بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Ta Ha.'Ta Ha
🇹🇷 20:1 Tâ, Hâ,
biz indirmedikNotindirdikWe (have) sent downsanato you(bu) Kur'an'ıthe Qurangüçlük çekesin diyethat you be distressed
🇹🇷 20:2 Ey Muhammed! Kur'ân'ı sana sıkıntıya düşesin diye indirmedik.
ancak (indirdik)(But)bir öğüt(as) a reminderkimseler içinfor (those) whokorkan(lar)fear
🇹🇷 20:3 Ancak Allah'tan korkan kimse için bir öğüt olarak (indirdik.)
(O) indirilmiştirA revelationtarafındanfrom (He) Whoyaratancreatedyerithe earthve gökleriand the heavensyüce[the] high
🇹🇷 20:4 Yeri ve yüce gökleri yaratanın katından yavaş yavaş bir indirilişle (onu) indirdik.
RahmanThe Most GraciousüzerineoverArşthe Throneistiva etmiş(kurulmuş)turis established
🇹🇷 20:5 O Rahmân (kudret ve hakimiyyetiyle) Arş'a hakim oldu.
hep O'nundurTo Him (belongs)ne varsawhatevergöklerde(is) ingöklerthe heavensve ne varsaand whateveryerde(is) inyeryüzüthe earthve ne varsaand whateverikisinin arasında(is) between themve ne varsaand whateveraltında(is) undertoprağınthe soil
🇹🇷 20:6 Bütün göklerde olanlar, bütün yerdekiler, bu ikisinin arasında ve toprağın altıda bulunanlar O'nundur.
ve eğerAnd ifaçık da söylesenyou speak aloudsözüthe wordmuhakkak Othen indeed, Hebilirknowsgizliyithe secretve daha gizlisiniand the more hidden
🇹🇷 20:7 Sen (Allah'a ettiğin dua ve zikirle) sesini yükseltirsen (bilki Allah bundan mustağnîdir.). Çünkü O şüphesiz gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilir.
Allah (ki)Allah yoktur(there is) notanrıgodbaşkaexceptO'ndanHimO'nundurTo Him (belong)isimlerthe Namesen güzelthe Most Beautiful
🇹🇷 20:8 Allah O'dur ki, kendisinden başka hiçbir ilâh yoktur. En güzel isimler O'nundur.
mi?And hassana geldicome to youhaberithe narrationMusa'nın(of) Musa
🇹🇷 20:9 (Habîbim!) Musa'nın (başından geçen hayat) hikayesi sana geldi mi?
haniWhengörmüştühe sawbir ateşa firedemiştithen he saidailesineto his familysiz durunStay hereelbette benindeed, Igördüm[I] perceivedbir ateşa firebelkiperhaps I (can)size getiririmbring youondantherefrombir kora burning brandyahutorbulurumI find(yanında)atateşinthe firebir yol gösterenguidance
🇹🇷 20:10 Hani o bir ateş görmüştü de, ailesine: "Yerinizde durun, benim gözüme bir ateş ilişti, belki size bir kor getiririm, yahut ateşin yanında bir yol gösterici bulurum" demişti.
ne zaman kiThen wheno(ateşin yanı)na gelincehe came to itkendisine seslenildihe was calledEy! MusaO Musa
🇹🇷 20:11 Ateşe vardığı zaman şöyle çağrıldı: "Ey Musa!
şüphesiz benIndeed, [I]benI Amsenin Rabbinimyour Lordçıkarso removepabuçlarınıyour shoesçünkü senIndeed, youvadide(are) in the valleykutsalthe sacredTuva'dasın(of) Tuwa
🇹🇷 20:12 "Ben şüphesiz senin Rabbinim. Hemen ayakkabılarını çıkar, çünkü sen kutsal bir vadi olan Tuvâ'dasın."
ve benAnd Iseni seçtim(have) chosen youşimdi dinleso listenvahyolunanıto whatvahyolunuris revealed
🇹🇷 20:13 "Ben seni seçtim, şimdi (sana) vahyolunacak şeyleri dinle."
muhakkak benIndeed, [I]benI AmAllah'ımAllahyoktur(There is) notanrıgodbaşkabutbendenIbana kulluk etso worship Meve kıland establishnamazthe prayerbeni anmak içinfor My remembrance
🇹🇷 20:14 Şüphesiz ben Allah'ım, benden başka hiçbir ilâh yoktur. Onun için bana kulluk et ve beni anmak için namaz kıl.
mutlakaIndeedSa'atthe Hourgelecektir(will be) comingneredeyseI almostonu gizleyeceğim[I] hide itcezalanması içinthat may be recompensedhereverynefsinsoulşeylerlefor whatpeşinde koştuğuit strives
🇹🇷 20:15 Çünkü kıyamet muhakkak gelecektir. Onun vaktini gizli tutuyorum ki, herkes yaptığının karşılığını görsün.
aslaSo (do) notseni alıkoymasın(let) avert youon(a inanmak)danfrom itkimse(one) whoinanmayan(does) notiman ederlerbelieveonain itve uyanand followskeyfinehis desiressonra helak olursunlest you perish
🇹🇷 20:16 Sakın kıyamete inanmayıp, kendi heva ve hevesine uyan kimse seni, ona iman etmekten alıkoymasın; sonra helak olursun.
nedir?And whatşu(is) thatsağ elindekiin your right handey MusaO Musa
🇹🇷 20:17 Ey Musa! Sağ elindeki nedir?
dedi kiHe saidOItasa'mdır(is) my staffdayanıyorumI leanonaupon itve yaprak silkeliyorumand I bring down leavesonunlawith itiçinfordavarımmy sheepve benim varand for meondain itihtiyaçlarım(are) usesdaha başkaother
🇹🇷 20:18 Musa dedi: "O benim asâm (değneğim) dır, ona dayanırım, onunla davarlarıma yaprak silkerim ve onda başka hacetlerim (faydalanacağım şeyler) de var"
(Allah) buyurduHe said(yere) at onuThrow it downey MusaO Musa
🇹🇷 20:19 Allah: "Ey Musa! onu (yere) bırak"dedi.
onu attıSo he threw it down(bir de ne görsün)and beholdoItkocaman bir yılan(was) a snakekoşanmoving swiftly
🇹🇷 20:20 Musa da onu bıraktı, bir de ne görsün! o bir yılan olmuş koşuyor.
dediHe saidal onuSeize itveand (do) notkorkmafearbiz onu sokacağızWe will return itdurumuna(to) its stateilkthe former
🇹🇷 20:21 Allah buyurdu ki: "Tut onu, korkma; biz onu yine eski durumuna çevireceğiz"
ve sokAnd draw neareliniyour handböğrünetoyanınyour sideçıksınit will come outbembeyaz olarakwhiteolmadanwithout anyhiçbir … olmadanwithout anybir hastalıkdiseasebir mu'cize olarak(as) a signayrıanother
🇹🇷 20:22 "Bir de diğer bir mucize olmak üzere elini koynuna koy ki, kusursuz olarak bembeyaz çıksın."
