elbette bizIndeed, Wegüçlü kıldık[We] establishedonu[for] himyeryüzündeinyeryüzüthe earthve ona verdikand We gave himherofhereveryşeydenthingbir sebepa means
🇹🇷 18:84 Gerçekten biz onu (Zülkarneyn'i) yeryüzünde iktidar sahibi yaptık ve ona ulaşmak istediği her şeyi elde etmesinin bir yolunu verdik.
o da tuttuSo he followedbir yola course
🇹🇷 18:85 Derken o da bu yollardan birini tutup gitti.
nihayetUntilne zaman kiwhenulaştıhe reachedbattığı yere(the) setting placegüneşin(of) the sunve onu bulduhe found itbatarkensettingbir gözedeinbir pınara springkara balçıklı(of) dark mudve bulduand he foundonun yanında danear itbir kavima communitydedik kiWe saidEyO Dhul-qarnainZu'l-KarneynO Dhul-qarnainyaEitherazâb edersin[that]cezalandırırsınızyou punishveyaordavranırsın[that]alırsınızyou takekendilerine[in] themgüzel(with) goodness
🇹🇷 18:86 Nihayet güneşin battığı yere vardığı zaman, güneşi, (sanki) kara bir balçıkta batıyor buldu. Bir de bunun yanında bir kavim buldu. Biz ona dedik ki: "Ey Zülkarneyn! Onları ya cezalandırırsın veya onların hakkında iyi davranırsın."
dedi kiHe saidkimAs foro kimse ki(one) whohaksızlık edersewrongsona azab edeceğizthen soononu cezalandıracağızwe will punish himsonraThendöndürülecektirhe will be returnedRabbinetoRabbihis LordO da ona azab edecektirand He will punish himbir azapla(with) a punishmentgörülmemişterrible
🇹🇷 18:87 O da demişti ki: "Kim haksızlık ederse muhakkak ona azab edeceğiz; Sonra Rabbine geri döndürülecek, O da onu görülmemiş bir azabla cezalandırır."
iseBut as forkimseye(one) whoinananbelievesve yapanand doesiyi işlerrighteous (deeds)ona vardırthen for himmükafat(is) a rewarden güzelgoodve söyleyeceğizAnd we will speakonato himbuyruğumuzdanfromemrimizour commandkolay olanı(with) ease
🇹🇷 18:88 "Amma her kim de iman edip iyi bir iş yaparsa, buna da en güzel mükâfat vardır. Biz ona dünyada kolaylık gösterir zor işlere koşmayız."
sonra yineThentuttuhe followedbir yol(a) course
🇹🇷 18:89 Sonra Zülkarneyn yine bir yol tuttu.
nihayetUntilne zaman kiwhenulaştıhe reacheddoğduğu yere(the) rising placegüneşin(of) the sunve onu bulduand he found itdoğarkenrisingüzerineonbir kavmina communityyapmadığımıznotyaptıkWe madekendilerinefor themona (güneşe) karşıagainst itona karşıagainst itbir siperany shelter
🇹🇷 18:90 Nihayet güneşin doğduğu yere vardığında, güneşin kendilerini ondan koruyacak bir siper yapmadığımız bir kavim üzerine doğmakta olduğunu gördü.
işte böyleThusve muhakkakAnd verilybiliyordukWe encompassedonun yanındakiniof whatonunla birlikteydi(was) with himilmimizle(of the) information
🇹🇷 18:91 İşte Zülkarneyn'in kudret ve saltanatı böyleydi. Ve biz onun yanında olan her şeyi bilgimizle kuşatmıştık.
sonra yineThentuttuhe followedbir yola course
🇹🇷 18:92 Sonra yine bir yol tuttu.
nihayetUntilne zaman kiwhenulaştıhe reachedarasınabetweeniki sedthe two mountainsbulduhe foundonların dışındabesides themonlardan başkabesides thembir kavima communityneredeysenotneredeysewho would almosthiç anlamayanunderstandsöz(his) speech
🇹🇷 18:93 Nihayet iki dağ arasına ulaştığında onların önünde, hemen hiç söz anlamayan bir kavim bulmuştu.
dediler kiThey saidey ZülkarneynO Dhul-qarnainKarneynO Dhul-qarnainşüphesizIndeedYe'cucYajujve Me'cucand Majujbozgunculuk yapıyorlar(are) corruptersyeryüzündeinyerthe landmi?So mayverelimwe makesanafor youbir vergian expenditureiçin[on]yapmanthatyaparsınızyou makebizimlebetween usonların arasınaand between thembir seda barrier
🇹🇷 18:94 Dediler ki: "Ey Zülkarneyn! Ye'cuc ve Me'cuc bu yerde fesat çıkarıyorlar. Onun için, bizimle onlar arasında bir sed yapman şartıyla sana bir vergi versek olur mu?"
dedi kiHe saidbeni bulundurduğu imkanlarWhatbeni yerleştirdihas established meiçinde[in it]Rabbiminmy Lorddaha hayırlıdır(is) bettersiz bana yardım edin debut assist megüçlewith strengthyapayımI will makesizinlebetween youonlar arasınaand between themsağlam bir engela barrier
🇹🇷 18:95 Dedi ki: "Rabbimin bana vermiş olduğu servet ve saltanat, sizin vereceğiniz şeyden daha hayırlıdır. Bana maddî yardımda bulunun da sizinle onların arasına en sağlam seddi yapayım.
bana getirinBring mekütlelerisheetsdemir(of) irono kadar kiuntilaynı seviyeye getirincewhendüzeltmiştihe (had) leveledarasınıbetweeniki dağınthe two cliffsdedihe saidüfleyin!Blownihayetuntilonu sokuncawhenonu yaptıhe made itbir ateş halinefirededihe saidgetirin banaBring medökeyimI pourüzerineover iterimiş katranmolten copper
🇹🇷 18:96 "Bana, demir kütleleri getirin." Nihayet dağın iki ucunu denkleştirdiği vakit: "Ateş yakıp körükleyin" dedi. Demiri bir ateş koru haline getirince. "Bana erimiş bakır getirin üzerine dökeyim" dedi.
artıkSo notne güçleri yettithey were ableonu aşmayatoona tırmanamadılarscale itne deand notgüçleri yettithey were ableonuin itdelmeye(to do) any penetration
🇹🇷 18:97 Artık Ye'cuc ve Me'cuc bu seti ne aşabildiler ne de delebildiler.
Mahmoud Khalil Al-Husary