ve geçirdikAnd We led acrossoğullarını(the) Childrenİsrail(of) Israeldenizdenthe searastladılarThen they cameüzerineuponbir kavima peopletapandevotedputlaratoputlaridolskendilerineof theirsdedilerThey saidEy MusaO MusayapMakebize defor usbir tanrıa godgibilike whatbunlarınthey havetanrılarıgodsdediHe saidsiz gerçektenIndeed, youbir toplumsunuz(are) a peoplecahilignorant
🇹🇷 7:138 Ve İsrailoğullarının denizden geçmelerini sağladık? Derken bir kavme vardılar ki, onlar, kendilerine mahsus bir takım putlara tapıyorlardı. Dediler ki; Ey Musa! Onların tanrıları gibi, sen de bize bir tanrı yap! Musa da onlara dedi ki: Siz gerçekten cahillik eden bir kavimsiniz.
şüphesizIndeedşunlarıntheseyıkılmıştırdestroyedbulundukları (din)(is) whatonlarıntheyiçinde(are) in itve boşa çıkmıştırand vainşeyler(is) whatolduklarıthey used toyapıyor(lar)do
🇹🇷 7:139 Çünkü o gördüklerinizin içinde bulundukları din, yok olmaya mahkûmdur ve bütün yaptıkları batıldır.
dediHe saidbaşka mı?Should other thanAllah'tanAllahsize arayayımI seek for youbir tanrıa godve Owhile Hesizi üstün yapmış ikenhas preferred youüzerineoveralemlerthe worlds
🇹🇷 7:140 Sizi âlemlere üstün kılan Allah olduğu halde, ben size O'ndan başka ilâh mı arayayım! dedi.
ve haniAnd whenbiz sizi kurtarmıştıkWe saved youailesindenfrominsanlar(the) peopleFir'avn(of) Firaunonlar size yapıyorlardıwho were afflicting youen kötüsünü(with) worstazabın(of) tormentöldürüyorlardıthey were killingoğullarınızıyour sonsve sağ bırakıyorlardıand letting livekadınlarınızıyour womenve vardıAnd inbunda sizethatbir imtihan(was) a trialtarafındanfromRabbinizyour Lordbüyük birgreat
🇹🇷 7:141 Hani sizi, Firavun sülâlesinin elinden kurtardığımız zaman, hatırlasanıza, size azabın kötüsünü yapıyorlardı; oğullarınızı öldürüyorlar, kızlarınızı sağ bırakıyorlardı. Bunda sizin için Rabbiniz tarafından büyük imtihan vardı.
ve sözleştikAnd We appointedMusa ile(for) Musaotuzthirtygecenightsve buna kattıkand We completed themon (gece daha)with ten (more)böylece tamamlandıso was completedtayin ettiği vakit(the) set termRabbinin(of) his Lordkırk(of) fortygeceyenight(s)dedi kiAnd saidMusaMusakardeşito his brotherHarun'aHarunbenim yerime geçTake my placeiçindeinkavmimmy peopleve ıslah etand do rightveand (do) notuymafollowyoluna(the) waybozguncuların(of) the corrupters
🇹🇷 7:142 Ve Musa'ya otuz geceye vaat verdik ve süreye bir on gece daha ekledik ve böylece Rabbinin mikatı (tayin ettiği vakit) tam kırk gece oldu. Musa, kardeşi Harun'a şöyle dedi: Kavmim içinde benim yerime geç, ıslaha çalış ve bozguncuların yolundan gitme!
ne zaman kiAnd whengelip decameMusaMusatayin ettiğimiz vakitteto Our appointed placeve ona konuşuncaand spoke to himRabbihis Lorddedihe saidRabbimO my Lordbana görünShow mebakayım(that) I may looksanaat Youdedi kiHe saidsen beni göremezsinNeverBeni görebilirsinyou (can) see Mefakatbutbaklookdağaatdağthe mountaineğer[then] ifdurursait remainsyerindein its placeo zamanthensen de beni göreceksinyou (will) see Mene zaman kiBut whengörününcerevealed (His) GloryRabbihis Lorddağato the mountainonu ettiHe made itdarmadağıncrumbled to dustve bayılarakand fell downMusaMusadüştüunconsciousne zaman kiAnd whenayılıncahe recovereddedihe saidSen yücesinGlory be to Youtevbe ettimI turn (in repentance)sanato youve benand I amilkiyim(the) firstinananların(of) the believers
🇹🇷 7:143 Ne zaman ki, Musa, mikatımıza geldi, Rabbi ona kelâmıyla ihsanda bulundu. "Ey Rabbim, göster bana kendini de bakayım sana". dedi. Rabbi ona buyurdu ki; "Beni katiyyen göremezsin ve lâkin dağa bak, eğer o yerinde durabilirse, sonra sen de beni göreceksin". Daha sonra Rabbi dağa tecelli edince onu yerle bir ediverdi, Musa da baygın düştü. Ayılıp kendine gelince, "Sen sübhansın", "tevbe ettim, sana döndüm ve ben inananların ilkiyim," dedi.
Mahmoud Khalil Al-Husary