سُورَةُ مريممَكِّيَّة ۝ ٩٨ آيَة

19. Meryem Suresi (Mary) · 98 ayet · Mekkî

🕮 Sayfa görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
سُورَةُ مريممَكِّيَّة ۝ ٩٨ آيَة

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

Kaf ha ya 'ayn sadKaaf Ha Ya Ain Sad
🇹🇷 19:1 Kâf, Hâ, Yâ, Ayn, Sâd.
bu anmasıdır'(A) mentionrahmetini(of the) MercyRabbinin(of) your Lordkulu(to) His servantZekeriyya'yaZakariya
🇹🇷 19:2 Bu, Rabbinin, kulu Zekeriyya'ya olan rahmetini anmadır.
haniWhenyalvarmıştıhe calledRabbine(to) his Lordbir seslenişlea call gizlisecret
🇹🇷 19:3 Bir zamanlar o, Rabbine gizlice (içinden) yalvarmıştı.
dediHe saidRabbimMy Lordşüphesiz benIndeed, [I]gevşedi(have) weakenedkemik(lerim)my bonesbenimmy bonesve tutuştuand flaredbaşım(my) headihtiyarlık aleviyle(with) whiteveand notolmadımI have beensana du'a ilein (my) supplication (to) YouRabbimmy Lordbahtsızunblessed
🇹🇷 19:4 Şöyle demişti: "Ey Rabbim! Şüphesiz (artık öyle bir durumdayım ki) benim kemiğim zayıflayıp gevşedi ve başım(ın saçı) bembeyaz alev gibi tutuştu. Sana dua etmekle de ey Rabbim, hiçbir zaman bedbaht olmadım."
doğrusu benAnd indeed, Ikorktum[I] fearyerime geçecek yakınlarımdanthe successorsarkamdanafter mebenden sonraafter meveand iskarım damy wifekısırdırbarren(Ne olur) lutfetSo givebana[to] mekatındanfromkendinYourselfbir veli(aht)an heir
🇹🇷 19:5 "Gerçekten ben, arkamdan yerime geçecek varislerden endişedeyim. Karım da kısır bulunuyor. Onun için katından bana bir çocuk ihsan et."
bana mirasçı olsunWho will inherit meve mirasçı olsunand inheritoğullarınafromaile(the) familyYa'kub(of) Yaqubve onu yapAnd make himRabbimmy Lordrazı olduklarındanpleasing
🇹🇷 19:6 "Ki bana da mirasçı olsun, Yakub ailesine de mirascı olsun. Rabbim, onu sen rızana kavuştur."
Ey ZekeriyyaO Zakariyaşüphesiz bizIndeed, Wesana müjdeleriz[We] give you glad tidingsbir oğulof a boyonun adıhis nameYahya'dır(will be) Yahyayapmadıknottayin ettikWe (have) assignedona[for] itdaha öncebeforeöncebeforeadaş(this) name
🇹🇷 19:7 (Allah şöyle buyurdu): "Ey Zekeriyya! Şüphesiz biz sana Yahya isminde bir oğlanı müjdeliyoruz. Bundan önce ona hiçbir adaş yapmadık."
dedi kiHe saidRabbimMy Lordnasıl olur?Howbenimcanbende varI haveoğluma boyvewhile iskarım damy wifekısırdırbarrenve gerçektenand indeedben ulaştımI have reachedihtiyarlığınofyaşlılıkthe old ageson sınırınaextreme
🇹🇷 19:8 Zekeriyya: "Rabbim! Karım kısır, ben de son derece kocamışken nasıl oğlum olabilir?" dedi.
dedi kiHe saidöyledirThusdedi;saidsenin Rabbinyour LordO'Itbana(is) easy for Mekolaydır(is) easy for Meve gerçektenand certainlyseni de yaratmıştımI (have) created youdaha öncebeforeöncebeforeve değilkenwhile notsenyou werehiçbir şeyanything.'
🇹🇷 19:9 (Allah yahut Cebrail ona şöyle) dedi: "Dediğin gibidir, (fakat) Rabbin buyurdu ki, bu işi yapmak bana kolaydır. Nitekim bundan önce seni yarattım. Halbuki sen hiçbir şey değildin."
dediHe saidRabbimMy Lord(öyle ise) verMakebanafor mebir işareta signdediHe saidsenin işaretinYour signkonuşamamandır(is) that notkonuşacaksınızyou will speakinsanlarla(to) the peopleüç(for) threegecenightssapasağlam olduğun haldesound
🇹🇷 19:10 Zekeriyya şöyle dedi: "Rabbim! Bana alâmet ver." Allah: "Senin alâmetin, sapasağlam olduğun halde, üç gün, üç gece insanlarla konuşamaz hale gelmendir." buyurdu.
çıkıpThen he came outkarşısınatokavmininhis peoplema'beddenfrommihrapthe prayer chamberişaret ettiand he signaledonlarato themdiyetotesbih edinglorify (Allah)sabah(in) the morningve akşamand (in) the evening
🇹🇷 19:11 Nihayet (birgün konuşamayınca) mihrabdan kavmine karşı çıktı da onlara "Sabah ve akşam (Rabbinizi) tesbih edin" diye işaret etti.
