yokturNotonlarınthey havebu husustaabout ithiçbiranybilgisiknowledgeve yokturand notatalarınıntheir forefathersne büyük (küstahça)Grave (is)sözthe wordçıkıyor(that) comes outağızlarındanofağızlarıtheir mouthsonlar söylemiyorlarNotderlerthey saybaşka bir şeyexceptyalandana lie
🇹🇷 18:5 Bu hususta ne kendilerinin, ne de atalarının hiçbir bilgisi yoktur. Ağızlarından çıkan söz ne büyük bir iftiradır. Onlar, yalandan başka bir şey söylemiyorlar.
herhalde senThen perhaps you would (be)helak edeceksinthe one who killskendiniyourselfpeşlerindeoverizleritheir footstepsdiyeifinanmıyorlarnotiman ederlerthey believebuin thissöze[the] narrationüzüntüden(in) grief
🇹🇷 18:6 (Ey Muhammed!) Demek onlar, bu söze (kitaba) inanmazlarsa, onların peşinde üzüle üzüle kendini helak edeceksin!
şüphesiz bizIndeed, WeyarattıkWe have madeşeyleriwhatüzerindeki(is) onyerthe earthsüs olsun diyeadornmentkendisinefor itonları denemek içinthat We may test [them]hangisininwhich of themdaha güzel(is) bestiş yaptığını(in) deed
🇹🇷 18:7 Biz yeryüzündeki şeyleri kendisine süs olsun diye yarattık ki, insanların hangisinin daha güzel amel edeceğini deneyelim.
biz elbetteAnd indeed, Weyaparız(will) surely makeşeyleriwhat(yerin) üzerindeki(is) on itbir topraksoilkupkurubarren
🇹🇷 18:8 Şüphesiz biz, yeryüzünde olanları kupkuru bir toprak yapacağız.
yoksaOr(mi) sandın?have you thoughtsadecethatsahiplerinin(the) companionsKehf(of) the caveve Rakimand the inscriptionolduklarınıwerebizim ayetlerimizdenamongayetlerimizOur Signsşaşılacaka wonder
🇹🇷 18:9 Yoksa sen Ashabı Kehf'i ve Rakim'i (isimlerinin yazılı bulunduğu taş kitabeyi) şaşılacak âyetlerimizden mi sandın?
zamanWhensığındıklarıretreatedo gençlerthe youthsmağarayatomağarathe cavededilerand they saidRabbimizOur Lordbize verGrant uskatındanfromkendinYourselfbir rahmetMercyve hazırlaand facilitatebizefor usşu işimizden[from]işimizour affairbir çıkış yolu(in the) right way
🇹🇷 18:10 O gençler mağaraya sığınınca şöyle dediler: "Rabbimiz! Bize katından bir rahmet ver ve bizim için şu işimizden bir kurtuluş yolu hazırla."
biz de vurdukSo We cast(ağırlık)overkulaklarınatheir earsmağaradainmağarathe caveyıllaryears nicea number
🇹🇷 18:11 Bunun üzerine biz de kulaklarını tıkayarak mağarada onları yıllarca uyuttuk.
sonraThenonları uyandırdıkWe raised them upbilmek içinthat We make evidenthangisininwhichiki zümreden(of) the two partiesdaha iyi hesabedeceğinibest calculated(onların) kaldıklarıfor whatkaldılar(they had) remainedsüreyi(in) time
🇹🇷 18:12 Sonra da iki gruptan hangisinin, onların mağarada kaldıkları süreyi daha iyi hesapladığını anlamak için, onları tekrar uyandırdık.
bizWeanlatıyoruznarratesanato youonların haberlerinitheir storygerçek olarakin truthmuhakkak onlarIndeed, they (were)gençlerdiyouthsinanmışwho believedRablerinein their Lordbiz de onların artırmıştıkand We increased themhidayetlerini(in) guidance
🇹🇷 18:13 Biz sana onların kıssalarını gerçek olarak anlatacağız. Hakikaten onlar, Rablerine iman eden birkaç genç idi. Biz de onların hidayetlerini artırdık.
ve metanet bağlamıştıkAnd We made firmüstüne[on]kalblerinintheir heartskalktılarwhenkalktılarthey stood upve dediler kiand saidRabbimizOur LordRabbidir(is) the Lordgöklerin(of) the heavensve yerinand the earthbiz asla demeyizNeveryalvaracağızwe will invokeO'ndan başkasınabesides HimO'ndan başkabesides HimTanrıany godyoksaCertainlykonuşmuş oluruzwe would have saido zamanthensaçma sapanan enormity
🇹🇷 18:14 (Oranın hükümdarı karşısında) ayağa kalkarak dediler ki: "Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir. Biz, O'ndan başkasına ilâh deyip tapmayız, yoksa saçma sapan konuşmuş oluruz.
şunlarTheseşu kavmimizour peopleedindilerhave takenO'ndan başkabesides HimO'ndan başkabesides Himtanrılargodsgerekmez mi?Why notgetirmelerithey comeonlarınto thembir delilwith an authorityaçıkclearkim olabilir?And whodaha zalim(is) more wronguydurandanthan (one) whouydururinventskarşıagainstAllah'aAllahyalana lie
🇹🇷 18:15 Şu bizim kavmimiz, Allah'tan başka ilâh edindiler. Onların ilâh olduğuna dair açık bir delil getirselerdi ya! Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalim kim olabilir?
Mahmoud Khalil Al-Husary