بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
indirilmesi(The) revelationKitabını(of) the Booktarafındandır(is) fromAllahAllahazizthe All-Mightyhüküm ve hikmet sahibithe All-Wise
🇹🇷 39:1 Bu kitabın indirilişi, Azîz ve Hakîm olan Allah tarafındandır.
elbette bizIndeed, Weindirdik[We] have revealedsanato youbu Kitabıthe Bookhak ilein truthsen kulluk etso worshipAllah'aAllahhalis kılarak(being) sincereyalnız O'nato Himdini(in) the religion
🇹🇷 39:2 Emin ol, biz sana kitabı hakkıyla indirdik. Onun için dini yalnız kendisine halis kılarak Allah'a ibadet ve kulluk et.
iyi bil kiUnquestionablyyalnız Allah'ındırfor Allahdin(is) the religionhalisthe pureve kimselerAnd those whoedinentakeO'ndan başkabesides HimO'ndan başkabesides Himdostlarprotectorsbiz bunlara tapmıyoruzNotonlara taparızwe worship themdışıda (bir sebeple)exceptbizi yaklaştırmalarıthat they may bring us nearAllah'atoAllahAllahdaha yakın(in) nearnessşüphesiz kiIndeedAllahAllahhükmünü verecektirwill judgeonlar arasındabetween themne kiinnewhatonlartheyonun hakkında[in it]ayrılığa düşüyorlardifferşüphesiz kiIndeedAllahAllahdoğru yola iletmez(does) nothidayet ederguideolanı(one) whoo[he]yalancı(is) a liarnankörand a disbeliever
🇹🇷 39:3 İyi bil ki, halis din ancak Allah'ındır. O'ndan başka birtakım dostlar tutanlar da şöyle demektedirler: "Biz onlara sadece bizi Allah'a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz." Şüphe yok ki Allah, onların aralarında ihtilaf edip durdukları şeyde hükmünü verecektir. Herhalde yalancı ve nankör olan kimseyi Allah doğru yola çıkarmaz.
eğerIfisteseydiAllah (had) intendedAllahAllah (had) intendededinmektoalırlartakeçocuka sonelbette seçerdisurely, He (could) have chosenyarattıklarındanfrom whatyaratırHe createsnewhateverdiliyorsaHe willedO (bundan münezzehtir) yücedirGlory be to HimOHeAllah'tır(is) Allahtekthe Onekahredicithe Irresistible
🇹🇷 39:4 Eğer Allah bir çocuk edinmek isteseydi, elbette yaratacağından, dileyeceğini seçecekti. Ama o bundan münezzehtir. O, tek ve kahredici olan Allah'tır.
yarattıHe createdgöklerithe heavensve yeriand the earthhak ilein [the] truthörterHe wrapsgeceyithe nightüzerineovergündüzünthe dayve örterand wrapsgündüzüthe dayüzerineovergeceninthe nightve buyruğu altına almıştırAnd He subjectedgüneşithe sunve ayıand the moonher birieachakıp gitmektedirrunningsüreye kadarfor a termbelli birspecifiediyi bil kiUnquestionablyOHeazizdir(is) the All-Mightyve çok bağışlayandırthe Oft-Forgiving
🇹🇷 39:5 O, gökleri ve yeri hak ile yarattı, geceyi gündüzün üstüne sarıyor, gündüzü de gecenin üstüne sarıyor. Güneşi ve ay'ı emrine âmade kılmış, her biri belli bir süreye kadar akıp gitmektedir. İyi bil ki, çok güçlü ve çok bağışlayıcı olan ancak O'dur.
sizi yarattıHe created youcandanfrombir cana soulbir teksinglesonraThenmeydana getirdiHe madeondanfrom iteşiniits mateve indirdiAnd He sent downsizin içinfor youdavarlardanofdavarlarthe cattlesekizeightçiftkindsve sizi yaratmaktadırHe creates youkarınlarındainrahimler(the) wombsannelerinizin(of) your mothersyaratılışlacreationsonraaftersonraafterbir yaratılıştancreationiçindeinkaranlık(lar)darkness[es]üçthreeişte budurThatAllah(is) AllahRabbinizyour LordO'nundurfor Himmülk(is) the dominionyoktur(There is) notanrıgoddışındaexceptO'nunHenasıl?Then howçevriliyorsunuzare you turning away
🇹🇷 39:6 O, sizi bir nefisten yarattı. Hem sonra onun eşini de ondan var etti. Sizin için yumuşak başlı hayvanlardan sekiz çift indirdi. Sizi analarınızın karınlarında üç karanlık içinde yaratılıştan yaratılışa yaratıp duruyor. İşte Rabbiniz Allah O'dur. Mülk O'nundur, O'ndan başka tanrı yoktur. O halde nasıl haktan çevrilirsiniz?
🔬 İlim notu —
Karın duvarı, rahim duvarı ve amniyon kesesi: cenini saran üç koruyucu tabaka.
❝…sizi annelerinizin karnında üç karanlık içinde yaratıyor.❞
Karın duvarı, rahim duvarı ve amniyon kesesi: cenini saran üç koruyucu tabaka.
eğerIfinkar edersenizyou disbelieveşüphesizthen indeedAllahAllahzengindir(is) free from needsizdenof youfakatAnd notrazı olmazHe likeskulları içinin His slavesküfreungratefulnessve eğerAnd ifşükredersenizyou are gratefulona razı olurHe likes itsizin içinin you(günahını) çekmezAnd nottaşırwill bearhiçbir günahkarbearer of burdensgünahını(the) burdendiğerinin(of) anothersonraThenRabbinizedirtoRabbinyour Lorddönüşünüz(is) your returnsize haber verirthen He will inform youşeyleriabout whatolduğunuzyou used toyapıyorlardoçünkü OIndeed, Hebilir(is) the All-Knowerözünüof what (is) in the breastsgöğüslerinof what (is) in the breasts
🇹🇷 39:7 Eğer inkâr ederseniz, şüphe yok ki Allah'ın size ihtiyacı yoktur. Bununla beraber kulları hesabına küfre razı olmaz. Eğer şükrederseniz sizin hesabınıza ona razı olur. Hiçbir günahkar da diğerinin günahını çekecek değildir. Sonra dönüşünüz, Rabbinizedir. O vakit, O size bütün yaptıklarınızı haber verecektir. Çünkü O, bütün kalplerin özünü bilir.