Ey YahyaO YahyatutHoldKitabıthe Scripturekuvvetlewith strengthve ona verdikAnd We gave himhikmet[the] wisdomçocuk iken(when he was) a child
🇹🇷 19:12 "Ey Yahya! Kitaba kuvvetle sarıl" (dedik) ve daha çocukken ona hikmet verdik.
ve bir rahmetAnd affectionkatımızdanfromBizeUsve temizlikand purityve olduand he wassakınan (bir kimse)righteous
🇹🇷 19:13 Hem de katımızdan bir merhamet ve (günahlardan) paklık verdik, o çok takva sahibi idi.
ve iyilik ediciydiAnd dutifulana babasınato his parentsveand notdeğildihe wasbaş kaldırana tyrantbir zorbadisobedient
🇹🇷 19:14 Anne ve babasına karşı iyi davranan bir kimse idi, zorba ve isyankâr değildi.
selam olsun!And peace beonaupon himgün(the) daydoğduğuhe was bornve günand (the) dayöleceğihe diesve günand (the) daykaldırılacağıhe will be raiseddiri olarakalive
🇹🇷 19:15 Doğduğu gün, öleceği gün ve dirileceği gün ona selam olsun.
an (hatırla)And mentionKitaptainKitapthe BookMeryem'iMaryambir zamanwheno ayrılıp çekilmiştishe withdrewailesindenfromailesiher familybir yere(to) a placedoğu yönündeeastern
🇹🇷 19:16 (Ey Muhammed!) Kur'ân'daki Meryem kıssasını da an (insanlara anlat). Hani o, ailesinden ayrılarak (evinin veya mescidin) doğu tarafında bir yere çekilmişti.
çekmiştiThen she tookonlarla arasınafrom themonlardanfrom thembir perdea screenbiz de gönderdikThen We sentonato herruhumuzu (Cebrail'i)Our Spiritgöründüthen he assumed for her the likenessonathen he assumed for her the likenessbir insan şeklinde(of) a mandüzgünwell-proportioned
🇹🇷 19:17 Sonra ailesiyle kendisi arasına bir perde koymuştu. Biz ona meleğimiz (Cebrail)i gönderdik de ona tam bir insan şeklinde göründü.
(Meryem) dedi kiShe saidşüphesiz benIndeed, Isığınırım[I] seek refugeRahman'awith the Most Gracioussendenfrom youeğerifisenyou arekorkuyorGod fearing
🇹🇷 19:18 Meryem: "Ben senden Rahmân (olan Allah) a sığınırım. Eğer Allah'dan korkuyorsan (dokunma bana)" dedi.
dedi kiHe saidsadeceOnlybenI amelçisiyima MessengerRabbinin(from) your Lordhediye edeyim diyethat I (may) bestowsanaon youbir erkek çocuğua sontertemizpure
🇹🇷 19:19 Melek: "Ben, sana temiz bir oğlan bağışlamak için, Rabbinin gönderdiği bir elçiyim" dedi.
dediShe saidnasılHowolurcan bebenimfor meoğluma sonbana dokunmadıwhen notbana dokunduhas touched mebir insana manveand notben değilimI amiffetsizunchaste
🇹🇷 19:20 Meryem: "Benim nasıl çocuğum olabilir? Bana hiçbir insan dokunmamıştır. Ben iffetsiz de değilim" dedi.
dediHe saidöyledirThusdedisaidRabbinyour LordO'Itbana(is) for Mekolaydıreasyonu kılmak içinand so that We will make himbir mu'cizea signinsanlarafor the mankindve bir rahmetand a Mercybizdenfrom Usve olupAnd (it) isa matterkarara bağlanarakdecreed.'
🇹🇷 19:21 Melek: "Bu, dediğin gibidir. Ancak Rabbin buyurdu ki: Bu (babasız çocuk vermek), bana pek kolaydır. Hem biz onu nezdimizden insanlara bir mucize ve rahmet kılacağız. Hem, bu önceden (ezelde) kararlaştırılmış bir iştir." dedi.
ona gebe kaldıSo she conceived himve çekildiand she withdrewonunlawith himbir yere(to) a placeuzakremote
🇹🇷 19:22 Nihayet (Allah'ın emri gerçekleşti) Meryem İsa'ya gebe kaldı ve o haliyle uzak bir yere çekildi.
ve onu getirdiThen drove herdoğum sancısıthe pains of childbirthdalı(nın altı)natogövde(the) trunkbir hurma(of) the date-palmdediShe saidey keşkeO! I wishölseydimI (had) diedöncebeforebundanthisve idimand I wasunutulsa(in) oblivionunutulanlar gibiforgotten
🇹🇷 19:23 Sonra doğum sancısı onu bir hurma dalına tutunup dayanmaya zorladı. "Keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim" dedi.
ona şöyle seslendiSo cried to heraltındanfromonun altındanbeneath herüzülmeThat (do) notüzülürlergrievegerçektenverilyvar etti(has) placedRabbinyour Lordalt tarafındabeneath youbir su arkıa stream
🇹🇷 19:24 Melek, Meryem'e, aşağı tarafından şöyle seslendi. "Sakın üzülme, Rabbin alt tarafında bir ırmak akıttı."
silkeleAnd shakesana doğrutowards youdalını(the) trunkhurma(of) the date-palmdökülsünit will dropüzerineupon youolgun hurmafresh datestazeripe
🇹🇷 19:25 "Hurma dalını kendine doğru silkele, üzerine devşirilmiş taze hurmalar dökülsün."