sana göstermek içinThat We may show youbazılarınıofmu'cizelerimizdenOur Signsen büyükthe Greatest
🇹🇷 20:23 "Bunları sana en büyük mucizelerimizden (bir kısmını) gösterelim diye yaptık."
sen gitGoFir'avn'etoFiravunFiraunçünkü oIndeed, heazdı(has) transgressed
🇹🇷 20:24 "Firavun'a git, çünkü o hakikaten azdı."
dedi kiHe saidRabbimMy LordaçExpandbenimfor megöğsümümy breast
🇹🇷 20:25 Musa dedi ki: "Ey Rabbim! Benim göğsüme genişlik ver,
ve kolaylaştırAnd easebanafor meişimimy task
🇹🇷 20:26 İşimi kolaylaştır,
ve çözAnd untiedüğümünü(the) knotdiliminfromdilimmy tongue
🇹🇷 20:27 Dilimden düğümü çöz
anlasınlarThat they may understandsözümümy speech
🇹🇷 20:28 Ki, sözümü iyi anlasınlar.
ve verAnd appointbanafor mebir vezira ministerailemdenfromailemmy family
🇹🇷 20:29 Bir de bana ailemden bir vezir ver.
Harun'uHarunkardeşimmy brother
🇹🇷 20:30 Kardeşim Harun'u (ver).
kuvvetlendirReinforceonunlathrough himarkamımy strength
🇹🇷 20:31 Onunla arkamı kuvvetlendir.
ve onu ortak yapAnd make him shareişime[in]görevimmy task
🇹🇷 20:32 (Elçilik) işimde onu bana ortak et.
kiThatseni tesbih edelimwe may glorify Youçokmuch
🇹🇷 20:33 Ki seni çok tesbih edelim.
ve seni analımAnd [we] remember Youçokmuch
🇹🇷 20:34 Seni çok analım.
şüphesiz senIndeed, [You]sensinYou arebiziof usgörenAll-Seer
🇹🇷 20:35 Şüphe yok ki sen bizi görüp duruyorsun."
buyurdu kiHe saidmuhakkakVerilysana verildiyou are grantedistediğinyour requestEy MusaO Musa
🇹🇷 20:36 Allah buyurdu: "Ey Musa! Dilediğin (şeyler) sana verildi."
zatenAnd indeedbiz lutufta bulunmuştukWe conferred a favorsanaon youbir kezanother timedahaanother time
🇹🇷 20:37 "And olsun biz, sana diğer bir defa daha ihsan etmiştik"
haniWhenvahyetmiştikWe inspiredannenetoannenyour motherşeyiwhatvahyedilenis inspired
🇹🇷 20:38 Hani bir vakit ilham edilmesi gereken (ancak ilham ile bilinebilen) şu ilhamı annene verdik:
kiThatonu koycast himsandığaingöğüsthe chestve atthen cast itsuyainnehirthe riveronu bıraksınthen let cast itsuthe riversahileon the bankonu alacaktırwill take himdüşman olanan enemybanato Meve düşman olanand an enemyonato himve koydumAnd I castsenin üzerineover youbir sevgilovebendenfrom Meyetiştirilmen içinand that you may be brought upönündeundergözümünMy eye
🇹🇷 20:39 "Onu (Musa'yı) tabut içine koy da denize bırak. Deniz de onu sahile atsın. Onu hem bana düşman, hem ona düşman olan biri alsın." Bir de benim gözetimim altında yetiştirilmen için, üzerine katımdan bir sevgi bırakmıştım. (Ey Musa!)
haniWhengidiyorduwas goingkızkardeşinyour sisterve diyorduand she saidmi?Shallsize göstereyimI show youbirini[to]o kimse ki(one) whoona bakacakwill nurse and rear himböylece seni geri verdikSo We returned youannenetoannenyour motherkithataydın olsunmay be cooledgözüher eyesve aslaand notüzülmesinshe grievesve sen öldürmüştünAnd you killedbir adama manseni kurtarmıştıkbut We saved youtasadanfromsıkıntıthe distressve seni denemiştikand We tried you(iyi bir) deneyişle(with) a trialsonra kaldınThen you remainedyıllarca(some) yearsarasındawithhalkı(the) peopleMedyen(of) MadyansonraThenbize geldinyou camebelirlediğimiz vakitteatbelirlenen (vakit)the decreed (time)ey MusaO Musa
🇹🇷 20:40 Hani kız kardeşin (Firavun'un sarayına) giderek: "Ona bakacak birini size buluvereyim mi? diyordu. Böylece seni tekrar annene verdik ki, gözü aydın olsun da kederlenmesin. Hem sen, bir adam öldürdün de seni gamdan kurtardık. Seni çeşitli musibetlerle imtihan ettik. Bu sebeple yıllarca Medyen halkı içinde kaldın. Sonra ey Musa! Belli bir çağa (peygamberlik görevini yüklenecek bir yaşa) geldin.
ve seni yetiştirdimAnd I (have) chosen youkendim içinfor Myself
🇹🇷 20:41 Ben, seni kendime (peygamber) seçtim.
götürünGosenyouve kardeşinand your brotherayetlerimiwith My Signsve aslaand (do) notgevşeklik etmeyinslackenbeni anmaktainBeni anmakMy remembrance
🇹🇷 20:42 Sen kardeşinle birlikte mucizelerimle git. İkiniz de beni anmakta gevşeklik etmeyin.
ikiniz gidinGo, both of youFir'avn'atoFiravunFiraunçünkü oIndeed, heazdı(has) transgressed
🇹🇷 20:43 Firavun'a gidin, çünkü o gerçekten azdı.
ve söyleyinAnd speakonato himbir söza wordyumuşakgentlebelkiperhaps heöğüt alırmay take heedveyaorkorkarfear
🇹🇷 20:44 Varın da ona yumuşak söz söyleyin; olur ki, öğüt dinler, yahut korkar.
dediler kiThey saidRabbimizOur Lordşüphesiz bizIndeed, wekorkuyoruzfeardiyethattaşkınlık ederhe will hastenbizeagainst usyahutordiyethatiyice azarhe will transgress
🇹🇷 20:45 (Musa ile Harun) "Rabbimiz! Onun bize kötülük yapmasından veya azgınlığını artırmasından korkarız" dediler.
dediHe saidkorkmayın(Do) notkorkarlarfearbenIndeed, I Amsizinle beraberimwith you bothişitirI hearve görürümand I see
🇹🇷 20:46 Allah buyurdu ki: "Korkmayın, zira ben sizinle beraberim, işitir ve görürüm."
haydi varın onaSo go to himdeyin kiand sayşüphesiz bizIndeed, weelçileriyizboth (are) Messengerssenin Rabbinin(of) your Lordgönderso sendbizimlewith usoğullarını(the) Children of Israelİsrail(the) Children of Israelveand (do) notonlara azab etmetorment themkuşkusuzVerilybiz sana getirdikwe came to youbir ayetwith a SignRabbindenfromRabbinyour Lordve EsenlikAnd peaceüzerinedironkimseler(one) whouyanfollowshidayetethe Guidance
🇹🇷 20:47 Hemen gidin de Firavun'a deyin ki: "Biz Rabbinin (sana gönderilen) elçileriyiz. Artık İsrailoğulları'nı bizimle gönder, onlara azab etme; biz sana Rabbinden bir mucize ile geldik. Selam doğru yolda gidenleredir."
