بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
yaklaştıHas come nearsa'atthe Hourve yarıldıand has splitaythe moon
🇹🇷 54:1 Kıyamet saati yaklaştı, Ay yarıldı.
ve eğerAnd ifgörecek olsalarthey seebir mu'cizea Signyüz çevirirlerthey turn awayve derlerand saybir büyüdürMagicsüregelencontinuing
🇹🇷 54:2 Bir mucize görseler hemen yüz çevirirler ve "süregelen bir büyüdür" derler.
ve yalanladılarAnd they deniedve uydularand followedheveslerinetheir desiresve herbut (for) everyişmatteryerini bulacaktır(will be a) settlement
🇹🇷 54:3 Yalanladılar, nefislerinin arzularına uydular. Halbuki her iş yerini bulacaktır.
ve andolsunAnd certainlyonlara geldihas come to themhaberlerdenofbilgithe informationolanwhereiniçindewhereinönleyici(is) deterrence
🇹🇷 54:4 Andolsun ki onlara (kötülükten) vazgeçirecek nice önemli haberler gelmiştir.
hikmettirWisdomüstünperfectamabut notfayda vermiyorwill availuyarılarthe warnings
🇹🇷 54:5 Bunlar üstün bir hikmettir fakat uyarılar fayda vermiyor.
öyleyse sen de yüz çevirSo turn awayonlardanfrom themgün(The) Dayçağıracağıwill callçağırıcınınthe callerbir şeyetobir şeya thinggörülmemiş tanınmamışterrible
🇹🇷 54:6 Sen de onlardan yüz çevir ki, o gün çağırıcı, görülmedik müthiş bir şeye çağırır.
korkarak(Will be) humbledgözleritheir eyesçıkarlarthey will come forthkabirlerdenfromkabirlerthe gravestıpkı gibidirleras if they (were)çekirgelerlocustsyayılanspreading
🇹🇷 54:7 Gözleri düşkün düşkün (zelil ve hakir) kabirlerinden çıkarlar, sanki yayılan çekirgeler gibidirler.
koşarlarkenRacing aheaddoğrutowardsçağıranathe callerderlerWill saykafirlerthe disbelieversbuThisbir gündür(is) a Dayçetin;difficult
🇹🇷 54:8 O çağırana koşarak, kâfirler: "Bu çetin bir gündür." derler.
yalanlamıştıDeniedonlardan öncebefore themkavmi(the) peopleNuh'un(of) Nuhyalanladılarand they deniedkulumuzuOur slaveve dedilerand saidcinlenmiştirA madmanve o menedildiand he was repelled
🇹🇷 54:9 Onlardan önce Nuh'un kavmi de yalanlamıştı. Kulumuzu yalanladılar ve: "Cinlenmiştir." dediler. Ve (Nuh davetten vazgeçmeye) zorlandı.
bunun üzerine yalvardıSo he calledRabbinehis LordbenI amyenik düştümone overpoweredyardım etso help
🇹🇷 54:10 Bunun üzerine Rabbine: "Ben yenik düştüm, bana yardım et!" diyerek yalvardı.
biz de açtıkSo We openedkapılarını(the) gatesgöğün(of) heavenbir su ilewith waterboşalanpouring down
🇹🇷 54:11 Biz de boşalan bir su ile göğün kapılarını açtık.
ve fışkırttıkAnd We caused to burstyerithe earthkaynaklar halinde(with) springssonra birleştiso metsu(ları)the water(s)içinforbir işa mattertakdir edilmişalreadytakdir edilmişpredestined
🇹🇷 54:12 Yeri de kaynaklar halinde fışkırttık, derken sular takdir edilmiş bir iş için birleşti.
