بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
KafQafKur'an'a andolsunBy the Quranuyarıcı şereflithe Glorious
🇹🇷 50:1 Kâf. Şanlı ve şerefli Kur'an'a andolsun ki,
doğrusuNayşaştılarthey wondergelmesinethatonlara geldihas come to thembir uyarıcıa warneriçlerindenfrom themdedilerSo saykafirlerthe disbelieversbuThisbir şeydir(is) a thingtuhafamazing
🇹🇷 50:2 Doğrusu kâfirler kendi içlerinden uyarıcı bir peygamber geldiğine şaşırdılar da dediler ki: "Bu şaşılacak bir şeydir!
zaman mı?What! Whenbiz öldüğümüzwe dieve olduğumuzand have becometoprakdustbuThatbir dönüştür(is) a returnuzakfar
🇹🇷 50:3 Öldüğümüz ve bir toprak olduğumuz vakit mi (tekrar) dirileceğiz? bu dönüş çok uzaktır."
andolsunCertainlybiz bilmişizdirWe knownewhateksilttiğinidiminishesyerinthe earthonlardanof themve yanımızda vardırand with Usbir Kitap(is) a Book(her şeyi) zaptedenguarded
🇹🇷 50:4 Fakat biz toprağın onlardan neyi eksilttiğini elbette biliyoruz. Yanımızda herşeyi kaydedip muhafaza eden bir kitap vardır.
doğrusuNayonlar yalanladılarthey deniedhak ilethe truthkendilerine gelincewhenonlara geldiit came (to) themşimdi onlarso theyiçindedirler(are) inbir durumuna stateçalkantılıconfused
🇹🇷 50:5 Doğrusu hak kendilerine geldiği zaman yalanladılar da şimdi karmakarışık bir ıztırap içindeler.
bakmadılar mı?Then do notbakarlarthey lookgöğeatgökthe skyüstlerindekiabove them nasılhowonu bina ettikWe structured itve onu süsledikand adorned itve yokturand notonunfor ithiçbiranyçatlağırifts
🇹🇷 50:6 Artık üstlerindeki göğe bakmazlar mı ki, onu nasıl bina etmiş ve süslemişiz, onun hiç bir çatlağı yoktur.
ve arzıAnd the earthyaydık onuWe have spread it outve attıkand castonathereinsağlam dağlarfirmly set mountainsve bitirdikand We made to growondathereinher-tenofhereverytürkindgüzelbeautiful
🇹🇷 50:7 Yeri de nasıl uzatmış, üzerine sabit dağlar oturtmuşuz. Orada görünüşü güzel her çeşit bitkiden çiftler yetiştirdik.
basirettir;Giving insightve ibrettirand a reminderhepsi içinfor everykul(ların)slaveyönelenwho turns
🇹🇷 50:8 Bunlar, Allah'a yönelen her kula gönül gözünü açmak ve ona ibret vermek içindir.
ve indirdikAnd We have sent downgöktenfromgökthe skybir suwaterbereketliblessedbitirdikthen We made to growonunlatherebybahçelergardensve danelerand grainbiçilecek(for) the harvest
🇹🇷 50:9 Bir de gökten bereketli bir su indirip de onunla bağlar, bahçeler ve biçilecek taneler bitirmekteyiz.
ve hurmalarAnd the palms treesyüksektall olanfor ittomurcukları(are) layersbirbirine girmişarranged
🇹🇷 50:10 Tomurcukları birbiri üzerine dizilmiş uzun boylu hurma ağaçları yetiştirdik.
rızıktırA provisionkullar içinfor the slavesve can verdikand We give lifeonunla (su ile)therewithbir ülkeye(to) a landölüdeadişte öyledirThusçıkış(will be) the coming forth
🇹🇷 50:11 Bunları kullara rızık olması için (yetiştirmekteyiz). O su ile ölü bir toprağa can verdik, işte hayata çıkış da böyledir.