gerçekten bizIndeed, wedoğrusuverilyvahyolunduit has been revealedbizeto usmuhakkakthatazabınthe punishmentüzerine (olacağı)(will be) onkimsenin(one) whoyalanlayandeniesve yüz çevireninand turns away
🇹🇷 20:48 "Bize kesin olarak vahyolundu ki, azab şüphesiz (gerçeği) inkâr edip ona sırt çevirenleredir."
dedi kiHe saidkimdir?Then whoRabbiniz(is) your Lordey MusaO Musa
🇹🇷 20:49 Firavun: "Ey Musa! Sizin Rabbiniz kimdir?" dedi.
dediHe saidRabbimizOur Lordo ki(is) the One Whoverendirgaveher(to) everyşeyethingyaratılışınıits formsonrathenonu doğru yola iletendirHe guided (it)
🇹🇷 20:50 Musa: "Bizim Rabbimiz her şeye şeklini veren, sonra da yolunu gösterendir." dedi.
(Fir'avn) dediHe saidne olacak?Then whathali(is the) casenesillerin(of) the generationsilk(of) the former
🇹🇷 20:51 Firavun: "Öyleyse geçmiş asırlar (daki insanlar)ın durumu nedir?" dedi.
dedi kiHe saidonların bilgisiIts knowledgeyanında(is) withRabbiminmy LordbirinKitaptadıra RecordaslaNotşaşmazerrsRabbimmy Lordveand notunutmazforgets
🇹🇷 20:52 Musa dedi ki: "Onların bilgisi Rabbimin katında bir kitapta (yazılı)dır. Rabbim yanlış yapmaz ve unutmaz."
o kiThe One Whoyaptımadesizefor youyerithe earthbeşik(as) a bedve açtıand insertedsizin içinfor youondathereinyollarwaysve indirdiand sent downgöktenfromgökthe skybir suwaterve çıkardıkthen We (have) brought forthonunlawith itçiftlerpairsbitkidenofbitkilerplantsher çeşitdiverse
🇹🇷 20:53 "Yeryüzünü sizin için bir döşek yapan, oradan sizin için yollar açan ve gökten bir su indiren O'dur." İşte biz o su ile türlü türlü bitkilerden çiftler çıkardık.
yeyinEatve otlatınand pasturehayvanlarınızıyour cattleşüphesizIndeedvardırinbundathatibretlersurely (are) Signssahipleri içinfor possessorsakıl(of) intelligence
🇹🇷 20:54 Hem siz yiyin, hem de hayvanlarınızı otlatın. Akıl sahibleri için bunda nice ibretler vardır!
ondan (topraktan)From itsizi yarattıkWe created youyine orayaand in itdöndürürüzWe will return youve ondanand from itsizi çıkarırızWe will bring you outbir kez dahatimesonraanother
🇹🇷 20:55 Sizi yerden (topraktan) yarattık, yine (ölümünüzden sonra) ona döndüreceğiz. Hem de ondan sizi bir kere daha çıkaracağız.
ve andolsunAnd verilybiz ona gösterdikWe showed himayetlerimizinOur Signshepsiniall of themyine de yalanladıbut he deniedve dayattıand refused
🇹🇷 20:56 And olsun ki, biz, Firavun'a mucizelerimizin hepsini gösterdik. Böyle iken o yine onları yalan sayıp kabulden çekindi.
dedi kiHe saidmi geldin?Have you come to usbizi çıkarmak içinto drive us outyurdumuzdanofyurdumuzour landbüyünlewith your magicey MusaO Musa
🇹🇷 20:57 (Firavun Musa'ya şöyle) dedi: "Ey Musa! Sen sihrinle bizi yerimizden çıkarmak için mi geldin bize?"
biz de mutlaka sana getireceğizThen we will surely produce for youbir büyümagiconun benzerilike ittayin etSo makebizimlebetween ussizin aranızdaand between youbuluşma zamanıan appointmentaslanotcaymayacağımızwe will fail itbizim[we]ne deand notseninyoubir yer olsun(in) a placeuyguneven
🇹🇷 20:58 "O halde biz de senin sihrin gibi bir sihirle sana geleceğiz (karşına çıkacağız); şimdi bizimle senin aranda bir vakit ve bir buluşma yeri tayin et ki; ne senin, ne bizim caymayacağımız uygun bir yer olsun."
(Musa) dedi kiHe saidbuluşma zamanınızYour appointmentgünü(is on the) daysüs (bayram)(of) the festivalveand thattoplanacağıwill be assembledinsanalarınthe peoplekuşluk vakti(at) forenoon
🇹🇷 20:59 Musa: "Sizinle buluşma zamanı, süs (bayramı) günü ve insanların toplanacağı kuşluk vaktidir." dedi.
dönüp gittiThen went awayFir'avnFiraunve topladıand put togetherhilesinihis plansonrathengeldicame
🇹🇷 20:60 Bunun üzerine Firavun döndü gitti ve bütün hile vasıtalarını topladıktan sonra geldi.
dediSaidonlarato themMusaMusayazık sizeWoe to youuydurmayın(Do) notuydururlarinventkarşıagainstAllah'aAllahyalana liesonra kökünüzü keserlest He will destroy youbir azab ilewith a punishmentve doğrusuAnd verilyperişan olmuşturhe failedkimsewhoiftira edeninvented
🇹🇷 20:61 Musa onlara dedi ki: "Yazıklar olsun size! Allah'a yalan uydur mayın. Sonra bir azab ile kökünüzü keser. Gerçekten (Allah'a) iftira eden hüsrana uğramıştır."
sonra tartıştılarThen they disputedişlerini(in) their affairkendi aralarındaamong themve gizliceand they kept secretkonuştularthe private conversation
🇹🇷 20:62 Sihirbazlar aralarında işlerini tartıştılar ve konuşmalarını gizli tuttular
dediler kiThey saidgerçektenIndeedbunlarthese twoiki büyücüdür[two] magiciansistiyorlarthey intendkithatsizi çıkarsınlarthey drive you outyurdunuzdanofyurdunuzyour landbüyüleriylewith their magicve gidersinlerand do awaysizin yolunuzuwith your wayörnekthe exemplary
🇹🇷 20:63 (Sihirbazlar daha sonra Musa ve Harun'u göstererek şöyle) dediler: "Bu ikisi muhakkak sihirbazdır; büyüleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak ve de örnek dininizi yok etmek istiyorlar."
siz toplayınSo put togetherhileniziyour plansonrathengelincomesıra halinde(in) a lineve muhakkakAnd verilybaşarmıştır(will be) successfulbugüntodaykimsewhoüstün gelenovercomes
🇹🇷 20:64 "Onun için bütün tuzaklarınızı bir araya getirin, sonra hep bir sıra halinde gelin. Bugün üstün gelen muhakkak zafer kazanmıştır."
dediler kiThey saidEy MusaO MusayaEither(ki)[that]sen atyou throwyahutor(ki)[that]biz olalımwe will beöncethe firstkimsewhoatanthrows
🇹🇷 20:65 Sihirbazlar: "Ey Musa! Ya sen at, yahud ilk atan biz olalım" dediler.