zamanAnd whendokunduğutouchesinsana[the] manbir zararadversityhemen du'a ederhe callsRabbinehis Lordiçtenlikle yönelerekturningO'nato Himsonrathenzamanwhenona verdiğiHe bestows on himbir ni'meta favorkendisindenfrom Himselfunuturhe forgetsolduğunu(for) whatçağırırdıhe used to callyalvarmaktahe used to callO'na[to] Himöncedenbeforeöncebeforeve koşarand he sets upAllah'ato Allaheşlerrivalssaptırmak içinto misleadO'nun yolundanfromO'nun yoluHis Pathde kiSayyaşaEnjoyküfrünlein your disbeliefazıcık(for) a littleşüphesiz senIndeed, youhalkından(sın)(are) ofashabı(the) companionsateş(of) the Fire
🇹🇷 39:8 İnsana bir sıkıntı dokunduğu zaman bütün gönlünü vererek Rabbine dua eder. Sonra kendisine tarafından bir nimet lütfettiği zaman da önceden O'na dua ettiği hali unutur da, yolundan sapıtmak için Allah'a ortaklar koşmaya başlar. Ey Muhammed! De ki: "Küfrünle biraz zevk et, çünkü sen, o ateşliklerdensin."
yoksa gibi midir?Is (one) whoo[he]ibadet eden(is) devoutly obedient sa'atlerinde(during) hoursgece(of) the nightsecde ederekprostratingve ayakta durarakand standingkorkanfearingahirettenthe Hereafterve umanand hopingrahmetini(for the) MercyRabbinin(of) his Lordde kiSayeşitmidir?Areeşitequalkimselerlethose whobilen(lerle)knowve kimselerand those whobilmeyen(ler)(do) notbilirlerknowdoğrusu ancakOnlyöğüt alırwill take heedsahiplerithose of understandingsağduyuthose of understanding
🇹🇷 39:9 Yoksa o, gece saatlerinde kalkan, secdeye kapanıp, kıyama durarak daima vazifesini yapan, ahireti hesaba katan ve Rabbinin rahmetini uman kimse gibi olur mu? De ki: "Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" Ancak temiz akıl sahibi olanlar anlar.
de kiSayey kullarımO My slavesinanan[those] whoiman ederlerbelievekorkunFearRabbinizdenyour Lordkimselere vardırFor those whogüzel davranan(lara)do goodbuinbuthisdünyadaworldgüzellik(is) goodve yeriand the earthAllah'ın(of) Allahgeniştir(is) spaciousancakOnlyödenecektirwill be paid back in fullsabredenlerethe patient onesödülleritheir rewardolmaksızınwithouthesabıaccount
🇹🇷 39:10 Ey Muhammed! Tarafımdan söyle: "Ey iman eden kullarım! Rabbinizden korkun. Bu dünyada güzellik yapanlara bir güzellik vardır. Allah'ın yeryüzü geniştir. Ancak sabredenlere mükafatları hesapsız ödenecektir."
de kiSaymuhakkak banaIndeed, Iemredildi[I] am commandedkulluk etmemthatibadet ederimI worshipAllah'aAllahhalis kılarak(being) sincereyalnız O'nato Himdini(in) the religion
🇹🇷 39:11 De ki: "Bana, dini sadece kendisine halis kılarak Allah'a ibadet etmem emredildi."
ve bana emredildiAnd I am commandedolmamthatolayımI beilki(the) firstmüslümanların(of) those who submit
🇹🇷 39:12 "Hem O'nun birliğine teslim olan müslümanların ilki olmam da bana emredildi."
de kiSayelbette benIndeed, Ikorkarım[I] feareğerifisyan edersemI disobeyRabbimemy Lordazabından;(the) punishmentbir günün(of) a Daybüyükgreat
🇹🇷 39:13 De ki: "Eğer Rabbime isyan edersem, büyük bir günün azabından korkarım."
de kiSayAllah'aI worship Allahkulluk ediyorumI worship Allahhalis kılarak(being) sincereyalnız O'nato Himdinimi(in) my religion
🇹🇷 39:14 De ki: "Ben dinimi kendisine halis kılarak yalnız Allah'a kulluk ederim."
siz de kulluk edinSo worshipdilediğinizewhatyapacaksınızyou willO'ndan başkabesides HimO'ndan başkabesides Himde kiSayşüphesizIndeedziyan edenlerdirthe losersziyana uğrayanlar(are) those whokaybeder(will) losekendilerinithemselvesve aileleriniand their familiesgünü(on the) Daykıyamet(of) the Resurrectiondikkat edinUnquestionablyiştethat buitbir ziyandır(is) the lossapaçıkthe clear
🇹🇷 39:15 "Siz de O'ndan başka dilediğinize kul olun." De ki: "Asıl hüsrana düşenler, kıyamet günü kendilerine ve mensuplarına ziyan edenlerdir. Evet, işte asıl açık hüsran budur."
onların vardırFor themüstlerindenfromüstlerindeabove themgölgelercoveringsateştenofateşthe Fireveand fromaltlarındanbelow them(ateşten) gölgelercoveringsişte(With) thatkorkuturthreatensAllahAllahbu durumdan[with it]kullarınıHis slavesey kullarımO My slavesbenden korkunSo fear Me
🇹🇷 39:16 Onların üstlerinde ateşten tabakalar, altlarında yine ateşten tabakalar vardır. İşte Allah, kullarını bundan korkutuyor, "Ey kullarım! benden korkun." (diyor).
