O gün(On the) daybulacaktırwill findhereverynefissoulşeyleriwhatyaptığıit didhayırdanofiyigood hazırpresentedve şeyleriand whatişlediğiit didkötülüktenofkötüevilisterit will wishkeşke olsa[if]onunla (kötülükle)thatkendi arasındabetween itselfkendisi arasındaand between it (evil)bir mesafe(was) a distanceuzakgreatve sizi sakındırıyorAnd warns youAllahAllahkendisin(in emirlerine karşı gelmek)den(against) HimselfAllahand Allahşefkatlidir(is) Most Kindkulllarınato (His) [the] slaves
🇹🇷 3:30 O gün her nefis, ne hayır işlemişse, ne kötülük yapmışsa onları önünde hazır bulur. Yaptığı kötülüklerle kendi arasında uzak bir mesafe bulunsun ister. Allah, size asıl kendisinden çekinmenizi emreder. Şüphesiz ki Allah, kullarını çok esirger.
de kiSayeğerIfsizyouseviyorsanızloveAllah'ıAllahbana uyun kithen follow mesizi sevsinwill love youAllah daAllahve bağışlasınand He will forgivesizinfor yougünahlarınızıyour sinsAllahAnd Allahbağışlayandır(is) Oft-ForgivingesirgeyendirMost Merciful
🇹🇷 3:31 De ki, siz gerçekten Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve suçlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok esirgeyici ve bağışlayıcıdır.
de kiSayita'at edinObeyAllah'aAllahve Elçiyeand the MessengereğerThen ifdönerlersethey turn away muhakkak kithen indeedAllahAllahsevmez(does) notseverlerlovekafirlerithe disbelievers
🇹🇷 3:32 De ki, Allah'a ve Peygamber'e itaat edin! Eğer aksine giderlerse, şüphe yok ki Allah kâfirleri sevmez.
elbetteIndeedAllahAllahseçip üstün kıldıchoseAdem'iAdamve Nuh'uand Nuhve ailesiniand (the) familyİbrahim(of) Ibrahimve ailesiniand (the) familyİmran(of) Imranüzerineoveralemlerthe worlds
🇹🇷 3:33 Gerçekten Allah, Adem'i, Nuh'u, İbrahim soyunu ve İmran soyunu âlemler üzerine seçkin kıldı.
türeyen nesil(ler)dirDescendentsbazısı (birbirinden)some of thembazısındanfrombaşkalarıothersAllahAnd Allahişitendir(is) All-HearingbilendirAll-Knowing
🇹🇷 3:34 Bir zürriyet olarak birbirinden gelmişlerdir. Allah her şeyi işitendir, bilendir.
haniWhendemişti ki[she] saidkarısı(the) wifeİmran'ın(of) ImranRabbimMy Lordşüphesiz benIndeed, Iadadım[I] vowedsanato Youolanıwhatkarnımda(is) inkarnımdakimy wombtam hür olarakdedicatedkabul buyurso acceptbendenfrom meşüphesizIndeed, YousenYouişitensin(are) the All-Hearingbilensinthe All-Knowing
🇹🇷 3:35 İmran'ın karısı: "Rabbim, karnımdakini tam hür olarak sana adadım, benden kabul buyur, şüphesiz sen işitensin, bilensin." demişti.
ne zaman kiThen whenonu doğuruncashe delivered herşöyle söyledishe saidRabbimMy Lordşüphesiz benindeed Ionu doğurdum[I] (have) delivered [her]bir kıza femaleAllahAnd Allahbilirkenknows better(onun) ne[of] whatdoğurduğunushe deliveredve değildirand is noterkekthe malekız gibilike the femaledoğrusu benAnd that Iona adını verdim[I] (have) named herMeryemMaryamşüphesiz benand that Ionu ısmarlıyorum[I] seek refuge for hersanain Youve soyunuand her offspringşeytan(ın şerri)ndenfromşeytanthe Shaitaankovulmuşthe rejected
🇹🇷 3:36 Onu doğuruncaAllah onun ne doğurduğunu bilip dururkenşöyle dedi: "Rabbim, onu kız doğurdum; erkek, kız gibi değildir. Ona Meryem adını verdim. Onu ve soyunu koğulmuş şeytanın şerrinden sana ısmarlıyorum".
kabul buyurdu onuSo accepted herRabbiher Lordkabulle (şekilde)with acceptancegüzel birgoodve onu yetiştirdiand reared her bir bitki (gibi)a rearinggüzelgoodve onun bakımını üstlendiand put her in (the) careZekeriyya da(of) ZakariyaherWhenevergirdiğindeenteredonun yanınaupon herZekeriyyaZakariyamihraba[the] prayer chamberbulurduhe foundyanındawith herbir rızıkprovisionderdiHe saidEy MeryemO Maryamnereden?From wheresanafor youbu(is) this(O da) derdiShe saidBuThiskatından(is)-denfromAllahAllahşüphesizIndeedAllahAllahrızık verirgives provisionkimseye(to) whomdilediğiHe willsolmaksızınwithouthesapmeasure
🇹🇷 3:37 Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir şekilde kabul buyurdu ve onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi ve Zekeriyya'nın himayesine verdi. Zekeriyya ne zaman kızın bulunduğu mihraba girse, onun yanında yeni bir yiyecek bulurdu. "Meryem! Bu sana nereden geldi?" deyince, o da: "Bu, Allah katındandır." derdi. Şüphesiz Allah, dilediğine hesapsız rızık verir.
Mahmoud Khalil Al-Husary