ve andolsunAnd certainlybiz gönderdikWe have sentelçilerMessengerssenden önce debefore yousenden öncebefore youonlardanAmong themkimini(are) who anlattıkWe have relatedsanato youve onlardanand among themkimini(are) who anlatmadıknotanlattıkWe have relatedsanato youve değildirAnd notmümkünishiçbir elçininfor any Messengergetirmesithatgetirirhe bringsbir mu'cizea Signdışındaexceptizniby (the) permissionAllah'ın(of) AllahzamanSo whengeldiğicomesemri(the) CommandAllah'ın(of) Allahyerine getirilirit will be decidedhak ilein truthve hüsrana uğrarlarand will loseoradathereboşa çıkarmağa uğraşanlarthe falsifiers
🇹🇷 40:78 Andolsun ki biz senin önünden nice peygamberler göndermişizdir. Onlardan kimini sana anlatmışız, kimini de anlatmamışızdır. Hiçbir peygamber, Allah'ın izni olmaksızın bir mucize getiremez. Allah'ın emri gelince de hak yerine getirilir. Batıl bir dava peşinde koşanlar, işte bu noktada hüsrana uğrarlar.
AllahAllahO'dur ki(is) the One Whoyarattımadesizefor youhayvanlarıthe cattlebinmeniz içinthat you may ridekiminesome of themve kimindenand some of themyemeniz içinyou eat
🇹🇷 40:79 Kimine binesiniz, kimini de yiyesiniz diye sizin için o yumuşak başlı hayvanları yaratan Allah'tır.
ve sizin için vardırAnd for youonlardain themfaydalar(are) benefitserersinizand that you may reachonların üstündethrough themarzuyaa needgönüllerinizdeki(that is) ingöğüslerinizyour breastsve onların üstündeand upon themve üstündeand upongemilerinthe shipstaşınırsınızyou are carried
🇹🇷 40:80 Sizin için onlarda daha nice menfaatler vardır. Onların üzerinde gönüllerinizdeki bir arzuya erersiniz. Hem onlar üzerinde, hem de gemiler üzerinde taşınırsınız.
size gösteriyorAnd He shows youayetleriniHis Signshangisini?Then whichayetlerinden(of the) SignsAllah'ın(of) Allahinkar ediyorsunuzwill you deny
🇹🇷 40:81 Allah size âyetlerini gösteriyor. Şimdi Allah'ın âyetlerinin hangisini inkâr edersiniz?
gezip dolaşmadılar mı?Do they notyolculuk edintravelyeryüzündethroughyerthe landgörsünlerand seenasılhowolduğunuwassonunun(the) endkimselerin(of) those whokendilerinden önceki(were) before themonlardan öncekiler(were) before themonlar idilerThey weredaha çokmore numerousbunlardanthan themve daha şiddetliand mightierkuvvet bakımından(in) strengthve eserleri bakımındanand impressionsyeryüzündekiinyerthe landama hiçbirbut notyarar sağlamadıavailedkendilerine;themşeylerwhatolduklarıthey used tokazanıyor(lar)earn
🇹🇷 40:82 Daha yeryüzünde gezip de bir bakmazlar mı? Kendilerinden öncekilerin sonu nasıl olmuş? Onlar kendilerinden hem daha çok, hem de kuvvetçe ve yeryüzündeki eserlerinin sağlamlığı bakımından daha çetindiler. Öyle iken o kazandıkları şeyler, kendilerini kurtaramadı.
ne zaman kiThen whenonlara gelincecame to themelçileritheir Messengersaçık kanıtlarlawith clear proofssevindilerthey rejoicedilein whatyanlarında bulunanthey hadbilgidenofilimthe knowledgesonunda kuşatıverdiand envelopedkendilerinithemşeywhatolduklarıthey used toonunla[at it]alay ediyor(lar)mock
🇹🇷 40:83 Çünkü onlara peygamberleri, delillerle geldikleri zaman, kendilerinde bulunan ilme güvendiler de o alay ettikleri şey onları kuşatıverdi.
ne zaman kiSo whengördülerthey sawhışmımızıOur punishmentdedilerthey saidinandıkWe believeAllah'ain AllahtekAloneve inkar ettikand we disbelieveşeyleriin whatolanwe used toO'nawith Himortak koştuğumuzassociate
🇹🇷 40:84 O zaman hışmımızı gördüklerinde: "Allah'ın birliğine inandık ve O'na şirk koştuğumuz şeyleri inkâr ettik" dediler.
fakatBut did notsağlamadıBut did notkendilerine bir faydabenefit theminanmalarıtheir faithzamanwhengördüklerithey sawhışmımızıOur punishmentyasası budur(Such is the) WayAllah'ın(of) Allahelbettewhichgerçekten(has) indeedgelip geçenprecededhakkındaamongkullarıHis slavesve ziyana uğramışlardırAnd are lostoradatherekafirlerthe disbelievers
🇹🇷 40:85 Ama hışmımızı gördükleri zamanki imanları kendilerine fayda verecek değildi. Allah'ın, kulları hakkındaki geçe gelen kanunu budur. İşte kâfirler bu noktada hüsrana düştüler.
Mahmoud Khalil Al-Husary