onları oturtunLodge themyerdefromneredewhereoturduğunuzyou dwellgücünüz ölçüsünde(out) ofgücünüzyour meansveand (do) notonlara zarar vermeyinharm themsıkıntıya sokmak içinto distressonları[on] themve şayetAnd ifiselerthey areonlarthose (who are)gebepregnantgeçimini sağlayınthen spendonlarınon themkadaruntilbırakıncayathey deliveryüklerinitheir burdeneğerThen if(çocuğunuzu) emzirirlersethey sucklesizin içinfor youonlara verinthen give themücretlerinitheir paymentve konuşup anlaşınand consultaranızdaamong yourselvesgüzelliklewith kindnesseğerbut ifgüçlük çekersenizyou disagreeo zaman emzirecektirthen may suckleonufor himbaşka birianother (women)
🇹🇷 65:6 O kadınları, gücünüz ölçüsünde oturduğunuz yerin bir bölümünde oturtun ve onları sıkıştırmak için kendilerine zarar vermeye kalkışmayın. Şayet gebe iseler, yüklerini bırakıncaya kadar onları besleyin. Sonra sizin için emzirirlerse ücretlerini verin ve aranızda güzellikle konuşup danışın. Güçlük çekerseniz çocuğu, başka bir kadın emzirecektir.
nafaka versinLet spendsahip (olan)ownergeniş imkana(of) ample meansgörefromgenişliğinehis ample meansve kimseand (he) whokısıtlı olanis restrictedaleyhineon himrızkıhis provisionversinlet him spendşeydenfrom whatkendisine verdiğihe has been givenAllah'ın(by) Allahsorumlu tutmazDoes notyükburdenAllahAllahbir kişiyeany soulbaşkasıylaexceptverdiğinden(with) whatonu verdiHe has given ityaratacaktırWill bring aboutAllahAllahsonraafterbir güçlüktenhardshipbir kolaylıkease
🇹🇷 65:7 Eli geniş olan genişliğine göre nafaka versin. Rızkı kısılmış bulunan da Allah'ın kendisine verdiğinden versin. Allah bir kişiye ne vermişse ancak onu teklif eder. Allah bir güçlükten sonra bir kolaylık yaratacaktır.
nicesiAnd how manykentlerdenofbir beldea townbaş kaldırdırebelledbuyruğunaagainstemir(the) CommandRabbinin(of) its Lordve elçilerininand His Messengersbiz de onu hesaba çektikso We took it to accountbir hesablaan accountçetinsevereve ona azabettikand We punished itbir azablaa punishmentkorkunçterrible
🇹🇷 65:8 Nice kent var ki Rablerinin ve O'nun elçilerinin emrine başkaldırdı, biz de onları çetin bir hesaba çektik ve onlara görülmemiş şekilde azab ettik.
taddıSo it tastedvebalini(the bad) consequenceişinin(of) its affairve idiand wassonucu(the) endişinin(of) its affairbir ziyanloss
🇹🇷 65:9 İşlerinin vebalini tattılar. İşlerinin sonucu tam bir hüsran olmuştur.
hazırlamıştırHas preparedAllahAllahonlarafor thembir azaba punishmentşiddetlisevereo halde korkunSo fearAllah'tanAllahey sahipleriO mensağduyu(of) understandinginanmış olanthose whoiman ettilerhave believedandolsunIndeedindirdiHas sent downAllahAllahsizeto youbir uyarıa Message
🇹🇷 65:10 Allah onlara şiddetli bir azap hazırlamıştır. O halde ey inanan aklı selim sahipleri! Allah'tan korkun, Allah size bir uyarıcı gönderdi.
bir elçi (gönderdi)A Messengerokuyanrecitingsizeto youayetlerini(the) VersesAllah'ın(of) Allahaçık açıkclearçıkarsın diyethat he may bring outkimselerithose whoinanan(ları)believeve yapanlarıand doyararlı işlerrighteous deedskaranlıklardanfromkaranlıklarthe darkness[es]aydınlığatowardsnurthe lightve kimAnd whoeverinanırbelievesAllah'ain Allahve yaparsaand doesyararlı işrighteous deedsonu sokarHe will admit himcennetlere(into) Gardensakanflowaltlarındanfromonun altındanunderneath itırmaklarthe riverskalacaklarıabidingiçindethereinebediforevergerçektenIndeeden güzeli vermiştirHas been (granted) goodAllah(by) Allahonafor himrızık olarakprovision
🇹🇷 65:11 Size Allah'ın açık açık âyetlerini okuyan bir elçi (gönderdi) ki inanıp faydalı işler yapanları, karanlıklardan aydınlığa çıkarsın. Kim Allah'a inanır ve yararlı iş yaparsa (Allah) onu, altlarından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere sokar. Allah ona gerçekten ne güzel rızık vermiştir.
AllahAllahO'dur ki(is) He Whoyarattıcreatedyedisevengöğüheavensve yerdenand ofyeryüzüthe earthonların benzerini(the) like of theminerDescendsbuyruğuthe commandbunlar arasındabetween thembilesiniz diyethat you may knowşüphesizthatAllah'ınAllahüzerine(is) onhereveryşeythingkadir olduğunuAll-Powerfulve şüphesizAnd thatAllah'ınAllahmuhakkakindeedkuşatmış bulunduğunuencompassesherallşeyithingsbilgice(in) knowledge
🇹🇷 65:12 Allah O'dur ki yedi göğü ve yerden de onlar kadarını yarattı. Emir bunlar arasında iner ki Allah'ın her şeye kâdir olduğunu ve Allah'ın bilgisinin, her şeyi kuşattığını bilesiniz.
Mahmoud Khalil Al-Husary