yeSo eatve içand drinkve aydın olsunand coolgözün(your) eyeseğerAnd ifgörürsenyou seeinsanlardanfrominsanhuman beingbirinianyonede kithen sayşüphesiz benIndeed, Iadadım[I] have vowedRahman içinto the Most Graciousoruça fastaslaso notkonuşmayacağımI will speakbugüntodayhiçbir insanla(to any) human being
🇹🇷 19:26 "Ye, iç, gözün aydın olsun. Eğer insanlardan birini görürsen, ben Rahmân (olan Allah)a bir oruç (susmak) adadım. Onun için bugün hiçbir kimseyle konuşmayacağım" de.
getirdiThen she cameonuwith himkavmine(to) her peopletaşıyarakcarrying himdedilerThey saidEy MeryemO MaryamgerçektenCertainlysen yaptınyou (have) broughtbir işan amazing thingtuhaf korkunç'an amazing thing
🇹🇷 19:27 Sonra Meryem onu (İsa'yı) yüklenerek kavmine getirdi. Onlar (hayretler içinde şöyle) dediler: "Ey Meryem! doğrusu sen görülmemiş bir şey yaptın."
ey kızkardeşiO sisterHarun'un(of) HarundeğildiNotidiwasbabanyour fatherbir adaman evil mankötüan evil manveand notdeğildiwasannen deyour motheriffetsizunchaste
🇹🇷 19:28 "Ey Harun'un kızkardeşi! Senin baban kötü bir adam değildi, annen de iffetsiz bir kadın değildi."
(çocuğu) gösterdiThen she pointedonlarato himdediler kiThey saidnasılHowkonuşuruz(can) we speakkimseyle(to one) whoolanisbeşikteinbeşikthe cradleçocuklaa child
🇹🇷 19:29 Bunun üzerine Meryem çocuğu gösterdi. Onlar; "Biz beşikteki bir çocukla nasıl konuşuruz?" dediler.
(Çocuk) dediHe saidşüphesiz benIndeed, I amkuluyuma slaveAllah'ın(of) Allahbana verdiHe gave meKitabıthe Scriptureve beni yaptıand made mepeygambera Prophet
🇹🇷 19:30 (Allah'ın bir mucizesi olarak İsa şöyle) dedi: "Şüphesiz ben Allah'ın kuluyum. O bana kitab verdi ve beni bir peygamber yaptı."
ve beni kıldıAnd He (has) made mebereketliblessedneredewhereverolursamwhereverbenI amve bana emrettiand has enjoined (on) menamaz kılmayı[of] the prayerve zekat vermeyiand zakaholduğum süreceas long as I amben olduğum süreceas long as I amsağalive
🇹🇷 19:31 "Beni, nerede olursam olayım mübarek kıldı. Hayatta bulunduğum müddetçe namaz kılmamı ve zekat vermemi emretti."
ve iyilik eder (kıldı)And dutifulannemeto my motherve beni yapmadıand notbeni yaptıHe (has) made mebir zorbainsolentbaş kaldıranunblessed
🇹🇷 19:32 "Beni anneme hürmetkar kıldı. Beni zorba ve isyankar yapmadı."
ve esenlik verilmiştirAnd peace (be)banaon megün(the) daydoğduğumI was bornve günand (the) dayöleceğimI will dieve günand (the) DaykaldırılacağımI will be raiseddiri olarakalive
🇹🇷 19:33 "Doğduğum gün, öleceğim gün ve dirileceğim gün selam ve emniyet benim üzerimedir."
işteThatÎsa(was) Isaoğlu(the) sonMeryem(of) Maryamsöza statementgerçek(of) truthhakkındathat whichonun hakkındaabout itşüphe edip ayrılığa düştüklerithey dispute
🇹🇷 19:34 İşte hakkında (yahudilerle hıristiyanların) ihtilaf edip durdukları Meryemoğlu İsa'ya dair Allah'ın sözü budur.
yakışmazNotodur(it) isAllah'afor AllahedinmekthatedinmesiHe should takehiçbirany sonçocukany sonO'nun şanı yücedirGlory be to HimzamanWhenhükmettiğiHe decreesbir işia mattersadecethen onlyderHe saysonato itol!Be(o da) olurand it is
🇹🇷 19:35 Çocuk edinmek asla Allah'ın şanına yakışmaz. O bundan münezzehtir. O, bir şeyin olmasını dilerse, ona sadece "ol" der, o da oluverir.
ve şüphesizAnd indeedAllahAllahbenim Rabbimdir(is) my Lordve sizin Rabbinizdirand your LordO'na kulluk edinso worship Himişte budurThisyol(is) a pathdosdoğrustraight
🇹🇷 19:36 "Şüphesiz benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz Allah'tır. O halde ona ibadet edin, işte dosdoğru yol budur."
ayrılığa düştülerBut differedhiziplerthe sectskendi aralarındanfrom among themiçlerindenfrom among themartık vay halineso woekimselerinto those whoinkar edendisbelieveötürüfromgörmekten(the) witnessingbir günü(of) a Daybüyükgreat
🇹🇷 19:37 Ne var ki, fırkalar (yahudi ve hıristiyanlar) kendi aralarında ihtilafa düştüler. O büyük (dehşetli) günü görecek kâfirlerin vay haline!
