بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Elif lam mimAlif Laam Meem
🇹🇷 29:1 Elif, Lâm, Mîm.
insanlar-mı sandılar?Do thinkinsanlarthe peoplebırakılacaklarınıthatbırakılacaklarthey will be leftdemeklebecausederlerthey sayinandıkWe believeonlarand theyhiçwill not be testedsınanmadanwill not be tested
🇹🇷 29:2 İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece "İman ettik" demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar?
ve andolsunAnd indeedbiz sınadıkWe testedkimselerithose whoonlardan öncekilerden(were) before themonlardan öncekiler(were) before themelbette bilecektirAnd Allah will surely make evidentAllahAnd Allah will surely make evidentkimselerithose whodoğruları(are) truthfulve bilecektirand He will surely make evidentyalancılarıthe liars
🇹🇷 29:3 Andolsun ki, biz onlardan öncekileri de imtihandan geçirmişizdir. Elbette Allah, doğruları ortaya çıkaracak, yalancıları da mutlaka ortaya koyacaktır.
yoksaOrkimseler-mı sandılar?thinkkimselerthose whoyapan(lar)dokötülüklerievil deedsbizi geçeceklerinithatBizden kaçabilirlerthey can outrun Usne kötüEvil ishüküm veriyorlarwhathükmederlerthey judge
🇹🇷 29:4 Yoksa kötülükleri yapanlar bizden kaçabileceklerini mi sandılar? Ne kadar kötü (ve yanlış) hüküm veriyorlar!
kimWhoeverise[is]umuyorhopesile buluşmayı(for the) meetingAllah(with) Allahşüphesizthen indeed(buluşma) vakti(the) TermAllah'ın(of) Allahgelmektedir(is) surely comingve OAnd Heişitendir(is) the All-Hearerbilendirthe All-Knower
🇹🇷 29:5 Her kim Allah'a kavuşmayı umuyorsa bilsin ki, Allah'ın tayin ettiği o vakit elbette gelecektir. O her şeyi işiten ve bilendir.
ve kimAnd whoevercihad edersestrivesancakthen onlycihad ederhe striveskendi yararınafor himselfelbetteIndeedAllahAllahzengindir(is) Free from needalemlerdenofâlemlerthe worlds
🇹🇷 29:6 Cihad eden ancak kendisi için cihad etmiş olur. Şüphesiz Allah, âlemlerden müstağnidir.
ve kimselerAnd those whoinananlarbelieveve yapanlarand doiyi işlerrighteous (deeds)mutlaka örteceğizsurely, We will removeonlarınfrom themkötülüklerinitheir evil deedsve onları mükafatlandıracağızand We will surely reward themen güzeliyle(the) bestolduklarının(of) whatkullanırlardıthey usedyapmış(to) do
🇹🇷 29:7 İman edip iyi işler yapanların kötülüklerini elbette örteriz ve onlara, yaptıklarının daha güzeli ile karşılık veririz.
ve biz tavsiye ettikAnd We have enjoinedinsana(on) manana babasınagoodness to his parentsiyilik etmeyigoodness to his parentsve eğerbut ifonlar seni zorlarlarsathey both strive against youortak koşman içinto make you associatebanawith Mebir şeyiwhatolmayannotseninyou havehakkındaof itbilginany knowledgeaslathen (do) notonlara ita'at etmeobey both of thembanadırTo Medönüşünüz(is) your returnsize haber veririmand I will inform youşeyleriabout whatolduğunuzyou usedyapmış(to) do
🇹🇷 29:8 Biz insana, ana babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Eğer onlar, seni, hakkında bilgin olmayan bir şeyi (körü körüne) bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme. Dönüşünüz ancak banadır. O zaman, size yapmış olduklarınızı haber vereceğim.
ve kimseleriAnd those whoinananlarıbelieveve yapanlarıand doiyi işlerrighteous deedssokarızWe will surely admit themarasınaamongsalihlerthe righteous
🇹🇷 29:9 İman edip iyi işler yapanları, muhakkak salihler (zümresi) içine katarız.
veAnd ofinsanlardanthe peoplekimisi(is he) whodersaysinandıkWe believeAllah'ain AllahfakatBut wheneziyet edilincehe is harmeduğrundainAllah(the Way of) Allahsayarhe considersişkencesini(the) trialinsanların(of) the peopleazabı gibias (the) punishmentAllah'ın(of) AllahamaBut ifgelsecomesbir yardımvictoryRabbindenfromRabbinyour Lordandolsun derler kisurely they sayelbette biz deIndeed, wesizinle beraberdikwereseninlewith youdeğil midir?Is notAllahAllahdaha iyi bilenmost knowingbulunanıof whatgöğüslerinde(is) ingöğüsler(the) breastsalemlerin(of) the worlds
🇹🇷 29:10 İnsanlardan kimi vardır ki, "Allah'a inandık" der; fakat Allah uğrunda eziyete uğratıldığı zaman, insanların işkencesini Allah'ın azabı gibi tutar. Halbuki Rabbinden bir yardım gelecek olsa, mutlaka, "Doğrusu biz de sizinle beraberdik" derler. Acaba Allah, herkesin kalbindekileri en iyi bilen değil midir?