Onu (Nuh'u) taşıdıkAnd We carried himüzerindeon(yapılanın)(ark) made of plankstahtalarla(ark) made of planksve çivilerleand nails
🇹🇷 54:13 Nuh'u da tahtalardan yapılmış, çivilerle (çakılmış gemi) üzerinde taşıdık.
akıp gidiyorduSailinggözlerimizin önündebefore Our eyesbir mükafat olmak üzerea rewardkimseyefor (he) whoedilenwasnankörlükdenied
🇹🇷 54:14 Nankörlük edilen (kulumuz)e bir mükafat olmak üzere (gemi), gözlerimizin önünde akıp gidiyordu.
ve andolsunAnd certainlyonu bıraktıkWe left itbir ibret olarak(as) a Signyok mudur?so is (there)hiçanyibret alanwho will receive admonition
🇹🇷 54:15 Bunu bir ibret olarak bıraktık, ibret alan yok mudur?
nasılSo howimişwasbenim azabımMy punishmentve uyarılarımand My warnings
🇹🇷 54:16 Benim azabım ve uyarılarım nasılmış (görsünler)
ve andolsunAnd certainlybiz kolaylaştırdıkWe have made easyKur'an'ıthe Quranöğüt almak içinfor remembranceyok mudur?so is (there)hiçanyöğüt alanwho will receive admonition
🇹🇷 54:17 Andolsun biz Kur'ân'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?
yalanladıDeniedAd (da)Aadama nasıl?so howolduwasazabımMy punishmentve uyarılarımand My warnings
🇹🇷 54:18 Âd (kavmi) da yalanladı, azabım ve uyarılarım nasıl oldu?
elbette bizIndeed, Wegönderdik[We] sentonların üstüneupon thembir kasırgaa winduğultulufuriousbir gündeonbir güna dayuğursuzluğu(of) misfortunedevam edencontinuous
🇹🇷 54:19 Biz onların üstüne, uğursuzluğu devam eden bir günde dondurucu bir rüzgar gönderdik.
koparıp deviriyorduPlucking outinsanlarımensanki gibias if they (were)kütükleritrunkshurma(of) date-palmsköklerinden sökülmüşuprooted
🇹🇷 54:20 (O rüzgar) insanları, sökülmüş hurma kütükleri gibi yere seriyordu.
nasıl?So howolduwasbenim azabımMy punishmentve uyarılarımand My warnings
🇹🇷 54:21 Nasılmış benim azabım ve uyarım?
ve andolsunAnd certainlybiz kolaylaştırdıkWe have made easyKur'an'ıthe Quranöğüt almak içinfor remembranceyok mudur?so is (there)hiçanyöğüt alanwho will receive admonition
🇹🇷 54:22 Andolsun biz Kur'ân'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?
yalandıDeniedSemud (da)Thamuduyarılarıthe warnings
🇹🇷 54:23 Semûd da o uyarıları yalanladılar.
dedilerAnd saidinsana mı?Is (it) a human beingbizdenamong usbironeuyacağız(that) we should follow himelbette bizIndeed, weo takdirdetheniçine düşmüş oluruz(will be) surely inapaçık bir sapıklıkerrorve çılgınlıkand madness
🇹🇷 54:24 "Bizden bir insana mı uyacağız? O takdirde biz apaçık bir sapıklık ve çılgınlık içine düşmüş oluruz." dediler.
Zikir-mı bırakıldı?Has been sentZikirthe Reminderonato himaramızdanfromaramızdanamong ushayırNayoheyalancıdır(is) a liarküstahtırinsolent
🇹🇷 54:25 "Zikir, aramızdan ona mı bırakıldı? Hayır o, yalancı, küstahın biridir" (dediler).
onlar bileceklerThey will knowyarıntomorrowkim olduğunuwhoyalancı(is) the liarküstahınthe insolent one
🇹🇷 54:26 Yarın onlar, yalancı, küstahın kim olduğunu bilecekler.
elbette bizIndeed, Weonlara göndereceğiz(are) sendingdişi deveyithe she-camelsınamak için(as) a trialkendilerinifor themsen onları gözetleso watch themve sabretand be patient
🇹🇷 54:27 Biz onlara, kendilerini imtihan etmek için dişi deveyi göndereceğiz. Onun için sen onları gözet ve sabırlı ol.
onlara haber verAnd inform themmuhakkakthatsuyunthe waterpaylaştırılacağını(is) to be sharedaralarındabetween themhereachiçme (sırası gelen)drinkhazır bulunsun (suyunu alsın)attended
🇹🇷 54:28 Onlara suyun aralarında paylaştırılacağını haber ver; her içene düşen miktar, hazır kılınmıştır.
