سُورَةُ الحاقةمَكِّيَّة ۝ ٥٢ آيَة

69. Hâkka Suresi (The Reality) · 52 ayet · Mekkî

🕮 Sayfa görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
سُورَةُ الحاقةمَكِّيَّة ۝ ٥٢ آيَة

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

gerçekleşenThe Inevitable Reality
🇹🇷 69:1 (Gerçekleşecek) Kıyamet!
nedir?Whatgerçekleşen(is) the Inevitable Reality
🇹🇷 69:2 Nedir, o Kıyamet?
nerden?And whatbileceksinwill make you knowne olduğunuwhatgerçekleşenin(is) the Inevitable Reality
🇹🇷 69:3 Gerçekleşenin (Kıaymetin) ne olduğunu sen nerden bileceksin?
yalanladılarDeniedSemudThamudve 'Adand Aadbaşa çarpan olayıthe Striking Calamity
🇹🇷 69:4 Semûd ve Âd, kapılarını çalacak olan o felaketi yalan saymışlardı.
bu yüzdenSo as forSemudThamudhelak edildilerthey were destroyedazgın bir vak'a ileby the overpowering (blast)
🇹🇷 69:5 Semûd kavmi korkunç bir sesle yok edildi.
veAnd as forAd (kavmi ise)Aadhelak edildilerthey were destroyedbir kasırga ileby a winduğultuluscreamingazgınviolent
🇹🇷 69:6 Âd kavmi ise gürültülü ve azgın bir fırtına ile yok edildiler.
onu saldıWhich He imposedonların üzerineupon themyedi(for) sevengecenightsve sekizand eightgündaysardı ardına(in) successiongörürsünso you would seeo kavmithe peopleoradathereinserilmişfallensanki onlaras if they werekütükleridirtrunkshurma(of) date-palmsiçi boşhollow
🇹🇷 69:7 Allah o fırtınayı üzerlerine yedi gece sekiz gündüz musallat etmişti. Öyle ki, o kavmi içi boş hurma kütükleri gibi oracıkta yere serilmiş halde görürdün.
görüyormusun?Then dogörürsünyou seeonlardanof themhiçanygeri kalanremains
🇹🇷 69:8 Bak şimdi görebilir misin onlardan bir kalıntı?
ve geldilerAnd cameFir'avnFiraunve kimselerand (those)ondan öncekibefore himve altüst olmuş kentlerand the overturned citieshatalı iş ilewith sin
🇹🇷 69:9 Firavun, ondan öncekiler ve altı üstüne getirilen beldeler de hep o hatayı işleyegeldiler.
karşı geldilerAnd they disobeyedelçisine(the) MessengerRablerinin(of) their LordO da onları yakaladıso He seized thembir yakalayışla(with) a seizureşiddeti gittikçe artanexceeding
🇹🇷 69:10 Hep Rablerinin elçilerine karşı geldiler. O da onları pek şiddetli bir şekilde yakalayıverdi.
elbette bizIndeed, Wekabarıncawhentaştıoverflowedsu(lar)the watersizi taşıdıkWe carried youakıp gidende (gemi)inyüzen (gemi)the sailing (ship)
🇹🇷 69:11 Kuşkusuz, sular kabarınca sizi gemide biz taşıdık.
onu yapalım diyeThat We might make itsizefor youbir ibreta reminderve onu bellesinand would be conscious of itkulak(lar)an earbelleyenconscious
🇹🇷 69:12 Onu size bir ibret yapalım ve belleyici kulaklar bellesin diye.
zamanThen whenüflendiğiis blownSur'ainsûrthe trumpet üflemea blastbir teksingle
🇹🇷 69:13 Sûr'a bir tek üfleme üflendiği,
yerlerinden kaldırıldığıAnd are liftedarzthe earthve dağlarand the mountainsçarpıştırıldığıand crushedçarpma ile(with) a crushingbir teksingle
🇹🇷 69:14 Arz ve dağlar yerlerinden kaldırılıp şiddetle birbirine çarpılarak darmadağın olduğu zaman,
işte o günThen (on) that Dayvuku bulurwill occurolacak olanthe Occurrence
🇹🇷 69:15 İşte o gün olacak olur.