ve elbette bilirAnd Allah will surely make evidentAllahAnd Allah will surely make evidentkimselerithose whoinananlarıbelieveve elbette bilirAnd He will surely make evidentiki yüzlülerithe hypocrites
🇹🇷 29:11 Allah, elbette (O'na gönülden) iman edenleri de, iki yüzlüleri de bilir.
ve dedi(ler)And saidkimselerthose whoinkar edenlerdisbelievekimselereto those whoinananlarabelievesiz uyunFollowbizim yolumuzaour wayve biz taşırızand we will carrysizin hatalarınızıyour sinsoysa değillerdirBut notkendileritheytaşıyacak(are) going to carryonların hatalarındanofgünahlarıtheir sinshiçbiranyşeythingelbette onlarIndeed, theytamamen yalancıdırlar(are) surely liars
🇹🇷 29:12 Kâfirler, iman edenlere, "Bizim yolumuza uyun, sizin günahlarınızı biz yüklenelim" derler. Halbuki onların hiçbir günahını yüklenecek değillerdir. Gerçekte onlar, kesinlikle yalan söylemektedirler.
ve onlar taşıyacaklarBut surely they will carrykendi yüklerinitheir burdensve (başka) yükleriand burdensberaberwithkendi yükleriyletheir burdensve elbette sorguya çekileceklerdirand surely they will be questionedgününde(on the) Daykıyamet(of) the Resurrectionşeylerdenabout whatolduklarıthey useduyduruyor(lar)(to) invent
🇹🇷 29:13 (Fakat gerçek şu ki) elbette kendi yüklerini, kendi yükleriyle birlikte nice yükleri (başkalarını saptırmanın vebalini) taşıyacaklar ve uydurup durdukları şeylerden kıyamet günü mutlaka sorguya çekileceklerdir.
ve andolsunAnd verilybiz gönderdikWe sentNuh'uNuhkavminetokavmihis peoplekaldıand he remainedonların arasındaamong thembina thousandsenedenyear(s)eksiksaveellififtyyılyear(s)sonunda yakaladıthen seized themTufanthe floodhaksızlık edenleriwhile theyzalimlerdi(were) wrongdoers
🇹🇷 29:14 Andolsun ki Nuh'u kendi kavmine gönderdik de, o dokuz yüz elli yıl onların arasında kaldı. Sonunda, onlar zulümlerini sürdürürken tufan kendilerini yakalayıverdi.
fakat onu kurtardıkBut We saved himve halkınıand (the) peoplegemi(of) the shipve onu yaptıkand We made itbir ibreta Signalemlerefor the worlds
🇹🇷 29:15 Fakat biz onu ve gemidekileri kurtardık ve bunu âlemlere bir ibret yaptık.
ve İbrahim(i gönderdik)And Ibrahim haniwhendedi kihe saidkavmineto his peoplekulluk edinWorshipAllah'aAllahve O'ndan korkunand fear HimbuThatdaha hayırlıdır(is) bettersizin içinfor youeğerifisenizyoubiliyor(lar)know
🇹🇷 29:16 İbrahim'i de gönderdik. O kavmine şöyle demişti: "Allah'a kulluk edin, O'na karşı gelmekten sakının. Eğer bilmiş olsanız bu sizin için daha hayırlıdır."
ancakOnlysiz tapıyorsunuzyou worshipbaşkabesidesbaşkabesidesAllah'tanAllahbir takım putlaraidolsve uyduruyorsunuzand you createyalan şeylerfalsehoodşüphesizIndeedsizin taptıklarınızthose whomibadet edersinizyou worshipbaşkabesidesbaşkabesidesAllah'tanAllahgüçleri yetmez(do) notsahiptirlerpossesssizefor yourızık vermeyeany provisionsiz arayınSo seekyanındafromAllah'ınAllahrızkıthe provisionve O'na tapınand worship Himve şükredinand be gratefulO'nato HimO'naTo Himdöndürüleceksinizyou will be returned
🇹🇷 29:17 "Siz Allah'ı bırakıp sadece birtakım putlara tapıyor, asılsız sözler uyduruyorsunuz. Bilmelisiniz ki, Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, size rızık veremezler. O halde rızkı Allah katında arayın. O'na kulluk edin. Ancak O'na döndürüleceksiniz."
ve eğerAnd ifyalanlarsanızyou denyelbettethen verilyyalanlamışlardıdeniedümmetler de(the) nationssizden öncekibefore yousenden öncebefore youve yokturAnd notdüşen(is) onelçiyethe Messengerbaşka bir şeyexcepttebliğ etmektenthe conveyanceaçıkçaclear
🇹🇷 29:18 Eğer (size tebliğ edileni) yalan sayarsanız, bilin ki sizden önceki birçok milletler de yalan saymışlardı. Peygambere düşen yalnız açık bir tebliğdir.