kimselereAnd those whokaçınan(lara)avoidTağut'athe false godskulluk etmektenlestonlara taparlarthey worship themve yönelenlereand turnAllah'atoAllahAllahonlar için vardırfor themmüjde(are) glad tidingsmüjdeleSo give glad tidingskullarımı(to) My slaves
🇹🇷 39:17 Tağuttan, ona kulluk etmekten kaçınıp da tam gönülle Allah'a yönelenlere gelince, müjde onlaradır. Haydi müjdele kullarımı.
onlar kiThose whodinlerlerthey listen (to)sözüthe Wordve uyarlarthen followonun en güzelinethe best thereofişte onlarthosekimselerdir(are) they whomdoğru yola ilettikleriAllah has guided themAllah'ınAllah has guided themve işteand thoseonlarare [they]sahipleridirthe men of understandingsağduyuthe men of understanding
🇹🇷 39:18 O kullarımı ki, onlar sözü dinlerler, sonra da en güzeline uyarlar. İşte onlar, Allah'ın kendilerine hidayet verdiği kimselerdir. İşte temiz akıllılar da onlardır.
kimse mi?Then, is (one) whohak olanbecame dueüzerineon himkararıthe wordazab(of) the punishmentsen mi?Then can youkurtaracaksınsavebulunanı(one) whoateşte(is) inateşthe Fire
🇹🇷 39:19 Ya üzerine azab kelimesi hak olmuş kimse de mi (böyledir)? Artık o ateşteki kimseyi sen mi çıkaracaksın?
fakatButonlar kithose whokorkarlarfearRablerindentheir Lordonlara vardırfor themodalar(are) lofty mansionsüstüsteabove themüstlerindeabove themodalarlofty mansionsyapılmışbuilt highakmaktadırflowaltındanfromonun altındabeneath itırmaklarthe rivers(bu) va'didir(The) PromiseAllah'ın(of) AllahcaymazNotAllah caymazAllah failsAllahAllah failsva'dinden(in His) promise
🇹🇷 39:20 Fakat o Rablerine sığınarak korunanlar için altlarından ırmaklar akan, üzerlerinden şehnişinler yapılmış, şehnişinli (balkonlu) köşkler vardır. Bu, Allah'ın vaadidir. Allah vaadinden caymaz.
görmedin mi?Do notgörürsünyou seeşüphesizthatAllahAllahindirdisends downgöktenfromgökthe skybir suwatersonra onu geçirdiand He makes it flowkaynaklara(as) springsiçindekiinyerinthe earthsonrathençıkarıyorHe producesonunlawith itekincropsçeşitli(of) differentrenklerdecolorssonrathen(ekin) kururthey witherve onu görürsünand you see itsararmışturn yellowsonrathenonu yaparHe makes thembir çöpdebrisşüphesizIndeedvardırinbundathatbir ibretsurely, (is) a remindersahipleri içinfor those of understandingsağduyufor those of understanding
🇹🇷 39:21 Allah'ın gökten bir su indirip de onu bir yoluyla yeryüzündeki menbalara koyduğunu görmedin mi? Sonra onunla türlü renklerde bir ekin çıkarır, sonra onun olgunlaşıp sarardığını görürsün. Sonra da onu bir çöpe çevirir. Elbette bunda temiz akıllılar için bir ihtar vardır.
kimse değil midir?So is (one for) whomaçtığıAllah has expandedAllah'ınAllah has expandedgöğsünühis breastİslam'afor Islamoso heüzerinde(is) uponbir nura lightRabbindenfromRabbihis Lordyazıklar olsunSo woekatılaşmış olanlarato (those are) hardenedyürekleritheir heartskarşıfromanmağa(the) remembrance of AllahAllah'ı(the) remembrance of AllahonlarThoseiçindedirler(are) inbir sapıklıkerrorapaçıkclear
🇹🇷 39:22 Allah, kimin bağrını İslâm'a açmış ise işte o, Rabbinden bir nur üzerinde değil midir? Artık Allah'ın zikri hususunda kalpleri katılaşmış olanların vay haline! İşte bunlar, apaçık bir sapıklık içindedirler.
AllahAllahindirdihas revealeden güzelini(the) bestsözün(of) [the] statement bir Kitap halindea Bookbirbirine benzer(its parts) resembling each otherikişerlioft-repeatedürperirShiverondanfrom itderileri(the) skinskimselerin(of) those whokorkanlarınfearRablerindentheir Lordsonrathenyumuşarrelaxderileritheir skinsve kalbleriand their heartszikrineatzikir(the) remembranceAllah'ın(of) Allahişte buThatrehberidir(is the) guidanceAllah'ın(of) Allahdoğru yola iletirHe guidesbununlawith itkimseyiwhomdilediğiHe willsama kimiAnd whoeversapıklığında bırakırsaAllah lets go astrayAllahAllah lets go astrayartık olmazthen notonafor himhiçbiranyyol gösterenguide
🇹🇷 39:23 Allah, kelamın en güzelini ikizli, ahenkli bir kitap olarak indirdi. () Ondan Rablerine saygısı olanların derileri ürperir. Sonra derileri de, kalpleri de Allah'ın zikrine karşı yumuşar. İşte bu Allah'ın rehberidir. Allah, onunla dilediğini doğru yola çıkarır. Her kimi de Allah şaşırtırsa, artık ona doğru yolu gösterecek yoktur.
