zamanBut whenonlara geldiğicame to thembir iyilikthe goodderlerthey saidbizimdirFor usbu(is) thiseğerAnd ifkendilerine ulaşırsaafflicts thembir kötülükbaduğursuz sayarlardıthey ascribe evil omensMusato Musakimseleriand whove beraberindeki(were) with himiyi bilinkiBeholdancakOnlyonların uğursuzluğutheir evil omenskatındadır(are) withAllahAllahfakatbutçoklarımost of thembilmezler(do) notbilirlerknow
🇹🇷 7:131 Fakat kendilerine iyilik geldiği zaman, işte bu bizim hakkımızdır, dediler, başlarına bir kötülük gelince de, işte bu Musa ile yanındakilerin uğursuzluğu yüzünden, dediler. İyi bilin ki, onların uğursuzluğu Allah katındandır. Lâkin çoğu bunu bilmezler.
ve dediler kiAnd they saidne kadarWhatevergetirsen de bizeyou bring usbirtherewith-inofmu'cize(the) signbizi büyülemek içinso that you bewitch usonunla;with itdeğilizthen notbizwesana(will be) in youinanacakbelievers
🇹🇷 7:132 "Ve sen büyülemek için her ne mucize getirirsen getir, biz sana inanacak değiliz," dediler.
biz de gönderdikSo We sentonların üzerineon themtufanthe floodve çekirgeand the locustsve kımıl (haşerat)and the liceve kurbağalarand the frogsve Kanand the bloodmu'cizeler olarak(as) signsayrı ayrımanifestama yine büyüklük tasladılarbut they showed arroganceve oldularand they werebir topluluka peoplesuçlucriminal
🇹🇷 7:133 Biz de kudretimizin ayrı ayrı alâmetleri olmak üzere başlarına tufan, çekirge, haşereler, kurbağalar ve kan gönderdik, yine inad edip direndiler ve çok mücrim (suçlu) bir kavim oldular.
ne zaman kiAnd whençöküncefellüzerlerineon themazabthe punishmentdedilerthey saidEy MusaO Musadu'a etInvokebizim içinfor usRabbineyour Lordüzerineby whatverdiği sözHe has promisedsanato youeğerIfkaldırırsanyou removebizdenfrom usazabıthe punishmentmuhakkak inanacağızsurely, we will believesana[for] youve mutlaka göndereceğizand surely, we will sendseninle beraberwith youoğullarını(the) Childrenİsrail(of) Israel
🇹🇷 7:134 Ne zaman ki, azap üzerlerine çöktü, dediler ki, "Ey Musa! Bizim için Rabbine dua et, sana olan ahdi hürmetine eğer bizden bu azabı kaldırır uzaklaştırırsan, yemin olsun ki, sana kesinlikle iman edeceğiz. Ve İsrailoğullarını seninle birlikte göndereceğiz."
ne zamanBut whenbiz kaldırsakWe removedonlardanfrom themazabıthe punishmentkadartillbir süreyea (fixed) termonlar(which) theygeçirecekleriwere to reach [it]hementhenonlartheyyeminlerini bozarlarbroke (the word)
🇹🇷 7:135 Ne zaman ki, belli bir süreye kadar onlardan azabı kaldırdık, derhal yeminlerini bozdular.
biz de öc aldıkSo We took retributiononlardanfrom themonları boğdukand We drowned themyemm(su)daindenizthe seaçünkü onlarbecause theyyalanlamışlardıdeniedayetlerimiziOur Signsve olmuşlardıand they wereonlarıto themumursamazheedless
🇹🇷 7:136 Biz de, âyetlerimizi inkâr ettikleri ve onlara kulak vermedikleri için kendilerinden intikam aldık da hepsini denizde boğduk.
ve mirasçı kıldıkAnd We made inheritorsmilletithe peopleolanthose whoidilerwerehor görülüp ezilmekteconsidered weak doğularına(the) eastern (parts)yerin(of) the landve batılarınaand the western (parts) of itöyle kiwhichbereketlendirdikWe blessediçini[in it]ve tam yerine geldiAnd was fulfilled(verdiği) sözü(the) wordRabbinin(of) your Lord güzelthe bestüzerineforoğulları(the) Childrenİsrail(of) Israelyüzündenbecausesabretmelerithey were patientve yıktıkAnd We destroyedşeyleriwhatyapageldiğiused toyaparmakeFir'avn'ınFiraunve kavmininand his peopleveand whatolduklarıthey used toyükselttiyor (sarayları)erect
🇹🇷 7:137 Ve o hırpalanıp ezilmekte olan kavmi de yeryüzünün, bereketle donattığımız doğusuna ve batısına mirasçı yaptık. Ve böylece Rabbinin, İsrailoğullarına olan o güzel vaadi, sabırları yüzünden gerçekleşti. Biz de Firavun ile kavminin yapageldikleri sanat eserlerini ve diktikleri binaları yerle bir ettik.
Mahmoud Khalil Al-Husary