(Musa) dedi kiHe saidhayırNaysiz atınyou throw(bir de ne görsün)Then beholdonların ipleriTheir ropesve sopalarıand their staffsgibi görünüyorseemedonato himötürübybüyülerindentheir magicgerçektenthat theykoşuyor(were) moving
🇹🇷 20:66 Musa dedi ki: "Hayır, siz atın." Bir de ne görsün! Onların ipleri ve değnekleri, yaptıkları sihirden ötürü kendisine sanki yürüyorlarmış gibi geldi.
bu yüzden duyduSo sensediçindeinkendisihimselfbir korkua fearMusaMusa
🇹🇷 20:67 Bu yüzden Musa içinde bir korku hissetti.
dedikWe saidkorkma(Do) notkorkarlarfearşüphesiz sensinIndeed, yousenyouüstün gelecek(will be) superior
🇹🇷 20:68 Biz dedik ki: "Korkma, çünkü sen muhakkak üstünsün (galib geleceksin) "
ve atAnd throwolanıwhatsağ elinde(is) insağ elinyour right handyutsunit will swallow upşeyleriwhatonların yaptıklarıthey have madeçünküOnlyonların yaptıklarıthey (have) madehilesidira trickbir büyücünün(of) a magicianve aslaand notiflah olmazwill be successfulbüyücüthe magiciannereyewherevervarsahe comes
🇹🇷 20:69 "Sağ elindekini atıver, o, onların yaptıklarını yutar. Çünkü onların yaptıkları ancak bir büyücü tuzağıdır. Büyücü ise, her nerede olursa olsun başarıya ulaşamaz."
sonra kapandılarSo were thrown downbüyücülerthe magicianssecdeyeprostratingdedilerThey saidinandıkWe believeRabbinein (the) LordHarun'un(of) Harunve Musa'nınand Musa
🇹🇷 20:70 Sonunda bütün sihirbazlar secdeye kapandılar, "Musa ile Harun'un Rabbine iman ettik" dediler.
(Fir'avn) dedi kiHe saidinandınız mı?You believeona[to] himöncebeforeki[that]ben izin vermedenI gave permissionsizeto youşüphesiz OIndeed, hebüyüğünüzdür(is) your chiefkimsedirthe one whosize öğretentaught youbüyüyüthe magicöyleyse ben keseceğimSo surely I will cut offsizin elleriniziyour handsve ayaklarınızıand your feetçaprazofkarşı karşıyaopposite sidesve sizi asacağımand surely I will crucify youdallarınaongövdeler(the) trunkshurma(of) date-palmsve bileceksinizand surely you will knowhangimizinwhich of usdaha çetinmiş(is) more severeazabı(in) punishmentve sürekli imişand more lasting
🇹🇷 20:71 Firavun: "Ben size izin vermeden mi ona iman ettiniz? O, muhakkak size sihir öğreten büyüğünüzdür. And olsun ki, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve muhakkak sizi hurma dallarına asacağım. Böylece hangimizin azabının daha şiddetli ve devamlı olduğunu bileceksiniz" dedi.
dediler kiThey saidaslaNeverseni tercih edemeyizwe will prefer youbize geleneovernewhatbize geldihas come to usaçık delillereofapaçık delillerthe clear proofsve kimseyeand the One Whobizi yaratancreated uso halde yapSo decreeşeyiwhateversenyouyapacağın(are) decreeingancakOnly(istediğini) yapabilirsinyou can decreebu(for) thishayatındalifedünya(of) the world
🇹🇷 20:72 (İman eden sihirbazlar şöyle) dediler: "Bize gelen bu açık mucizeler ve bizi yaratana karşı, asla seni tercih edemeyiz. Ne hüküm vereceksen ver. Sen, ancak bu dünya hayatına hükmedebilirsin."
kuşkusuz bizIndeed, [we]inandıkwe believeRabbimizein our Lordbağışlaması içinthat He may forgivebizimfor usgünahlarımızıour sinsve şeyleriand whatbizi yapmaya zorladığınyou compelled usüzerineon itbüyüyüofbüyüthe magicAllahAnd Allahdaha hayırlıdır(is) Bestve daha süreklidirand Ever Lasting
🇹🇷 20:73 "Doğrusu biz hem günahlarımıza, hem bizi zorladığın sihre karşı, bizi bağışlasın diye, Rabbimize iman ettik. Allah (sevabça senden) daha hayırlı ve (azab verme bakımından da) daha devamlıdır."
şüphesizIndeed, hekimwhogelirsecomesRabbine(to) his Lordsuçlu olarak(as) a criminalşüphesizthen indeedonun için vardırfor himcehennem(is) HellölemezNotölecekhe will dieoradain itveand notyaşayamazlive
🇹🇷 20:74 Her kim Rabbine suçlu olarak varırsa, şüphesiz ki ona cehennem vardır. Orada ne ölür, ne de dirilir.
ve kimBut whoeverO'na gelirsecomes to Himbir mü'min(as) a believermuhakkakverilyyapmış olarakhe has doneiyi işlerthe righteous deedsiştethen thoseonlar için vardırfor themdereceler(will be) the ranksyüksek[the] high
🇹🇷 20:75 Kim de ona bir mümin olarak salih ameller işlemiş olduğu halde varırsa, işte onlara en yüksek dereceler vardır.
cennetleriGardensAdn(of) Edenakanflowsaltlarındanfromonların altındanunderneath themırmaklarthe riverssürekli olarak kalırlarabiding foreveroradain itve işte budurAnd thatmükafatı(is) the rewardkimselerin(for him) whoarınanpurifies himself
🇹🇷 20:76 Adn cennetleri vardır ki, altlarından ırmaklar akar, onlar, orada ebedî olarak kalacaklardır. Ve işte bu, (küfür ve isyandan) arınanların mükafatıdır. Meâli Şerifi
ve andolsunAnd verilybiz vahyetmiştikWe inspiredMusa'yatoMusaMusadiyethatgeceleyin yürütTravel by nightkullarımıwith My slavesve vurand strikeonlar içinfor thembir yola pathdenizdeindenizthe seakurudrykorkmanotkorkarakfearingyetişme(sin)dento be overtakenveand notendişe etmebeing afraid
🇹🇷 20:77 Gerçekten Musa'ya şöyle vahyettik: "Kullarımla geceleyin yürü (Mısır'dan çık) de (asânı vurarak) onlara denizde kuru bir yol aç; (artık firavun tarafından) yetişilmekten korkmazsın ve (boğulmaktan) endişe de etmezsin."
onların ardına düştüThen followed themFir'avnFiraunaskerleriylewith his forcesörttü (boğdu)but covered themdenizdenfromdenizthe seaşeywhatonları örtencovered them
🇹🇷 20:78 Firavun ordularıyla hemen onları takip etti, denizden kendilerini sarıveren (korkunç boğulma) sarıverdi
ve saptırdıAnd led astrayFir'avnFirauntoplumunuhis peopleveand (did) notdoğru yola iletmediguide them
🇹🇷 20:79 Böylece Firavun kavmini yanlış yola sürükledi ve doğru yola götürmedi.
