göğe andolsun kiBy the heavenbulunanfull ofyolları (yörüngeleri)pathways
🇹🇷 51:7 Yollara sahip göğe andolsun ki,
elbette sizIndeed, youiçindesiniz(are) surely insöz(ler)a speechçeşitlidiffering
🇹🇷 51:8 Siz elbette çelişkili sözler içindesiniz.
çevriliyorDeluded awayondanfrom itkimse(is he) whoçevrilenis deluded
🇹🇷 51:9 Ondan çevrilen (imana) çevrilir.
kahrolsunCursed beyalancılarthe liars
🇹🇷 51:10 Kahrolsun (o fikir adına) kendi tahminlerini ileri sürenler!
kiThose whoonlar[they]içinde(are) inaptallıkfloodyanılıp durmaktadırlar(of) heedlessness
🇹🇷 51:11 Onlar bir sarhoşluk ve cehalet içinde şuursuzdurlar.
sorarlarThey askne zaman?Whengünü(is the) Dayceza(of) Judgment
🇹🇷 51:12 Onlar: "Hesap ve ceza günü ne zaman?" diye soruyorlar.
o günA Dayonlartheyüzerindeoverateşthe Fireyakılacaklardırwill be tried
🇹🇷 51:13 O gün, onların ateş üzerinde azap görecekleri gündür.
tadınTastefitneniziyour trialbudur işteThisşey(is) whatolduğunuzyou wereonufor itacele istiyor(lar)seeking to hasten
🇹🇷 51:14 Onlara: "Tadın inkarınızın cezasını, işte sizin acele istediğiniz budur!" denecektir.
şüphesizIndeedmuttakilerthe righteouscennetlerdedir(will be) incennetlerGardensve çeşme başlarındadırlarand springs
🇹🇷 51:15 Şüphesiz ki takva sahipleri Rablerinin kendilerine verdiği sevabı almış olarak cennet bahçelerinde ve pınar başlarında bulunacaklardır. Çünkü onlar bundan önce iyilik yapıyorlardı.
alırlarTakingşeyiwhatkendilerine verdiğitheir Lord has given themRablerinintheir Lord has given themçünkü onlarIndeed, theyidilerwereöncebeforebundanthatgüzel davranangood-doers
🇹🇷 51:16 Şüphesiz ki takva sahipleri Rablerinin kendilerine verdiği sevabı almış olarak cennet bahçelerinde ve pınar başlarında bulunacaklardır. Çünkü onlar bundan önce iyilik yapıyorlardı.
idilerThey used topek azlittlegeceleriofgecethe nightuyuyor(lar)[what]uykusleep
🇹🇷 51:17 Onlar geceleyin pek az uyurlardı.
seherlerdeAnd in the hours before dawnonlartheyistiğfar ederlerdiwould ask forgiveness
🇹🇷 51:18 Onlar seher vakitlerinde Allah'tan bağışlanma dilerlerdi.
vardıAnd inmallarındatheir wealthbir hak(was the) rightdilenci için(of) those who askedve yoksul içinand the deprived
🇹🇷 51:19 Onların mallarında isteyen ve istemeyen yoksullar için bir hak vardı.
ve vardırAnd inyeryüzündethe earthnice ibretler(are) signskesin inanacaklar içinfor those who are certain
🇹🇷 51:20 Kesin olarak inananlar için, yeryüzünde ve kendi nefislerinde nice ibretler vardır. Hiç görmüyor musunuz?
ve vardırAnd inkendi canlarınızdayourselvesgörmüyor musunuz?Then will notgörürsünyou see
🇹🇷 51:21 Kesin olarak inananlar için, yeryüzünde ve kendi nefislerinde nice ibretler vardır. Hiç görmüyor musunuz?
ve vardırAnd ingöktethe heavenrızkınız(is) your provisionve şeyand whatuyarıldığınızyou are promised
🇹🇷 51:22 Sizin rızkınız da size vaad edilen sevap ve ceza da göktedir.
Rabbine andolsun kiThen by (the) Lordgöğün(of) the heavenve yerinand the earthşüphesiz Oindeed, itgerçektir(is) surely (the) truthgibi(just) asşey[what]sizinyoukonuştuğunuzspeak
🇹🇷 51:23 Gök ve yerin Rabbine andolsun ki size edilen o vaad, herhalde haktır. O tıpkı sizin konuşmanız gibi gerçektir.
sana geldimi?Hassize ulaştıreached youhaberi(the) narrationmisafirlerinin(of the) guestsİbrahim'in(of) Ibrahimağırlananthe honored
🇹🇷 51:24 Ey Muhammed! İbrahim'in şerefli misafirlerinin haberi sana geldi mi?
bir zamanWhengirmişlerdithey enteredonun yanınaupon himve demişlerdiand saidselamPeacededi kiHe saidselamPeacebir topluluk(sunuz)a peopletanınmamışunknown
🇹🇷 51:25 Hani onlar İbrahim'in huzuruna girmişlerdi de "Selam sana!" demişlerdi. İbrahim: "Size de selam" demiş, ve içinden: "Bunlar tanınmamış bir topluluk!" diye geçirmişti.
gizlice gittiThen he wentyanınatoailesininhis householdve getirdiand camebir buzağıwith a calfsemizfat
🇹🇷 51:26 İbrahim, sonra ailesine giderek semiz bir buzağı (eti) getirdi.
onu yaklaştırdıAnd he placed it nearönlerine[to] themdedihe saidyemez misiniz?Will notyersinizyou eat
🇹🇷 51:27 Onu önlerine sürerek: "Yemez misiniz?" dedi.
içine düşürdüThen he feltonlardanfrom thembir korkua feardedilerThey saidkorkma(Do) notkorkarlarfearve ona müjdeledilerand they gave him glad tidingsbir oğlan çocuğuof a sonbilginlearned
🇹🇷 51:28 Yemediklerini görünce onlardan içine bir korku düştü. Onlar İbrahim'e: "Korkma!" dediler ve onu çok bilgili bir oğul ile müjdelediler.
sonra geldiThen came forwardkarısı (Sare)his wifeiçindewithçığlıka loud voicevurarakand struckyüzüneher faceve dediand she saidbir koca karıAn old womankısırbarren
🇹🇷 51:29 Bunun üzerine karısı (Sâre) bir çığlık atarak geldi ve elini yüzüne vurarak: "Ben kısır bir kocakarıyım, nasıl çocuğum olur?" dedi.
dediler kiThey saidböyleThusdedisaidRabbinyour Lordşüphesiz OIndeed, HeO[He]hüküm ve hikmet sahibidir(is) the All-Wisebilendirthe All-Knower
🇹🇷 51:30 Misafir melekler: "Evet bu böyledir. Rabbin böyle buyurdu. Gerçekten O hüküm ve hikmet sahibidir. Herşeyi hakkıyla bilir." dediler.
Mahmoud Khalil Al-Husary