kimse mi?Then (is) he whokorunmağa çalışanwill shieldyüzüylewith his faceen kötü(the) worstazabdanpunishmentgünü(on the) Daykıyamet(of) the Resurrectionve denilirAnd it will be saidzalimlereto the wrongdoerstadınTasteşeyleriwhatolduğunuzyou used tokazanıyorearn
🇹🇷 39:24 O halde kıyamet günü zalimlere: "Tadın bakalım kazanıp durduklarınızı!" denilirken, o kötü azabdan yüzü ile korunacak kimse ne olur? ()
yalanladılarDeniedkimselerthose whoonlardan öncekiler(were) before themonlardan öncekiler(were) before themböylece onlara geldiso came upon themazabthe punishmentbir yöndenfromneredewherehiç farkına varmadıklarınotfarkederlerthey perceive
🇹🇷 39:25 Onlardan öncekiler de yalanladılar da kendilerine, hatırlarına gelmez yönden azab geliverdi.
onlara taddırdıSo Allah made themAllahSo Allah made themrezillikthe disgracehayatındainhayatthe lifedünya(of) the worldazabı iseand certainly (the) punishmentahiret(of) the Hereafterdaha büyüktür(is) greaterkeşkeifbilselerditheybildiknew
🇹🇷 39:26 Allah, onlara dünya hayatında zilleti tattırdı. Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür. Keşke bilselerdi!
ve andolsunAnd indeedbiz anlattıkWe have set forthinsanlarafor peoplebuinbuthisKur'an'daQuranherofhereverytemsiliexampleumulur kiso that they mayöğüt alırlartake heed
🇹🇷 39:27 Yemin ederim ki, bu Kur'ân'da insanlar için her türlüsünden temsil getirdik. Gerek ki iyi düşünsünler.
Kur'an'dır (bu)A QuranArapça(in) Arabicolmayanwithoutpürüzüanyeğrilikcrookednessumulur kiso that they maysakınırlar(become) righteous
🇹🇷 39:28 Pürüzsüz Arapça bir Kur'ân (indirdik ki, Allah'ın azabından) korunsunlar.
örnek verdiAllah sets forthAllahAllah sets forth(şöyle bir) misallean example bir adam (köle)a manortaklarıabout himortaklarpartnersbirbiriyle çekişenquarrelingve bir adamand a manbağlı olan(belonging) exclusivelyyalnız bir kişiyeto one man midir?areeşitthey both equalikisinin durumu(in) comparisonhamdAll praiseyalnız Allah'a mahsustur(be) to AllahfakatNayçoklarımost of thembilmiyorlar(do) notbilirlerknow
🇹🇷 39:29 Allah, şöyle bir misal vermiştir: Bir adam ve birtakım ortakları var, hırçın hırçın çekişip duruyorlar. Bir de yalnız bir kişiye bağlı selamet içinde olan bir adam var. Bu ikisinin hali hiç bir olur mu? Hamd Allah'ındır, fakat pek çokları bilmezler.
şüphesiz senIndeed, youöleceksinwill dieve onlar daand indeed, theyölecekler(will also) die
🇹🇷 39:30 Sen elbette öleceksin, onlar da elbette öleceklerdir.
sonraThenşüphesiz sizindeed yougünü(on the) Daykıyamet(of) the ResurrectiondivanındabeforeRabbinizinyour Lorddavalaşacaksınızwill dispute
🇹🇷 39:31 Sonra siz muhakkak kıyamet gününde Rabbinizin huzurunda birbirinizden davacı olacaksınız.
24. Cüz
kim olabilir?Then whodaha zalim(is) more unjustkimsedenthan (one) whoyalan uydurandanlieshakkındaagainstAllahAllahve yalanlayandanand deniesdoğruyuthe truthzamanwhenkendisine geldiğiit comes to himyok mudur?Is (there) notcehennemdeincehennemHellbir yeran abodekafirler içinfor the disbelievers
🇹🇷 39:32 Allah'a karşı yalan söyleyen ve doğru kendisine geldiği zaman onu yalan sayandan daha zalim (daha haksız) kim olabilir? Kâfirlerin yeri cehennemde değil midir?
ve kimselerAnd the one whogetiren(ler)broughtdoğruyuthe truthve doğrulayanlarand believedonuin itiştethoseonlardır[they]korunanlar(are) the righteous
🇹🇷 39:33 Doğruyu getiren ve onu tasdik edene gelince, işte onlar kötülükten korunan müttakilerdir.
onlara vardırFor themher şey(is) whatdilediklerithey wishyanındawithRablerinintheir Lordişte budurThatmükafatı(is the) rewardgüzel davrananların(of) the good-doers
🇹🇷 39:34 Onlara, Rablerinin yanında ne dilerlerse vardır. İşte bu, iyilik yapanların mükafatıdır.
örtmesi içindirThat Allah will removeAllah'ınThat Allah will removeonlardanfrom themen kötülerini(the) worstyaptıklarının(of) whatyaptılarthey didve mükafatlandırması içindirand reward themecirlerinitheir dueen güzeliylefor (the) bestolduklarının(of) whatidilerthey used toyapıyorlardo
🇹🇷 39:35 Çünkü Allah, onların önceden yaptıkları amelin en kötüsünü bile keffaretle örtüp, işlemekte bulundukları güzel amellerin en güzeline göre mükafatlarını kendilerine verecektir.
değil mi?Is notAllahAllahkâfisufficientkuluna(for) His slaveve seni korkutuyorlarAnd they threaten youkinselerlewith thoseO'ndan başkabesides HimO'ndan başkabesides Himve kimiAnd whoeverşaşırtırsaAllah lets go astray AllahAllah lets go astray artık olmazthen notonufor himhiçbiranyyola getirenguide
🇹🇷 39:36 Allah, kuluna kâfi değil midir? Durmuşlar da seni O'ndan başkalarıyla korkutuyorlar. Her kimi ki Allah şaşırtırsa, artık ona hidayet edecek yoktur.