görmediler mi?Do notgörürlerthey seenasılhowbaşlatıyorAllah originatesAllahAllah originatesyaratmayıthe creationsonrathenonu iade ediyorrepeats itşüphesizIndeedbuthatgöreforAllah'aAllahkolaydır(is) easy
🇹🇷 29:19 Allah'ın mahlukunu ilk baştan nasıl yarattığını, sonra bunu tekrarladığını görmediler mi? Şüphesiz bu, Allah'a göre kolaydır.
de kiSaygezinTravelyeryüzündeinyeryüzüthe earthve bakınand seenasılhowbaşladıHe originatedyaratmağathe creationsonraThenAllahAllahyapacaktırwill produceyaratmayı dathe creationsonthe lastçünküIndeedAllahAllahüzerineonhereveryşeythinggücü yeter(is) All-Powerful
🇹🇷 29:20 De ki: "Yeryüzünde gezip dolaşın da, Allah ilk baştan nasıl yaratmış bakın. İşte Allah bundan sonra (aynı şekilde) ahiret hayatını da yaratacaktır." Gerçekten Allah her şeye kadirdir.
azabederHe punisheskimseyewhomdilediğiHe willsve acırand has mercykimseye(on) whomdilediğiHe willsve hepiniz O'naand to Himçevrilirsinizyou will be returned
🇹🇷 29:21 O, dilediğine azab eder, dilediğine rahmet eder. Ancak O'na döndürüleceksiniz.
ve değilsinizAnd notsizyouaciz bırakacakcan escapeyerdeinyeryüzüthe earthve ne deand notgökteingökthe heavenve yokturAnd notsizin içinfor youbaşkabesidesbaşkabesidesAllah'tanAllahhiçbiranykoruyucu(nuz)protectorve ne deand notbir yardımcı(nız)a helper
🇹🇷 29:22 Siz ne yeryüzünde, ne de gökte (Allah'ı) aciz bırakamazsınız. Allah'tan başka bir dost ve yardımcı da bulamazsınız.
kimselerAnd those whoinkar eden(ler)disbelieveayetleriniin (the) SignsAllah'ın(of) Allahve O'nunla buluşmayıand (the) meeting (with) Himişte onlarthoseümidi kesmişlerdir(have) despairedbenim rahmetimdenofrahmetimMy Mercyve işteAnd thoseonlar için vardırfor thembir azab(is) a punishmentacıklıpainful
🇹🇷 29:23 Allah'ın âyetlerini ve O'na kavuşmayı inkâr edenler var ya, işte onlar benim rahmetimden ümitlerini kesmişlerdir ve onlar için acıklı bir azab vardır.
veAnd notolmadıwascevabı(the) answerkavminin(of) his peoplebaşka bir şeyexceptdemelerindenthatdedilerthey saidonu öldürünKill himyahutoronu yakınburn himfakat onu kurtardıBut Allah saved himAllahBut Allah saved himateştenfromateşthe fireşüphesizIndeedvardırinbundathatibretlersurely (are) Signsbir toplum içinfor a peopleinananwho believe
🇹🇷 29:24 Kavminin (İbrahim'e) cevabı ise, "Onu öldürün, yahut yakın!" demelerinden ibaret oldu. Ama Allah onu ateşten kurtardı. Doğrusu bunda, iman eden bir kavim için ibretler vardır.
ve dedi kiAnd he saidşüphesizOnlysiz edindinizyou have takenbırakıpbesidesbaşkabesidesAllah'ıAllahbirtakım putlaridolssevmek için(out of) lovebirbiriniziamong youhayatındainhayatthe lifedünya(of) the worldsonraThengününde(on the) Daykıyamet(of) the Resurrectioninkar edersinizyou will denybir kısmınızone anotherdiğerinione anotherve la'netlersinizand cursebir kısmınızone anotherdiğerinione anotherve varacağınız yerand your abodeateştir(will be) the Fireve yokturand notsizin içinfor youhiçbiranyyardımcıhelpers
🇹🇷 29:25 (İbrahim onlara) dedi ki: "Siz, sırf aranızdaki dünya hayatına has muhabbet uğruna Allah'ı bırakıp birtakım putlar edindiniz. Sonra kıyamet günü (geldiğinde) ise, kiminiz kiminizi tanımayacak, kiminiz kiminizi lanetleyecektir. Varacağınız yer cehennemdir. Ve hiç yardımcınız da yoktur."
bunun üzerine inandıAnd believedona[in] himLûtLutve dedi kiand he saidelbette benIndeed I (am)hicret edeceğimemigratingRabbimetoRabbimmy Lordkuşkusuz OIndeed, HeO[He] (is)Azizdirthe All-MightyHakimdirthe All-Wise
🇹🇷 29:26 Bunun üzerine ona sadece Lut iman etti. (İbrahim) de dedi ki: "Ben Rabbime hicret edeceğim. Şüphe yok ki O çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir."
