnd whateversize verildiyseyou have been givenher şeydenfromşeylerthingsgeçimidir(is) an enjoymenthayatının(of the) lifedünya(of) the worldve süsüdürand its adornmentolan iseAnd whatyanında(is) withAllah'ınAllahdaha hayırlıdır(is) betterve daha kalıcıdırand more lastingaklınızı kullanmıyor musunuz?So (will) notakıl edersinizyou use intellect
🇹🇷 28:60 Size verilen şeyler, dünya hayatının geçim vasıtası ve debdebesidir. Allah katında olanlar ise, daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Hâlâ buna aklınız ermeyecek mi?
kimse midir?Then is (he) whomkendisine vadettiğimizWe have promised himbir söza promisegüzelgoodve oand hemuhakkak ona kavuşacak olan(will) meet itkimse gibilike (the one) whomkendisine yaşattığımızWe provided himgeçici zevkinienjoymenthayatının(of the) lifedünya(of) the worldsonrathenohegünü(on the) Daykıyamet(of) the Resurrectiongetirileceklerden olan(will be) amongsunulanlarthose presented
🇹🇷 28:61 Şu halde, kendisine güzel bir vaadde bulunduğumuz, ardından ona kavuşan kimse, (sırf) dünya hayatının geçici zevkini yaşattığımız ve sonra kıyamet gününde (azab için) huzurumuza getirilenler arasında bulunan kimse gibi midir?
ve o günAnd (the) Day(Allah) onlara seslenerekHe will call themder kiand saynerede?Wherebenim ortaklarım(are) My partnersolduklarınıwhomidinizyou used (to)zannettiklerinizclaim
🇹🇷 28:62 O gün Allah onları çağırarak, "Benim ortaklarım olduklarını iddia ettikleriniz, hani nerede?" diyecektir.
derler(Will) sayolanlarthose hak(has) come trueüzerlerineagainst whomsözthe WordRabbimizOur LordşunlardırThesekimseler(are) those whomazdırdıklarımızwe led astrayonları azdırdıkWe led them astraygibiaskendimiz azdığımızwe were astrayuzak olduğumuzuWe declare our innocencesana arz ederizbefore YouzatenNotonlar değildithey used (to)bizeworship ustapanlardanworship us
🇹🇷 28:63 (O gün) haklarında azaba itilme, hükmü gerçekleşen kimseler, "Rabbimiz! Biz nasıl azmışsak, işte bu azmışları da öylece azdırdık. (Onların suçlarından) beri olduğumuzu sana arzederiz. Zaten onlar aslında bizlere tapmıyorlardı." derler.
ve denir kiAnd it will be saidçağırınCallkoştuğunuz ortaklarıyour partnersonları çağırırlarAnd they will call themfakatbut notçağrısına cevap vermezlerthey will respondbunlarınto themve karşılarında görürlerand they will seeazabıthe punishmentne olurduIf onlyonlar[that] theyidihad beenyola gelselerguided
🇹🇷 28:64 "(Allah'a koştuğunuz) ortaklarınızı çağırın!" denir, onlar da çağırırlar; fakat kendilerine cevap vermezler ve (karşılarında) azabı görürler. Ne olurdu (dünyada iken) doğru yola girselerdi!
ve günAnd (the) Dayonlara seslenerekHe will call themder kiand sayne?Whatcevap verdinizdid you answerelçilerethe Messengers
🇹🇷 28:65 O gün Allah onları çağırıp "Peygamberlere ne cevap verdiniz?" diyecektir.
kör olmuşturBut (will) be obscureonlarato themhaberlerthe informationo günthat dayve onlarso theybirbirlerine de soramazlarwill not ask one anotherbirbirlerine sormazlarwill not ask one another
🇹🇷 28:66 İşte o gün onlara bütün haberler kapkaranlık olmuştur; onlar birbirlerine de soramayacaklardır.
amaBut as forkim(him) whotevbe ederserepentedve inanırsaand believedve yaparsaand didiyi işrighteousnessumulurthen perhapski[that]olurhe will bekurtuluşa erenlerdenofkurtuluşa erenlerthe successful ones
🇹🇷 28:67 Fakat tevbe ederek, iman edip iyi işler yapan kimseye gelince, o, kurtuluşa erenler arasında olmayı umabilir.
ve RabbinAnd your LordyaratırcreatesnewhatdilerseHe willsve seçerand choosesdeğildirNotonların vardırthey haveonlara aitfor themseçimthe choicemünezzehtirGlory beAllah(to) Allahve yücedirand High is Heşeylerdenabove whatortak koştuklarıthey associate (with Him)
🇹🇷 28:68 Rabbin, dilediğini yaratır ve seçer. Onların seçim hakkı yoktur. Allah, onların ortak koştuklarından münezzehtir ve şanı yücedir.