ve kimeAnd whoeveryol gösterirseAllah guidesAllahAllah guidesartık olmazthen notonufor himhiçbiranyşaşırtanmisleaderdeğil midir?Is notAllahAllahazizAll-MightysahibiAll-Able of retributionintikamAll-Able of retribution
🇹🇷 39:37 Her kime de Allah hidayet verirse artık onu da şaşırtacak yoktur. Allah aziz (çok güçlü) ve intikam sahibi değil midir?
ve andolsun şayetAnd ifonlara sorsanyou ask themkim?whoyarattıcreatedgöklerithe heavensve yeriand the earthelbette derlerSurely, they will sayAllahAllahde kiSayo halde gördünüz mü?Then do you seeşeyleriwhatyalvardığınızyou invokebaşkabesidesbaşkabesidesAllah'tanAllaheğerifbana isteseAllah intended for meAllahAllah intended for mebir zarar vermekharmmı?areonlartheykaldıracaklarremoversO'nun zararını(of) harm (from) Himyahutorbana dileseif He intended for mebir rahmetmercymı?areonlartheydurduracaklarwithholdersO'nun rahmetini(of) His mercyde kiSaybana yeterSufficient (is) Allah for meAllahSufficient (is) Allah for meO'naupon Himdayanırlarput trusttevekkül edenlerthose who trust
🇹🇷 39:38 Andolsun ki onlara: "O gökleri ve yeri kim yarattı?" diye soracak olsan: "Elbette Allah!" diyeceklerdir. O halde gördünüz ya Allah'tan başka çağırdıklarınızı! Eğer Allah bana bir zarar vermek isterse, onlar O'nun zararını giderebilirler mi? Yahut bana bir rahmet dilerse, onlar O'nun rahmetini tutabilirler mi? De ki: "Allah, bana yeter." Tevekkül edenler, hep O'na dayanırlar.
de kiSayey kavmimO my peopleyapınWorkgöre(according) todurumunuzayour positionelbette ben deindeed, I amyapıyorumworkingyakındathen soonbileceksinizyou will know
🇹🇷 39:39 De ki: "Ey kavmim! Haliniz üzere çalışın. Ben de kendi halime göre çalışıyorum. Artık ileride bileceksiniz."
kime?(Upon) whomgeliyorwill comeazaba punishmentonu rezil edendisgracing himve (kimin) konuyor?and descendsüzerineon himazaba punishmentsüreklieverlasting
🇹🇷 39:40 "Kendisini rezil edecek azabın kime geleceğini ve sürekli bir azabın kimin üzerine konacağını."
elbette bizIndeed WeindirdikWe revealedsanato youKitabıthe Bookinsanlar içinfor [the] mankindhak ilein truthartık kimSo whoeverdoğru yola gelirseaccepts guidancekendi yararınadırthen (it is) for his soulve kim deand whoeversaparsagoes astrayşüphesizthen onlysapmış olurhe strayskendi zararınaagainst his (soul)ve değil(sin)And notsenyouonların üzerinde(are) over themvekila manager
🇹🇷 39:41 Biz bu kitabı sana, insanlar için hak ile indirdik. O halde kim doğru yola gelirse kendi lehinedir. Kim de saparsa, sırf kendi aleyhine olarak sapar. Sen onların üzerine vekil değilsin.
AllahAllahvefat ettirirtakescanlarıthe soulssırasında(at the) timeölümleri(of) their deathve kimseleriand the one whoölmeyen(leri)(does) notölürlerdieuykularındainuykularıtheir sleepsonra yanında tutarThen He keepskimselerithe one whomhükmettiğiHe has decreedüzerlerindefor themölümünethe deathve salıverirand sendsötekilerinithe otherskadarforbir süreyea termbelirlispecifiedşüphesizIndeedvardırinbundathatibretlersurely (are) signsbir toplum içinfor a peopledüşünenwho ponder
🇹🇷 39:42 Allah, o canları öldükleri zaman, ölmeyenleri de uyuduklarında alır. Sonra haklarında ölüm hükmü verdiklerini alıkor, diğerlerini de takdir edilmiş bir süreye kadar salıverir. Şüphesiz ki bunda düşünecek bir kavim için nice ibretler vardır.
yoksaOrbaşkami edindiler?have they takenbaşkabesidesbaşkabesidesAllah'tanAllahşefa'atçilerintercessorsde kiSaybile mi?Even thougholsalarthey wereonlar malik olmayannotsahippossessinghiçbir şeyeanythingveand notdüşünmeyenthey understand
🇹🇷 39:43 Yoksa Allah'tan başka şefaatçiler mi edindiler? De ki: "Onlar hiçbir şeye güç yetiremezler ve akıl erdiremezlerse de mi (böyle yapacaksınız)?"
de kiSayAllah'ındırTo Allah (belongs)şefa'atthe intercessiontamamenallO'nundurFor Himmülkü(is the) dominiongöklerin(of) the heavensve yerinand the earthsonraThenO'nato Himdöndürüleceksinizyou will be returned
🇹🇷 39:44 De ki: "Bütün şefaat Allah'ındır. Göklerin ve yerin mülkü O'nundur. Sonra hep döndürülüp O'na götürüleceksiniz."
ve zamanAnd whenanıldığıAllah is mentionedAllahAllah is mentionedtek olarakAloneürkershrink with aversionkalbleri(the) heartskimselerin(of) those whoinanmayan(ların)(do) notiman ederlerbelieveahiretein the Hereafterve zamanand whenanıldığıare mentionedkimselerthoseO'ndan başkabesides HimO'ndan başkabesides HimhemenbeholdonlarTheysevinirlerrejoice
🇹🇷 39:45 Böyle iken, Allah bir olarak anıldığı zaman ahirete inanmayanların yürekleri burkulur da, O'ndan başkaları anıldığı zaman derhal yüzleri güler.