ve biz armağan ettikAnd We grantedonato himİshak'ıIsaacve Ya'kub'uand Yaqubve verdikand We placediçindekilereinonun neslihis offspringspeygamberlikthe Prophethoodve Kitapand the Bookve ona verdikAnd We gave himkarşılığınıhis rewarddünyadaindünyathe worldve şüphesiz oAnd indeed, heahiretteinahiretthe Hereafterelbette(is) surely, amongiyilerdendirthe righteous
🇹🇷 29:27 O'na İshak ve Yakub'u bağışladık. Peygamberliği ve kitapları, onun soyundan gelenlere verdik. Onu dünyada mükafatlandırdık. Şüphesiz o, ahirette de salihler (zümresin)dendir.
ve LutAnd Luthaniwhendedi kihe saidkavmineto his peopleşüphesiz sizIndeed, yougidiyorsunuzcommitbir fuhşathe immoralityyapmadığınotsizden öncehas preceded youonuwith ithiçanykimseninonealemlerdenfromâlemlerthe worlds
🇹🇷 29:28 Lut'u da gönderdik. O kavmine demişti ki: "Gerçekten siz, daha önce hiçbir milletin yapmadığı bir hayasızlığı yapıyorsunuz!"
siz ha?Indeed, yougidiyorsunuzapproacherkeklerethe menve kesiyorsunuzand you cut offyolthe roadve yapıyorsunuzand committoplantılarınızdaintoplantılarınızyour meetingsedepsizce şeylerevilfakatAnd notolmadıwascevabı(the) answerKavmi'nin(of) his peoplebaşkaexceptdemelerindenthatdedilerthey saidhaydi getirBring upon usazabını(the) punishmentAllah'ın(of) Allaheğerifisenyou aredoğrulardanofdoğru söyleyenlerthe truthful
🇹🇷 29:29 "(Bu ilâhî ikazdan sonra) siz, ille de erkeklere yaklaşacak, yol kesecek ve toplantılarınızda edepsizlik yapacak mısınız?" Kavminin cevabı ise, şöyle demelerinden ibaret oldu: "Doğru söyleyenlerden isen Allah'ın azabını getir bize!"
(Lut) dediHe saidRabbimMy Lordbana yardım etHelp mekarşıagainstşu kavmethe peoplebozguncuthe corrupters
🇹🇷 29:30 (Lut:) "Ey Rabbim! Şu fesatçılar güruhuna karşı bana yardım eyle" dedi.
zamanAnd whengeldiklericameelçilerimizOur messengersİbrahim'e(to) Ibrahimbir müjde ilewith the glad tidingsdediler kithey saidmuhakkak bizIndeed, wehelak edeceğiz(are) going to destroyhalkını(the) peopleşu(of) this(Sodom) kentintownçünküIndeedoranın halkıits peopleoldulararezalimler(den)wrongdoers
🇹🇷 29:31 Elçilerimiz İbrahim'e (iki oğul vereceğimize dair) müjdeyi getirdiklerinde şöyle dediler: "Biz bu memleket halkını helak edeceğiz. Çünkü oranın halkı zalim kimselerdir."
(İbrahim) dedi kiHe saidamaIndeedorada vardırin itLut(is) Lutdediler kiThey saidbizWedaha iyi bilirizknow betterkimin bulunduğunuwhoorada(is) in itonu kurtaracağızWe will surely save himve ailesiniand his familyyalnızexceptkarısıhis wifeolmuşturShekalacaklardan(is) ofgeride kalanlarthose who remain behind
🇹🇷 29:32 (İbrahim) dedi ki: "Ama orada Lut var!" Şöyle cevap verdiler: "Biz orada kimlerin bulunduğunu çok iyi biliyoruz. Onu ve ailesini elbette kurtaracağız. Yalnız karısı müstesna; o geride (azabda) kalacaklar arasındadır. "
ne zaman kiAnd whengeldi[that]geldicameelçilerimizOur messengersLut'a(to) Lutfenalaştıhe was distressedonlar yüzündenfor themve daraldıand felt straitenedonlar hakkındafor themhuzursuzca(and) uneasyve dedilerAnd they saidkorkma(Do) notkorkarlarfearve ne deand (do) notüzülmegrieveelbette bizIndeed, weseni kurtaracağız(will) save youve aileniand your familyyalnızexceptkarınyour wifeolmuşturShekalacaklardan(is) ofgeride kalanlarthose who remain behind
🇹🇷 29:33 Elçilerimiz Lut'a gelince, onlar hakkında tasalandı. Ve onlar(ı düşünmesi) sebebiyle takatten düştü. O'na: "Korkma, tasalanma! Çünkü biz seni de, aileni de kurtaracağız. Yalnız (azabda) kalacaklar arasında bulunan karın müstesna" dediler.