ve RabbinAnd your Lordbilirknowsneyiwhatgizlediğiniconcealsgöğüslerinintheir breastsve neyiand whataçığa vurduğunuthey declare
🇹🇷 28:69 Rabbin, onların, sinelerinde gizlediklerini de, açığa vurduklarını da bilir.
ve OAnd HeAllah'tır(is) Allaholmayan(there is) notanrıgodbaşkabutO'ndanHeO'na mahsusturTo Himhamd(are due) all praisesilk olaninilkthe firstve son olanand the lastve O'nundurAnd for HimHüküm(is) the Decisionve O'naand to Himdöndürüleceksinizyou will be returned
🇹🇷 28:70 İşte O, Allah'tır. O'ndan başka tanrı yoktur. Önünde de, sonunda da hamd O'nundur, hüküm O'nundur. Ve ancak O'na döndürüleceksiniz.
de kiSaygördünüz mü?Have you seeneğerifkılsaAllah madeAllahAllah madeüzerinizefor yougeceyithe nightsüreklicontinuousgününe kadartillgün(the) Daykıyamet(of) the Resurrectionkimdir?whotanrı(is the) godbaşkabesidesAllah'tanAllahsize getirecekwho could bring youışıklightişitmiyor musunuz?Then will notişitirsinizyou hear
🇹🇷 28:71 (Resulüm!) De ki: "Düşündünüz mü hiç, eğer Allah üzerinizde geceyi tâ kıyamet gününe kadar aralıksız devam ettirse, Allah'tan başka size ışık getirecek tanrı kimdir? Hâlâ işitmeyecek misiniz?"
de kiSaybaksanızaHave you seeneğerifkılsaAllah madeAllahAllah madeüzerinizefor yougündüzüthe daysüreklicontinuousgününe kadartillgün(the) Daykıyamet(of) the Resurrectionkimdir?whotanrı(is the) godbaşkabesidesAllah'tanAllahsize getirecekwho could bring yougeceyinightdinleneceğiniz(for) you (to) restondain itgörmüyor musunuz?Then will notgörürsünyou see
🇹🇷 28:72 De ki: "Haber verin bakayım, eğer Allah üzerinizde gündüzü ta kıyamet gününe kadar aralıksız devam ettirse, Allah'tan başka, istirahat edeceğiniz geceyi size getirecek tanrı kimdir? Hâlâ görmeyecek misiniz?"
rahmetinden dolayıAnd fromO'nun rahmetiHis Mercyvar ettiHe madesizin içinfor yougeceyithe nightve gündüzüand the daydinlenmeniz içinthat you may restondathereinve aramanız içinand that you may seekO'nun lutfundanfromO'nun lütfuHis Bountyve umulur kiand so that you mayşükredersinizbe grateful
🇹🇷 28:73 Rahmetinden dolayı, Allah, geceyi ve gündüzü yarattı ki geceleyin dinlenesiniz (gündüzün) ise O'nun lütuf ve kereminden (rızkınızı) arayasınız. Umulur ki şükredersiniz.
ve o günAnd (the) Dayonlara seslenerekHe will call themder kiand saynerede?Whereortaklarım(are) My partnersoduklarınıwhomidinizyou used (to)sandığınız şeylerclaim
🇹🇷 28:74 Ve hele o gün Allah onları çağırarak: "Benim ortaklarım olduklarını iddia ettikleriniz hani, nerede?" diyecektir.
ve çıkarırızAnd We will draw forthher-tenfromhereveryümmetnationbir şahida witnessve derizand We will saygetirinBringdeliliniziyour proofbilirler kiThen they will knowkesinliklethatgerçekthe truthAllah'a aittir(is) for Allahve sapıp giderand (will be) lostkendilerindenfrom themşeylerwhatolduklarıthey used (to)uyduruyor(lar)invent
🇹🇷 28:75 (O gün) her ümmetten bir şahit çıkarır, "Haydin, kesin delilinizi getirin!" deriz. O zaman bilirler ki, hakikat Allah'a aittir ve uydurageldikleri şeyler (putlar) de kendilerinden ayrılıp kaybolmuşlardır.
elbetteIndeedKarunQarunidiwaskavmindenfrominsanlar(the) peopleMusa'nın(of) Musaazgınlık ettibut he oppressedonlara karşı[on] themve ona vermiştikAnd We gave himhazinelerdenofhazinelerthe treasureskiwhichmuhakkakindeedonun anahtarları(the) keys of itağır geliyorduwould burdenbir topluluğaa company (of men)sahibipossessors of great strengthkuvvetpossessors of great strengthhaniWhendemişti kisaidonato himkavmihis peopleşımarma(Do) notşımarmaexultşüphesizIndeedAllahAllahsevmez(does) notseverlerloveşımarıklarıthe exultant
🇹🇷 28:76 Karun, Musa'nın kavminden idi de, onlara karşı azgınlık etmişti. Biz ona öyle hazineler vermiştik ki, anahtarlarını güçlü kuvvetli bir topluluk zor taşırdı. Kavmi ona demişti ki: "Şımarma! Bil ki Allah şımarıkları sevmez."