yalanlamıştıDeniedonlardan öncebefore themkavmi(the) peopleNuh(of) Nuhve halkıand (the) companionsRes(of) Ar-Raasve Semudand Thamud
🇹🇷 50:12 Onlardan önce Nuh'un kavmi, Ress halkı ve Semûd da yalanlamıştı.
ve AdAnd Aadve Fir'avnand Firaunve kardeşleriand (the) brothersLut'un(of) Lut
🇹🇷 50:13 Âd, Firavun, Lût'un kardeşleri de (yalanladılar).
ve halkıAnd (the) companionsEyke(of) the woodve kavmiand (the) peopleTubba'(of) Tubbabunların hepsiAllyalanlayıpdeniedelçilerithe Messengershak ettilerso was fulfilledtehdidimiMy Threat
🇹🇷 50:14 Eyke halkı ve Tübbâ kavmi de, bunların hepsi peygamberleri yalanladılar da (onlara) azabım hak oldu.
aciz mi kaldık?Were We then tiredyaratıştawith the creationilkthe firstdoğrusuNayonlartheyiçindedirler(are) inkuşkudoubtbir yaratmadanaboutbir yaratılışa creationyeninew
🇹🇷 50:15 Biz ilk yaratmada acizlik mi gösterdik? Doğrusu, onlar yeni bir yaratılıştan şüphe içindedirler.
ve andolsunAnd certainlybiz yarattıkWe createdinsanımanve bilirizand We knownewhatfısıldadığınıwhispersonato himnefsininhis soulçünkü bizand Wedaha yakınız(are) neareronato himşah damarındanthanşah damarı(his) jugular veinşah damarı(his) jugular vein
🇹🇷 50:16 Andolsun insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz. Ve biz ona şah damarından daha yakınız.
o zamanWhenkaydetmektedirreceiveiki alıcı (melek)the two receiversonun sağındaonsağthe rightveand onsolundathe leftoturanseated
🇹🇷 50:17 Onun sağında ve solunda oturmuş iki melek zabıt tutarken,
söylemezNotsöylerhe uttershiçbiranysözwordolmadanbutyanındawith himgözetleyiciler(is) an observerhazır bulunanready
🇹🇷 50:18 İnsan hiçbir söz söylemez ki yanında (onu) gözetleyen, dediklerini zapteden bir melek hazır bulunmasın.
ve geldiAnd will comesarhoşluğu(the) stuporölüm(of) deathgerçektenin truthişte buThatşeydir(is) whatsenin olduğunyou wereondan[from it]kaçmışavoiding
🇹🇷 50:19 Ölüm sarhoşluğu gerçekten geldiğinde, "Ey insan! İşte bu senin öteden beri kaçtığın şeydir." denir.
ve üflendiAnd will be blownSur'a[in]sûrthe trumpetişte buThatgündür(is the) Daykendisine karşı uyarılan(of) the Warning
🇹🇷 50:20 Sur'a üfürülür, işte bu, tehdid(in gerçekleşme) günüdür.
ve geldiAnd will comehereverycansoulyanındawith itbir sürücüa driverve şahidleand a witness
🇹🇷 50:21 Her can, kendisiyle beraber bir sevk memuru ve bir şahid bulunduğu halde gelir.
andolsunCertainlysen idinyou wereiçindeingafletheedlessnessbundanofbuthisbiz açtıkSo We have removedsendenfrom youperdeniyour coverartık gözünso your sightbugüntodaykeskindir(is) sharp
🇹🇷 50:22 (Allah ona) "Andolsun sen bundan gaflet içinde idin. Şimdi senden gaflet perdesini kaldırdık. Bugün artık gözün keskindir." der.
ve dedi kiAnd (will) sayarkadaşıhis companionişteThisyanımdaki(is) whatyanımdadır(is) with mehazırready
🇹🇷 50:23 Beraberindeki melek "işte yanımdaki hazır" der.