şüphesiz bizIndeed, weindireceğiz(will) bring downüstüneonhalkının(the) peopleşu(of) thisülketownbir azaba punishmentgöktenfromgök(the) skysebebiylebecauseolmalarıthey have beenfasıklık yapıyor(lar)defiantly disobedient
🇹🇷 29:34 "Biz şüphesiz bu memleket halkının üzerine, yoldan çıkmalarına karşılık (feci) bir azab indireceğiz."(dediler).
ve andolsunAnd verilybiz bırakmışızdırWe have leftondanabout itbir işareta signaçık(as) evidencebir toplum içinfor a peopleaklını kullananwho use reason
🇹🇷 29:35 Andolsun ki biz, aklını kullanacak bir kavim için oradan apaçık bir ibret nişanesi bırakmışızdır.
veAnd toMedyen'eMadyankardeşleritheir brotherŞuayb'i (gönderdik)ShuaibdediAnd he saidey kavmimO my peoplekuluk edinWorshipAllah'aAllahve umunand expectgününüthe Dayahiretthe Lastve aslaand (do) notkarışıklık çıkarmayıncommit evilyeryüzündeinyeryüzüthe earthbozgunculukla(as) corrupters
🇹🇷 29:36 Medyen'e de kardeşleri Şuayb'ı gönderdik ve Şuayb, "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin, ahiret gününe ümit bağlayın, yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın!" dedi.
onu yalanladılarBut they denied himbu yüzden onları yakaladıso seized themdepremthe earthquakeve kaldılarand they becameyurtlarındainyurtlarıtheir homediz üstü çöküpfallen prone
🇹🇷 29:37 Fakat onu yalancılıkla itham ettiler. Derken, kendilerini bir sarsıntı yakalayıverdi ve yurtlarında diz üstü çökekaldılar.
ve Ad'ıAnd Aadve Semud'uand Thamudve gerçektenand verilybu belli olmaktadır(has) become clearsizeto youoturdukları yerlerdenfromyurtlarıtheir dwellingsve süslediAnd made fair-seemingonlarato themşeytanthe Shaitaanyaptıkları işlerinitheir deedsve onları çıkardıand averted themyoldanfromyolthe Wayve oldularthough they weregörenlerdenendowed with insight
🇹🇷 29:38 Ad ve Semud'u da (helak ediverdik). Sizin için, (onların başına nelerin geldiği) oturdukları yerlerden apaçık anlaşılmaktadır. Şeytan onlara yaptıkları işleri güzel gösterip onları doğru yoldan çıkardı. Oysa bakıp görebilecek durumdaydılar.
ve Kaarun'uAnd Qarunve Fir'avn'ıand Firaunve Haman'ıand Hamanve andolsunAnd certainlyonlara geldicame to themMusaMusaaçık kanıtlarlawith clear evidencesfakat onlar büyüklük tasladılarbut they were arroganto yerdeinyeryüzüthe earthamaand notdeğillerdithey couldgeçip gidecekoutstrip Us
🇹🇷 29:39 Karun'u, Firavun'u ve Hâmân'ı da (helak ettik). Andolsun ki, Musa onlara apaçık deliller getirmişti de onlar yeryüzünde büyüklük taslamışlardı. Halbuki (azabımızı aşıp ) geçebilecek değillerdi.
nitekim hepsiniSo eachyakaladıkWe seizedgünahıylafor his sinonlardanThen of themkiminin(was he) whogönderdikWe sentüstüneon himtaş yağdıran bir fırtınaa violent stormve onlardanand of themkimini(was he) whoyakaladıseized himkorkunç bir sesthe awful cryve onlardanand of themkimini(was he) whobatırdıkWe caused to swallowonunlahimyerethe earthve onlardanand of themkimini(was he) whoboğdukWe drownedveAnd notdeğildiwasAllahAllahonlara zulmedecekto wrong themfakatbutonlarthey werekendi kendilerinethemselveszulmediyorlardıdoing wrong
🇹🇷 29:40 Nitekim onlardan herbirini günahları sebebiyle suç üstü yakaladık: Kiminin üzerine taşlar savuran rüzgarlar gönderdik, kimini korkunç bir ses yakaladı, kimini yerin dibine geçirdik, kimini de suda boğduk. Allah onlara zulmetmiyor, asıl onlar kendilerine yazık ediyorlardı.
misali(The) examplekimselerin(of) those whoedinen(lerin)takebaşkabesidesbaşkabesidesAllah'tanAllahdostlarprotectorsmisali gibidir(is) likeörümcekthe spideredinenwho takesbir eva houseşüphesizAnd indeeden gevşeğithe weakestevlerin(of) houseselbette evidir(is) surely (the) houseörümcek(of) the spiderkeşkeif (only)iditheybilselerknow
🇹🇷 29:41 Allah'tan başka dost edinenlerin durumu, kendine yuva yapan örümceğin durumu gibidir. Halbuki, evlerin en çürüğü şüphesiz örümcek yuvasıdır. Keşke bilselerdi.