de kiSayAllah'ımO Allahyoktan var edenCreatorgökleri(of) the heavensve yeriand the earthbilenKnowergörülmeyeni(of) the unseenve görüleniand the witnessed(ancak) senYouhükmedersinwill judgearasındabetweenkullarınınYour slavesşeylerdeinnewhatolduklarıthey used tohakkındathereinayrılığa düştükleridiffer
🇹🇷 39:46 De ki: "Ey gökleri ve yeri yaratan, görüleni ve görülmeyeni bilen Allah'ım! Kulların arasında, o ihtilaf edip durdukları şeyler hakkında sen hüküm vereceksin."
ve eğer olsaydıAnd ifve eğer olsaydıAnd ifzulmedenlerinthose whozulmettidid wrongbulunanların(had) whateveryeryüzünde(is) inyeryüzüthe earthtümüallve bir misli dahaand (the) like of itonunla beraberwith itmutlaka fidye verirlerdithey would ransomonuwith itkötü-dan (kurtulmak için)fromkötü(the) evilazabın(of) the punishmentgünü(on the) Daykıyamet(of) the Resurrectionve karşılarına çıkmıştırAnd (will) appearonlarınto themAllahtanfromAllahAllahşeylerwhathiçnothesabetmediklerithey hadhesaba katılırtaken into account
🇹🇷 39:47 Eğer bütün yeryüzündekiler ve bir o kadarı da beraber o zulmedenlerin olsaydı, kıyamet günü azabın kötülüğünden kurtulmak için onu mutlaka feda ederlerdi. Ancak ne var ki, hiç hesaba katmadıkları şeyler, Allah tarafından karşılarına çıkarılır.
ve görünmüştürAnd will become apparentkendilerineto themkötülükleri(the) evilsyaptıkları işlerin(of) whatkazandılarthey earnedve kuşatmıştırand will surroundonlarıthemşeywhatolduklarıthey used toonunla[in it]alay ediyor(lar)mock
🇹🇷 39:48 Öyle ki, yaptıkları amellerin kötülükleri karşılarına çıkmış ve alay edip durdukları şeyler, kendilerini sarmıştır.
zamanSo whendokunduğutouchesinsana[the] manbir zararadversitybize du'a ederhe calls upon Ussonrathenvakitwhenona verdiğimizWe bestow (on) himbir ni'meta favorbizdenfrom Usderhe sayselbetteOnlybu bana verildiI have been given itsayesindeforbilgi(m)knowledgehayırNayoitbir imtihandır(is) a trialfakatbutçoklarımost of thembilmiyorlar(do) notbilirlerknow
🇹🇷 39:49 Fakat insana bir sıkıntı dokunuverince bize yalvarır, sonra kendisine tarafımızdan bir nimet bahşettiğimiz zaman da: "O bana bir bilgi üzerine verildi." der. Belki bu bir imtihandır, fakat pek çokları bilmezler.
elbetteIndeedbunu demişlerdisaid itkimselerthoseonlardan öncekilerbefore themonlardan öncebefore themama olmadıbut (did) notyararıavailkendilerinethemşeylerwhatkazandıklarıthey used tokazanırlarearn
🇹🇷 39:50 Onu, bunlardan öncekiler de söyledi. Fakat o kazandıkları, kendilerini kurtarmadı.
sonra başlarına geldiThen struck themkötülükleri(the) evilskazandıklarının(of) whatkazandılarthey earnedkimselereAnd those whozulmedenlerehave wrongedbunlardanofbunlartheseerişecektirwill strike themkötülükleri(the) evilsyaptıklarının(of) whatkazandılarthey earnedve değillerdirand notonlartheyengel olacakwill be able to escape
🇹🇷 39:51 Neticede kazandıklarının kötülükleri, başlarına geçti. Şunlardan o zulmedenlerin de kazandıkları kötülükleri başlarına geçecektir. Onlar da bunu atlatacak değillerdir.
mi?Do notbilmedilerthey knowelbettethatAllahAllahaçarextendsrızkıthe provisionkimseyefor whomdilediğiHe willsve kısarand restrictsşüphesizIndeedvardırinbundathatibretlersurely (are) signsbir toplum içinfor a peopleinananwho believe
🇹🇷 39:52 Hâlâ bilmediler mi ki; Allah, rızkı dilediğine açar ve kısar. Şüphesiz ki bunda iman edecek bir kavim için nice ibretler vardır.
de kiSayey kullarımO My slavesaşırı gidenThose whohaddi aştılarhave transgressedkarşıagainstnefislerinethemselvesasla(do) notumut kesmeyindespairrahmetindenofrahmet(the) MercyAllah'ın(of) AllahşüphesizIndeedAllahAllahbağışlarforgivesgünahlarıthe sinsbütünallçünkü OIndeed HeOHeçok bağışlayandır(is) the Oft-Forgivingçok esirgeyendirthe Most Merciful
🇹🇷 39:53 De ki: "Ey haddi aşarak nefislerine karşı israf etmiş olan kullarım! Allah'ın rahmetinden ümid kesmeyin. Çünkü Allah, bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir."
ve dönünAnd turnRabbinizetoRabbinyour Lordve teslim olunand submitO'nato Himöncebeforeöncebeforesize gelip çatmadan[that]sana gelircomes to youazabthe punishmentsonrathenaslanotsize yardım edilmezyou will be helped
🇹🇷 39:54 Onun için ümidi kesmeyin de başınıza azab gelmeden önce tevbe ile Rabbinize yönelin ve O'na teslim olun. Sonra kurtulamazsınız.
ve uyunAnd followen güzeline(the) bestindirilenin(of) whatvahyolunuris revealedsizeto youRabbinizdenfromRabbinyour Lordöncebeforeöncebeforesize gelmezden[that]sana gelircomes to youazabthe punishmentansızınsuddenlyve sizwhile youhiç(do) notfarkına varmadanperceive
🇹🇷 39:55 Haberiniz olmayarak ansızın başınıza azab gelmeden önce (halis müslüman olun da) Rabbinizden size indirilenin en güzelini takib ve tatbik edin.