haydi ikiniz atınThrowcehennemein (to)cehennemHellhereverynankörüdisbelieverinatçıstubborn
🇹🇷 50:24 (Allah iki meleğe buyurur ki:) "Haydi ikiniz, atın cehenneme her inatçı nankörü!
engel olanForbidderhayraof goodsaldırgantransgressorşüpheciyidoubter
🇹🇷 50:25 İyiliklere (sürekli) engel olan, saldırgan, şüpheciyi.
o kiWhoedindimadeile beraberwithAllahAllahtanrılara godbaşkaanotherbundan dolayı onu atınso throw himbir azabain(to)azapthe punishmentçetinthe severe
🇹🇷 50:26 O ki Allah'ın yanında başka ilâh edinmiştir. Haydi ikiniz birlikte onu şiddetli azaba atın."
dedi kiWill sayarkadaşıhis companionRabbimizOur Lordben onu azdırmadımnotonu azdırdımI made him transgresszatenbutidihe wasiçindeinbir sapıklıkerrorderinfar
🇹🇷 50:27 Yanındaki arkadaşı (şeytan) der ki: "Rabbimiz! Ben onu azdırmadım. Fakat kendisi derin bir sapıklık içindeydi".
(Allah) buyurdu kiHe will sayçekişmeyin(Do) nottartışırlardisputeuzurumda(in) My presenceve andolsunand indeedönceden yaptımI sent forthsizeto youuyarıthe Warning
🇹🇷 50:28 Allah buyurur ki: "Huzurumda çekişmeyin! Ben size daha önce uyarıcı göndermiştim."
değiştirilmezNotdeğiştirilecekwill be changedsözthe wordbenim huzurumdawith Meve değil(im)and notbenI Amzulmediciunjustkullarato My slaves
🇹🇷 50:29 Benim huzurumda söz değiştirilmez. Ve ben kullara asla zulmedici değilim.
(o) gün(The) DayderizWe will saycehennemeto Helldoldunmu?Aredoldurdunuzyou filledve derAnd it will sayhiç (yok)mu?Arehiç var mı(there) anydahamore
🇹🇷 50:30 Biz O gün cehenneme: "Doldun mu?" diyeceğiz. O da: "Daha fazla var mı?" diyecektir.
ve yaklaştırılmıştırAnd will be brought nearcennetthe Paradisekorunanlarato the righteousdeğildirnotuzakfar
🇹🇷 50:31 Cennet de kötülükten sakınanlara yaklaştırılır. Zaten uzak değildir.
işte budurThissize va'dedilen(is) whatsize vadedildiyou were promiseddaimafor everyone(Allah'a) yüz tutanwho turnskoruyan(and) who keeps
🇹🇷 50:32 Onlara denir ki: "İşte size vaad edilen bu cennet, Allah'a yönelen, O'nun emirlerine riayet eden, görmediği halde Rahman olan Allah'tan korkan ve O'na yönelen bir kalple gelenlere mahsustur.
kimse(lere)Whosaygı gösterenfearedRahman'athe Most Graciousgörmedenin the unseenve getirenand camebir yürekwith a heart(Hakka) dönükreturning
🇹🇷 50:33 Onlara denir ki: "İşte size vaad edilen bu cennet, Allah'a yönelen, O'nun emirlerine riayet eden, görmediği halde Rahman olan Allah'tan korkan ve O'na yönelen bir kalple gelenlere mahsustur.
ona girinEnter itselam (esenlik) ilein peacebuThatgünüdür(is) a Daysüreklilik(of) Eternity
🇹🇷 50:34 "Şimdi selam ve selametle oraya girin. İşte sonsuzluk günü budur."
onlara vardırFor themherşeywhateveristediklerithey wishoradathereinve katımızda vardırand with Usdaha fazlası(is) more
🇹🇷 50:35 Orada onlara ne isterlerse vardır. Katımızda daha fazlası da vardır.
