☰ Sure görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
ileri geçemezNotöne geçebilircan precedehiçbiranyümmetnationsüresindenits termveand notgeri kalamazthey (can) delay (it)
🇹🇷 23:43 Hiçbir ümmet, ecelini ne öne alabilir, ne de erteleyebilir.
sonraThengönderdikWe sentelçilerimiziOur Messengersardı ardına(in) successionne zamanEvery timeher seferindeEvery timegeldiysecamebir ümmete(to) a nationelçileriits Messengeronlar onu yalanladılarthey denied himbiz de onları devirdikso We made (them) follow birbiri ardıncasome of thembirbiri ardıncaothersve hepsini yaptıkand We made thembirer ibret hikayesinarrationsuzak olsunSo awaytoplumwith a people inanmayannotiman ederlerthey believe
🇹🇷 23:44 Sonra biz peyderpey peygamberlerimizi gönderdik. Herhangi bir ümmete peygamberlerinin geldiği her defasında, onlar bu peygamberi yalanladılar; biz de onları birbiri ardından (yokluğa) yuvarladık ve onları efsâne yaptık. Artık iman etmeyen kavmin canı cehenneme!
sonraThengönderdikWe sentMusa'yıMusave kardeşiand his brotherHarun'uHarunayetlerimizlewith Our Signsve bir delilleand an authorityapaçıkclear
🇹🇷 23:45 Sonra birtakım âyetlerimiz ve açık bir ferman ile Musa'yı ve kardeşi Harun'u gönderdik.
Fir'avn'eToFiravunFiraunve ileri gelen adamlarınaand his chiefsonlar büyüklük tasladılarbut they behaved arrogantlyve oldularand they werebir topluluka peopleböbürlenenhaughty
🇹🇷 23:46 Firavun'a ve ileri gelenlerine de (gönderdik). Bunun üzerine onlar kibire kapıldılar ve ululuk taslayan zorba bir kavim oldular.
dedilerThen they saidinanacak mıyız?Shall we believeşu iki insana(in) two menbizim gibilike ourselvesiki adamın kavmiwhile their peoplebizefor uskölelik ederken(are) slaves
🇹🇷 23:47 Onun için: Biz, dediler, "kavimleri bize kölelik ederken bizim benzerimiz olan bu iki adama inanacak mıyız?"
onları yalanladılarSo they denied themve oldularand they becamehelak edilenlerdenofhelâk edilenlerthose who were destroyed
🇹🇷 23:48 Böylece onları yalanladılar, bu yüzden de helâk edilenlerden oldular.
ve andolsunAnd verilybiz verdikWe gaveMusa'yaMusaKitabı (Tevrat'ı)the Scripturebelki onlarso that they maydoğru yolu bulurlar diyebe guided
🇹🇷 23:49 Andolsun biz Musa'ya belki onlar yola gelirler diye, o kitabı da verdik.
ve kıldıkAnd We madeoğlunu(the) sonMeryem(of) Maryamve annesiniand his motherbir mu'cizea Signve onları yerleştirdikand We sheltered thembir tepeyetoyüksek bir yera high groundoturmaya uygunof tranquilityhuzurof tranquilityve suyu bulunanand water springs
🇹🇷 23:50 Meryemoğlunu ve annesini de (kudretimize) bir alâmet kıldık; onları, yerleşmeye elverişli, sulu bir tepeye yerleştirdik.
eyO MessengerselçilerO MessengersyeyinEatgüzel şeylerdenoftemiz şeylerthe good thingsve yapınand doyararlı işrighteous (deeds)çünkü benIndeed, I Amşeyleriof whatyaptıklarınızyou dobilmekteyimAll-Knower
🇹🇷 23:51 Ey peygamberler! Temiz ve helal olan şeylerden yiyin; güzel amel ve hareketlerde bulunun. Çünkü ben sizin yaptıklarınızı bilirim.
ve şüphesizAnd indeedbuthissizin ümmetinizyour religionümmettir(is) religionbir tekoneve ben deAnd I Amsizin Rabbinizimyour Lordbenden korkunso fear Me
🇹🇷 23:52 "Ve işte bu sizin ümmetiniz bir tek ümmet ve ben de sizin Rabbinizim. Öyle ise benden sakının." (denildi).
fakat parçalayıp ayırdılarBut they cut offişlerinitheir affair (of unity)aralarındabetween themKitaplara(into) sectshereachgurupfactionbulunanlain whatkendi yanındathey havesevinmektedirrejoicing
🇹🇷 23:53 Derken insanlar kendi aralarındaki işlerini parça parça böldüler. Her grup, kendinde bulunan ile sevinip böbürlendi.
onları bırakSo leave themiçindeingafletleritheir confusionkadaruntilbir süreyea time
🇹🇷 23:54 Sen şimdi onları bir zamana kadar gaflet ve sapıklıkları ile başbaşa bırak!
onlar sanıyorlar mı?Do they thinkilethat whatkendilerine verdiğimizWe extend to themmal[with it]-inofmalwealthve oğullarand children
🇹🇷 23:55 Sanıyorlar mı ki, onlara verdiğimiz servet ve oğullar ile,
koşuyoruzWe hastenonlarınto themiyiliklerineiniyilikthe goodbilakisNaydeğillernotonlar farkındathey perceive
🇹🇷 23:56 Kendilerine faydalar sağlamak için can atıyoruz. Hayır, onlar işin farkına varamıyorlar.
şüphesizIndeedonlar kithose whoonlar[they]saygıdanfromkorku(the) fearRablerine(of) their Lordtitrerler(are) cautious
🇹🇷 23:57 Rablerine olan saygıdan dolayı titreyenler,
ve onlar kiAnd thoseonlar[they]ayetlerinein (the) SignsRablerinin(of) their Lordinanırlarbelieve
🇹🇷 23:58 Rablerinin âyetlerine inananlar,
ve onlar kiAnd thoseonlar[they]Rablerinewith their Lordortak koşmazlar(do) notortak koşarlarassociate partners
🇹🇷 23:59 Rablerine ortak tanımayanlar,