Ey oğullarıO Children of IsraelİsrailO Children of IsraelandolsunVerilybiz sizi kurtardıkWe delivered youdüşmanınızdanfromdüşmanınızyour enemyve size va'dettikand We made a covenant with youyanındaon (the) sideTur'un(of) the Mountsağthe rightve indirdikand We sent downüzerinizeto youkudret helvasıthe Mannave bıldırcınand the quails
🇹🇷 20:80 Ey İsrailoğulları! Sizleri düşmanınızdan kurtardık ve Tûr dağının sağ yanında size söz verdik, üzerinize de kudret helvası ve bıldırcın indirdik.
yeyinEattemizlerindenoftemiz şeyler(the) good thingsşeylerinwhichsizi rızıklandırdığımızWe have provided youamaand (do) nottaşkınlık etmeyintransgressbu husustathereinsonra inerlest should descendüzerinizeupon yougazabımMy Angerve kiminAnd whoeverinerseon whom descendsüstüneon whom descendsgazabımMy Angerandolsun oindeeddüşmüş(mahvolmuş)turhe (has) perished
🇹🇷 20:81 Size verdiğimiz rızıkların en temizlerinden yiyin ve bunda taşkınlık etmeyin, sonra üzerinize gazabım iner. Kimin üzerine de gazabım inerse, muhakkak o mahvolur.
ve benBut indeed, I Amçok bağışlayıcıyımdırthe Perpetual Forgiverkimseye karşıof whoevertevbe edenrepentsve inananand believesve iş yapanand doesyararlırighteous (deeds)sonra dathenyola gelenremains guided
🇹🇷 20:82 Bununla beraber, şüphe yok ki ben, tevbe eden, iman edip salih amel işleyen, sonra da hak yolda sebat gösteren kimse için çok bağışlayıcıyım.
nedir?And whatseni aceleyle sevk edenmade you hastenkavminden (ayrılmaya)fromkavminyour peopleey MusaO Musa
🇹🇷 20:83 "Ey Musa! Seni kavminden (ayırıp) daha çabuk (gelmeye) sevkeden nedir?" (dedik.)
dedi kiHe saidonlarTheyişte(are) closeüzerindeleruponbenim izimmy tracksve ben acele ettimand I hastenedsanato youRabbimmy Lordrazı olman içinthat You be pleased
🇹🇷 20:84 Musa: "Onlar benim izimdeler (arkamdan beni takip edip geliyorlar). Ben sana acele ettim (geldim) ki, hoşnud olasın" dedi.
dediHe saidama bizBut indeed, Wemuhakkak[verily]sınadıkWe (have) triedkavminiyour peoplesenden sonraafter yousenden sonraafter youve onları saptırdıand has led them astraySamirithe Samiri
🇹🇷 20:85 Allah: "Doğrusu biz senden sonra kavmini imtihan ettik. Sâmirî onları saptırdı" dedi.
bunun üzerine döndüThen Musa returnedMusaThen Musa returnedkavminetokavmihis peopleçok kızgın bir haldeangryüzüntülü(and) sorrowfuldediHe saidey KavmimO my peoplesize va'detmemiş miydi?Did notsize vadederpromise youRabbinizyour Lordbir va'adlea promisegüzelgooduzun mu geldi?Then, did seem longsizeto yousürethe promiseyoksaormi istediniz?did you desirediyethatinsindescendüstünüzeupon youbir gazabın(the) AngerRabbinizdenofRabbinyour Lordbu yüzden caydınızso you brokebana verdiğiniz sözden(the) promise to me
🇹🇷 20:86 Hemen Musa öfkeli ve üzgün olarak kavmine döndü (onlara şöyle) dedi: "Ey kavmim! Rabbiniz size güzel bir vaad ile söz vermedi mi? Size bu süre mi çok uzun geldi, yoksa Rabbinizden size bir gazab inmesini arzu ettiniz de mi, bana olan vaadinizden caydınız?"
dediler kiThey saidçıkmadıkNotbozdukwe brokesenin sözündenpromise to youkendi malımızlaby our willfakatbut webize yükletilmişti[we] were made to carryyükler (günahlar)burdenssüs(eşyas)ındanfromsüslerornamentso milletin(of) the peopleonları attıkso we threw themaynı şekildeand thusattıthrewSamiri dethe Samiri
🇹🇷 20:87 Onlar dediler ki: "Biz sana verdiğimiz sözden, kendiliğimizden caymadık. Fakat biz o (Kıbtî) kavminin süs eşyasından bir takım ağırlıklar yüklenmiştik. Onları (ateşe) attık. Sâmirî de (kendi mücevheratını) böylece atmıştı."
sonra ortaya çıkardıThen he brought forthonlarafor thembir buzağıa calf'sheykelibodyonunit hadböğürmesi olana lowing sounddediler kiand they saidbuThissizin tanrınız(is) your godve tanrısıdırand the godMusa'nın(of) Musafakat o unuttubut he forgot
🇹🇷 20:88 Nihayet Sâmirî onlara böğüren bir buzağı heykeli ortaya çıkardı. Bunun üzerine Sâmirî ve adamları: "İşte sizin de, Musa'nın da ilâhı budur, ama o unuttu" dediler.
onlar görmüyorlar mı?Then, did notgörürlerthey seeaslathat notdönemezit (could) returnkendilerineto thembir sözlea wordve değildirand notmalikpossessonlarafor thembir zarar vermeyeany harmveand notyararany benefit
🇹🇷 20:89 Onlar görmüyorlar mıydı ki, o buzağı, kendilerine hiçbir sözle karşılık veremiyor; onlara ne bir zarar, ne de bir yarar vermeye sahip bulunamıyordu.
andolsunAnd verilydemişti(had) saidkendilerineto themHarunHarunöncedenbeforeöncebeforeey kavmimO my peopleşüphesizOnlysiz sınandınızyou are being testedbununlaby itve şüphesizand indeedRabbinizyour Lordçok esirgeyendir(is) the Most Graciousbana tâbi olunso follow meve ita'at edinand obeybuyruğumamy order
🇹🇷 20:90 And olsun ki Harun daha önce onlara: "Ey kavmim! Siz bununla (buzağı ile) imtihana çekildiniz. Sizin gerçek Rabbiniz Rahmân'dır. Gelin bana uyun ve emrime itaat edin" demişti.
dedilerThey saidaslaNevervazgeçmeyeceğizwe will ceasebunabeing devoted to ittapmaktanbeing devoted to itkadaruntildönünceyereturnsbizeto usMusaMusa
🇹🇷 20:91 Onlar (cevap olarak şöyle) demişlerdi: "Musa bize dönüp gelinceye kadar, biz ona tapmaya elbette devam edeceğiz."
dediHe saidEy HarunO Harunnedir?Whatsana engel olanprevented youzamanwhengördüğünde onlarınyou saw themsaptıklarınıgoing astray
🇹🇷 20:92 (Musa gelince kardeşine şöyle) dedi: "Ey Harun! bunların sapıklığa düştüğünü gördüğün vakit, seni engelleyen ne oldu?"