çağırdılarBut they calledbir arkadaşlarınıtheir companiono da bıçağı çektiand he took(deveyi) kestiand hamstrung
🇹🇷 54:29 Bunun üzerine arkadaşlarına bağırdılar. O da (bıçağı) çekerek (deveyi) kesti.
ama nasıl?So howolduwasazabımMy punishmentve uyarılarımand My warnings
🇹🇷 54:30 Ama azabım ve uyarılarım nasıl oldu.
elbette bizIndeed, Wegönderdik[We] sentonların üzerineupon themsayha (korkunç bir ses)thunderous blastteksingleoldularand they becamekuru ot gibilike dry twig fragmentsağıldaki(used by) a fence builder
🇹🇷 54:31 Biz onların üzerine tek sayha (korkunç bir ses) gönderdik; ağılcının topladığı çalı çırpı kırıntıları gibi kırılıp dökülüverdiler.
ave ndolsunAnd certainlybiz kolaylaştırdıkWe have made easyKur'an'ıthe Quranöğüt almak içinfor remembranceyok mudur?so is (there)hiçanyöğüt alanwho will receive admonition
🇹🇷 54:32 Andolsun biz Kur'ân'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?
yalanladıDeniedkavmi(the) peopleLut'un(of) Lutuyarılarıthe warnings
🇹🇷 54:33 Lût kavmi de uyarıları yalanladı.
elbette bizIndeed, Wegönderdik[We] sentüstlerineupon thembir fırtınaa storm of stonesdışındaexceptailesi(the) familyLut(of) Lutonları kurtardıkWe saved themseher vaktiby dawn
🇹🇷 54:34 Biz de onların üzerlerine (taşlar savuran) bir fırtına gönderdik. Yalnız Lût ailesini seher vakti kurtardık,
bir ni'met olarak(As) a favorkatımızdanfromBizeUsböyleThusbiz mükafatlandırırızWe rewardkimseyi(one) whoşükreden(is) grateful
🇹🇷 54:35 Katımızdan bir nimet olarak. Biz şükredeni böyle mükafatlandırırız.
ve andolsunAnd certainlyonları uyarmıştıhe warned thembizim yakalamamıza karşı(of) Our seizurefakat kuşku duydularbut they disputeduyarılara karşıthe warnings
🇹🇷 54:36 (Lût), onları bizim yakalamamıza karşı uyarmıştı. Fakat ikazlara karşı kuşku duydular,
ve andolsunAnd certainlymurad almağa kalkıştılarthey demanded from himonun konuklarındanthey demanded from himmisafirlerihis guestsbiz de siliverdikso We blindedgözlerinitheir eyeshaydi tadınSo tasteazabımıMy punishmentve uyarılarımıand My warnings
🇹🇷 54:37 Onun konuklarından murad almaya kalkıştılar. Biz de gözlerini siliverdik. "Haydi azabımı ve uyarılarımı tadın!" (dedik).
ve andolsunAnd certainlysabah onları yakaladıseized them in the morningerkenearlybir azaba punishmentkararlıabiding
🇹🇷 54:38 Sabah erken, onları kararlı bir azab yakaladı.
haydi tadınSo tasteazabımıMy punishmentve uyarılarımıand My warnings
🇹🇷 54:39 "Azabımı ve uyarılarımı tadın!" (dedik).
ve andolsunAnd certainlybiz kolaylaştırdıkWe have made easyKur'an'ıthe Quranöğüt almak içinfor remembranceyok mudur?so is (there)hiçanyöğüt alanwho will receive admonition
🇹🇷 54:40 Andolsun biz Kur'ân'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?
ve andolsunAnd certainlygelmiştircamekavmine(to the) peopleFir'avn'ın(of) Firaunuyarılarwarnings
🇹🇷 54:41 Şüphesiz Firavun ailesine de uyarıcı peygamberler geldi.