ne güzel işitirlerHow they will hearonlarHow they will hearne güzel görürlerand how (they will) seegün(the) Daybize geldiklerithey will come to Usamabutzalimlerthe wrongdoersbugüntodayiçindedirler(are) insapıklıkerrorapaçıkclear
🇹🇷 19:38 Bize gelecekleri gün, neler işitecekler, neler görecekler! Fakat o zalimler bugün apaçık bir sapıklık içindedirler.
onları uyarAnd warn themgününe (karşı)(of the) Dayhasret(of) the Regreto zamanwhenhükmedilirhas been decidedişethe matteronlarAnd theyiçinde iken(are) ingafletheedlessnessve onlarand theyiman etmezlerken(do) notiman ederlerbelieve
🇹🇷 19:39 (Ey Muhammed!) İnsanların pişmanlık duyacağı ve işin bitmiş olacağı (kıyamet) günü ile onları uyar. Onlar hâlâ gaflet içindedirler, onlar iman etmezler.
ancak bizIndeed, Webiz[We]varis oluruz[We] will inheritdünyayathe earthve bulunanlaraand whoeveronun üzerinde(is) on itve bizeand to Usdöndürülürlerthey will be returned
🇹🇷 19:40 Şüphesiz biz bütün yeryüzüne ve üzerindekilere varis olacağız. Ve onlar da mutlaka bize döndürüleceklerdir.
an (hatırla)And mentionKitaptainKitapthe Bookİbrahim'iIbrahimgerçekten oIndeed, heidiwasçok doğrua man of truthbir peygambera Prophet
🇹🇷 19:41 Kur'ân'da İbrahim'i(n kıssasını da) an. Şüphesiz ki o, sıddık (özü, sözü doğru) bir peygamberdi.
haniWhendemişti kihe saidbabasınato his fatherey babacığımO my fatherniçin?Whytapıyorsun(do) you worshipşeylerethat whichişitmeyennotişitirhearsveand notgörmeyenseesveand notyararı olmayanbenefitssana[to] youhiçbir(in) anything
🇹🇷 19:42 O, bir zaman babasına şöyle demişti: "Babacığım! İşitmeyen, görmeyen ve sana hiçbir faydası olmayan şeylere niçin tapıyorsun?"
ey babacığımO my fatherbanaIndeed, [I]elbetteverilybana geldi(has) come to mebir bilgiofilimthe knowledgesana gelmeyenwhatdeğilnotsana geldicame to youbana uyso follow meseni ileteyimI will guide youbir yola(to) the pathdüzgüneven
🇹🇷 19:43 "Babacığım! Doğrusu sana gelmeyen bir ilim bana geldi. O halde bana uy da, seni doğru bir yola eriştireyim."
ey babacığımO my fathertapma(Do) notibadet edinworshipşeytanathe ShaitaançünküIndeedşeytanthe ShaitaanRahman'aisRahman'ato the Most Graciousisyan etmiştirdisobedient
🇹🇷 19:44 "Babacığım! Şeytana tapma, çünkü şeytan Rahmân (olan Allah)a âsî oldu."
ey babacığımO my fatherelbette benIndeed, Ikorkuyorum[I] feardiyethatsana dokunacakwill touch youbir azaba punishmentRahmandanfromRahmanthe Most Graciouso zaman olursunso you would beşeytanınto the Shaitaandostua friend
🇹🇷 19:45 "Babacığım! Doğrusu ben korkarım ki, sana Rahmân'dan bir azab dokunur da şeytana (cehennemde arkadaş) olursun."
dedi kiHe saidyüz mü çeviriyorsun?Do you hatesenDo you hatebenim tanrılarımdan(from)ilahlarımmy godsEy İbrahimO IbrahimeğerSurely, ifvazgeçmezsennotvazgeçersinizyou desistandolsun seni taşlarımsurely, I will stone youbenden ayrıl git'so leave meuzun süre(for) a prolonged time
🇹🇷 19:46 Babası "Ey İbrahim! Sen benim ilâhlarımdan yüz mü çeviriyorsun? Yemin ederim ki, eğer (onları kötülemekten) vazgeçmezsen, seni muhakkak taşlarım. (gerçektenveya söz ilesana taş atarım). Haydi uzun bir müddet benden uzak ol" dedi.
dediHe saidselamPeace (be)sanaon youmağfiret dileyeceğimI will ask forgivenesssenin içinfor youRabbimden(from) my Lordçünkü OIndeed, Hebanaisbanato meçok lutufkardırEver Gracious
🇹🇷 19:47 İbrahim şöyle dedi: "Selâm sana olsun, senin için Rabbimden mağfiret dileyeceğim. Çünkü o, bana çok lütufkârdır."
sizden ayrılıyorumAnd I will leave youveand whatyalvardıklarınızdanyou invokebaşkabesidesbaşkabesidesAllah'tanAllahve yalnız yalvarıyorumand I will invokeRabbimemy Lordumarım kiMay beolmamthat notolacağımI will beyalvarmaklain invocationRabbime(to) my Lordbahtsızunblessed
🇹🇷 19:48 "Ben, sizden ve Allah'tan başka taptığınız şeylerden çekilip ayrılırım da Rabbime dua (ibadet) ederim. Rabbime yalvarışımda mahrum kalmayacağımı umarım."