neden bana uymadın?That notbana uyyou follow mekarşı mı geldin?Then, have you disobeyedbuyruğumamy order
🇹🇷 20:93 "(Neden) benim yolumu takip etmedin, benim emrime karşı mı geldin?"
dediHe said(ey) anamın oğluO son of my mothertutma(Do) notbeni yakalamayınseize (me)sakalımıby my beardveand notbaşımıby my headmuhakkak ki benIndeed, Ikorktum[I] feareddiyethatdiyeceksinyou would sayayrılık çıkardınYou caused divisionarasındabetweenoğulları(the) Children of Israelİsrail(the) Children of Israelveand nottutmadınyou respectsözümümy word
🇹🇷 20:94 Harun: "Ey anamın oğlu! Sakalımı ve başımı (saçımı) tutma. Ben senin 'İsrailoğulları arasında ayrılık çıkardın, sözüme bakmadın' diyeceğinden korktum." dedi.
dedi kiHe saidnedir?Then whatsenin amacın(is) your caseEy SamiriO Samiri
🇹🇷 20:95 (Hz. Musa bu defa Sâmirî'ye dönerek) "Ey Sâmirî! Senin bu yaptığın nedir?" dedi.
dedi kiHe saidben gördümI perceivedşeyleriwhatonların görmediklerinotfarkederlerthey perceiveondain itsonra aldımso I tookbir avuça handfuleserindenfromiz(the) trackElçinin(of) the Messengerve onu attımthen threw itve böyle (yapmayı)and thushoş gösterdisuggestedbanato menefsimmy soul
🇹🇷 20:96 Sâmirî: "Onların görmedikleri bir şey gördüm: (Sana gelen) ilâhî elçinin (Cebrail'in) izinden bir avuç (toprak) aldım ve onu (erimiş mücevheratın içine) attım. Bunu, bana böylece nefsim hoş gösterdi" dedi.
(Musa) dediHe saidgit (defol)Then goartıkAnd indeedsenfor youhayat boyuncainhayatthe lifediyeceksinthatdiyeceksinizyou will saybana dokunmayın!(Do) notdokunurlartouchve şüphesizAnd indeedsanafor youva'dedilenden (cezadan)(is) an appointmentaslaneverkurtulamayacaksınyou will fail to (keep) itşimdi bakAnd looktanrınaatilahınızyour goddurup ısrarlathat whichkaldınızyou have remainedonato ittaptığındevotedbiz onu yakacağızSurely we will burn itsonrathenonu savuracağızcertainly we will scatter itdenizeindenizthe seaufalayıp(in) particles
🇹🇷 20:97 (Musa ona şöyle) dedi: "Haydi çekil git. Artık senin için hayat boyunca, 'benimle temas yok' diye söylemen var (bir vahşi gibi yapayalnız yaşamağa mahkum olacaksın). Hem senin için asla kaçamayacağın bir ceza daha vardır. Bir de ibadet edip durduğun ilâhına bak; elbette biz onu yakacağız, sonra da kül edip muhakkak onu denize savuracağız."
ancakOnlytanrınızyour GodAllah'tır(is) Allaholmayanthe Oneyoktur(there is) notanrıgodbaşkabutO'ndanHekuşatmıştırHe has encompassedherallşeyithingsO'nun bilgisi(in) knowledge
🇹🇷 20:98 Sizin ilâhınız, ancak kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayan Allah'dır. Onun ilmi her şeyi kuşatmıştır.
böyleceThusanlatıyoruzWe relatesanato youhaberlerindenfromhaber(the) newsgeçmişlerin(of) whatgeçtihas precededgeçtihas precededgerçektenAnd certainlysana verdikWe have given youkatımızdanfromBizeUsbir Zikira Reminder
🇹🇷 20:99 (Ey Muhammed!) Sana geçmişin haberlerinden bir kısmını böylece anlatıyoruz. Şüphe yok ki, sana katımızdan bir zikir (düşünüp kendisinden ibret alınacak bir kitab) verdik.
kimWhoeveryüz çevirirseturns awayondanfrom itşüphesiz othen indeed, heyüklenecektirwill beargünü(on the) Daykıyamet(of) Resurrection(ağır) bir günaha burden
🇹🇷 20:100 Kim ondan yüz çevirirse, şüphesiz o, kıyamet günü bir günah yüklenecektir.
sürekli olarak kalacaklardırAbiding foreveroradain itve ne kötüand evilonlar içinfor themgününde(on the) Daykıyamet(of) the Resurrectionbir yüktür(as) a load
🇹🇷 20:101 Devamlı o azabın altında kalacaklar. Kıyamet günü onlar için, bu ne fena bir yüktür!
o gün(The) Dayüflenirwill be blownSur'ainsûrthe Trumpetve toplarızand We will gathersuçlularıthe criminalso günthat Daykör bir durumdablue-eyed
🇹🇷 20:102 Sûr'a üfürüleceği gün ki biz suçluları o gün, (gözleri korkudan) göğermiş olarak mahşerde toplayacağız.
gizli gizli derlerThey are murmuringkendi aralarındaamong themselveskalmadınızNotkaldınızyou remainedbaşkaexcept (for)on gün(den)ten
🇹🇷 20:103 "Siz dünyada sadece on(gün) kaldınız" diye kendi aralarında gizli gizli konuşurlar.
bizWedaha iyi bilirizknow bestşeyleriwhatonların dediklerithey will sayo zamanwhender kiwill sayonların seçkinleri(the) best of themyol (hayat tarzı) bakımından(in) conductsiz kalmadınızNotkaldınızyou remainedbaşkacaexcept (for)bir gün(den)a day
🇹🇷 20:104 Aralarında ne konuşacaklarını biz çok iyi biliriz. Görüşü en üstün olan: "Ancak bir gün kaldınız" diyecektir.
ve sana soruyorlarAnd they ask youdağlardanaboutdağlarthe mountainsde kiso sayonları savuracakWill blast themRabbimmy Lordufalayıp(into) particles
🇹🇷 20:105 (Ey Muhammed!) Sana dağlar(ın kıyametteki durumunu) sorarlar, de ki: "Rabbim onları ufalayıp savuracak."
bırakacaktırThen He will leave ityerlerinia levelboş dümdüz'plain
🇹🇷 20:106 "Böylece yerlerini dümdüz boş bir halde bırakacak."
görmeyeceksinNotgöreceksinizyou will seeoradain itbir eğrilikany crookednessne deand notbir tümsekany curve
🇹🇷 20:107 "Orada ne bir çukur, ne de bir tümsek göreceksin."
o günOn that Dayuyarlarthey will followçağrıcıyathe callerhiç pürüzü olmayannosapmadeviationonunfrom itve kısılırAnd (will be) humbledseslerthe voicesRahman'ın huzurundafor the Most Graciousişitemezsinso notişiteceksinizyou will hearbaşka bir şeyexceptfısıltıdana faint sound
🇹🇷 20:108 O gün, hiçbir tarafa sapmadan o davetçiye (Sûr'a üfleyenin çağrısına) uyarlar. Öyleki, Rahmân'ın heybetinden sesler kısılmıştır. Artık bir fısıltıdan başka hiçbir şey işitemezsin.
o gün(On) that Dayyokturnotfaydasıwill benefitşefa'atininthe intercessionbaşkasınınexceptkimseden(to) whomizin verdiğihas given permissionkendisine[to him]Rahman'ınthe Most Graciousve hoşlandığıand He has acceptedonunfor himsözündena word
🇹🇷 20:109 O gün, Rahmân'ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnud olduğu kimselerden başkasının şefaatı fayda vermez.