ve nicesiniAnd how manyhelak etmiştikWe destroyedbunlardan öncebefore themkuşaklardanofbir nesila generationonlartheydaha kuvvetli idi(were) strongerbunlardanthan themtutuşu(in) powergezip dolaşmışlardıso they exploredülkelerdethroughoutbeldelerthe lands(var) mı?Is (there)hiçanykaçacak yerplace of escape
🇹🇷 50:36 Ey Muhammed! Biz onlardan önce kendilerinden daha kuvvetli olan ve beldeleri delik deşik eden nice nesilleri helak ettik, hiç kurtuluş var mı?
muhakkak kiIndeedvardırinbundathatbir öğütsurely, is a reminderkimse içinfor (one) whoolanis onunfor himkalbia heartyahutorveren(who) gives earkulak(who) gives earve owhile heşahid olarak(is) a witness
🇹🇷 50:37 Şüphesiz ki bunda kalbi olan ve hazır bulunup kulak veren kimse için elbette bir öğüt vardır.
ve andolsunAnd certainlybiz yarattıkWe createdgöklerithe heavensve yeriand the earthve bulunanlarıand whateverikisi arasında(is) between both of themaltıinaltısixgündeperiodsveand (did) notbize dokunmadıtouch Ushiçbiranyyorgunlukfatigue
🇹🇷 50:38 Andolsun ki biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yarattık, Bize hiçbir yorgunluk da dokunmadı.
o halde sabretSo be patientüzerineoveronların dedikleriwhatderlerthey sayve tesbih etand glorifyövgü ile(the) praiseRabbini(of) your Lordöncebeforedoğmadan(the) risinggüneş(of) the sunve önceand beforebatmadanthe setting
🇹🇷 50:39 Ey Muhammed! Onların söylediklerine karşı sabret. Güneşin doğuşundan önce (sabah namazını) ve batışından önce de (öğle ve ikindi namazalarını kılarak) Rabbini Hamd ile tesbih et.
ve bir kısmındaAnd ofgeceninthe nightO'nu tesbih etglorify Himve arkalarındaand aftersecdethe prostration
🇹🇷 50:40 Geceleyin (akşam ve yatsı namazlarını kılarak), namazlardan sonra da (vitir ve nafile kılarak) O'nu tesbih et.
ve dinleAnd listen(o) gün(The) Dayçağırırwill callo ünleyicithe callerbir yerdenfrombir yera placeyakınnear
🇹🇷 50:41 Bir münadinin yakın bir yerden sesleneceği güne kulak ver.
(o) gün(The) Dayduyarlarthey will hearçağrıyıthe Blastgerçek olarakin truthişte buThatgünüdür(is the) Dayçıkış(of) coming forth
🇹🇷 50:42 O gün insanlar, o çağrıyı gerçek olarak duyarlar. İşte bugün, kabirlerden çıkış günüdür.
elbette bizIndeed, Webiz[We]yaşatırız[We] give lifeve öldürürüzand [We] cause deathve bizedirand to Usdönüş(is) the final return
🇹🇷 50:43 Gerçekten biz hem yaşatırız, hem öldürürüz. Sonunda dönüş yalnız bizedir.
(o) gün(The) Dayyarılırwill splityerthe earthonlar(ın üstün)denfrom themsür'atle koşarlarhurryingişte buThattoplamadır(is) a gatheringbize görefor Uskolaydıreasy
🇹🇷 50:44 O gün yer yarılır, insanlar kabirlerinden çabucak çıkarlar. İşte bu, sadece bize göre kolay bir toplanmadır.
bizWebiliyoruzknow bestşeyleri[of] whatonların dediklerithey sayve değilsinand notsen(are) youonların üstündeover thembir zorlayıcıthe one to compelöğüt verBut remindKur'an ilewith the QurankimselerewhoeverkorkanfearstehdidimdenMy threat
🇹🇷 50:45 Biz onların söylediklerini daha iyi biliriz. Sen onlara karşı zor kullanacak değilsin. O halde sen, benim tehdidimden korkanlara bu Kur'ân ile öğüt ver.
Mahmoud Khalil Al-Husary