سُورَةُ عبسمَكِّيَّة ۝ ٤٢ آيَة

80. Abese Suresi (He Frowned) · 42 ayet · Mekkî

🕮 Sayfa görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
سُورَةُ عبسمَكِّيَّة ۝ ٤٢ آيَة

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

surat astıHe frownedve döndüand turned away
🇹🇷 80:1 (Peygamber) Yüzünü ekşitti ve döndü.
diyeBecauseona geldicame to himkörthe blind man
🇹🇷 80:2 Kendisine âmâ geldi, diye.
ve ne?But whatbilirsinwould make you knowbelki othat he mightarınacaktırpurify himself
🇹🇷 80:3 Ne bilirsin, belki o temizlenecek?
yahutOröğüt dinleyecektirbe remindedve kendisine yarayacaktırso would benefit himöğütthe reminder
🇹🇷 80:4 Veya öğüt belleyecek de öğüt ona fayda verecek.
amaAs forkimse ise(him) whokendisini muhtaç hissetmeyenconsiders himself free from need
🇹🇷 80:5 Ama buna ihtiyaç hissetmeyene gelince,
senSo youonato himyöneliyorsungive attention
🇹🇷 80:6 Sen ona yöneliyorsun.
nedir?And notsana düşenupon youonun arınmamasındanthat notarınırhe purifies himself
🇹🇷 80:7 Onun temizlenmemesinden sana ne?
fakatBut as forkimse ise(he) whosana gelencame to youkoşarakstriving
🇹🇷 80:8 Ama sana can atarak gelen,
ve oWhile hesaygı duyarakfears
🇹🇷 80:9 Allah'tan korkarak gelmişken,
senBut youonunlafrom himilgilenmiyorsun(are) distracted
🇹🇷 80:10 Sen onunla ilgilenmiyorsun.
hayırNayelbette oIndeed, itbir hatırlatmadır(is) a reminder
🇹🇷 80:11 Hayır hayır, sakın. Çünkü o Kur'ân bir öğüttür.
kimseSo whosoeverdileyenwillsonu düşünür öğüt alırmay remember it
🇹🇷 80:12 Artık dileyen onu düşünür.
içindedirInsahifelersheetsdeğer verilenhonored
🇹🇷 80:13 O, değerli sahifelerdedir.
(saygı ile) yükseltilenExaltedtertemizpurified
🇹🇷 80:14 Yüksek tutulan tertemiz sahifelerde.
ellerindeIn (the) handsyazıcıların(of) scribes
🇹🇷 80:15 Yazıcıların ellerindedir,
değerliNobleiyilik sahibidutiful
🇹🇷 80:16 Değerli, iyi yazıcıların.
kahrolasıIs destroyedinsan[the] manne kadarhownankördürungrateful is he
🇹🇷 80:17 O kahrolası insan, ne nankör şey.
hangi-den?Fromhangiwhatşeythingonu yarattıHe created him
🇹🇷 80:18 O yaratan onu hangi şeyden yarattı?
nutfe (sperm)denFrombir nutfea semen-droponu yarattıHe created himsonra ona biçim verdithen He proportioned him
🇹🇷 80:19 Bir damla sudan, onu yarattı da biçime koydu.
sonraThenyoluthe wayona kolaylaştırdıHe made easy for him
🇹🇷 80:20 Sonra ona yolunu kolaylaştırdı.
sonraThenonu öldürdüHe causes him to diekabre koydurduand provides a grave for him
🇹🇷 80:21 Sonra onu öldürdü de kabre koydurdu.
sonraThenzamanwhendilediğiHe willsonu diriltip kaldırdıHe will resurrect him
🇹🇷 80:22 Sonra dilediği vakit onu tekrar diriltir.
hayırNayyerine getirmediNotyerine getirdihe has accomplishedşeyiwhatO'nun kendisine emrettiğiHe commanded him
🇹🇷 80:23 Hayır hayır, doğrusu o, hiç Allah'ın emrini tam yerine getirmedi,
o halde baksınThen let lookinsanthe manşu yiyeceğineatyemeğihis food
🇹🇷 80:24 Bir de o insan yiyeceğine baksın.
bizThat [We]döktük[We] pouredsuyuthe wateriyice döküşle(in) abundance
🇹🇷 80:25 Biz o suyu bol bol döktük.
sonraThenyardıkWe cleavedtoprağıthe earthgüzel bir yarışlasplitting
🇹🇷 80:26 Sonra toprağı nasıl da yardık.
ve bitirdikThen We caused to groworadathereindanegrain
🇹🇷 80:27 Bu suretle orada ekinler bitirdik.
ve üzümAnd grapesve yoncaand green fodder
🇹🇷 80:28 Üzümler, yoncalar,
ve zeytinAnd oliveve hurmaand date-palms
🇹🇷 80:29 Zeytinlikler, hurmalıklar,
ve bahçelerAnd gardensiri ve gür(of) thick foliage
🇹🇷 80:30 İri ve sık ağaçlı bahçeler,
ve meyvaAnd fruitsve çayırand grass
🇹🇷 80:31 Meyveler, çayırlar bitirdik.
geçim olarak(As) a provisionsizin içinfor youve hayvanlarınız içinand for your cattle
🇹🇷 80:32 Siz ve hayvanlarınız faydalansın diye.
zamanBut whengeldiğicomeskulakları sağır eden o sesthe Deafening Blast
🇹🇷 80:33 Kulakları sağır eden o gürültü geldiğinde,
işte o gün(The) Daykaçarwill fleekişia mankardeşindenfromkardeşihis brother
🇹🇷 80:34 O gün kişi kaçar, kardeşinden...
ve anasındanAnd his motherve babası(ndan)and his father
🇹🇷 80:35 Anasından, babasından..
ve eşi(nden)And his wifeve oğulları(ndan)and his children
🇹🇷 80:36 Eşinden ve oğullarından.
hepsinin vardırFor everyher kişininmanonlardanamong themo günthat Daybir derdi(will be) a matterkendisine yeteroccupying him
🇹🇷 80:37 Onlardan her birinin o gün başından aşan işi vardır.
yüzler (var ki)Faceso günthat Dayparıl parıl(will be) bright
🇹🇷 80:38 Yüzler var ki, o gün parıl parıl,
güleçtirLaughingsevinçlidirrejoicing at good news
🇹🇷 80:39 Güler, sevinir.
ve yüzler (vardır)And faceso günthat Dayüzeriupon themtozlanmış(will be) dust
🇹🇷 80:40 Yüzler de var ki, o gün tozlanmış,
onları bürümüşWill cover themkaranlıkdarkness
🇹🇷 80:41 Onları karanlık bürümüş,
işteThoseonlar[they]kafirlerdir(are) the disbelieversHak'tan sapanlardırthe wicked ones
🇹🇷 80:42 İşte onlardır kâfirler, haktan sapanlar.