şüphesizIndeedAllahAllahbilirknowsşeyleriwhatonların yalvardıklarınıthey invokekendisinden başkabesides HimO'ndan başkabesides Himne gibianyşeylerethingOAnd Heüstündür(is) the All-Mightyhüküm ve hikmet sahibidirthe All-Wise
🇹🇷 29:42 Allah, onların kendisini bırakıpta hangi şeye yalvardıklarını şüphesiz ki bilir. O mutlak güç ve hikmet sahibidir.
ve buAnd thesemisalleriexamplesbiz anlatıyoruzWe set forthinsanlarato mankindamabut notonları düşünüp anlamazwill understand thembaşkasıexceptbilenlerdenthose of knowledge
🇹🇷 29:43 İşte biz bu temsilleri insanlar için getiriyoruz; fakat onları ancak bilenler düşünüp anlayabilir.
yarattıAllah createdAllahAllah createdgöklerithe heavensve yeriand the earthhak ilein truthşüphesizIndeedvardırinbundathatbir ibret(is) surely a Signinananlar içinfor the believers
🇹🇷 29:44 Allah gökleri ve yeri hak olarak yarattı. Şüphesiz bunda, iman edenler için bir nişane bulunmaktadır.
okuReciteşeyiwhatvahyedilenihas been revealedsanato youkitaptanofKitapthe Bookve kıland establishnamazıthe prayerelbetteIndeednamazthe prayermen'ederpreventsiğrenç şeylerden;fromhayâsızlıkthe immoralityve kötülükler(den)and evil deedselbette anmakand surely (the) remembranceAllah'ı(of) Allahen büyük(ibadet)tir(is) greatestve AllahAnd Allahbilirknowsnewhatyapıyorsunuzyou do
🇹🇷 29:45 Sana vahyedilen Kitabı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı bilir.
21. Cüz
ve aslaAnd (do) nottartışmayınargueehliyle(with the) People of the Bookkitap(with the) People of the Bookbaşka şekildeexcept(tarzdan)by whicho[it]en güzel(is) bestdışındaexcepthaksızlık edenlerithose whozulmederler(do) wrongonlarınamong themve deyin kiand sayinandıkWe believeindirilenein that (which)indirildihas been revealedbizeto usve indirileneand was revealedsizeto youve tanrımızAnd our Godve tanrınızand your Godbirdir(is) Oneve biz deand weO'nato Himteslim olanlarızsubmit
🇹🇷 29:46 İçlerinden zulmedenleri bir yana, ehli kitapla ancak, en güzel yoldan mücadele edin ve deyin ki: "Bize indirilene de, size indirilene de iman ettik. Bizim ilâhımız da, sizin ilâhınız da birdir ve biz O'na teslim olmuşuzdur."
ve işte böyleceAnd thusindirdikWe (have) revealedsanato youKitabıthe BookkimselerSo thosekendilerine verdiklerimizWe gave [them]Kitabıthe BookinanırlarbelieveonathereinveAnd amongşunlardan (Araplardan)thesekimseler(are some) whoinananırlarbelieveonathereinveAnd noneinkar etmezrejectayetlerimiziOur Versesbaşkasıexceptkafirlerdenthe disbelievers
🇹🇷 29:47 (Resulüm!) İşte sana (önceki kitapları tasdik eden) bu kitabı indirdik. Onun için, kendilerine kitap verdiklerimiz ona iman ediyorlar. Şunlardan da ona iman eden nice kimseler vardır. Ayetlerimizi ancak kâfirler bile bile inkâr eder.
veAnd notsen değildin(did) youokuyanrecitebundan öncebefore itondan öncebefore itKitaptananykitapBookveand notonu yazmıyordun(did) you write itelinlewith your right handöyle olsaydıin that casekuşkulanırlardısurely (would) have doubtedbatılda olanlarthe falsifiers
🇹🇷 29:48 Sen bundan önce, ne bir yazı okur, ne de elinle onu yazardın. Öyle olsaydı, batıla uyanlar kuşku duyarlardı.
hayırNayoitayetlerdir(is) Versesaçık açıkclearbulunaningöğüslerde(the) breastsolanların(of) those whoverilmişare givenbilgithe knowledgeveAnd notinkar etmezrejectbizim ayetlerimiziOur Versesbaşkasıexceptzalimlerdenthe wrongdoers
🇹🇷 29:49 Hayır, o (Kur'ân), kendilerine ilim verilenlerin sinelerinde (yer eden) apaçık âyetlerdir. Ayetlerimizi ancak ve ancak zalimler bile bile inkâr eder.
ve dediler kiAnd they saydeğil miydi?Why notindirilmeliare sent downonato himayetler(the) SignsRabbindenfromRabbihis Lordde kiSayşüphesizOnlyayetler (mu'cizeler)the Signsyanındadır(are) withAllah'ınAllahve şüphesizand onlyben ancakI (am)bir uyarıcıyıma warnerapaçıkclear
🇹🇷 29:50 "Ona Rabbinden (başkaca) mucize indirilmeli değil miydi?" derler. Cevaben de ki: "Mucizeler ancak Allah'ın katındadır. Ben ise sadece apaçık bir uyarıcıyım."
