☰ Sure görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
ve haniAnd whendemişti kisaidMusaMusakavmineto his peoplehatırlayınRememberni'metini(the) Favor of AllahAllah'ın(the) Favor of Allahüzerinizdekiupon youzamanwhensizi kurtardıHe saved yousoyundanfrominsanlar(the) peopleFir'avn(of) Firaunonlar sizi sürüyorlardıthey were afflicting youen kötüsüne(with) evilişkencenintormentve kesiyorlardıand were slaughteringoğullarınızıyour sonsve sağ bırakıyorlardıand letting livekadınlarınızıyour womenve vardıAnd inbunda sizethatbir imtihan(was) a trialRabbinizdenfromRabbinyour Lordbüyükgreat
🇹🇷 14:6 Musa kavmine demişti ki: "Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Çünkü O, bir vakit sizi Firâvun ailesinden kurtardı. Onlar sizi işkencenin en kötüsüne sürüyorlar ve oğullarınızı kesip kadınlarınızı da diri bırakıyorladı. Ve bunda Rabbinizden size büyük bir imtihan vardır."
ve haniAnd whensize bildirmiştiproclaimedRabbinizyour LordeğerIfşükredersenizyou are thankfulelbette size daha fazla veririmsurely I will increase youve eğerbut ifnankörlük edersenizyou are ungratefulşüphesizindeedazabımMy punishmentpek çetindir(is) surely severe
🇹🇷 14:7 Ve hatırlayın ki Rabbiniz size şöyle bildirmişti: Yüceliğim hakkı için şükrederseniz elbette size (nimetimi) artırırım ve eğer nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir.
ve dedi kiAnd saidMusaMusaeğerIfnankörlük etsenizyou disbelievesizyouve kimselerand whoeveryeryüzündeki(is) inyeryüzüthe earthhepinizallşüphesizthen indeedAllahAllahzengindircertainly (is) Free of needövülmüştürPraiseworthy
🇹🇷 14:8 Musa dedi ki: Siz ve yeryüzünde bulunanların hepsi nankörlük etseniz, iyi biliniz ki Allah hepinizden zengindir, hamdedilmeye layıktır.
size gelmedi mi?Has notsana gelircome to youhaberi(the) newskimselerin(of) those whosizden öncekilerin(were) before yousizden öncekiler(were) before youkavimlerininthe peopleNuhof Nuhve Adand Aadve Semudand Thamudve kimselerinand those whoonlardan sonra gelen(were) after themonlardan sonraydılar(were) after themonları kimse bilmezNoneonları bilirknows thembaşkaexceptAllah'tanAllahonlara getirdiCame to themelçileritheir Messengerskanıtlarwith clear proofsfakat koydularbut they returnedonlar ellerinitheir handsağızlarınainağızlarıtheir mouthsve dediler kiand they saidmuhakkak bizIndeed wetanımayız[we] disbelieveşeyiin whatsizinle gönderilenyou have been sentonunlawith [it]ve bizand indeed, weiçindeyiz(are) surely inbir kuşkudoubtşeye karşıabout whatbizi çağırdığınızyou invite usonato itderinsuspicious
🇹🇷 14:9 Sizden öncekilerin; Nuh, Âd ve Semûd kavimlerinin ve onlardan sonra gelenlerin haberleri size gelmedi mi? Onları, Allah'tan başkası bilmez. Peygamberleri onlara mucizeler getirdi de onlar ellerini ağızlarına koydular ve dediler ki: "Biz sizinle gönderileni inkâr ettik ve bizi çağırdığınız şeyden de şüphe ve endişe içindeyiz."
dediler kiSaidelçileritheir Messengershakkında (edilir) mi?Can (there) be aboutAllahAllahşüpheany doubtyaratan(the) Creatorgökleri(of) the heavensve yeriand the earth(O) sizi davet ediyorHe invites youbağışlamak içinso that He may forgivesizinfor youbir kısmını[of]günahlarınızdanyour sinsve sizi ertelemek içinand give you respitekadarforbir süreyea termbelirtilmişappointedonlar dedilerThey saidsiz deNotsenyoubaşka değilsiniz(are) butbir insandana humanbizim gibilike usistiyorsunuzyou wishbizi çevirmektobizi alıkoyarhinder usolduğundanfrom whatidiused totapıyorworshipatalarımızınour forefatherso halde bize getirinSo bring usbir delilan authorityaçıkclear
🇹🇷 14:10 Peygamberleri dedi ki: "Gökleri ve yeri yaratan, Allah hakkında da şüphe mi var? O, sizi günahlarınızı bağışlamak için çağırıyor ve belirlenmiş bir süreye kadar size müsade ediyor." Onlar da: "Siz sadece bizim gibi bir insansınız, bizi babalarımızıntaptıklarından alıkoymak istiyorsunuz. O halde bize apaçık bir delil getirin!" dediler.