ne zaman kiSo whenonlardan ayrıldıhe left themveand whatonların taptıklarındanthey worshippedbaşkabesides AllahAllah'tan başkabesides AllahAllah'tanbesides Allahbiz armağan ettik[and] We bestowedona[to] himİshak'ıIsaacve Ya'kub'uand Yaqubve hepsiniand each (of them)yaptıkWe madepeygambera Prophet
🇹🇷 19:49 İbrahim, kavminden ve onların Allah'tan başka ibadet ettikleri şeylerden uzaklaşınca, biz ona İshak'ı ve (İshak'ın oğlu) Yakub'u ihsan ettik. Ve hepsini de peygamber yaptık.
ve lutfettikAnd We bestowedonlarato themrahmetimizdenofrahmetimizOur Mercyve verdikand We madeonlar içinfor themdilia truthful mentionbir doğruluka truthful mentionyücehigh
🇹🇷 19:50 Biz onlara rahmetimizden lütuflarda bulunduk. Hepsine de dillerde güzel ve yüksek bir övgü verdik.
anAnd mentionKitaptainKitapthe BookMusa'yı daMusaçünkü oIndeed, heidiwasiçi temizchosenve idiand wasbir peygambera Messengernebia Prophet
🇹🇷 19:51 Kur'ân'da Musa'yı da an; Şüphesiz ki o, ihlaslı bir kuldu ve gönderilmiş bir peygamberdi.
ve ona seslendikAnd We called himtarafındanfromyan(the) sideTur'un(of) the Mountsağthe rightve onu yaklaştırdıkand brought him nearözel konuşmak için(for) conversation
🇹🇷 19:52 Biz ona Tur dağının sağ yanından seslendik ve onu hususi bir konuşmada bulunmak üzere kendimize yaklaştırdık.
ve armağan ettikAnd We bestowedona[to] himdolayıfromacıdığımızdanOur Mercykardeşihis brotherHarun'uHarunpeygamber olaraka Prophet
🇹🇷 19:53 Rahmetimizden de ona, kardeşi Harun'u bir peygamber olarak ihsan eyledik. Meâli Şerifi
anAnd mentionKitaptainKitapthe Bookİsma'il'i deIshmaelçünkü oIndeed, heidiwassadıktruesözünde(to his) promiseve idiand wasbir peygambera Messenger nebia Prophet
🇹🇷 19:54 Kur'ân'da İsmail'i de an; çünkü o, vaadine sadık bir kuldu ve gönderilmiş bir peygamberdi.
veAnd he usedemrederdi(to) enjoinhalkına(on) his peoplenamaz kılmayıthe prayerzekat vermeyiand zakahve idiand wasyanındanearRabbihis Lordbeğenilmişlerdenpleasing
🇹🇷 19:55 Ailesine ve çevresine namaz kılmayı ve zekat vermeyi emrederdi ve Rabbinin katında hoşnutluğa ermişti.
ve anAnd mentionKitaptainKitapthe Bookİdris'i deIdrisçünkü oIndeed, heidiwasçok doğrutruthfulbir peygambera Prophet
🇹🇷 19:56 Kitapta İdris'i de an; çünkü o, çok sadık (özü, sözü pek doğru) bir peygamberdi.
onu yükseltmiştikAnd We raised himbir yere(to) a positionyücehigh
🇹🇷 19:57 Biz onu yüce bir yere yükselttik.
işte bunlarThosekimselerdir(were) the ones whomni'met verdiğiAllah bestowed favorAllah'ınAllah bestowed favorkendilerineupon thempeygamberlerdenfrom (among)peygamberlerthe Prophetsneslindenofsoy(the) offspringAdem(of) Adamve kimselerdendirand of thosetaşıdıklarımızWe carriedile beraberwithNûhNuhveand ofneslindendir(the) offspringİbrahim(of) Ibrahimve İsrail (Ya'kub)and Israelve kimselerdendirand of (those) whomyol gösterdiğimizWe guidedve seçtiğimizand We chosezamanWhenokunduğuwere recitedonlarato themayetleri(the) VersesRahman'ın(of) the Most Graciouskapanırlardıthey fellsecdeyeprostratingağlayarakand weeping
🇹🇷 19:58 İşte bunlar, Allah'ın kendilerine nimetler verdiği peygamberlerden, Âdem'in soyundan ve gemide Nuh ile beraber taşıdıklarımızın neslinden, İbrahim ve İsrail'in soyundan, hidayete erdirdiğimiz ve seçtiğimiz kimselerdir. Kendilerine Rahmân (olan Allah)ın âyetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı.
yerlerine geldiThen succeededonlardan sonraafter themonlardan sonraafter themöyle bir nesilsuccessorsonlar zayi ettilerwho neglectednamazıthe prayerve uydularand they followedşehvetlerinethe lustsyakındaso soononlar bulacaklardırthey will meetkötülükevil
🇹🇷 19:59 Sonra bunların ardından öyle bir nesil geldi ki, namazı terkettiler, heva ve heveslerine uydular; onlar bu taşkınlıklarının karşılığını mutlaka göreceklerdir. (Cehennemdeki "Gayya" vadisini boylayacaklardır.)
