ve evlerineAnd for their houseskapılardoorsve koltuklarand couchesüzerineupon whichyaslanacaklarıthey recline
🇹🇷 43:34 Onların evleri için gümüşten kapılar, üzerine yaslanacakları koltuklar yapardık.
ve (nice) süslerAnd ornaments of gold(başka) değilAnd not (is)bütünallbunlarthatsadecebutgeçici menfaatleridiran enjoymenthayatının(of) the lifedünya(of) the worldahiret iseAnd the HereafterkatındawithRabbininyour Lordmuttakiler içindir(is) for the righteous
🇹🇷 43:35 Daha nice altın ziynetler verirdik. Çünkü bunların bizce hiçbir kıymeti yoktur. Bütün bunlar dünya hayatının geçici menfaatinden başka bir şey değildir. Ahiret ise Rabbin katında takva sahipleri içindir.
ve kimAnd whoeveryüz çevirirseturns awayzikrindenfromzikir(the) remembranceRahman'ın(of) the Most GracioussardırırızWe appointonafor himbir şeytanıa devilartık othen heonun(is) to himarkadaşı olura companion
🇹🇷 43:36 Her kim Rahman olan Allah'ın zikrinden yüz çevirirse biz ona bir şeytan musallat ederiz. Artık o şeytan onun yakın dostudur.
elbette onlarAnd indeed, theyonları engellerlersurely, turn themyoldanfromyolthe Pathfakat sanırlarand they thinkbunlarthat theydoğru yolda olduklarını(are) guided
🇹🇷 43:37 Şüphesiz ki bu şeytanlar onları yoldan çıkarırlar. Onlar da kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar.
nihayetUntilzamanwhenbize geldiğihe comes to Usder kihe saysey keşke olsaydıO would thatbenimlebetween mesenin arandaand between youkadar uzaklık(were the) distanceiki doğu(of) the East and the Westmeğer ne kötüHow wretched isarkadaş(mışsın)the companion
🇹🇷 43:38 Nihayet kıyamet günü bize gelince, arkadaşına: "Keşke seninle benim aramda doğu ile batı arasındaki kadar bir uzaklık olsaydı. Sen ne kötü arkadaşmışsın!" der.
ve aslaAnd neversize bir yarar sağlamazwill benefit youbugünthe Dayçünküwhenzulmettinizyou have wrongedsizthat youazabda(will be) inazapthe punishmentortaksınızsharing
🇹🇷 43:39 Onlara: "Bugün pişmanlık duymanız size hiçbir fayda sağlamayacaktır. Çünkü siz zulmettiniz. Şimdi de hepiniz azapta ortaksınız." denir.
sen mi?Then can youişittireceksincause to hearsağırathe deafyahut;oryola ileteceksinguidekörüthe blindve kimseyiand (one) whoolanissapıklıktainbir sapıklıkan errorapaçıkclear
🇹🇷 43:40 Ey Muhammed! O halde sağırlara sen mi işittireceksin? Yahut körlere ve apaçık bir sapıklık içinde bulunanlara sen mi doğru yolu göstereceksin?
bileAnd whetherbiz alıp götürsekWe take you awayseniWe take you awaymuhakkak bizthen indeed, Weonlardanfrom themöc alırız(will) take retribution
🇹🇷 43:41 Eğer biz seni onlara azap gelmeden önce alıp götürsek bile onlardan intikam alırız.
yahutOrsana gösteririzWe show youşeyithat whichonları uyardığımızWe have promised themşüphesiz bizimthen indeed, Weonlaraover themgücümüz yeterhave full power
🇹🇷 43:42 Yahut da onlara vaad ettiğimiz azabı sana gösteririz. Çünkü bizim onlara azap etmeye gücümüz yeter.
sen sımsıkı sarılSo hold fastvahyedileneto that whichvahyolunuris revealedsanato youçünkü senIndeed, youüzerindesin(are) onyola PathdoğruStraight
🇹🇷 43:43 Öyleyse sen, sana vahyedilen Kur'an'a sarıl. Şüphesiz ki sen doğru bir yol üzerindesin.
şüphesiz O (Kur'an)And indeed, itbir Zikir'dir(is) surely, a Remindersanafor youve kavmineand your peopleve yakındaand soonsorulacaksınızyou will be questioned
🇹🇷 43:44 Doğrusu o Kur'an, senin için de, kavmin için de bir öğüttür ve siz ondan sorguya çekileceksiniz.
ve sorAnd askkimseye(those) whomgönderdiğimizWe sentsenden öncebefore yousenden öncebefore youelçilerimizdenofelçilerimizOur Messengersyapmış mıyız?did We makebaşkabesidesbaşkabesidesRahman'danthe Most Gracioustanrılargodstapılacakto be worshipped
🇹🇷 43:45 Ey Muhammed! Senden önce gönderdiğimiz peygamberlerimize de sor, biz Rahman olan Allah'tan başka kendisine ibadet edilecek ilâhlar yapmış mıyız?
ve andolsunAnd certainlybiz gönderdikWe sentMusa'yıMusaayetlerimizlewith Our SignsFir'avn'atoFiravunFiraunve ileri gelen adamlarınaand his chiefsdediand he saidelbette benIndeed, I amelçisiyima MessengerRabbinin(of the) Lordalemlerin(of) the worlds
🇹🇷 43:46 Andolsun ki, biz Musa'yı mucizelerimizle Firavun'a ve ileri gelen adamlarına gönderdik. Musa: "Ben gerçekten âlemlerin Rabbi olan Allah'ın peygamberiyim." dedi.
ne zaman kiBut whenonlara gelincehe came to themayetlerimizlewith Our SignshemenbeholdonlarTheyonlarlaat them(alay edip) gülmeğe başladılarlaughed
🇹🇷 43:47 Musa onlara mucizelerimizi getirince onlar hemen bu mucizelere gülüverdiler.
Mahmoud Khalil Al-Husary