onlara yetmedi mi?And is (it) notonlara yetersufficient for themindirdik-ki bizthat Weindirdikrevealedsanato youKitabıthe Bookokunan(which) is recitedkendilerineto themşüphesizIndeedvardırinbundathatbir rahmetsurely is a mercyve öğütand a reminderbir toplum içinfor a peopleinananwho believe
🇹🇷 29:51 Sana indirdiğimiz ve onlara okunmakta olan kitap, kendilerine yetmedi mi? Bunda iman edecek bir kavim için elbette bir rahmet ve öğüt vardır.
de kiSayyeterSufficient isAllahAllahbenimlebetween mesizin aranızdaand between youşahid olarak(as) a WitnessO bilirHe knowsolanlarıwhatgöklerde(is) ingöklerthe heavensve yerdeand the earthveAnd those whoinananlarbelievebatılain [the] falsehoodve inkar edenlerand disbelieveAllah'ıin Allahiştethoseonlardırtheyziyana uğrayanlar(are) the losers
🇹🇷 29:52 De ki: Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. O, göklerde ve yerde ne varsa bilir. Batıla inanıp inkâr edenler var ya, işte ziyana uğrayacaklar onlardır.
senden çabuk istiyorlarAnd they ask you to hastenazabı[with] the punishmenteğer olmasaydıAnd if notbir süre(for) a termbelirtilmişappointedonlara hemen gelirdisurely (would) have come to themazabthe punishmentve o kendilerine gelecektirBut it will surely come to themansızınsuddenlyve onlarwhile theyhiç(do) notfarkında değillerkenperceive
🇹🇷 29:53 Senden azabı çarçabuk (getirmeni) istiyorlar. Eğer önceden tayin edilmiş bir vade olmasaydı, azab elbette onlara gelip çatmıştı. Fakat yine de, hiç farkına varmadıkları bir sırada o kendilerine mutlaka gelecektir.
senden çabucak istiyorlarThey ask you to hastenazabıthe punishmentve şüphesizAnd indeedcehennemHellkuşatmış ikenwill surely, encompassinkarcılarıthe disbelievers
🇹🇷 29:54 (Evet) senden azabı çarçabuk (getirmeni) istiyorlar. Halbuki cehennem, hiç şüpheleri olmasın, kâfirleri kuşatacaktır.
o günOn (the) Dayonları örterwill cover themazabthe punishmentüstlerindenfromüstlerindeabove themveand fromaltındanbelowayaklarınıntheir feetve (Allah) der kiand He will saytadınTastenewhatidiysenizyou usedyapıyor(to) do
🇹🇷 29:55 O günde azap, onları hem üstlerinden, hem ayaklarının altından saracak ve Allah (onlara), "Yaptıklarınızın cezasını tadın!" diyecektir.
ey kullarımO My servantsinananwhoiman ederlerbelieveşüphesizIndeedbenim arzımMy earthgeniştir(is) spaciouso halde banaso onlykulluk edinworship Me
🇹🇷 29:56 Ey iman eden kullarım! Şüphesiz benim yarattığım yeryüzü geniştir. O halde yalnız bana kulluk edin.
herEverycansoultadacaktır(will) tasteölümüthe deathsonraThenbizeto Usdöndürüleceksinizyou will be returned
🇹🇷 29:57 Her can ölümü tadacaktır. Sonunda bize döndürüleceksiniz.
ve kimseleriAnd those whoinananlarıbelieveve yapanlarıand doiyi işler[the] righteous deedsyerleştiririzsurely We will give them a placecennettenincennetParadiseyüksek odalaralofty dwellingsakanflowaltlarındanfromonun altındanunderneath itırmaklarthe riversebedi kalırlarwill abide foreveroradain itne güzeldirExcellent isücreti(the) rewardçalışanların(of) the workers
🇹🇷 29:58 İman edip güzel işler yapanları, (evet) muhakkak ki onları, altlarından ırmaklar akan ve içinde ebedî kalacakları cennet köşklerine yerleştireceğiz. (Böyle iyi) işler yapanların mükafatı ne güzeldir!
onlar kiThose whosabrettiler(are) patientveand uponRabblerinetheir Lorddayanmaktadırlarput their trust
🇹🇷 29:59 Ki onlar, sabretmiş olup yalnız Rablerine güvenip dayanmaktadırlar.
nicesi var kiAnd how manycanlı(lar)danofbir canlıa creaturetaşıyamaz(does) nottaşırlarcarryrızkınıits provisionAllahAllahonları da beslerprovides (for) itsizi deand (for) youve OAnd Heişitendir(is) the All-Hearerbilendirthe All-Knower
🇹🇷 29:60 Nice hayvanlar var ki, rızkını (biriktirip yanında) taşımıyor. Çünkü onların da, sizin de rızkınızı Allah veriyor. O, her şeyi işitir ve bilir.
andolsun eğerAnd ifonlara desen kiyou ask themkimWhoyarattıcreatedgöklerithe heavensve yeriand the earthve (kim) boyun eğdirdi?and subjectedgüneşithe sunve ayıand the moonelbette derlerSurely they would sayAllahAllahnasıl?Then howdöndürülüyorsunuzare they deluded
🇹🇷 29:61 Andolsun ki onlara, "Gökleri ve yeri yaratan, güneşi ve ayı buyruğu altında tutan kimdir?" diye sorsan "Allah" derler. O halde nasıl (haktan) çevrilip döndürülüyorlar?