yarılmıştırAnd will splitgökthe heavenoso ito gün(is on) that Dayzayıftırfrail
🇹🇷 69:16 O gün gök yarılmış, sarkmıştır.
vre melekler deAnd the Angelsonun kenarlarındadır(will be) onkenarlarıits edgesve taşırand will beartahtını(the) ThroneRabbinin(of) your Lordüstlerindeabove themo günthat Daysekiz (melek)eight
🇹🇷 69:17 Melekler de onun etrafındadır, O gün Rabbinin Arşını bunların da üstünde sekiz melek yüklenir.
o günThat Dayarz olunursunuzyou will be exhibitedgizli kalmaznotgizli kalacakwill be hiddensizdenamong youhiçbir gizany secret
🇹🇷 69:18 O gün (hesap için Allah'a) arz olunursunuz, öyle ki gizli bir haliniz kalmaz.
o zamanThen as forkimse(him) whoverilenis givenKitabıhis recordsağındanin his right handder kiwill sayalınHereokuyunreadKitabımımy record
🇹🇷 69:19 Kitabı sağından verilen, "alın okuyun kitabımı.."
süphesiz benIndeed, Isezmiştimwas certainelbette benimthat Ikarşılaşacağımı(will) meethesabımlamy account
🇹🇷 69:20 "Çünkü ben hesabıma kavuşacağımı sezmiştim" der.
artık oSo heiçindedir(will be) inbir yaşama lifememmun edenpleasant
🇹🇷 69:21 Artık o hoşnut bir hayattadır.
bir bahçedeInbir cenneta Gardenyüksekelevated
🇹🇷 69:22 Yüksek bir cennettedir.
meyveleriIts clusters of fruitsaşağıya sarkmışhanging near
🇹🇷 69:23 Ki o cennetin meyveleri sarkmıştır.
yeyinEatve içinand drinkafiyetle(in) satisfactionötürüfor whatyaptığınız işlerdenyou sent before yougünlerdeingünlerthe daysgeçmişpast
🇹🇷 69:24 "Geçmiş günlerde yaptığınız işlerden ötürü afiyetle yeyin, için." (denir).
o zamanBut as forkimse(him) whoverilenis givenKitabıhis recordsol tarafındanin his left handder kiwill sayey keşke banaO! I wishverilmeseydinotbana verilseydiI had been givenKitabımmy record
🇹🇷 69:25 Kitabı sol tarafından verilen ise der ki: "Keşke kitabım verilmeseydi de,
ve hiçAnd notbilmeseydimI had knownnedirwhathesabım(is) my account
🇹🇷 69:26 Hesabımın ne olduğunu bilmeseydim,
ey keşkeO! I wish itolsaydıhad beenişimi bitirmişthe end
🇹🇷 69:27 Ne olurdu o ölüm, iş bitirici olsaydı.
hiçbirNotyarar sağlamadıhas availedbanamemalımmy wealth
🇹🇷 69:28 Malım bana hiç fayda vermedi.
yok olup gittiIs gonebendenfrom megücüm (saltanatım)my authority
🇹🇷 69:29 Gücüm de benden yok olup gitti."
tutun onuSeize himbağlayın onuand shackle him
🇹🇷 69:30 (Zebanilere şöyle denir): "Onu yakalayın da bağlayın."
sonraThencehenneme(into) the Hellfiresallayın onuburn him
🇹🇷 69:31 "Sonra cehenneme atın onu."
sonraThenzincireintobir zincira chainuzunluğuits lengthyetmiş(is) seventyarşıncubitsvurun onuinsert him
🇹🇷 69:32 "Sonra da boyu yetmiş arşın zincir içerisinde onu oraya sokun."
