ne kiWhatbiz neshedersekWe abrogate(bir parça)(of)ayetia signveyaoronu unutturursak[We] cause it to be forgottengetiririzWe bringdaha iyisinibetterondanthan itya daorbenzerinisimilar (to) itbilmez misin?Do notbilirsinizyou knowşüphesizthatAllah'ınAllahher şeyeoverhereveryşeythinggücü yeter(is) All-Powerful
🇹🇷 2:106 Biz bir âyetten her neyi nesheder veya unutturursak, ondan daha hayırlısını yahut mislini getiririz. Bilmez misin ki, Allah her şeye kâdirdir.
bilmez misin?Do notbilirsinizyou knowşüphesizthatAllahAllahonundurfor Himmülkü(is the) Kingdomgöklerin(of) the heavensve yerinand the earthve yokturAnd notsize(is) for youbaşkafrombaşkabesidesAllah'tanAllahhiçbiranykoruyucuprotectorve (ne de)and notbir yardımcıany helper
🇹🇷 2:107 Bilmez misin ki, hakikaten göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır, hepsi O'nundur. Size de Allah'dan başka ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır.
yoksaOrarzu (mu) ediyorsunuz?(do) you wishistekte bulunmayıthatsorarsınızyou askrasulunüzdenyour Messengergibiasistedikleriwas askedMusa'danMusadaha öncefromöncebeforeve kimAnd whoeverdeğiştirirseexchangesinkarı[the] disbeliefimanawith [the] faithşüphesiz (o)so certainlysapıtmıştırhe went astray (from)dümdüz(the) evennessyolu(of) the way
🇹🇷 2:108 Yoksa siz peygamberinizi, bundan önce Musa'ya sorulduğu gibi, sorguya çekmek mi istiyorsunuz? Halbuki her kim imanı küfürle değiştirirse artık düz yolun ortasında sapıtmış olur.
isterlerWish[ed]bir çoğumanyehlindenfrominsanlar(the) Peoplekitap(of) the Bookşayetifsizi döndürmekthey could turn you backsonrafromsonraafterimanınızdanyour (having) faithkafirler olarak(to) disbelievershasetle(out of) jealousyiçlerindekifrom(-in)(of)kendilerithemselvessonra(even) fromsonraafterapaçık belli olduktan[what]apaçık ortaya çıktıbecame clearonlarato themgerçekthe truthaffedinSo forgivehoş görünand overlookkadaruntilgetirinceyebringsAllahAllahemriniHis CommandşüphesizIndeedAllahAllahheronhereveryşeyethinggücü yetendir(is) All-Powerful
🇹🇷 2:109 Ehli kitaptan birçoğu arzu etmektedir ki, sizi imanınızdan sonra çevirip kâfir etsinler: Hak kendilerine iyice belirdikten sonra bile sırf nefsaniyetlerinden ve kıskançlıktan dolayı bunu yaparlar. Buna rağmen siz şimdi af ile, hoşgörüyle davranın tâ Allah emrini verinceye kadar. Şüphe yok ki Allah her şeye kâdirdir.
ve kılınAnd establishnamazıthe prayerve verinand givezekatı[the] zakahne kiAnd whateverne gönderirsinizyou send forthkendiniz içinfor yourselveshayırdanofiyi (ameller)good (deeds)bulursunuzyou will find itkatındawithAllah'ınAllahşüphesizIndeedAllahAllahşeyleriof whatyaptıklarınızyou dogörür(is) All-Seer
🇹🇷 2:110 Siz namazı hakkıyle kılmaya bakın ve zekatı verin! Kendi nefsiniz için her ne hayır yaparsanız, Allah katında onu bulursunuz. Muhakkak ki, Allah bütün yaptıklarınızı görmektedir.
ve dedilerAnd they saidasla giremezNevergirecekwill entercennetethe ParadisebaşkasıexceptkimsedenwhoolanisYahudi(a) Jew[s]veyahutorhıristiyan(a) Christian[s]işte buThatonların kuruntusudur(is) their wishful thinkingde kiSaygetirinBringdeliliniziyour proofeğerifisenizyou aredoğru[those who are] truthful
🇹🇷 2:111 Bir de "yahudi ve hıristiyanlardan başkası asla cennete giremeyecek" dediler. Bu onların kendi kuruntularıdır. Sen de onlara de ki; "Eğer doğru iseniz, haydi bakalım getirin delilinizi."
hayırYeskimwhoeverteslim edersesubmitsyüzünühis faceAllah'ato Allahve oand heişini güzel yaparak(is) a good-doeronunso for himmükafatı(is) his rewardyanındadırwithRabbininhis Lordve yokturAnd nokorkufearonlara(will be) on themve yokturand notonlaratheyüzülmek(will) grieve
🇹🇷 2:112 Hayır, hayır! Kim özü iyilik dolu olarak yüzünü Allah'a tertemiz döndürür ve teslim ederse, işte onun Rabbi katında ecri vardır. Onlara hiçbir korku yoktur ve onlar mahzun da olacak değiller.
Mahmoud Khalil Al-Husary