ve andolsunAnd indeedbiz birbirine bitiştirdikWe have conveyedonlar içinto themsözü(müzü)the Wordbelkiso that they maydüşünüp öğüt alırlarremember
🇹🇷 28:51 Andolsun ki biz, düşünüp öğüt alsınlar diye, sözü (vahyi) birbiri ardınca ulamışızdır.
kendilerineThose whoverdiklerimizWe gave themKitapthe Scripturebundan öncebefore itondan öncebefore itonlartheybu(Kur'a)n'ain itinanırlarbelieve
🇹🇷 28:52 Ondan (Kur'ân'dan) önce kendilerine kitap verdiklerimiz, ona da iman ederler.
zamanAnd when(Kur'an) okunduğuit is recitedonlarato themderlerthey sayinandıkWe believeonain itkesinlikle oIndeed, itbir haktır(is) the truthRabbimizdenfromRabbimizour Lordzaten bizIndeed, weidik[we] wereondan önce debefore itondan öncebefore itmüslümanlarMuslims
🇹🇷 28:53 Onlara (Kur'ân) okunduğu zaman "O'na iman ettik. Çünkü o, Rabbimizden gelmiş hakikattir. Esasen biz daha önce de müslüman idik" derler.
işte onlaraThoseverilirwill be givenmükafatlarıtheir rewardiki keztwiceötürübecausesabretmelerindenthey are patientve onlar savarlarand they repeliyiliklewith good kötülüğüthe evilve şeydenand from whatonları rızıklandırdığımızWe have provided theminfak ederlerthey spend
🇹🇷 28:54 İşte onlara, sabretmelerinden ötürü mükafatları iki defa verilecektir. Bunlar kötülüğü iyilikle savarlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan da Allah rızası için harcarlar.
ve zamanAnd whenişittiklerithey hearboş sözvain talkyüz çevirirlerthey turn awayondanfrom itve derlerand saybizimdirFor usbizim işlerimizour deedsve sizindirand for yousizin işlerinizyour deedsselamPeace (be)size olsunon youbiz istemeyiznotararızwe seekcahillerithe ignorant
🇹🇷 28:55 Onlar, boş söz işittikleri zaman, ondan yüz çevirirler ve "Bizim işlerimiz bize, sizin işleriniz size. Size selam olsun. Biz kendini bilmezleri istemeyiz" derler.
şüphesiz senIndeed, youdoğru yola iletemezsin(can) nothidayet ederguidekimseyiwhomsevdiğinyou lovefakatbutAllahAllahdoğru yola iletirguideskimseyiwhomdilediğiHe willsve OAnd Hedaha iyi bilir(is) most knowingyola gelecek olanları(of) the guided ones
🇹🇷 28:56 (Resulüm!) Sen sevdiğini hidayete eriştiremezsin; bilakis, Allah dilediğine hidayet verir ve hidayete girecek olanları en iyi O bilir.
ve dediler kiAnd they sayeğerIfbiz uyarsakwe followdoğru yolathe guidanceseninle beraberwith youatılırızwe would be sweptyurdumuzdanfromyurdumuzour landbiz bir mekan vermedik mi?Have notyerleştirdikWe establishedonlarafor themdokunulmaza sanctuarygüvenlisecuretoplanıp getirildiğiare broughtonato itürünlerininfruitsher(of) allşeyinthingsbir rızık olaraka provisionkendi katımızdanfromBizeUsfakatButçoklarımost of thembilmezler(do) notbilirlerknow
🇹🇷 28:57 "Biz seninle beraber doğru yola uyarsak, yurdumuzdan atılırız" dediler. Biz onları, kendi katımızdan bir rızık olarak her şeyin ürünlerinin toplanıp getirildiği, güvenli, dokunulmaz bir yere (Mekkei Mükerreme'ye) yerleştirmedik mi? Fakat onların çoğu bilmezler.
ve nicesiniAnd how manyhelak ettikWe have destroyedkent(ler)denofbir beldea townşımarmışwhich exultedrefah içinde(in) its means of livelihoodİşte şunlarAnd theseonların meskenleri(are) their dwellingsoralarda oturulmadınotyaşanmıştıhave been inhabitedonlardan sonraafter themonlardan sonraafter themancakexceptpek aza littleve biz oldukAnd indeed, [We]bizWevarisler(are) the inheritors
🇹🇷 28:58 Biz, maişetleriyle şımarmış nice memleketi helak etmişizdir. İşte yerleri! Kendilerinden sonra oralarda pek az oturulabilmiştir. Onlara biz varis olmuşuzdur.
veAnd notdeğildirwasRabbinyour Lordhelak edici(the) one to destroyülkelerithe townskadaruntilgönderinceyeHe (had) sent(ülkelerin) anasınainana (şehirleri)their mother (town)bir elçia Messengerokuyanrecitingonlarato themayetlerimiziOur VersesveAnd notbiz değilizWe would behelak edici(the) one to destroyülkelerithe townsolmadanexcepthalkıwhile their peoplezalim(were) wrongdoers
🇹🇷 28:59 Rabbin, kendilerine âyetlerimizi okuyan bir peygamberi memleketlerin ana merkezlerine göndermedikçe, memleketleri helâk edici değildir. Zaten biz, ancak halkı zalim olan memleketleri helâk etmişizdir.
Mahmoud Khalil Al-Husary