ve dediler kiAnd saidYahudilerthe JewsdeğillerNotHıristiyanlarthe Christiansüzerinde(are) onbir şey (temel)anythingve dediler kiand saidHıristiyanlar dathe ChristiansdeğildirlerNotYahudilerthe Jewsüzerinde(are) onbir şey (temel)anythingoysa onlaralthough theyokuyorlarreciteKitabıthe BookböyleceLike thatsöyledilersaidkimselerthose whobilmeyen(ler)(do) notbilirlerknowbenzerinisimilaronların sözlerinintheir sayingartık Allah[So] Allahhüküm verecektirwill judgearalarındabetween themgünü(on the) Daykıyamet(of) Resurrectionşey hakkındain whatolduklarıthey wereonda[in it]ihtilaf halindediffering
🇹🇷 2:113 Yahudiler dediler ki, "Hıristiyanlar birşey üzerinde değiller", Hristiyanlar da "Yahudiler bir şey üzerinde değiller" dediler. Oysa hepsi de kitabı okuyorlar. Hiçbir bilgisi olmayanlar da öyle onların dedikleri gibi dediler. İşte bundan dolayı Allah, ihtilafa düştükleri bu gibi şeylerde, kıyamet günü aralarında hüküm verecektir.
ve kim olabilirAnd whodaha zalim(is) more unjustkimsedenthan (one) whomen edenpreventsmescidlerinde(the) masajidAllah'ın(of) Allahanılmasınatoanılmasıbe mentionediçindein themismininHis nameve çalışandanand strivesonların harabolmasınaforhelâkleritheir destructionişteThoseyokturNotolmalarıit isonlar içinfor themgirmelerithatoraya girerlerthey enter themdışındaexceptkorka korka(like) those in fearonlar için vardırFor themdünyadaindünyathe worldrezillik(is) disgraceve vardırand for themahiretteinahiretthe Hereafterazap(is) a punishmentbüyük birgreat
🇹🇷 2:114 Allah'ın mescitlerini, içlerinde Allah'ın isminin anılmasından meneden ve onların harap olmalarına çalışan kimselerden daha zâlim kim olabilir! İşte bunlar, oralara korka korka girmekten başka birşey yapmazlar. Bunlara dünyada perişanlık, ahirette de büyük bir azap vardır.
ve Allah'ındırAnd for Allahdoğu da(is) the eastbatı daand the westnereyeso whereverdönersenizyou turnoradadır[so] thereyüzü (zatı)(is the) faceAllah'ın(of) AllahşüphesizIndeedAllah'(ın)Allah(rahmeti ve ni'meti) boldur(is) All-Encompassing(her şeyi) bilendirAll-Knowing
🇹🇷 2:115 Bununla beraber, doğu da Allah'ın, batı da Allah'ındır. Artık nereye dönerseniz dönün, orası Allah'a çıkar. Şüphe yok ki, Allah(ın rahmeti) geniştir, O, her şeyi bilendir.
ve dediler kiAnd they saidedindihas takenAllahAllahçocuka sonO yücedirGlory be to HimbilakisNayonundurfor Himne varsa(is) whatgöklerde(is) ingöklerthe heavensve yerdeand the earthhepsiAllO'nato Himboyun eğmiştir(are) humbly obedient
🇹🇷 2:116 O zalimler, "Allah kendisine çocuk edindi." dediler. Hâşâ, O sübhândır. Doğrusu, göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. Hepsi O'na boyun eğmiştir.
(O) yaratıcısıdır(The) Originatorgöklerin(of) the heavensve yerinand the earthzamanAnd whenhükmettiğiHe decreesbir işe (şeye)a matterşüphesiz sadece[so] onlyderHe saysonato itolBehemen oluverirand it becomes
🇹🇷 2:117 O, göklerin ve yerin yoktan var edicisidir ve O, bir işin olmasını murad edince, ona yalnızca "ol!" der, o da hemen oluverir.
dediler kiAnd saidkimselerthose whobilmeyen(ler)(do) notbilirlerknowdeğil miydi?Why notbizimle konuşmalıspeaks to usAllahAllahya daorbize gelmelicomes to usbir ayet (mu'cize)a signişte böyleLike thatsöyle(mişler)disaidkimselerthoseonlardan önceki(ler de)fromonlardan öncebefore thembenzerinisimilaronların dediklerinintheir sayingbirbirine benzediBecame alikekalbleritheir heartselbetteIndeediyice açıkladıkWe have made clearayetlerithe signskavimler içinfor peoplebilmek isteyen(who) firmly believe
🇹🇷 2:118 Bilgiden nasibi olmayanlar da "Allah bizimle konuşsa ya, yahut bize de bir mucize gelse ya!" dediler. Bunlardan öncekiler de tıpkı böyle, bunların dedikleri gibi demişlerdi. Onların kalbleri birbirlerine benzedi. Gerçekten de yakîne ermek (hakikati bilmek) isteyen bir kavim için biz mucizeleri çok açık seçik gösterdik.
doğrusu bizIndeed Weseni gönderdik[We] have sent yougerçeklewith the truthmüjdeleyici(as) a bearer of good newsve uyarıcı olarakand (as) a warnerdeğilsinAnd notsen sorumluyou will be askedhalkındanaboutashabı(the) companionscehennem(of) the blazing Fire
🇹🇷 2:119 Şüphe yok ki, Biz seni hak ile rahmetimizin müjdecisi ve azabımızın habercisi olarak gönderdik. Sen, o cehennemliklerden sorumlu değilsin.
Mahmoud Khalil Al-Husary