ancakExceptkimseler(one) whotevbe edenrepentedve inananlarand believedve yapanlarand didiyi işlergood (deeds)işte onlarThen thosegireceklerwill entercenneteParadiseveand nothaksızlığa uğratılmayacaklardırthey will be wrongedhiç(in) anything
🇹🇷 19:60 Fakat tevbe edip iman eden ve salih amel işleyen bunun dışındadır. Bunlar cennete girecekler ve hiçbir haksızlığa uğratılmayacaklardır.
cennetleri(ne gireceklerdir)GardensAdn(of) Edenva'dettiğiwhichvadettipromisedRahman'ınthe Most Graciouskullarına(to) His slavesgıyabenin the unseenşüphesiz O'nunIndeed, [it]va'diisO'nun vaadiHis promiseyerine gelecektirsure to come
🇹🇷 19:61 O cennet, Rahmân (olan Allah)ın kullarına görmedikleri halde vadettiği "Adn" cennetleridir. Şüphesiz O'nun vaadi mutlaka yerini bulacaktır.
işitmezlerNotişiteceklerthey will hearoradathereinboş sözvain talkyalnızcabutselampeaceve hazırdırAnd for themrızıkları da(is) their provisionoradathereinsabahmorningve akşamand evening
🇹🇷 19:62 Onlar orada boş bir söz işitmezler. Ancak "Selam" işitirler. Orada sabah akşam rızıkları da hazırdır.
işte budurThiscennet(is) Paradisevereceğimizwhichmiras veririzWe give (as) inheritancekullarımızdan[of] (to)kullarımızOur slaveskorunanlara(the one) who…dırissalihrighteous
🇹🇷 19:63 İşte kullarımızdan takva sahibi olanlara vereceğimiz cennet budur.
veAnd notbiz inmeyizwe descenddışındaexceptemriby (the) CommandRabbinin(of) your LordO'na aittirTo Him (belongs)olan herşeywhatönümüzde(is) before usönümüzdedir(is) before usve olanand whatarkamızda(is) behind usve olanand whatarasında(is) betweenbunlarthatasla değildirAnd notRabbinisRabbinyour Lordunutkanforgetful
🇹🇷 19:64 "(Cebrail dedi ki: Ey Muhammed!) "Biz senin Rabbinin emri olmadıkça inmeyiz. Önümüzdeki ve ardımızdaki (bütün geçmiş ve gelecek şeyler) ve bunların arasındakiler hep O'nundur. Rabbin de (seni) unutmuş değildir?"
RabbidirLordgöklerin(of) the heavensyerinand the earthve şeylerinand whateverbunlar arasında bulunan(is) between both of themO'na kulluk etso worship Himve sabretand be constantO'na kulluktain His worshipbiliyormusun?Dobilirsinizyou knowO'nunfor Himadaşınıany similarity
🇹🇷 19:65 O, göklerin, yerin ve aralarındakilerin Rabbidir. O halde, O'na ibadet et ve O'na ibadet etmekte sabırlı ol. Hiç sen Allah'ın ismini taşıyan başka birini bilir misin?
ve diyor kiAnd saysinsan[the] manzaman mı?What! WhenöldüğümWhat! WhenöldümI am deadmuhakkaksurely willçıkarılacağımI be brought forthdiri olarakalive
🇹🇷 19:66 Halbuki insan şöyle der: "Ben öldüğüm zaman, ileride gerçekten diri olarak (mezardan) çıkarılacak mıyım?"
düşünmüyor mu?Does notanınrememberinsan[the] manbizimthat Weonu yarattığımızıWe created himöncedenbeforeöncebeforevewhile notdeğilkenhe washiçbir şeyanything
🇹🇷 19:67 O insan, daha önce hiçbir şey değilken kendisini yoktan var ettiğimizi hatırlamaz mı?
Rabbine andolsun kiSo by your Lordonları mutlaka toplayacağızsurely, We will gather themve şeytanlarıand the devilssonrathenonları bulunduracağızsurely, We will bring themçevresindearoundcehenneminHelldiz çökmüş vaziyettebent (on) knees
🇹🇷 19:68 Rabbine andolsun ki biz onları (öldükten sonra dirilmeyi inkâr eden kâfirleri) şeytanları ile beraber elbette ve elbette mahşerde toplayacağız. Sonra onları muhakkak cehennemin etrafında dizleri üstü hazır bulunduracağız (ki cennetlikleri görüp hasret çeksinler.).
sonraThenayıracağızsurely, We will drag outherfromhereverymillettensecthangisininthose of themen çok(who were) worstkarşıagainstRahman'athe Most Graciousisyan edeni(in) rebellion
🇹🇷 19:69 Sonra her zümreden Rahmân'a karşı en ziyade isyankâr hangileri ise, muhakkak ayırıp atacağız.
sonraThenelbette bizsurely, Wedaha iyi bilirizknow bestkimlerin[of] those whoonlar[they]uygun olduğunu(are) most worthyorayathereingirmeğe(of) being burnt
🇹🇷 19:70 Sonra o cehenneme atılmaya layık olanların kimler bulunduğunu elbette biz daha iyi biliriz.
