ve andolsunAnd indeedsize gelmişticame to youYusufYusufdaha öncebeforeöncebeforeaçık kanıtlarlawith clear proofsfakatbut notgeri durmadınızyou ceased(olmaktan)inşüphededoubtşeyler hakkındaabout whatsize getirdiklerihe brought to youonun[with it]nihayetuntilzamanwhenöldüğühe dieddedinizyou saidaslaNevergöndermezwill Allah raiseAllahwill Allah raiseondan sonraafter himondan sonraafter himelçia Messengerişte böyleThussaptırırAllah lets go astrayAllahAllah lets go astraykimseleriwhoo[he]aşırı giden(is) a transgressorşüphecia doubter
🇹🇷 40:34 Bundan önce size delillerle Yusuf gelmişti. O zaman da onun size getirdiği hakikatte şüphe edip durmuştunuz. Nihayet vefat ettiğinde de "Bundan sonra Allah asla peygamber göndermez" dediniz. İşte aşırı şüpheci olanları Allah böyle şaşırtır.
onlar kiThose whotartışırlardisputehakkındaconcerningayetleri(the) SignsAllah'ın(of) Allaholmadanwithoutbir delilany authoritykendilerine gelmiş(having) come to themne büyük(it) is greatlybir kızgınlıktırhatefulyanındanear AllahAllahnear Allahve yanındaand nearkimselerthoseinanan(lar)who believeişte böyleThusmühürlerAllah sets a sealAllahAllah sets a sealüzerinioverhereverykalbiheartkibirli(of) an arrogantzorbanıntyrant
🇹🇷 40:35 Onlar, kendilerine gelmiş bir delil olmaksızın, Allah'ın âyetleri hakkında mücadele ederler. Bu durum, Allah katında ve iman edenler yanında büyük bir buğzu gerektirir. İşte Allah, her böbürlenen zorbanın kalbini öyle bir tabiat ile mühürler.
ve dedi kiAnd saidFir'avnFirauney HâmânO HamanyapConstructbanafor meyüksek bir kulea towerbelkithat I mayerişirimreachsebeplerethe ways
🇹🇷 40:36 Firavun dedi ki: "Ey Hâmân! Bana bir kule yap, belki ben o yollara ulaşabilirim."
sebeplerine(The) waysgöklerin(to) the heavensböylece bakayımso I may looktanrısınaatilah(the) GodMusâ'nın(of) Musaçünkü benand indeed, Ionu sanıyorum[I] surely think himyalancıdır(to be) a liarve böyleceAnd thussüslü gösterildiwas made fair-seemingFir'avn'ato Firaunkötü(the) evilişi(of) his deedve çıkarıldıand he was avertedyoldanfromyolthe wayve değildiAnd nottuzağı(was the) plotFir'avn'ın(of) Firaunbaşkaexcepthüsrandaninyıkımruin
🇹🇷 40:37 "Göklerin yollarına ulaşabilirim de, Musa'nın ilâhının ne olduğunu anlarım. Ben onu mutlaka yalancı sanıyorum." İşte böylece Firavun'a kötü ameli süslü gösterildi de yoldan çıkarıldı. Çünkü Firavun düzeni hep boşa çıkar.
dedi kiAnd said(adam)the one whoinananbelievedey kavmimO my peoplebana uyunFollow mesizi götüreyimI will guide youyola(to the) waydoğruthe right
🇹🇷 40:38 O iman etmiş olan kimse dedi ki: "Ey kavmim! Bana uyun ki size doğru yolu göstereyim."
ey kavmimO my peoplegerçektenOnlybuthishayatıthe lifedünya(of) the worldbir geçinmedir(is) enjoymentve gerçektenand indeedahiretthe Hereafter oityerdir(is the) homeebedi olarak durulacak(of) settlement
🇹🇷 40:39 "Ey kavmim! Bu dünya hayatı ancak geçici bir menfaatten ibarettir. Ahiret ise durulacak karar yurdudur."
kimWhoeveryaparsadoesbir kötülükan evilcezalandırılmazthen notcezalandırılırhe will be recompensedbaşkasıylabutonun mislinden(the) like thereofve her kimand whoeveryaparsadoesfaydalı bir işrighteous (deeds)erkektenoferkekmaleveyaorkadın(dan)femaleve owhile heinanarak(is) a believerişte onlarthen thosegirerlerwill entercenneteParadisekendilerine rızık verilirthey will be given provisionoradain itolmaksızınwithouthesabıaccount
🇹🇷 40:40 "Her kim bir kötülük yaparsa, ona ancak yaptığının bir misli ile ceza verilir. Erkek veya kadın, her kim de mümin olarak iyi bir amel işlerse, işte onlar cennete girerler. Orada kendilerine hesapsız rızık verilir."
Mahmoud Khalil Al-Husary