☰ Sure görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
dediler kiThey saidEy MusaO MusayaEither(ki)[that]sen atyou throwyahutor(ki)[that]biz olalımwe will beöncethe firstkimsewhoatanthrows
🇹🇷 20:65 Sihirbazlar: "Ey Musa! Ya sen at, yahud ilk atan biz olalım" dediler.
(Musa) dedi kiHe saidhayırNaysiz atınyou throw(bir de ne görsün)Then beholdonların ipleriTheir ropesve sopalarıand their staffsgibi görünüyorseemedonato himötürübybüyülerindentheir magicgerçektenthat theykoşuyor(were) moving
🇹🇷 20:66 Musa dedi ki: "Hayır, siz atın." Bir de ne görsün! Onların ipleri ve değnekleri, yaptıkları sihirden ötürü kendisine sanki yürüyorlarmış gibi geldi.
bu yüzden duyduSo sensediçindeinkendisihimselfbir korkua fearMusaMusa
🇹🇷 20:67 Bu yüzden Musa içinde bir korku hissetti.
dedikWe saidkorkma(Do) notkorkarlarfearşüphesiz sensinIndeed, yousenyouüstün gelecek(will be) superior
🇹🇷 20:68 Biz dedik ki: "Korkma, çünkü sen muhakkak üstünsün (galib geleceksin) "
ve atAnd throwolanıwhatsağ elinde(is) insağ elinyour right handyutsunit will swallow upşeyleriwhatonların yaptıklarıthey have madeçünküOnlyonların yaptıklarıthey (have) madehilesidira trickbir büyücünün(of) a magicianve aslaand notiflah olmazwill be successfulbüyücüthe magiciannereyewherevervarsahe comes
🇹🇷 20:69 "Sağ elindekini atıver, o, onların yaptıklarını yutar. Çünkü onların yaptıkları ancak bir büyücü tuzağıdır. Büyücü ise, her nerede olursa olsun başarıya ulaşamaz."
sonra kapandılarSo were thrown downbüyücülerthe magicianssecdeyeprostratingdedilerThey saidinandıkWe believeRabbinein (the) LordHarun'un(of) Harunve Musa'nınand Musa
🇹🇷 20:70 Sonunda bütün sihirbazlar secdeye kapandılar, "Musa ile Harun'un Rabbine iman ettik" dediler.
(Fir'avn) dedi kiHe saidinandınız mı?You believeona[to] himöncebeforeki[that]ben izin vermedenI gave permissionsizeto youşüphesiz OIndeed, hebüyüğünüzdür(is) your chiefkimsedirthe one whosize öğretentaught youbüyüyüthe magicöyleyse ben keseceğimSo surely I will cut offsizin elleriniziyour handsve ayaklarınızıand your feetçaprazofkarşı karşıyaopposite sidesve sizi asacağımand surely I will crucify youdallarınaongövdeler(the) trunkshurma(of) date-palmsve bileceksinizand surely you will knowhangimizinwhich of usdaha çetinmiş(is) more severeazabı(in) punishmentve sürekli imişand more lasting
🇹🇷 20:71 Firavun: "Ben size izin vermeden mi ona iman ettiniz? O, muhakkak size sihir öğreten büyüğünüzdür. And olsun ki, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve muhakkak sizi hurma dallarına asacağım. Böylece hangimizin azabının daha şiddetli ve devamlı olduğunu bileceksiniz" dedi.
dediler kiThey saidaslaNeverseni tercih edemeyizwe will prefer youbize geleneovernewhatbize geldihas come to usaçık delillereofapaçık delillerthe clear proofsve kimseyeand the One Whobizi yaratancreated uso halde yapSo decreeşeyiwhateversenyouyapacağın(are) decreeingancakOnly(istediğini) yapabilirsinyou can decreebu(for) thishayatındalifedünya(of) the world
🇹🇷 20:72 (İman eden sihirbazlar şöyle) dediler: "Bize gelen bu açık mucizeler ve bizi yaratana karşı, asla seni tercih edemeyiz. Ne hüküm vereceksen ver. Sen, ancak bu dünya hayatına hükmedebilirsin."
kuşkusuz bizIndeed, [we]inandıkwe believeRabbimizein our Lordbağışlaması içinthat He may forgivebizimfor usgünahlarımızıour sinsve şeyleriand whatbizi yapmaya zorladığınyou compelled usüzerineon itbüyüyüofbüyüthe magicAllahAnd Allahdaha hayırlıdır(is) Bestve daha süreklidirand Ever Lasting
🇹🇷 20:73 "Doğrusu biz hem günahlarımıza, hem bizi zorladığın sihre karşı, bizi bağışlasın diye, Rabbimize iman ettik. Allah (sevabça senden) daha hayırlı ve (azab verme bakımından da) daha devamlıdır."
şüphesizIndeed, hekimwhogelirsecomesRabbine(to) his Lordsuçlu olarak(as) a criminalşüphesizthen indeedonun için vardırfor himcehennem(is) HellölemezNotölecekhe will dieoradain itveand notyaşayamazlive
🇹🇷 20:74 Her kim Rabbine suçlu olarak varırsa, şüphesiz ki ona cehennem vardır. Orada ne ölür, ne de dirilir.
ve kimBut whoeverO'na gelirsecomes to Himbir mü'min(as) a believermuhakkakverilyyapmış olarakhe has doneiyi işlerthe righteous deedsiştethen thoseonlar için vardırfor themdereceler(will be) the ranksyüksek[the] high
🇹🇷 20:75 Kim de ona bir mümin olarak salih ameller işlemiş olduğu halde varırsa, işte onlara en yüksek dereceler vardır.
cennetleriGardensAdn(of) Edenakanflowsaltlarındanfromonların altındanunderneath themırmaklarthe riverssürekli olarak kalırlarabiding foreveroradain itve işte budurAnd thatmükafatı(is) the rewardkimselerin(for him) whoarınanpurifies himself
🇹🇷 20:76 Adn cennetleri vardır ki, altlarından ırmaklar akar, onlar, orada ebedî olarak kalacaklardır. Ve işte bu, (küfür ve isyandan) arınanların mükafatıdır. Meâli Şerifi