ve yokturAnd (there is) notiçinizden(any) of youhiç kimsebutoraya gitmeyecek(will be) passing over it(bu)(This) isüzerineuponRabbininyour Lordbir borçturan inevitabilitykesindecreed
🇹🇷 19:71 İçinizden hiçbiri istisna edilmemek üzere mutlaka herkes cehenneme varacaktır. Bu, Rabbinin katında kesinleşmiş bir hükümdür.
sonraThenkurtarırızWe will deliverkimselerithose whomuttakileri (sakınanları)feared (Allah)ve bırakırızand We will leavezalimlerithe wrongdoersoradathereindiz üstü çökmüş olarakbent (on) knees
🇹🇷 19:72 Sonra Allah'dan korkup, sakınanları kurtaracağız ve zalimleri de toptan cehennemde bırakacağız.
ve zamanAnd whenokunduğuare recitedonlarato themayetlerimizOur Versesaçık açıkclearderlersaykimselerthose whoinkar edenlerdisbelievedkimseler içinto those whoinanan(lar)believedhangisininWhichiki topluluktan(of) the two groupsdaha hayırlıdır(is) bettermakamı(in) positionve daha güzeldir?and bestmeclisi (mevkii)(in) assembly
🇹🇷 19:73 Âyetlerimiz kendilerine apaçık okunduğu zaman, o inkâr edenler, iman edenlere dediler ki: "Bu iki zümreden (Mümin ve kâfirlerden) hangisi mevki bakımından daha iyi, meclis ve topluluk itibariyle daha güzeldir?"
ve niceAnd how manyhelak ettikWe destroyedonlardan öncebefore themnesillerofbir nesila generation onlartheydaha güzeldi(were) bettereşyaca(in) possessionsve gösterişceand appearance
🇹🇷 19:74 Halbuki biz, kendilerinden evvel, mal ve gösterişce daha güzel nice asırlar halkını helak etmişizdir.
de kiSaykimWhoeveriseisiçindeinsapıklık[the] errorsüre versinthen surely will extendonafor himRahmanthe Most Graciousbi sürean extensionnihayet;untilzamanwhengördüklerithey seeşeyleriwhatva'dedildiklerithey were promisedyaeitherazabıthe punishmentveyaor(duruşma) sa'ati(ni)the Hourbileceklerdirthen they will knowkiminwhoo[he]daha kötüdür(is) worstmekanı(in) positionve daha zayıftırand weakeradamları(in) forces
🇹🇷 19:75 Onlara de ki: "Kim sapıklık içinde ise, Rahmân ona mal ve evlatça ziyadelik ve azgınlığında mühlet verir. Nihayet kendilerine vaad edilen azabı, yahut kıyamet günü cehennemi gördükleri vakit, artık bilecekler kimin mevkii daha fena ve yardımcıları daha zayıfmış.
ve artırırAnd Allah increasesAllahAnd Allah increaseskimselerinthose whoyola gelen(lerin)accept guidancehidayetini(in) guidanceve kalıcı olanAnd the everlastingyararlı işlergood deedsdaha hayırlıdır(are) betteryanındanearRabbininyour Lordmükafat bakımından(for) rewardve daha iyidirand bettervarılacak yer bakımından(for) return
🇹🇷 19:76 Allah, hidayeti kabul edenlere, daha çok hidayet verir. Baki kalacak olan salih ameller, Rabbinin katında sevap bakımından da daha hayırlıdır, sonuç bakımından da daha hayırlıdır.
gördün mü?Then, have you seenkimselerihe whoinkar eden(leri)disbelievedayetlerimiziin Our Versesve diyeniand saidbana verilecekSurely, I will be givenmalwealthve evladand children
🇹🇷 19:77 Şimdi âyetlerimizi inkâr eden ve "Elbette bana mal ve evlat verilecektir." diyen adamı gördün mü?
bildi mi?Has he lookedgaybı(into) the unseenyoksaoraldı mı?has he takenhuzurundafromRahman'ınthe Most Graciousbir söza promise
🇹🇷 19:78 O (kâfir), gaybı mı bildi? Yoksa Rahmân (olan Allah) katından bir söz mü aldı?
hayırNaybiz yazacağızWe will recordşeyiwhatonun dediğihe saysve uzatacağızand We will extendonun içinfor himazabıfromazapthe punishmentuzattıkçaextensively
🇹🇷 19:79 Hayır, asla öyle değil; biz onun söylediklerini yazacağız ve azabını çoğalttıkça çoğaltacağız.
ve varis olacağızAnd We will inherit (from) himşeyewhatdediğihe saysve o bize gelecekand he will come to Ustek başınaalone
🇹🇷 19:80 O söylediği (mal ve evlat gibi) şeyleri de hep elinden alacağız ve o, tek başına bize gelecektir.
ve edindilerAnd they have takenbaşkabesides AllahAllah'tan başkabesides AllahAllah'tanbesides Allahtanrılargodsolsun diyethat they may bekendilerinefor themitibaran honor
🇹🇷 19:81 Onlar, kendilerine kuvvet ve şeref kazandırsın diye, Allah'dan başka ilâh edindiler.
hayırNayinkar edeceklerthey will denybunların tapmalarınıtheir worship (of them)ve olacaklardırand they will bebunlaraagainst themzıdopponents
🇹🇷 19:82 Hayır, (zannettikleri gibi değil) tapındıkları ilâhlar onların ibadetlerini inkâr edecekler ve aleyhlerine dönüp düşman olacaklardır.