AllahAllahaçarextendsrızkıthe provisionkimseyefor whomdilediğiHe willskullarındanofkullarıHis slavesve kısarand restrictsonafor himşüphesizIndeedAllahAllahherof everyşeyithingbilendir(is) All-Knower
🇹🇷 29:62 Allah, kullarından dilediğine rızkı bol bol verir, dilediğine de kısar. Şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.
ve eğerAnd ifonlara sorsanyou ask themkimWhoindirdisends downgöktenfromgökthe skysuyuwaterve dirilttiand gives lifeonunlatherebyyeri(to) the earthsonraaftersonraafteröldüktenits deathelbette derlerSurely, they would sayAllahAllahde kiSayhamd (övgü)All PraisesAllah'adır(are) for AllahdoğrusuButçoklarımost of themdüşünmezler(do) notakıl ederleruse reason
🇹🇷 29:63 Andolsun ki onlara, "Gökten su indirip, onunla ölümünün ardından yeryüzünü canlandıran kimdir?" diye sorsan, mutlaka, "Allah " derler. De ki: (Öyleyse) hamd de Allah'a mahsustur. Fakat çokları akıllarını kullanmazlar.
ve değildirAnd notbu(is) thishayatılifedünya(of) the worldbaşka bir şeybuteğlencedenamusementve oyundanand playve elbetteAnd indeedyurduthe Homeahiret(of) the Hereafter işte odursurely, itasıl hayat(is) the lifekeşkeif onlyolsalardıtheybiliyor(lar)know
🇹🇷 29:64 Bu dünya hayatı sadece bir oyun ve oyalanmadan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte asıl hayat odur. Keşke bilmiş olsalardı.
zamanAnd whenbindiklerithey embarkgemiye[in]gemithe shipyalvarırlarthey callAllah'aAllahhalis kılarak(being) sincereyalnız O'nato Himdini(in) the religionfakatBut whenonları salimen çıkarıncaHe delivers themkarayatoyerthe landhemenbeholdonlartheyortak koşarlarassociate partners (with Him)
🇹🇷 29:65 Baksana, gemiye bindikleri zaman, dini yalnız O'na has kılarak (ihlasla) Allah'a yalvarırlar. Fakat onları salimen karaya çıkarınca, bir bakarsın ki, (Allah'a) ortak koşmaktadırlar.
nankörlük etmek içinSo that they may denyşeye[in] whatkendilerine verdiğimizWe have given themve zevk içinde yaşasınlar diyeand they may enjoy (themselves)ama yakındaBut soonbileceklerdirthey will know
🇹🇷 29:66 Kendilerine verdiklerimize nankörlük etsinler ve safâ sürsünler bakalım! Ama yakında bilecekler.
görmediler mi?Do notgörürlerthey seebizthat We(Mekke'yi) kıldıkhave madedokunulmaza Sanctuarygüvenlisecurekaçırılırkenwhile are being taken awayinsanlarthe peopleçevrelerindenaround themetraflarındaaround themhâlâ batıla mı?Then do in (the) falsehoodinanıyorlarthey believeve ni'metineand in (the) FavorAllah'ın(of) Allahnankörlük ediyorlarthey disbelieve
🇹🇷 29:67 Çevrelerinde insanlar kapılıp götürülürken (öldürülürken, ya da esir edilirken), bizim (Mekke'yi) güven içinde kudsî bir yer yaptığımızı görmediler mi? Hâlâ batıla inanıp Allah'ın nimetine nankörlük mü ediyorlar?
ve kimdir?And whodaha zalim(is) more unjustkimsedenthan (he) whoiftira ataninventsüzerineagainstAllah'ınAllahyalanıa lieveyaoryalanlayandandeniesgerçeğithe truthkendisine gelenwhenona geldiit has come to himyok mudur?Is there notcehennemdeincehennemHellbir yeran abodekafirler içinfor the disbelievers
🇹🇷 29:68 Allah'a karşı yalan uyduran, yahut kendisine hak gelmişken onu yalan sayandan daha zalim kimdir? Cehennemde kâfirlere yer mi yok?
kimseleriAnd those whocihad eden(leri)strivebiz(im uğrumuz)dafor Usbiz elbette iletirizWe will surely, guide themyollarımıza(to) Our waysve muhakkak kiAnd indeedAllahAllahberaberdirsurely (is) withiyilik edenlerlethe good-doers
🇹🇷 29:69 Ama bizim yolumuzda cihad edenleri, elbette kendi yollarımıza eriştireceğiz. Hiç şüphe yok ki Allah iyi davrananlarla beraberdir.
Mahmoud Khalil Al-Husary