ve iste (ara)But seekiçindethrough whatsana verdiğiAllah has given youAllah'ınAllah has given youyurdunuthe homeahiret(of) the Hereafterveand (do) notunutmaforgetnasibiniyour sharedünyadanofdünyathe worldve iyilik etAnd do goodgibiasiyilik ettiğiAllah has been goodAllah'ınAllah has been goodsanato youveAnd (do) notistemeseekbozgunculukcorruptionyeryüzündeinyeryüzüthe earthçünküIndeedAllahAllahsevmez(does) notseverlerlovebozguncularıthe corrupters
🇹🇷 28:77 "Allah'ın sana verdiğinden (O'nun yolunda harcayarak) ahiret yurdunu gözet, ama dünyadan da nasibini unutma! Allah'ın sana ihsan ettiği gibi, sen de (insanlara) iyilik et. Yeryüzünde bozgunculuğu arzulama. Şüphesiz ki Allah, bozguncuları sevmez."
dedi kiHe saidşüphesizOnlyo bana verildiI have been given itsayesindeon (account)bir bilgi(of) knowledgebende bulunanI havebilmedi mi kiDid notbilirhe knowşüphesizthatAllahAllahelbetteindeedhelak etmiştirdestroyedkendisinden öncekibefore himondan öncebefore himarasıdaofkuşaklarthe generationsniceleriwhoo[they]daha güçlü(were) strongerkendisindenthan himkuvvet bakımından(in) strengthve daha çokand greatercemaati bulunan(in) accumulationveAnd notsorulmazwill be questionedgünahlarındanaboutgünahlarıtheir sinssuçlularathe criminals
🇹🇷 28:78 Karun ise: "O (servet) bana ancak kendimdeki bilgi sayesinde verildi." demiştir. Bilmiyor muydu ki Allah, kendinden önceki nesillerden, ondan daha güçlü, ondan daha çok taraftarı olan kimseleri helak etmişti. Günahkarlardan günahları sorulmaz (Allah onların hepsini bilir).
(Karun) çıktıSo he went forthkarşısınatokavmininhis peopleiçindeinsüsü (debdebesi)his adornmentdedi(ler)Saidkimselerthose whoisteyen(ler)desirehayatınıthe lifedünya(of) the worldey keşkeO! Would thatbize verilseydifor usbir benzeri(the) likeşeyin(of) whatverilenhas been givenKarun'a(to) Qarungerçekten onunIndeed, hevardır(is the) ownerşansı(of) fortunebüyükgreat
🇹🇷 28:79 Derken Karun, ihtişam içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını arzulayanlar, "Keşke Karun'a verilenin benzeri bizim de olsaydı. Hakikat şu ki o, çok büyük devlet sahibidir" dediler.
ve dedi(ler)But saidolanlarthose whoverilmişwere givenbilgithe knowledgeyazık sizeWoe to yousevabı(The) rewardAllah'ın(of) Allahdaha hayırlıdır(is) betterkimse içinfor (he) whoinananbelievesve yapanand doesiyi işlerrighteous (deeds)veAnd notbuna kavuşturulmazit is grantedbaşkasıexceptsabredenlerden(to) the patient ones
🇹🇷 28:80 Kendilerine ilim verilmiş olanlar ise, şöyle dediler: "Yazıklar olsun size! İman edip iyi işler yapanlara göre Allah'ın mükafatı daha üstündür. Ona da ancak sabredenler kavuşabilir."
nihayet batırdıkThen We caused to swallow uponuhimve evini barkınıand his homeyerethe eartholmadıThen notidiwasonunfor himhiçbiranytopluluğugroupona yardım edecek(to) help himkarşıbesidesbaşkabesidesAllah'aAllahveand notdeğildiwaskendini kurtaranlardan(he) ofkendilerini savunabilenlerthose who (could) defend themselves
🇹🇷 28:81 Derken biz onu da, sarayını da yerin dibine geçirdik. Artık Allah'a karşı kendisine yardım edecek taraftarları olmadığı gibi, o, kendini savunup kurtarabilecek kimselerden de değildi.
