ve şüphesizAnd indeedonlardanamong thembir grup (var ki)surely (is) a group eğip bükerlerthey distortdillerinitheir tonguesKitaplain (reciting) the Booksiz sanasınız diyeso that you may think itKitaptan(is) fromKitapthe Book(halbuki) yokturand notoitKitapta(is) fromKitapthe Bookve derlerAnd they sayoItkatındandır(is)-denfromAllahAllahoysa değildirBut notoitkatından(is)-denfromAllahAllahve söylerlerAnd they saykarşıaboutAllah'aAllahyalanthe lieve onlarwhile theybile bileknow
🇹🇷 3:78 Kitap ehlinden öyle bir güruh da vardır ki, siz onu kitaptan sanasınız diye, dillerini kitaba doğru eğip bükerler. Halbuki o, kitaptan değildir. "Bu, Allah katındandır." derler; oysa o, Allah katından değildir. Allah'a karşı, kendileri bilip dururken, yalan söylerler.
mümkün değildirNot…dırishiçbir insanınfor a humanona vermesinden (sonra)thatona verirgives himAllahAllahKitapthe Bookhüküm (hikmet)and the wisdomve peygamberlikand the Prophethoodsonra (o kalksın)thendemesihe saysinsanlarato the peopleolunBekul(lar)worshippersbanaof mebırakıpfrombaşkabesidesAllah'ıAllahfakat (der ki)but (would say)olunBeRabbe halis kullarworshippers of the Lordşeyler gereğincebecauseolduğunuzyou have beenokuyorteachingKitapthe Bookveand becauseolduğunuzyou have beenöğretiyorstudying (it)
🇹🇷 3:79 İnsanlardan hiçbir kimseye, Allah kendisine kitap, hüküm ve peygamberlik verdikten sonra, kalkıp insanlara: "Allah'ı bırakıp bana kul olun." demesi yakışmaz. Fakat onun: "Öğrettiğiniz ve okuduğunuz kitap gereğince Rabb'e halis kullar olun" (demesi uygundur).
ve size emretmezAnd notsize emrederhe will order youdiyethatedininyou takeMeleklerithe Angelsve peygamberleriand the Prophetstanrılar(as) lordssize emreder mi?Would he order youinkar etmeyito [the] disbeliefsonraafterolduktan[when]sizyou (have become)müslümanlarMuslims
🇹🇷 3:80 Ve O size: "Melekleri ve peygamberleri tanrılar edinin." diye de emretmez. Siz müslüman olduktan sonra, size hiç inkârı emreder mi?
ve ne zamanAnd whenalmıştıtookAllahAllahşöyle sözcovenantpeygamberlerden(of) the ProphetselbetteCertainly, whateversize verdimI (have) given youKitapofKitap(the) Bookve hikmetand wisdomsonrathengeldiğindecomes to youbir peygambera Messengerdoğrulayıcıconfirmingbulunan(Kitap)ıthat whichyanınızda(is) with youmutlaka inanacakyou must believeonain himve ona mutlaka yardım edeceksinizand you must help himdemiştiHe saidbunu kabul ettiniz mi?Do you affirmve aldınız mı?and takeüzerinizeonbu husustathat (condition)ağır ahdimiMy CovenantdedilerThey saidkabul ettikWe affirmdediHe saido halde tanık olunThen bear witnessben deand I (am)sizinle beraberwith youtanık olanlardanımamongşahitlerthe witnesses
🇹🇷 3:81 Allah peygamberlerden şöyle söz almıştı: "Andolsun ki size kitab ve hikmet verdim, sonra yanınızda bulunan (kitaplar)ı doğrulayıcı bir peygamber geldiğinde ona muhakkak inanacak ve ona yardım edeceksiniz! Bunu kabul ettiniz mi? Ve bu hususta ağır ahdimi üzerinize aldınız mı?" demişti. Onlar: "Kabul ettik" dediler. (Allah da) dedi ki: "Öyleyse şahit olun, ben de sizinle beraber şahit olanlardanım".
artık kimThen whoeverdönerseturns awaysonraafterbundanthatiştethen thoseonlartheyfasıklardır(are) the defiantly disobedient
🇹🇷 3:82 Artık bundan sonra her kim dönerse, işte onlar yoldan çıkmışların ta kendileridir.
başkasını mıSo is (it) other thandininden(the) religionAllah'ın(of) Allaharıyorlarthey seekoysa O'naWhile to Himteslim olmuştur(have) submittedolanların hepsiwhatevergöklerde(is) ingöklerthe heavensve yerdeand the earthisteyerekwillinglyve(ya) istemeyerekor unwillinglyve O'naand towards Himdöndürüleceklerdirthey will be returned
🇹🇷 3:83 Onlar, Allah'ın dininden başkasını mı arıyorlar? Halbuki göklerde ve yerde ne varsa hepsi, ister istemez O'na boyun eğmiştir ve O'na döndürülüp götürüleceklerdir.
Mahmoud Khalil Al-Husary