demesinden (sakının)Lestdemesishould saynefsina souleyvah (bana)Oh! My regretdolayıoverkusur edişimdenwhatihmal ettimI neglectedyanındainhakkındaregard (to)Allah'ınAllahve gerçektenand thatben oldumI waskimselerdensurely, amongalay edenlerdenthe mockers
🇹🇷 39:56 (O günden sakının ki günahkar) nefis şöyle diyecektir: "Allah'ın yanında yaptığım kusurlardan dolayı yazık bana! Doğrusu ben alay edenlerdendim."
yahutOrdemesindenit should sayşayetIf thatelbetteIf thatAllahAllahbana hidayet etseydi(had) guided meben olurdumsurely, I (would) have beenmuttakilerdenamongsalihlerthe righteous
🇹🇷 39:57 Yahut şöyle diyecektir: "Allah bana doğru yolu gösterseydi, her halde ben müttakilerden olurdum."
yahutOrdemesindenit should sayzamanwhengördüğüit seesazabıthe punishmentkeşkeIfgerçektenonlybenim için olsaydıfor mebir kez daha (dönüş)another chanceböylece olsaydımthen I could begüzel hareket edenlerdenamongiyilik edenlerthe good-doers
🇹🇷 39:58 Veya azabı gördüğü zaman şöyle diyecektir: "Bana bir geri dönüş olsaydı da ben de o iyilik yapanlardan olsaydım."
hayırYeselbetteverilysana geldicame to youayetlerimMy Versesfakat sen yalanladınbut you deniedonlarıthemve büyüklük tasladınand were arrogantve oldunand you werenankörlerdenamongkâfirlerthe disbelievers
🇹🇷 39:59 (Ona): "Hayır sana âyetlerim geldi de onlara yalan dedin, kibirlenmek istedin ve kâfirlerden oldun." (denir.)
ve günüAnd (on the) Daykıyamet(of) the Resurrectiongörürsünyou will seeyalan uyduranlarınthose whoyalan söyledilerliedkarşıaboutAllah'aAllahyüzlerinitheir faceskapkara(will be) blackenedyok mudur?Is (there) notcehennemdeincehennemHellbir yeran abodekibirlenenler içinfor the arrogant
🇹🇷 39:60 Hem o kıyamet günü görürsün ki, Allah'a karşı yalan söyleyenlerin yüzleri kararmıştır. Kibirlenenlerin yeri cehennem değil mi?
ve kurtarır;And Allah will deliverAllahAnd Allah will deliverkimselerithose whokorunanlarıfeared (Him)başarılarıyleto their place of salvationonlara dokunmaznotonlara dokunacakwill touch themkötülükthe evilveand notonlartheyüzülmezlerwill grieve
🇹🇷 39:61 Kötülükten sakınan müttakileri ise Allah başarılarından dolayı kurtuluşa çıkarır. Onlara fenalık dokunmaz ve onlar üzülecek de değillerdir.
AllahAllahyaratıcısıdır(is the) Creatorher(of) allşeyinthingsve Oand Heüzerine(is) overherallşeythingsvekildira Guardian
🇹🇷 39:62 Allah, her şeyin yaratıcısıdır. Her şey üzerine vekil de O'dur.
O'nundurFor Himanahtarları(are the) keysgöklerin(of) the heavensve yerinand the earthve kimselerAnd those whoinkar eden(ler)disbelieveayetleriniin (the) VersesAllah'ın(of) Allahiştethose onlardırtheyziyana uğrayanlar(are) the losers
🇹🇷 39:63 Bütün göklerin ve yerin kilitleri O'nundur. Allah'ın âyetlerini inkâr edenlere gelince, işte onlar, kendilerine yazık edenlerdir.
de kiSaybaşkasına mı?Is (it) other thanAllah'tanAllahbana emrediyorsunuzyou order mekulluk etmemi(to) worshipeyOcahillerignorant ones
🇹🇷 39:64 De ki: "Ey cahiller! Şimdi bana o Allah'tan başkasına mı kulluk etmemi emrediyorsunuz?"
ve elbetteAnd verilyşöyle vahyedildiit has been revealedsanato youveand tokimselerethose whosenden önceki(were) before yousizden öncekiler(were) before youandolsun eğerifortak koşarsanyou associate (with Allah)boşa çıkarsurely, will become worthlessamelinyour deedsve olursunand you will surely bekaybedenlerdenamonghüsrana uğrayanlarthe losers
🇹🇷 39:65 Andolsun ki, sana da, senden öncekilere de şu vahyedildi: "Yemin ederim ki, eğer şirk koşarsan bütün çalışmaların boşa gider ve mutlaka kendine yazık edenlerden olursun."
hayırNayAllah'aBut worship Allahkulluk etBut worship Allahve oland bedenamongşükredenlerthe thankful ones
🇹🇷 39:66 Hayır, onun için yalnız Allah'a kulluk et ve şükredenlerden ol.
veAnd nottakdir edemedilerthey appraisedAllah'ıAllahgereği gibi(with) trueO'nun kadriniappraisalve yerwhile the earthtamamenentirelyO'nun avucu içindedir(will be) in His Gripgünü(on the) Daykıyamet(of) the Resurrectionve göklerand the heavensdürülmüştür(will be) foldedsağ elindein His Right HandO münezzehtirGlory be to Himve yücedirAnd High is Heonların ortak koştuklarındanabove whatO'na ortak koşarlarthey associate (with Him)
🇹🇷 39:67 Allah'ı hakkıyla takdir edemediler. Halbuki bütün yer kıyamet günü O'nun avucundadır. Gökler de kudretiyle dürülmüştür. O, onların ortak koştuklarından münezzeh ve çok yüksektir.