ve başladılarAnd beganve isteyenlerthose whodilemişti(had) wishedonun yerinde olmayıhis positiondünthe day beforedemeğe(to) sayvay demek kiAh! ThatAllahAllahbollaştırıyorextendsrızkıthe provisionkimseyefor whomdilediğiHe willskullarındanofkullarıHis slavesve kısıyorand restricts itolmasaydıIf notlutfetmesithatAllah nimet vermiştiAllah had favoredAllah'ınAllah had favoredbize[to] usyere batırırdıHe would have caused it to swallow usbizi deHe would have caused it to swallow usdemekki gerçektenAh! Thatiflah olmaznotkurtuluşa ererwill succeedkafirlerthe disbelievers
🇹🇷 28:82 Daha dün onun yerinde olmayı isteyenler de: "Demek ki Allah kullarından dilediğine rızkı çok da, az da verir. Şayet Allah bize lütufta bulunmuş olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Demek ki inkârcılar iflah olmazmış" demeye başladılar.
işteThatyurduthe Homeahiret(of) the Hereafteronu veririzWe assign itkimselereto those whoistemeyen(ler)(do) notisterlerdesireböbürlenmeyiexaltednessyeryüzündeinyeryüzüthe earthve ne deand notbozguncuğucorruptionve sonuçAnd the good endsakınanlarındır(is) for the righteous
🇹🇷 28:83 İşte ahiret yurdu! Biz onu yeryüzünde böbürlenmeyi ve bozgunculuğu arzulamayan kimselere veririz. (En güzel) akıbet, takva sahiplerinindir.
kimWhoevergetirirsecomesbir iyilikwith a good (deed)ona vardırthen for himdaha güzeli(will be) betterondanthan itve kimand whoevergetirirsecomeskötülükwith an evil (deed)cezalandırılmazthen notcezalandırılacakwill be recompensedkimselerthose whoyapan(lar)dokötülüklerithe evil (deeds)başkasıylaexceptşeylerdenwhatolduklarıthey used (to)yapıyor(lar)do
🇹🇷 28:84 Kim bir iyilik getirirse ona ondan daha üstün karşılık vardır. Kim bir kötülük getirirse, o kötülükleri işleyenler, ancak yaptıkları kadar ceza görürler.
şüphesizIndeedkiHe Whogerekli kılanordainedsanaupon youKur'an'ıthe Quranelbette seni döndürecektir(will) surely take you backvarılacak yeretodönüş yeria place of returnde kiSayRabbimMy Lordbilir(is) most knowingkim(of him) whogetirmiştircomeshidayetwith the guidanceve kim;and who Oheiçindedir(is) inbir sapıklıkan errorapaçıkmanifest
🇹🇷 28:85 (Resulüm!) Kur'ân'ı (okumayı, tebliğ etmeyi ve ona uymayı) sana farz kılan Allah, elbette seni (yine) dönülecek yere döndürecektir. De ki: "Rabbim, kimin hidayetle geldiğini ve kimin apaçık bir sapıklık içinde olduğunu en iyi bilendir."
ve değildinAnd notsenyou wereumuyorexpectingvahyolunacağınıthatindirilirdiwould be sent downsanato youKitabınthe Bookancakexceptbir rahmet olarak(as) a mercyRabbindenfromRabbinyour Lordo haldeSo (do) notolmabearkaan assistantkafirlereto the disbelievers
🇹🇷 28:86 Sen, bu kitabın sana vahyolunacağını ummuyordun. Bu ancak Rabbinden bir rahmettir. O halde sakın kâfirlere arka çıkma!
ve sakınAnd (let) notseni alıkoymasınlaravert youayetlerindenfromayetler(the) VersesAllah'ın(of) Allahsonraafterindirildikten[when]indirildilerthey have been revealedsanato youve da'vet etAnd invite (people)RabbinetoRabbinyour LordveAnd (do) notolmabeortak koşanlardanofmüşriklerthe polytheists
🇹🇷 28:87 Allah'ın âyetleri sana indirildikten sonra, artık sakın onlar seni bu âyetlerden alıkoymasınlar. Rabbine davet et. Asla müşriklerden olma!
veAnd (do) notyalvarmainvokeile beraberwithAllahAllahbir tanrıyagodbaşkaotheryoktur(There is) notanrıgodbaşkaexceptO'ndanHimherEveryşeythinghelak olacaktır(will be) destroyedbaşkaexceptO'nun yüzü(zatı)ndanHis FaceO'nundurTo HimHüküm(is) the Decisionve O'naand to Himdöndürüleceksinizyou will be returned
🇹🇷 28:88 Allah ile birlikte başka bir tanrıya tapıp yalvarma! O'ndan başka tanrı yoktur. O'nun zatından başka her şey helak olacaktır. Hüküm O'nundur ve siz ancak O'na döndürüleceksiniz.
Mahmoud Khalil Al-Husary