çünkü oIndeed, heidiwasinanmıyornotiman ederekbelievingAllah'ain Allahbüyükthe Most Great
🇹🇷 69:33 Çünkü o, büyük Allah'a inanmıyordu.
veAnd (did) notön ayak olmuyurdufeel the urgedoyurmayaondoyurmak(the) feedingyoksulu(of) the poor
🇹🇷 69:34 Yoksula yedirmeye teşvik etmiyordu.
yokturSo notonun içinfor himbugüntodayburadaherecandan bir dostany devoted friend
🇹🇷 69:35 Bu sebeple bugün burada onun candan bir dostu yoktur.
ve yokturAnd notyiyecekany foodbaşkaexceptirindenfromyara irini(the) discharge of wounds
🇹🇷 69:36 Bir irinden başka yiyecek de yok.
onu yemezNotonu yiyecekwill eat itbaşkasıexcepthata işleyenlerdenthe sinners
🇹🇷 69:37 Onu günahkârlardan başkası yemez.
hayırBut nayyemin ederimI swearşeylereby whatgördüklerinizyou see
🇹🇷 69:38 Andolsun gördüklerinize,
ve şeylereAnd whatgörmedikleriniznotgörürsünyou see
🇹🇷 69:39 Ve görmediklerinize..
şüphesiz oIndeed, it (is)elbette sözüdürsurely (the) Wordbir elçinin(of) a Messengerdeğerlinoble
🇹🇷 69:40 Kuşkusuz Kur'ân, şerefli bir peygamberin (Allah'tan) getirdiği sözdür.
ve değildirAnd notOitsözü(is the) wordbir şa'irin(of) a poetazlittlene de(is) whatinanıyorsunuzyou believe
🇹🇷 69:41 O bir şair sözü değildir, siz çok az inanıyorsunuz.
ve değildirAnd notsözü(it is the) wordbir kahinin(of) a soothsayerazlittlene de(is) whatdüşünüyorsunuzyou take heed
🇹🇷 69:42 Bir kâhin sözü de değildir, ne de az düşünüyorsunuz!
indirilmiştir(It is) a revelationtarafındanfromRabbi(the) Lordalemlerin(of) the worlds
🇹🇷 69:43 O, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmedir.
ve eğerAnd ififtira etseydihe (had) fabricatedbizeagainst Usbazısomelaflar uydurupsayings
🇹🇷 69:44 O, bize isnâden bazı sözler uydurmaya kalkışsaydı,
elbette alırdıkCertainly We (would) have seizedonunhimsağınıby the right hand
🇹🇷 69:45 Elbette biz onu bundan dolayı kuvvetle yakalardık.
sonraThenkeserdikcertainly We (would) have cut offonunfrom himcan damarınıthe aorta
🇹🇷 69:46 Sonra da onun şah damarını keser atardık.
olamazdıAnd notsizdenfrom youhiçbiranykimseoneondan[from him]engel(who could) prevent (it)
🇹🇷 69:47 O vakit sizden hiçbiriniz ona siper de olamazdınız.
şüphesiz OAnd indeed, itbir öğüttür(is) surely a remindermuttakiler içinfor the Allah-fearing
🇹🇷 69:48 O hiç kuşkusuz, takva sahipleri için unutulmayacak bir öğüttür.
ve elbette bizAnd indeed, Weelbette biliyoruzsurely knowmuhakkakthatiçinizdekiamong youyalanlayıcıları(are) deniers
🇹🇷 69:49 Bununla beraber biz biliyoruz ki sizden inanmayanlar var.
doğrusu oAnd indeed, itelbette hasrettir(is) surely a regretiçinuponkafirlerthe disbelievers
🇹🇷 69:50 Kuşkusuz bu Kur'ân kafirler için bir pişmanlık vesilesidir.
ve şüphesiz OAnd indeed, it (is)muhakkak gerçektirsurely (the) truthkesin(of) certainty
🇹🇷 69:51 Gerçekten o, şüphe götürmez bir bilgidir.
öyleyse tesbih etSo glorifyadını(the) nameRabbinin(of) your Lorduluthe Most Great
🇹🇷 69:52 O halde, haydi tesbih et Rabbinin yüce ismiyle