ve üflenirAnd (will) be blownSur'a[in]sûrthe trumpetsonra ölür (bayılır)then (will) fall deadolanlarwhoevergöklerde(is) ingöklerthe heavensve olanlarand whoeveryerde(is) onyeryüzüthe earthdışındaexceptkimselerwhomdilediğiAllah willsAllah'ınAllah willssonraThenüflenir(it will) be blownona[in it]bir dahaa second timebirdenand beholdonlarTheykalkmış(will be) standingbakıyorlardırwaiting
🇹🇷 39:68 Ve sûra üflenmiştir. Göklerde kim var, yerde kim varsa çarpılıp yıkılmıştır. Ancak Allah'ın dilediği müstesna. Sonra ona bir daha üflenmiştir. Bu defa da hep onlar kalkmışlar bakıyorlardır.
ve parlarAnd (will) shineyerthe earthnuru ilewith (the) lightRabbinin(of) its Lordve (ortaya) konurand (will) be placedKitapthe Recordve getirilirand (will) be broughtpeygamberlerthe Prophetsve şahidlerand the witnessesve hükmedilirand it (will) be judgedaralarındabetween themadaletlein truthve onlaraand theyaslawill not be wrongedhaksızlık edilmezwill not be wronged
🇹🇷 39:69 Yer, Rabbinin nuru ile parlamıştır. Kitap konmuş, peygamberler ve şahitler getirilmiş ve aralarında hak ile hüküm verilmektedir. Hem onlara hiç haksızlık yapılmaz.
ve tam verilirAnd (will) be paid in fullhereverynefsesoulkarşılığıwhatyaptığınınit didve Oand Heen iyi bilendir(is the) Best-Knoweronların ne yaptıklarınıof whatyaparlarthey do
🇹🇷 39:70 Herkese ne amel yaptıysa karşılığı tam olarak ödenmiştir. O (Allah), onların yaptıklarını en iyi şekilde bilmektedir.
ve sürülürlerAnd (will) be drivenkimselerthose whoinkar eden(ler)disbelievecehennemetocehennemHellbölük bölük(in) groupsnihayetuntilzamanwhenoraya geldiklerithey reach itaçılır(will) be openedkapılarıits gatesve şöyle derand (will) sayonlarato themonun bekçileriits keepersgelmedimi?Did notsana gelircome to youelçilerMessengerskendi aranızdanfrom youokuyanrecitingsizeto youayetlerini(the) VersesRabbinizin(of) your Lordve sizi uyaranand warning youkavuşacağınıza(of the) meetinggününüze(of) your DaybuthisderlerThey (will) sayevetYesamaButhak olmuşturhas been justifiedsözü(the) wordazab(of) punishmentüzerineagainstkafirlerthe disbelievers
🇹🇷 39:71 İnkâr edenler bölük bölük cehenneme sevkedilmektedir. Nihayet oraya vardıklarında kapıları açılır ve bekçileri onlara: "İçinizden size Rabbinizin âyetlerini okuyan, bu gününüzle karşılaşacağınıza dair sizi uyaran peygamberler gelmedi mi?" derler. Onlar da: "Evet geldi" derler. Fakat kâfirler üzerine azab kelimesi hak oldu.
denilirIt will be saidgirinEnterkapılarından(the) gatescehennemin(of) Hellebedi kalmak üzere(to) abide eternallyiçindethereinne kötüdürand wretched isyeri(the) abodekibirlenenlerin(of) the arrogant
🇹🇷 39:72 (Onlara): "Ebedî olarak içinde kalmak üzere girin cehennemin kapılarından" denir. Bak, büyüklük taslayanların yeri ne kötüdür!
ve sevk edilirlerAnd (will) be drivenkimselerthose whokorunan(lar)fearedRablerinin (azabından)their LordcennetetocennetParadisebölük bölük(in) groupsnihayetuntilzamanwhengeldiklerithey reach itve açılırand (will) be openedonun kapılarıits gatesve derlerand (will) sayonlarato themonun bekçileriits keepersselamPeace besizeupon you(ne) hoşsunuzyou have done wellburaya girinso enter itebedi kalmak üzere(to) abide eternally
🇹🇷 39:73 Rablerinden korkanlar da bölük bölük cennete sevk edilmektedir. Nihayet oraya vardıkları zaman kapıları açılır ve bekçileri onlara: "Selâm sizlere, ne hoşsunuz! Ebedî olarak içinde kalmak üzere haydi girin oraya!" derler.
ve derlerAnd they will sayhamdolsunAll praiseAllah'a(be) to Allaho ki;Whobize yerine getirdihas fulfilled for usverdiği sözünüHis promiseve bizi varis kıldıand has made us inherityurdathe earthoturacağımızwe may settle(-ten)[from]cennet(in) Paradiseyerindewhereverdilediğimizwe wishne güzeldirSo excellentücreti(is the) rewardçalışanların(of) the workers
🇹🇷 39:74 Onlar da: "Hamdolsun o Allah'a ki, bize vaadini doğru çıkardı ve bizi cennet arzına varis kıldı. Cennette istediğimiz yerde oturuyoruz" derler. Bak ne güzeldir mükafatı o iyi amel işleyenlerin!
ve görürsünAnd you will seemeleklerinthe Angelsdönereksurroundingçevresinde[from]etrafındaaroundArşınthe Thronetesbih ettikleriniglorifyinghamd ile(the) praiseRablerini(of) their Lordve hükmedilirAnd (will) be judgedaralarındabetween themhak ilein truthve denilirand it will be saidHamdAll praise beAllah'a'dırto AllahRabbi(the) Lordalemlerin(of) the worlds
🇹🇷 39:75 Meleklerin de arşın etrafını kuşatarak, Rablerine hamd ile tesbih ettiklerini görürsün. Artık halk arasında hak ile hüküm icra edilip "âlemlerin Rabbi Allah'a hamdolsun" denilmektedir.
Mahmoud Khalil Al-Husary