sonraThenşüphesiz siz deindeed youeyO those astraysapıklarO those astrayyalanlayıcılarthe deniers
🇹🇷 56:51 Sonra siz, ey sapık yalanlayıcılar!
mutlaka yiyeceklerWill surely eatağacındanfromağaç(the) tree(bir)ofZakkumZaqqum
🇹🇷 56:52 Elbette bir ağaçtan, zakkum ağacından yiyeceksiniz.
dolduracaklarThen will fillonunlawith itkarınları(nı)the bellies
🇹🇷 56:53 Karınlarınızı hep onunla dolduracaksınız.
sonra içeceklerAnd drinküzerineover itkaynar sudan[from]kaynar suthe scalding water
🇹🇷 56:54 Üstüne de kaynar su içeceksiniz.
ve içeceklerAnd will drinkiçişi gibi(as) drinkingsusuz develerin(of) the thirsty camels
🇹🇷 56:55 Susuzluk illetine tutulmuş develerin içişi gibi içeceksiniz.
işte böyledirThisonların ağırlanışı(is) their hospitalitygününde(on the) Dayceza(of) Judgment
🇹🇷 56:56 İşte ceza gününde onlara sunulacak ziyafet budur.
bizWesizi yarattık[We] created yougerekmez mi?so why (do) notdoğrulamanızyou admit the truth
🇹🇷 56:57 Biz sizi yarattık; tasdik etmeniz gerekmez mi?
gördünüz mü?Do you seeakıttığınız meniyiwhatakıtırsınızyou emit
🇹🇷 56:58 Attığınız meniyi gördünüz mü?
siz mi?Is it youonu yaratıyorsunuzwho create ityoksaorbiz (miyiz?)(are) Weyaratıcılarthe Creators
🇹🇷 56:59 Onu siz mi yaratıyorsunuz yoksa yaratan biz miyiz?
bizizWetakdir eden[We] have decreedaranızdaamong youölümüthe deathve değildirand notbizimWeönümüze geçilmiş(are) outrun
🇹🇷 56:60 Aranızda ölümü takdir eden biziz ve bizim önümüze geçilmez.
diyeInşuthatsizin yerinize getirelimWe (will) changebenzerleriniziyour likeness[es]ve sizi yeniden inşa' edelimand produce youbir biçimdeinnewhatbilmediğiniznotbilirsinizyou know
🇹🇷 56:61 Böylece sizin yerinize benzerlerinizi getirelim ve sizi bilmediğiniz bir yaratılışta tekrar var edelim diye (böyle yapıyoruz).
ve andolsunAnd certainlybildinizyou knowyaratmayıthe creationilkthe firstdüşünüp ibret almazmısınız?so why notöğüt alırsınızyou take heed
🇹🇷 56:62 Andolsun, ilk yaratılışı bildiniz. Düşünüp ibret almanız gerekmez mi?
gördünüz mü?And do you seeektiğiniziwhatekersinizyou sow
🇹🇷 56:63 Ektiğinizi gördünüz mü?
siz mi?Is it you (who)onu bitiyorsunuzcause it to growyoksorbiz (miyiz?)(are) Webitirenlerthe Ones Who grow
🇹🇷 56:64 Onu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren biz miyiz?
şayetIfdileseydikWe willedonu yapardıkWe (would) surely, make itkuru bir çöpdebrisdururdunuzthen you would remainsızlanıpwondering
🇹🇷 56:65 Dileseydik, onu kuru bir çöp yapardık. Hayret eder dururdunuz.
elbette bizIndeed, weborçlandıksurely are laden with debt
🇹🇷 56:66 "Doğrusu borç altına girdik."
doğrusuNaybizweyoksun bırakıldık(are) deprived
🇹🇷 56:67 "Doğrusu, biz yoksul bırakıldık" (derdiniz).
baktınız mı?Do you seesuyathe wateriçtiğinizwhichiçersinizyou drink
🇹🇷 56:68 İçtiğiniz suya baktınız mı?
siz mi?Is it youonu indirdinizwho send it downbuluttanfromyağmur bulutlarıthe rain cloudsyoksaorbiz (miyiz?)Weindirenler(are) the Ones to send
🇹🇷 56:69 Buluttan onu siz mi indirdiniz, yoksa indiren biz miyiz?
şayetIfdileseydikWe willedonu yapardıkWe (could) make ittuzlusaltyşüketmezmisiniz?then why are you not gratefulşükretmeniz gerekmez mithen why are you not grateful
🇹🇷 56:70 Dileseydik onu tuzlu yapardık. O halde şükretseniz ya!
gördünüz mü?Do you seeateşithe Fireçıkardığınızwhichtutuşturursunuzyou ignite
🇹🇷 56:71 Yaktığınız ateşi gördünüz mü?
siz mi?Is it youyarattınızwho producedonun ağacınıits treeyoksaorbiz (miyiz?)Weyaratanlar(are) the Producers
🇹🇷 56:72 Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratan biz miyiz?
bizWeonu yaptıkhave made itbir ibreta reminderve bir faydaand a provisionçölden gelip geçenlerefor the wayfarers in the desert
🇹🇷 56:73 Biz onu bir ibret ve çölden gelip geçenlere bir fayda yaptık.
öyleyse yüceltSo glorifyadını(the) nameRabbinin(of) your Lordbüyükthe Most Great
🇹🇷 56:74 Öyleyse büyük Rabbinin adını yücelt.
hayırBut nayyemin ederimI swearyerlerineby settingyıldızların(of) the stars
🇹🇷 56:75 Hayır, yıldızların yerlerine yemin ederim.
muhakkak oAnd indeed, itbir yemindir(is) surely an oatheğerifbilirsenizyou know büyükgreat
🇹🇷 56:76 Bilirseniz bu büyük bir yemindir.
Mahmoud Khalil Al-Husary