haniAnd whendemiştik kiWe saidgirinEnterşuthiskentetownyeyinthen eatoradanfromyerdewhereverdilediğinizyou wish[ed]bol bolabundantlygirinand enterkapıdanthe gatesecde ederekprostratingve deyinAnd sayhitta (ya Rabbi bizi affet)Repentancebiz de bağışlayalımWe will forgivesizinfor youhatalarınızıyour sinsve daha fazlasını vereceğizAnd We will increasegüzel davrananlarathe good-doers (in reward)
🇹🇷 2:58 Hani bir zamanlar "Şu şehre girin de onun nimetlerinden dilediğiniz şekilde bol bol yiyin ve kapıdan secde ederek girin ve "hıtta" (bizi bağışla!) deyin ki, size, hatalarınızı mağfiret ediverelim, iyilik yapanlara nimetlerimizi daha da arttıracağız" dedik.
fakat değiştirdilerBut changedonlar kithose whozalimlerwrongedbir sözle(the) wordbaşkaother (than)söylenenden(that) whichdenildiwas saidkendilerineto thembiz de indirdikso We sent downüzerineuponzulmedenlerinthose whozulmettiwrongedbir azaba punishmentgöktenfromgökthe skydolayıbecauseyaptıklarıthey werekötülüklerdendefiantly disobeying
🇹🇷 2:59 Bunun üzerine o zulme devam edenler sözü değiştirdiler, onu kendilerine söylenildiğinden başka bir şekle soktular. Biz de kötülük yaptıkları için o zalimlere murdar bir azap indirdik.
haniAnd whensu istemiştiasked (for) waterMusaMusakavmi içinfor his peopledemiştik[so] We saidvurStrikeasanlawith your stafftaşathe stonefışkırmıştıThen gushed forthondanfrom iton iki(of)on ikitwelvegöze (pınar)springselbetteIndeedbilmiştiknewbütünallinsanlar(the) peoplekendi içecekleri yeritheir drinking placeyeyinEatve içinand drinkrızkındanfromrızkı(the) provision (of)Allah'ınAllahve (başkalarına) saldırmayınand (do) notyoldan çıkarlaract wickedlyyeryüzündeinyeryüzüthe earthbozgunculuk yaparakspreading corruption
🇹🇷 2:60 Hani bir zamanlar Musa, kavmi için su istemişti, biz de "asanla taşa vur!" demiştik, bunun üzerine o taştan on iki pınar fışkırmıştı. Her kısım insan kendi su alacağı yeri bildi. Allah'ın rızkından yiyin ve için de bozgunculuk ve saldırganlık yaparak yeryüzünü fesada vermeyin.
haniAnd whensiz demiştiniz kiyou saidey MusaO MusaaslaNever (will)biz dayanamayızwe endureyemeğe[on]yiyecekfoodbir(of) one (kind)du'a etso praybizim içinfor usRabbine(to) your Lordçıkarsınto bring forthbizefor usşeylerdenout of whatbitirdiğigrowsyerinthe earthsebzesindenofsebzeleriits herbsve acurundan[and] its cucumbersve sarımsağından[and] its garlicve mercimeğinden[and] its lentilsve soğanındanand its onionsdedi kiHe saiddeğiştirmek mi istiyorsunuz?Would you exchangeolanıthat whicho[it]daha aşağı(is) inferiorolanlafor that whicho[it]iyi(is) betterininGo downbir şehre(to) a cityşüphesizso indeedsizin için vardırfor youşeyler(is) whatistediğinizyou have asked (for)ve vurulduAnd were strucküzerlerineon themalçaklıkthe humiliationve yoksulluk (damgası)and the miseryve uğradılarand they drew on themselvesbir gazabawrathAllahtanofAllahAllahişte buThat (was)şüphesiz öylebecause theyolduused to(çünkü) inkar ediyorlardisbelieveayetleriniin (the) SignsAllah'ın(of) Allahve öldürüyorlardıand killpeygamberlerithe Prophetsetmediği haldewithout (any)hak[the] rightişte buThatsebebiyledir(was) becauseisyan etmelerithey disobeyedve olduklarıand they weresınırı aşmıştransgressing
🇹🇷 2:61 Hani bir zamanlar, "Ey Musa, biz tek çeşit yemeğe asla katlanamayacağız, yeter artık bizim için Rabbine dua et de bize yerin yetiştirdiği şeylerden; sebzesinden, kabağından, sarmısağından, mercimeğinden ve soğanından çıkarsın." dediniz. O da size "O üstün olanı daha aşağı olanla değiştirmek mi istiyorsunuz? Bir kasabaya konaklayın o vakit istediğiniz elbette olacaktır." dedi. Üzerlerine zillet ve meskenet damgası vuruldu ve nihayet Allah'dan bir gazaba uğradılar. Evet öyle oldu, çünkü Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorlar ve haksız yere peygamberleri öldürüyorlardı. Evet öyle oldu, çünkü isyana dalıyorlar ve aşırı gidiyorlardı.
Mahmoud Khalil Al-Husary