O bilirHe knowsolanıwhatarasında (önlerinde)(is) before themellerinin (önlerinde)(is) before themve olanıand whatarkalarında(is) behind themvewhile notonlar ise kavrayamazlarthey encompassO'nuitbilgice(in) knowledge
🇹🇷 20:110 Allah, onların geleceklerini de, geçmişlerini de bilir. Onlar ise O'nu ilmen kavrayamazlar.
boyun eğmiştirAnd (will be) humbledbütün yüzlerthe faceso diri olanabefore the Ever-Livingve herşeye hakim olanathe Self-Subsistingve muhakkakAnd verilyperişan olmuşturwill have failedkimse(he) whoyüklenencarriedzulümwrongdoing
🇹🇷 20:111 Bütün yüzler, diri ve bütün yarattıklarını gözetip duran Allah'a baş eğmiştir. Bir zulüm yüklenen gerçekten hüsrana uğramıştır.
ve kimBut (he) whoyaparsadoesiyi olan işlerdenofsalih amellerthe righteous deedsve owhile heinanırsa(is) a believerartıkthen notkorkmazhe will fearzulümdeninjusticene deand nothakkının çiğnenmesindendeprivation
🇹🇷 20:112 Her kim de mümin olarak salih amelleri işlerse, artık o, ne bir haksızlıktan ve ne de çiğnenmekden korkar.
ve böyleAnd thussana onu indirdikWe have sent it downbir Kur'an olarak(the) QuranArapça(in) Arabicve türlü biçimlere açıkladıkand We have explainedondain ittehditleriofuyarılarthe warningsumulur kithat they maykorunurlarfearyahutor(Kur'an) yaptırırit may causeonlara[for] thembir hatırlamaremembrance
🇹🇷 20:113 İşte böylece biz onu Arapça bir Kur'ân olarak indirdik. Onda tehditlerden nice türlüsünü tekrar tekrar açıkladık ki belki sakınırlar, yahut onlara bir ibret ve uyanış verir.
yücedirSo high (above all)Allah(is) Allahhükümdar olanthe Kinggerçekthe TrueaslaAnd (do) notacele etmehastenKur'an'ı (okumaya)with the Quranöncebeforeöncebeforediye[that]tamamlansınis completedsanato youvahyedilmesiits revelationve de kiand sayRabbimMy Lordartır banaIncrease meilmimi(in) knowledge
🇹🇷 20:114 Hükmü her yerde geçerli gerçek hükümdar olan Allah yücedir. (Ey Muhammed!) Kur'ân sana vahyedilirken, vahiy bitmeden önce (unutma korkusu ile) Kur'ân'ı okumada acele etme; "Rabbim! benim ilmimi artır" de.
ve andolsunAnd verilybiz emretmiştikWe made a covenantAdem'ewithÂdemAdamöncedenbeforeöncebeforefakat unuttubut he forgotveand notbiz bulmadıkWe foundondain himbir azimdetermination
🇹🇷 20:115 Doğrusu bundan önce Âdem'e (bu ağaçtan yeme diye) emrettik, fakat unuttu ve biz onda bir azim (bir kararlılık) bulmadık.
ve haniAnd whendemiştikWe saidmeleklereto the Angelssecede edinProstrateAdem'eto Adamsecde ettilerthen they prostratedyalnızexceptİblisIblisdirettihe refused
🇹🇷 20:116 Bir vakit meleklere: "Âdem(e hürmet) için secde edin" demiştik; İblis'ten başka hepsi secde etmiş, o çekinmişti.
dedik kiThen We saidey AdemO AdamşüphesizIndeedbuthisdüşmandır(is) an enemysenato youve eşineand to your wifesakınSo notsizi çıkarmasın(let) him drive you bothcennettenfromcennetParadisesonra yorulursunso (that) you would suffer
🇹🇷 20:117 Biz de (Âdem'e) şöyle demiştik: "Ey Âdem! Şüphesiz bu (İblis) sana ve eşine düşmandır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, sonra bedbaht olursun (sıkıntı çeker, perişan olursun)."
şüphesizIndeedsenin içinfor youyokturthat notacıkmakyou will be hungryburadathereinve yokturand notçıplak kalmakyou will be unclothed
🇹🇷 20:118 "Doğrusu senin acıkmaman ve çıplak kalmaman (ancak) cennettedir. "
ve şüphesiz senAnd that yoususamayacaksınnotsusamayacaksınwill suffer from thirstburadathereinveand notsıcaktan etkilenmeyeceksinexposed to the sun's heat
🇹🇷 20:119 Ve sen orada ne susarsın, ne de güneşin sıcağında kalırsın"
nihayet fısıldadıThen whisperedonato himşeytanShaitaandedi kihe saidey AdemO Adammi?Shallsana göstereyimI direct youağacınıtoağaç(the) treeebedilik(of) the Eternityve bir hükümranlığıand a kingdomyok olmayacaknoteskimeyen(that will) deteriorate
🇹🇷 20:120 Nihayet şeytan ona vesvese verdi. Şöyle dedi: "Ey Âdem! Sana sonsuzluk ağacını ve çökmesi olmayan bir saltanatı göstereyim mi?"
yedilerThen they both ateo(ağaç)tanfrom itböylece göründüso became apparentkendilerineto themkötü yerleritheir shameve başladılarand they beganörtmeğe(to) fastenüstlerinion themselvesyaprağındanfromyapraklar(the) leavescennet(of) Paradiseve karşı geldiAnd Adam disobeyedAdemAnd Adam disobeyedRabbinehis Lordve şaşırdıand erred
🇹🇷 20:121 Bunun üzerine ikisi de o ağaçtan yediler. Hemen ayıp yerleri kendilerine açılıp görünüverdi. Ve üzerlerine cennet yaprağından örtüp yamamaya başladılar. Âdem Rabbinin emrinden çıktı da şaşırdı.
sonraThenonu seçtichose himRabbihis Lordtevbesini kabul ettiand turnedonunto himve doğru yola ilettiand guided (him)
🇹🇷 20:122 Sonra Rabbi, onu seçti de tevbesini kabul buyurdu ve ona doğru yolu gösterdi.
dedi kiHe saidininGo downoradanfrom ithepinizallbir kısmınızsome of youdiğerinizeto othersdüşmansınız(as) enemyartıkThen ifsize geldiği zamancomes to youbendenfrom Mebir hidayetguidancesonra kimthen whoeveruyarsafollowsbenim hidayetimeMy guidanceyoktur (ona)then notsapkınlıkhe will go astrayve yokturand notbir sıkıntısuffer
🇹🇷 20:123 Allah (onlara) şöyle dedi: "Birbirinize düşman olmak üzere hepiniz oradan (cennetten) inin. Artık benden size bir hidayet (kitab) geldiği zaman, kim benim hidayetime uyarsa işte o, sapıklığa düşmez ve (ahirette) zahmet çekmez.
ama kimAnd whoeveryüz çevirirseturns awaybeni anmaktanfromBeni anmakMy remembranceşüphesiz kithen indeedonun için vardırfor himbir geçim(is) a lifedarstraitenedve onu haşrederizand We will gather himgünü(on the) Daykıyamet(of) the Resurrectionkör olarakblind
🇹🇷 20:124 Her kim de benim zikrimden (Kur'ân'dan) yüz çevirirse, (bilsin ki) ona dar bir geçim vardır ve onu kıyamet günü kör olarak haşrederiz.
der kiHe will sayRabbimMy Lordniçin?Whybeni haşrettinYou raised mekör olarakblindandolsunwhile [verily]ben idimI hadgörüyorsight
🇹🇷 20:125 (O zaman Kur'ândan yüz çeviren kimse) "Rabbim! beni niçin kör olarak haşrettin, oysa ben gören bir kimseydim" der.
