andolsunCertainlybiz gönderdikWe sentelçilerimiziOur Messengersaçık kanıtlarlawith clear proofsve indirdikand We sent downonlarla beraberwith themKitabıthe Scriptureve ölçüyüand the Balanceyerine getirsinler diyethat may establishinsanlarthe peopleadaletijusticeve indirdikAnd We sent downdemiri[the] ironkendisinde bulunanwhereinbir kuvvet(is) powerbüyükmightyve birçok yararlarand benefitsinsanlarafor the peopleve bilsin diyeand so that Allah may make evidentAllahand so that Allah may make evidentkimin(he) whokendisine yardım edeceğinihelps Himve elçilerineand His MessengersgaybdaunseenşüphesizIndeedAllahAllahkuvvetlidir(is) All-Strongdaima üstündürAll-Mighty
🇹🇷 57:25 Andolsun biz peygamberlerimizi açık delillerle gönderdik ve insanların adaleti yerine getirmeleri için beraberlerinde kitabı ve ölçüyü indirdik. Biz demiri de indirdik ki onda büyük bir kuvvet ve insanlar için faydalar vardır. Bu, Allah'ın dinine ve peygamberlerine görmeden yardım edenleri belirlemesi içindir. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, daima üstündür.
🔬 İlim notu —
Demir, yıldızların çekirdeğinde sentezlenip süpernovalarla uzaya saçılır — Dünya’ya kelimenin tam anlamıyla "inmiştir".
❝…demiri indirdik; onda büyük bir kuvvet ve insanlar için faydalar vardır.❞
Demir, yıldızların çekirdeğinde sentezlenip süpernovalarla uzaya saçılır — Dünya’ya kelimenin tam anlamıyla "inmiştir".
ve andolsunAnd certainlygönderdikWe sentNuh'uNuhve İbrahim'iand Ibrahimve koydukand We placedarasınainbunların zürriyetleritheir offspringpeygamberliğiProphethoodve Kitabıand the Scriptureonlardan vardırand among themdoğru yolda olanlar(is) a guided oneama çoğubut mostonlardanof themyoldan çıkmıştır(are) defiantly disobediently
🇹🇷 57:26 Andolsun, Nuh'u ve İbrahim'i elçi gönderdik, peygamberliği ve kitabı bunların zürriyetleri arasına koyduk. Onlardan yola gelen de vardı, ama onlardan çoğu yoldan çıkmışlardı.
sonraThenardarda gönderdikWe sentüzerineonbunların izleritheir footstepselçilerimiziOur Messengersve onların ardına kattıkand We followedÎsa'yıwith IsaoğlusonMeryem(of) Maryamve ona verdikand We gave himİncil'ithe Injeelve koydukAnd We placediçineinkalbleri(the) heartsona uyanların(of) those whoona uydularfollowed himşefkatcompassionve merhametand mercyve ruhbanlığıBut monasticismicadettiklerithey innovated biz yazmamıştıknotonu yazdıkWe prescribed itonlarafor them dışında bir şeyonlykazanmalarıseekingrızasını(the) pleasureAllah'ın(of) Allahamabut notona uymadılarthey observed ithakkıyla(with) rightriayet ederekobservancebiz de verdikSo We gavekimselerethose whoiman eden(lere)believedonlardanamong themmükafatlarınıtheir rewardfakat birçoğubut mostonlardanof themyoldan çıkmıştır(are) defiantly disobediently
🇹🇷 57:27 Sonra bunların izinden ard arda peygamberlerimizi gönderdik. Meryem oğlu İsa'yı da arkalarından gönderdik, ona İncil'i verdik ve ona uyanların yüreklerine bir şefkat ve merhamet koyduk. Uydurdukları ruhbanlığa gelince onu, biz yazmadık. Fakat kendileri Allah rızasını kazanmak için yaptılar. Ama buna da gereği gibi uymadılar. Biz de onlardan iman edenlere mükafatlarını verdik. İçlerinden çoğu da yoldan çıkmışlardır.
eyO you who believekimselerO you who believeinanan(lar)O you who believekorkunFearAllah'tanAllahve inanınand believeO'nun Elçisinein His Messengersize versinHe will give youiki paydouble portionrahmetindenofO'nun rahmetiHis Mercyve yaratsınand He will makesizin içinfor youbir nura lightyürüyeceğinizyou will walkondawith itve bağışlasınand He will forgivesiziyouve AllahAnd Allahçok bağışlayandır(is) Oft-Forgivingçok esirgeyendirMost Merciful
🇹🇷 57:28 Ey inananlar! Allah'tan korkun, O'nun Resulü'ne inanın ki size rahmetinden iki pay versin, sizin için ışığında yürüyeceğiniz bir nur yaratsın ve sizi bağışlasın. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir
diyeSo thatbilsinlermay knowehli(the) PeopleKitap(of) the Bookmalik olmadıklarınıthat notgüç yetirirlerthey have powerhiçbiroverşeyeanythinglutfundanfromlütuf(the) BountyAllah'ın(of) Allahve şüphesizand thatlutfunthe Bountyelinde olduğunu(is) in Allah's HandAllah'ın(is) in Allah's Handonu vereceğiniHe gives itkimseyewhomdilediğineHe willsve AllahAnd Allahsahibidir(is) the Possessor of Bountylutuf(is) the Possessor of Bountybüyükthe Great
🇹🇷 57:29 Böylece Kitab ehli, Allah'ın lütfundan hiçbir şey elde edemiyeceklerini bilsinler. Lütuf bütünüyle Allah'ın elindedir, onu dilediğine verir. Allah, büyük lütuf sahibidir.
Mahmoud Khalil Al-Husary