diyoruz kiNotderizwe saysadeceexcept (that)seni çarpmışhave seized youbazılarısomeilahlarımızdan(of) our godsfenawith evildedi kiHe saidşüphesiz benIndeed, Işahit tutuyorum[I] call Allah to witnessAllah'ı[I] call Allah to witnessve şahid olunand (you) bear witnesselbette benthat I amuzağıminnocentortak koştuklarınızdanof whatortak koşarsınızyou associate
🇹🇷 11:54 "Ancak şu kadarını diyebiliriz ki; "tanrılarımızdan bazısı seni fena çarpmış". O da dedi ki; "Allah'ı şahit tutuyorum, siz de şahid olun ki ben, Allah'a koştuğunuz ortaklardan uzağım."
O'ndan başkaOther than HimO'ndan başkaOther than Himhaydi bana tuzak kurunSo plot against mehep birlikteall togethersonrathenbana hiç göz açtırmayın(do) notbana süre vergive me respite
🇹🇷 11:55 "O'ndan başka herşeyden uzağım, artık hepiniz toplanın bana istediğiniz tuzağı kurun, sonra hiç bekletmeyin.
şüphesiz benIndeed, Igüvendim[I] put my trustAllah'auponAllahAllahbenim Rabbimmy Lordve sizin Rabbiniz olanand your Lordyoktur(There is) nothiçbirof a moving creaturecanlıof a moving creaturekibutO'nun (Allah)Hetutmadığıhas grasponun perçemindenof its forelockşüphesizIndeedRabbimmy Lordüzeredir(is) onyola pathdoğrustraight
🇹🇷 11:56 "Ben muhakkak ki, hem benim Rabbim, hem de sizin Rabbiniz olan Allah'a dayanmaktayım. Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, idaresi ve yönetimi O'nun elinde olmasın. Benim Rabbim, hiç şüphe yok ki, doğru yoldadır."
eğerSo ifyüz çevirirsenizyou turn awayartıkthen verilysize tebliğ ettimI have conveyed to youşeyiwhatbenimle gönderilenI was sentsizewith [it]sanato youve yerinize yerleştirirAnd my Lord will give successionRabbimAnd my Lord will give successionbir topluluk(to) a peoplesizden başkaother than youveand notO'na zarar da veremezsinizyou will harm Himhiçbir(in) anythingşüphesizIndeedRabbimmy Lordher(is) onhepsiallşeyithingskoruyandıra Guardian
🇹🇷 11:57 "Eğer, yine de yüz çevirirseniz, ben size ne ile gönderilmişsem, işte onu tebliğ ettim. Ayrıca Rabbim, sizin yerinize başka bir kavmi getirir de siz O'na zerrece zarar veremezsiniz. Hiç şüphesiz O, herşeyi koruyup gözetendir.
ve ne zaman kiAnd whengelincecameemrimizOur commandkurtardıkWe savedHud'uHudve kimseleriand those whoiman eden(leri)believedberaberindekiwith himbir rahmetleby a Mercybizdenfrom Usve onları korudukand We saved thembir azaptanfrombir azapa punishmentkaskatısevere
🇹🇷 11:58 Ne zaman ki emrimiz geldi, Hud'u ve beraberindeki iman edenleri, tarafımızdan bir rahmet ile kurtardık, ayrıca onları çok ağır bir azaptan da kurtardık.
ve işte buAnd thisAd (halkı)(was) Aadinkar ettithey rejectedayetlerini(the) SignsRabblerinin(of) their Lordve karşı geldilerand disobeyedpeygamberlerineHis Messengersve uydularand followedemrine(the) commandher(of) everyzorbanıntyrantinatçıobstinate
🇹🇷 11:59 İşte Âd kavmi buydu. Rablerinin âyetlerini bile bile inkâr ettiler ve peygamberlerine isyan ettiler. Başa geçen her zorbanın emrine uyup arkasından gittiler.
ve uğradılarAnd they were followedbuinbuthisdünyadaworldlanete(with) a curseve günündeand (on the) Daykıyamet(of) the Resurrectioniyi bilin kiNo doubtşüphesizIndeedAd (halkı)Aadinkar ettilerdisbelievedRabblerinitheir Lorddikkat edinSouzak olsunawayAdwith Aadkavmi(the) peopleHud'un(of) Hud
🇹🇷 11:60 Hem bu dünyada, hem de kıyamet gününde bir lânetle izlendiler. Bilin ki, Âd kavmi, gerçekten Rablerini inkâr ettiler. Yine bilin ki, Hud'un kavmi olan Âd, defolup gittiler.
ve (gönderdik)And toSemud halkınaThamudkardeşleri(We sent) their brotherSalih'iSalihşöyle dediHe saidey kavmimO my peoplekulluk edinWorshipAllah'aAllahyokturnotsizinyou haveilahınızanyilahgodO'ndan başkaother than HimOHesizi yarattıproduced youyerdenfromyeryüzüthe earthve size ömür sürdürdüand settled youoradain itO'ndan bağışlanma dileyinSo ask forgiveness of Himsonrathentevbe edinturn in repentanceO'nato Himmuhakkak kiIndeedRabbimmy Lordyakındır(is) nearkabul edendirAll-Responsive
🇹🇷 11:61 Semud kavmine de kardeşleri Salih'i gönderdik. Dedi ki, "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka bir tanrınız daha yoktur. Sizi topraktan O meydana getirdi. Sizi orada ömür sürmeye O memur etti. Bu sebepten O'nun mağfiretini isteyin, sonra O'na tevbe edin. Şüphesiz Rabbim yakındır, dualarınızı kabul eder."
dediler kiThey saidEy SalihO SalihdoğrusuVerilysen idinyou werearamızdaamong usümit beslenen birithe one in whom hope was placedöncebeforebundanthisbizi men mi ediyorsun?Do you forbid ustapmaktanthatibadet ederizwe worshiptaptıklarınawhatatalarımızın taptıklarıour forefathers worshippedbabalarımızınour forefathers worshippeddoğrusu bizAnd indeed weiçindeyizsurely (are) inşüphedoubtşeydenabout whatbizi çağırdığınyou call uskendisineto ittereddütlüsuspicious
🇹🇷 11:62 Dediler: "Ey Salih,! Bundan önce sen bizim içimizde ümit beslenir bir zat idin. Şimdi bizi babalarımızın taptıklarına tapmaktan mı engelliyorsun? Biz, doğrusunu istersen bizi davet ettiğin şeyden kuşkulandıran bir şüphe içindeyiz."
Mahmoud Khalil Al-Husary