yalanladılarThey deniedayetlerimiziOur Signsbütünall of thembiz de onları yakaladıkso We seized themyakalaması gibi(with) a seizureaziz olanın(of) All-Mightyve güçlü olanın(the) Powerful One
🇹🇷 54:42 Lakin onlar bütün âyetlerimizi yalanladılar. Biz de onları çok kuvvetli ve kudretli bir yakalayışla yakaladık. Bu kıssalardan hisseye gelince;
sizin kafirleriniz mi?Are your disbelievershayırlıbetterötekilerinizdenthanişte onlarthoseyoksaorsizin için (var mı?)for youbir beraet(is) an exemptionKitaplardainkitaplarthe Scriptures
🇹🇷 54:43 Şimdi sizin kâfirleriniz, onlardan hayırlı mı? Yoksa kitaplarda sizin için bir beraet mi var?
yoksaOrdiyorlar (mı?)(do) they saybizWebir topluluğuz(are) an assemblymuzaffer (yenilmez)helping (each other)
🇹🇷 54:44 Yoksa "Biz birbirimize yardım eden bir topluluğuz." mu diyorlar?
bozulacakSoon will be defeatedo topluluk(their) assemblyve dönüp kaçacaklardırand they will turngeriye(their) backs
🇹🇷 54:45 Her halde o topluluk bozulacak ve geriye dönüp kaçacaklardır.
hayırNayo sa'attirthe Hourbuluşma zamanları(is) their promised timeve o sa'atand the Hourcidden çok fecidir(will be) more grievousve acıdırand more bitter
🇹🇷 54:46 Bilakis kıyamet onlara vaad edilen asıl saattir. Saat cidden çok feci ve acıdır.
şüphesizIndeedsuçlularthe criminalsiçindedir(are) inbir sapıklıkan errorve çılgınlıkand madness
🇹🇷 54:47 Muhakkak ki suçlular sapıklık ve çılgınlık içindedirler.
o gün(The) Daysürükleneceklerthey will be draggediçineintoateşthe Fireüzerineonyüzleritheir facestadınTastedokunuşunu(the) touchcehennemin(of) Hell
🇹🇷 54:48 O gün yüzleri üstü ateşte sürüklenecekler, "Cehennemin dokunuşunu tadın!" (denilecek).
elbette bizIndeed, [We]hereveryşeyithingyarattıkWe created itbir kadere göreby a measure
🇹🇷 54:49 Haberiniz olsun ki, biz her şeyi bir kadere göre yarattık.
ve yokturAnd notbizim buyruğumuz(is) Our Commanddışındabutbir tekonegöz açıp yumma gibilike the twinklingbakış ile(of) the eye
🇹🇷 54:50 Buyruğumuz yalnız bir tekdir, göz açıp yumma gibidir.
ve andolsunAnd certainlybiz helak ettikWe destroyedsizin benzerleriniziyour kindsyok mudur?so is (there)hiçanyöğüt alanwho will receive admonition
🇹🇷 54:51 Andolsun biz, sizin benzerlerinizi hep helak ettik. Öğüt alan yok mudur?
ve herAnd everyşeythingyaptıklarıthey didmevcuttur(is) inKitaplardathe written records
🇹🇷 54:52 İşledikleri her şey, kitaplarda mevcuttur.
ve hepsiAnd everyküçüksmallve büyükand bigsatır satır yazılmıştır(is) written down
🇹🇷 54:53 Küçük, büyük hepsi satır satır yazılmıştır.
şüphesizIndeedmuttakilerthe righteouscennetlerdedir(will be) inbahçelergardensve ırmaklar(ın kenarın)dadırlarand river
🇹🇷 54:54 Takva sahipleri cennetlerde, nur içindedirler.
koltuklarındadırlarInbir makama seatdoğruluk(of) honorhuzurundanearpadişahına KinggüçlüMost Powerful
🇹🇷 54:55 Güçlü padişahın huzurunda doğruluk koltuklarındadırlar.
Mahmoud Khalil Al-Husary