görmedin mi?Do notgörürsünyou seebizthat Wegönderdik[We] have sentşeytanlarıthe devilsüzerineuponkafirlerthe disbelieversonları kışkırtıyorlarinciting themkışkırttıkça(with) incitement
🇹🇷 19:83 Görmedin mi? Biz şeytanları o kâfirler üzerine musallat ettik. Onları (günaha) kışkırtıp duruyorlar.
aslaSo (do) notacele etmemake hasteonlar hakkındaagainst themelbetteOnlybiz sayıyoruzWe countonlar içinfor themsaydıkçaa number
🇹🇷 19:84 Öyleyse onların hemen azaba uğratılmalarını isteme. Biz onların (ecel) günlerini sayıyoruz.
o gün(The) DaytoplayacağızWe will gathermuttakileri (sakınanları)the righteoushuzurundatoRahmanınthe Most Graciouskonuk olarak(as) a delegation
🇹🇷 19:85 O gün, takva sahiplerini, heyet olarak Rahmân'ın huzuruna toplayacağız.
ve süreceğizAnd We will drivesuçluları dathe criminalscehennemetocehennemHellyaya ve susuz olarakthirsty
🇹🇷 19:86 Suçluları da susuz olarak cehenneme süreceğiz.
aslaNotgüçleri yetmeyecektirthey will have the powerşefa'ate(of) the intercessiondışındakilerinexceptkimselerin(he) whoalanhas takenhuzurundafromRahman'ınthe Most Gracioussöza covenant
🇹🇷 19:87 (O gün) Rahmân (olan Allah)'ın katında bir ahd almış olan kimseden başkaları şefaat etme hakkına sahip olamayacaklardır.
ve dedilerAnd they sayedindiHas takenRahmanthe Most Graciousçocuka son
🇹🇷 19:88 (Yahudilerle hıristiyanlar) "Rahmân, çocuk edindi" dediler.
andolsun kiVerilysiz bulundunuzyou have put forthbir şeyde (cür'ette)a thingpek kötüatrocious
🇹🇷 19:89 Yemin olsun ki, siz çok çirkin bir şey söylediniz.
neredeyseAlmostgöklerthe heavensçatlayacakget tornondan dolayıtherefromve yarılacakand splits asunderyerthe earthve dağılacakand collapsedağlarthe mountainyıkılıp(in) devastation
🇹🇷 19:90 Az kalsın, söyledikleri sözden gökler çatlayacak, yer yarılacak ve dağlar parçalanıp dağılacaktı,
iddia etmelerindenThatyalvarırlarthey invokeRahman içinto the Most Graciousçocuka son
🇹🇷 19:91 O Rahmân'a çocuk isnad ettiler diye...
veAnd notyakışmazis appropriateRahman'afor the Most GraciousedinmekthatedinmesiHe should takeçocuka son
🇹🇷 19:92 Halbuki Rahmân'a çocuk edinmek yaraşmaz.
hepsiNothepsiallkimselerinwhobulunan(are) ingöklerdethe heavensve yerdeand the earthancakbutgelecektir(will) comeRahman'a(to) the Most Graciouskul olarak(as) a slave
🇹🇷 19:93 Göklerde ve yerde bulunan hiçbir kimse yoktur ki (kıyamet günü) Rahmân'ın huzuruna kul olarak çıkmasın.
muhakkakVerilyonları kuşatmışHe has enumerated themve onları saymıştırand counted thembir bira counting
🇹🇷 19:94 And olsun ki Allah onların hepsini kuşatmış, kendilerini ve yaptıklarını bir bir saymıştır.
ve onların hepsiAnd all of themO'na gelecektir(will) come (to) Himgünü(on the) Daykıyamet(of) the Resurrectiontek başınaalone
🇹🇷 19:95 Kıyamet günü onların herbiri Allah'ın huzuruna tek başına çıkacaktır.
şüphesizIndeedkimseler (için)those whoinanan(lar)believedve yapanlar (için)and didfaydalı işlergood deedsyaratacaktırwill bestowonlar içinfor themRahmanthe Most Graciousbir sevgiaffection
🇹🇷 19:96 İman edip, salih amel işleyenler var ya, Rahmân (olan Allah) onları (gönüllere) sevdirecektir.
şüphesiz bizSo, onlyO'nu kolaylaştırdıkWe (have) made it easysenin dilinein your tonguemüjdelemen içinthat you may give glad tidingsonunlawith itmuttakileri (sakınanları)(to) the righteousve uyarman içinand warnonunlawith itbir kavmia peopleinatçıhostile
🇹🇷 19:97 (Ey Muhammed!) Biz Kur'ân'ı senin dilin üzere kolaylaştırdık ki, onunla Allah'tan korkup sakınanları müjdeleyesin, inat edenleri de korkutasın.
ve nicesiniAnd how manyhelak ettikWe (have) destroyedonlardan öncebefore themnesillerdenofbir nesila generationhissediyormusun?Canfarkedersinizyou perceiveonlardanof themhiçanybirinioneyahutorişitiyor (musun?)hearonlarınfrom themcılız bir sesinia sound
🇹🇷 19:98 Hem onlardan önce nice nesilleri helak ettik. (Şimdi) onlardan hiçbirini görüyor musun, yahud onların hafif bir sesini işitiyor musun?