(Allah) buyurur kiHe will saynasıl kiThussana geldiğindecame to youayetlerimizOur Signssen onları unuttuysanbut you forgot themöyleceand thusbugüntodaysen unutulursunyou will be forgotten
🇹🇷 20:126 Allah: "Böyledir, sana âyetlerimiz gelmişti de onları sen unutmuştun, bugün de öylece unutulursun" der.
işte böyleAnd thuscezalandırırızWe recompensekimseleri(he) whoisraf edentransgressesveand notinanmayanlarıbelievesayetlerinein (the) SignsRabbinin(of) his Lordve elbette azabıAnd surely (the) punishmentahiretin(of) the Hereafterdaha çetindir(is) more severeve daha süreklidirand more lasting
🇹🇷 20:127 İşte haddi aşanları, Rabbinin âyetlerine inanmayanları biz böyle cezalandırırız. Ve muhakkak ki ahiret azabı (dünya azabından) daha şiddetli ve daha devamlıdır.
yola getirmedi mi?Then has notyol gösterdiit guidedonları;[for] themnicelerinihow manyyok edişimizWe (have) destroyedkendilerinden öncebefore themnesillerdenofnesillerthe generationsdolaştıkları(as) they walkmeskenlerindeinyurtlarıtheir dwellingselbetteIndeedbunda vardırinşuthatibretlersurely (are) Signssahipleri içinfor possessorsakıl(of) intelligence
🇹🇷 20:128 Onları, yerlerinde gezip durdukları şu kendilerinden önce yok ettiğimiz bunca nesiller(in o korkunç akibeti) doğru yola sevk etmedi mi? Doğrusu bunda ibret alacak aklı olanlar için nice deliller vardır.
eğer olmasaydıAnd if notsöylenmiş bir söz(for) a Worddaha önce(that) precededtarafındanfromRabbinyour Lordşüphesiz olurdusurely (would) have been(azap) gereklian obligationve bir süreand a termbelirtilmişdetermined
🇹🇷 20:129 Eğer Rabbinin verdiği bir hüküm ve tayin ettiği bir süre olmasaydı, hemen azaba uğrarlardı.
o halde sabretSo be patientşeylereovernewhatonların dediklerithey sayve tesbih etand glorifyöverekwith praiseRabbini(of) your Lordöncebeforedoğmasından(the) risinggüneşin(of) the sunve önceand beforebatmasındanits settingbir kısmındaand fromsa'atlerinden(the) hoursgece(of) the nighttesbih etand glorifyve taraflarında(at the) endsgündüzün(of) the dayumulur kiso that you mayhoşnut olursunbe satisfied
🇹🇷 20:130 O halde, dediklerine sabret; güneşin doğmasından önce ve batmasından önce Rabbini hamd ile tesbih et. Gecenin bir kısım vakitlerinde ve gündüzün etrafında da tesbih et ki hoşnudluğa eresin.
ve aslaAnd (do) notdikmeextendgözleriniyour eyesdoğrutowardsşeylerewhatfaydalandırdığımızWe have given for enjoymentonunla[with it]bazı zümreleripairsonlardanof themsüsüne(the) splendorhayatının(of) the lifedünya(of) the worldkendilerini denemek içinthat We may test themo konudain itve rızkıAnd (the) provisionRabbinin(of) your Lorddaha hayırlıdır(is) betterve daha süreklidirand more lasting
🇹🇷 20:131 Kâfirlerden bir kısmına, onları sınamak için dünya hayatının zineti olarak verdiğimiz ve onunla kendilerini geçindirdiğimiz şeye (mal ve saltanata) sakın rağbetle bakma. Rabbinin (ahiretteki) rızkı daha hayırlı ve daha devamlıdır.
ve emretAnd enjoinailene(on) your familynamazıthe prayerve dayanand be steadfastona (namaz kılmaya)thereinbiz senden istemiyoruzNotsenden istemiyoruzWe ask yourızık(for) provisionbizWeseni besliyoruzprovide (for) youve akıbetand the outcometakva(sahipleri)nindir(is) for the righteous[ness]
🇹🇷 20:132 (Ey Muhammed!) Ehline namaz kılmalarını emret, kendin de ona sabırla devam et. Biz senden bir rızık istemiyoruz. Seni biz rızıklandırırız. Güzel akibet takva sahiplerinindir.
ve dediler kiAnd they saydeğil mi?Why notbize getirmelihe brings usbir ayet (mu'cize)a signRabbindenfromRabbihis Lordonlara gelmedi mi?Has notonlara gelircome to themkanıtevidencebulunan(of) whatiçindeydi(was) inKitap'lardathe Scripturesöncekithe former
🇹🇷 20:133 (İnkâr edenler): "Rabbinden bize bir mucize getirse ya" dediler. Onlara önceki kitablarda olan apaçık deliller gelmedi mi?
şayetAnd ifşüphesiz bizWeonları helak etseydik(had) destroyed thembir azab ilewith a punishmentondan öncebefore himondan öncebefore himelbette derlerdisurely they (would) have saidRabbimizOur Lordkeşkewhy notgönderseydinYou sentbizeto usbir elçia Messengeruysaydıkso we (could) have followedsenin ayetlerineYour signsöncebeforeöncebeforerezil olmadan[that]aşağılandıkwe were humiliatedve alçak (olmadan)and disgraced
🇹🇷 20:134 Eğer biz, onları bundan (peygamber veya Kur'ân'dan) önce bir azab ile yok etseydik, muhakkak "Ey Rabbimiz! bize bir peygamber gönderseydin de, alçak ve rezil olmadan önce âyetlerine uysaydık, olmaz mıydı?" diyeceklerdi.
de kiSayherkesEachgözetlemektedir(is) waitinggözetleyinso awaitbileceksinizThen you will knowkimdirwhosahipleri(are the) companionsyolun(of) the waydüzgün[the] evenve kimdirand whodoğru yolda olanis guided
🇹🇷 20:135 De ki: "Hepimiz beklemekteyiz, siz de bekleyedurun. Şüphesiz düz yolun sahiplerinin kimler olduğunu ve kimlerin doğru yolda bulunduğunu yakında bileceksiniz.
Mahmoud Khalil Al-Husary