(Zu'l-Karneyn) dedi kiHe saidbuThisbir rahmetdir(is) a mercyRabbimdenfromRabbimmy LordzamanBut whengeldiğicomesva'di(the) PromiseRabbimin(of) my Lordonu ederHe will make ityerle birlevelveAnd isva'di(the) PromiseRabbimin(of) my Lordhaktır (gerçektir)true
🇹🇷 18:98 Zülkarneyn dedi ki: "Bu Rabbimin bir lütfudur. Rabbimin vaadi geldiği vakit de onu dümdüz yapacaktır. Rabbimin vaadi de haktır.
biz bırakırızAnd We (will) leavebirbirlerinisome of themo gün(on) that Daydalgalanır bir haldeto surgeiçindeoverbirbiriothersve üflenirand (will be) blownSur'ainsûrthe trumpetve onları toplarızthen We (will) gather themhepsiniall together
🇹🇷 18:99 Biz o gün (kıyamet günü) onları bırakıvermişizdir. Dalgalar halinde birbirlerine girerler, Sûr'a da üfürülmüştür. Böylece onların hepsini bir araya toplamışızdır.
ve göstereceğizAnd We (will) presentcehennemiHello gün(on) that Daykafirlereto the disbelieversaçıkça(on) display
🇹🇷 18:100 Ve cehennemi o gün kâfirlere öyle bir göstereceğiz ki!
onlar kiThoseidihad beengözleritheir eyesiçindewithinperdea coverkarşıfrombeni anmayaMy remembranceve idilerand weretahammül edemeznotgücü yetenable(Kur'an'ı) dinlemeğe(to) hear
🇹🇷 18:101 Onlar ki, beni hatırlatan âyetlerimden gözleri bir örtü içindeydi. İşitmeye de tahammül edemiyorlardı.
mi sandılar?Do then thinkothose whoinkarcılardisbelievekendilerine edineceklerinithatedinebilirlerthey (can) takekullarımıMy servantsbenden ayrı olarakbesides MeBenden başkabesides Meveliler (dost)(as) protectorsşüphesiz bizIndeed, We hazırladıkWe have preparedcehennemiHellkafirlerefor the disbelieverskonak olarak(as) a lodging
🇹🇷 18:102 O kâfirler, beni bırakıp da kullarımı dostlar edineceklerini mi sandılar? Doğrusu biz cehennemi o kâfirlere bir konukluk olarak hazırladık.
de kiSaymi?Shallsize söyleyeyimWe inform youen çok ziyana uğrayanlarıof the greatest losersişleri bakımından(as to their) deeds
🇹🇷 18:103 De ki: Amelleri en çok boşa gidenleri size bildirelim mi?
onlarınThose boşa gideris lostbütün çabalarıtheir efforthayatındainhayatthe lifedünya(of) the worldve kendileri dewhile theysanırlarthinkkendilerininthat theyiyi yaptıklarını(were) acquiring goodişlerini(in) work
🇹🇷 18:104 Onların dünya hayatında çalışmaları boşa gitmiştir. Oysa onlar güzel işler yaptıklarını sanıyorlardı.
işte onlarThosekimselerdir(are) the ones whoinkar edendisbelieveayetleriniin the VersesRablerinin(of) their Lordve O'na kavuşmayıand the meeting (with) Himbu yüzden boşa çıkarSo (are) vaineylemleritheir deedskurmayızso notvereceğizWe will assignonlar içinfor themgünü(on) the Daykıyamet(of) the Resurrectionbir teraziany weight
🇹🇷 18:105 İşte onlar, Rabblerinin âyetlerini ve O'nun huzuruna çıkacaklarını inkâr etmişlerdir de bu yüzden iyilik altında yaptıkları bütün amelleri boşa gitmiştir. Artık kıyamet günü onlar için hiçbir ölçü tutturmayız.
işte buThatonların cezası(is) their recompense cehennemdirHell sebebiylebecauseinkarlarıthey disbelievedve edinmeleriand tookayetlerimiMy Versesve elçilerimiand My Messengerseğlence(in) ridicule
🇹🇷 18:106 İşte böyle, onların cezaları cehennemdir. Çünkü inkâr etmişler ve benim âyetlerimi, peygamberlerimi alaya almışlardır.
şüphesizIndeedkimselerthose whoiman edenbelievedve yapanlarand didiyi işlerrighteous deedsonlar için vardırfor them will beonlar için vardırfor them will becennetleriGardensFirdevs(of) the Paradisekonak olarak(as) a lodging
🇹🇷 18:107 İman edip salih ameller işleyenlere gelince, onlar için Firdevs cennetleri konak olmuştur.
sürekli kalacaklardırAbiding foreveroradain ithiçNotistemezlerthey will desireoradanfrom itayrılmakany transfer
🇹🇷 18:108 İçlerinde ebedî olarak kalacaklar, oradan hiç ayrılmak istemeyeceklerdir. Bu hatırlatma ve uyarmayı yeterli görmeyip de daha fazla açıklama isteyenlere karşı ey Muhammed!
de kiSayşayetIfolsaweredenizthe seamürekkepinksözleri(ni yazmak) içinfor (the) WordsRabbimin(of) my Lordtükenirsurely (would be) exhausteddenizthe seaöncebeforetükenmeden[that]tükendi(were) exhaustedsözleri(the) WordsRabbimin(of) my Lordve şayeteven ifgetirsek bileWe broughtbir o kadarını daha(the) like (of) ityardım için(as) a supplement
🇹🇷 18:109 Deki: "Eğer Rabbimin sözlerini yazmak için deniz mürekkep olsa, Rabbimin sözleri tükenmeden önce, deniz muhakkak tükenecekti, bir mislini daha yardımcı getirsek bile."
de kiSayşüphesizOnlyben deIbir insanım(am) a mansizin gibilike youvahyolunuyorHas been revealedbanato meşüphesizthatTanrınızyour GodTanrıdır(is) Godbir tekOneo halde kimSo whoeveriseisarzu ederhopingkavuşmayı(for the) meetingRabbine(with) his Lordyapsınlet him doiş(ler)deedsiyirighteousve aslaand notortak etmesinassociate(yaptığı) ibadetein (the) worshipRabbine(of) his Lord(hiç) kimseyianyone
🇹🇷 18:110 De ki: "Ben de sizin gibi ancak bir beşerim. Ne var ki, bana ilâhınızın ancak bir ilâh olduğu vahyolunuyor. Onun için her kim Rabbine kavuşmayı arzu ederse iyi amel işlesin ve Rabbine yaptığı ibadete hiç kimseyi ortak etmesin."
Mahmoud Khalil Al-Husary