ve ona seslendikAnd We called himtarafındanfromyan(the) sideTur'un(of) the Mountsağthe rightve onu yaklaştırdıkand brought him nearözel konuşmak için(for) conversation
🇹🇷 19:52 Biz ona Tur dağının sağ yanından seslendik ve onu hususi bir konuşmada bulunmak üzere kendimize yaklaştırdık.
ve armağan ettikAnd We bestowedona[to] himdolayıfromacıdığımızdanOur Mercykardeşihis brotherHarun'uHarunpeygamber olaraka Prophet
🇹🇷 19:53 Rahmetimizden de ona, kardeşi Harun'u bir peygamber olarak ihsan eyledik. Meâli Şerifi
anAnd mentionKitaptainKitapthe Bookİsma'il'i deIshmaelçünkü oIndeed, heidiwassadıktruesözünde(to his) promiseve idiand wasbir peygambera Messenger nebia Prophet
🇹🇷 19:54 Kur'ân'da İsmail'i de an; çünkü o, vaadine sadık bir kuldu ve gönderilmiş bir peygamberdi.
veAnd he usedemrederdi(to) enjoinhalkına(on) his peoplenamaz kılmayıthe prayerzekat vermeyiand zakahve idiand wasyanındanearRabbihis Lordbeğenilmişlerdenpleasing
🇹🇷 19:55 Ailesine ve çevresine namaz kılmayı ve zekat vermeyi emrederdi ve Rabbinin katında hoşnutluğa ermişti.
ve anAnd mentionKitaptainKitapthe Bookİdris'i deIdrisçünkü oIndeed, heidiwasçok doğrutruthfulbir peygambera Prophet
🇹🇷 19:56 Kitapta İdris'i de an; çünkü o, çok sadık (özü, sözü pek doğru) bir peygamberdi.
onu yükseltmiştikAnd We raised himbir yere(to) a positionyücehigh
🇹🇷 19:57 Biz onu yüce bir yere yükselttik.
işte bunlarThosekimselerdir(were) the ones whomni'met verdiğiAllah bestowed favorAllah'ınAllah bestowed favorkendilerineupon thempeygamberlerdenfrom (among)peygamberlerthe Prophetsneslindenofsoy(the) offspringAdem(of) Adamve kimselerdendirand of thosetaşıdıklarımızWe carriedile beraberwithNûhNuhveand ofneslindendir(the) offspringİbrahim(of) Ibrahimve İsrail (Ya'kub)and Israelve kimselerdendirand of (those) whomyol gösterdiğimizWe guidedve seçtiğimizand We chosezamanWhenokunduğuwere recitedonlarato themayetleri(the) VersesRahman'ın(of) the Most Graciouskapanırlardıthey fellsecdeyeprostratingağlayarakand weeping
🇹🇷 19:58 İşte bunlar, Allah'ın kendilerine nimetler verdiği peygamberlerden, Âdem'in soyundan ve gemide Nuh ile beraber taşıdıklarımızın neslinden, İbrahim ve İsrail'in soyundan, hidayete erdirdiğimiz ve seçtiğimiz kimselerdir. Kendilerine Rahmân (olan Allah)ın âyetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı.
yerlerine geldiThen succeededonlardan sonraafter themonlardan sonraafter themöyle bir nesilsuccessorsonlar zayi ettilerwho neglectednamazıthe prayerve uydularand they followedşehvetlerinethe lustsyakındaso soononlar bulacaklardırthey will meetkötülükevil
🇹🇷 19:59 Sonra bunların ardından öyle bir nesil geldi ki, namazı terkettiler, heva ve heveslerine uydular; onlar bu taşkınlıklarının karşılığını mutlaka göreceklerdir. (Cehennemdeki "Gayya" vadisini boylayacaklardır.)
ancakExceptkimseler(one) whotevbe edenrepentedve inananlarand believedve yapanlarand didiyi işlergood (deeds)işte onlarThen thosegireceklerwill entercenneteParadiseveand nothaksızlığa uğratılmayacaklardırthey will be wrongedhiç(in) anything
🇹🇷 19:60 Fakat tevbe edip iman eden ve salih amel işleyen bunun dışındadır. Bunlar cennete girecekler ve hiçbir haksızlığa uğratılmayacaklardır.
cennetleri(ne gireceklerdir)GardensAdn(of) Edenva'dettiğiwhichvadettipromisedRahman'ınthe Most Graciouskullarına(to) His slavesgıyabenin the unseenşüphesiz O'nunIndeed, [it]va'diisO'nun vaadiHis promiseyerine gelecektirsure to come
🇹🇷 19:61 O cennet, Rahmân (olan Allah)ın kullarına görmedikleri halde vadettiği "Adn" cennetleridir. Şüphesiz O'nun vaadi mutlaka yerini bulacaktır.
işitmezlerNotişiteceklerthey will hearoradathereinboş sözvain talkyalnızcabutselampeaceve hazırdırAnd for themrızıkları da(is) their provisionoradathereinsabahmorningve akşamand evening
🇹🇷 19:62 Onlar orada boş bir söz işitmezler. Ancak "Selam" işitirler. Orada sabah akşam rızıkları da hazırdır.
işte budurThiscennet(is) Paradisevereceğimizwhichmiras veririzWe give (as) inheritancekullarımızdan[of] (to)kullarımızOur slaveskorunanlara(the one) who…dırissalihrighteous
🇹🇷 19:63 İşte kullarımızdan takva sahibi olanlara vereceğimiz cennet budur.
veAnd notbiz inmeyizwe descenddışındaexceptemriby (the) CommandRabbinin(of) your LordO'na aittirTo Him (belongs)olan herşeywhatönümüzde(is) before usönümüzdedir(is) before usve olanand whatarkamızda(is) behind usve olanand whatarasında(is) betweenbunlarthatasla değildirAnd notRabbinisRabbinyour Lordunutkanforgetful
🇹🇷 19:64 "(Cebrail dedi ki: Ey Muhammed!) "Biz senin Rabbinin emri olmadıkça inmeyiz. Önümüzdeki ve ardımızdaki (bütün geçmiş ve gelecek şeyler) ve bunların arasındakiler hep O'nundur. Rabbin de (seni) unutmuş değildir?"
Mahmoud Khalil Al-Husary