vahyettiğimizAnd (that) whichindirdikWe have revealedsanato youKitaptanofKitapthe BookOitgerçektir(is) the truthdoğrulayanconfirmingkendinden öncekiniwhat (was)ondan öncebefore itkendinden öncekinibefore itşüphesizIndeedAllahAllahkullarınıof His slaveshaber alandırsurely, (is) All-AwaregörendirAll-Seer
🇹🇷 35:31 Kitaplar içinde sana vahyettiğimiz kitap da kendinden öncekileri tasdik edici olmak üzere bir haktır. Şüphe yok ki, Allah, kullarının bütün hallerinden haberdardır ve her şeyi görendir.
sonraThenmiras verdikWe caused to inheritKitabıthe Bookseçtiklerimizethose whomseçtikWe have chosen(arasın)danofkullarımızOur slavesonlardan kimiand among themzulmedendir(is he) who wrongsnefsinehimselfve kimiand among themorta gidendir(is he who is) moderateve kimi deand among themöne geçendir(is he who is) foremosthayırlardain good deedsizniyleby permissionAllah'ın(of) Allahişte budurThatOislutufthe Bountybüyükthe great
🇹🇷 35:32 Sonra biz o kitabı kullarımızdan süzüp seçtiklerimize miras bıraktık. Onlardan da nefislerine zulmeden var, orta yolu tutan var, Allah'ın izniyle hayırlarda ileri geçenler var. İşte bu büyük lütuftur.
cennetleriGardensAdn(of) Eternityoraya girerlerthey will enter themtakınırlarThey will be adornedoradathereinbileziklerwithbileziklerbraceletsaltındanofaltıngoldve inci(ler)and pearlsve giysileriand their garmentsoradathereinipektir(will be of) silk
🇹🇷 35:33 Onlara Adn cennetleri vardır. Onlar oraya gireceklerdir. Orada altın bilezikler ve incilerle süsleneceklerdir. Orada elbiseleri de ipektir.
ve dediler kiAnd they (will) sayhamdolsunAll praisesAllah'a(be) to Allahgiderenthe One Whogiderdi(has) removedbizdenfrom ustasayıthe sorrowdoğrusuIndeedRabbimizour Lordçok bağışlayandır(is) surely Oft-Forgivingçok karşılık verendirMost Appreciative
🇹🇷 35:34 Onlar orada şöyle derler: "Hamd olsun Allah'a, bizden o üzüntüyü giderdi. Gerçekten Rabbimiz çok bağışlayıcı ve şükrün karşılığını vericidir."
O (Rab) kiThe One Whobizi kondurduhas settled usyurda(in) a Homedurulacak(of) Eternitylutfuyla(out) ofO'nun lütfuHis BountyaslaNotbize dokunmaztouches usoradathereinbir yorgunlukany fatigueve ne deand notbize dokunmaztouchesoradathereinbir usançweariness
🇹🇷 35:35 "Lütfundan bizi durulacak bir yurda kondurdu. Burada bize yorgunluk gelmeyecek, burada bize usanç gelmeyecektir."
veAnd those whoinkar edenlerdisbelieveonlara vardırfor themateşi(will be the) Firecehennem(of) HellhükmedilmezNothükmedildiis decreedonlarafor themölsünlerthat they dieveand nothafifletilmezwill be lightenedonlardanfor themonun azabıofazabıits tormentişte böyleThuscezalandırırızWe recompensehereverynankörüungrateful one
🇹🇷 35:36 İnkâr edenlere gelince, onlara cehennem ateşi vardır. Hüküm verilmez ki ölsünler, kendilerinden biraz azab da hafifletilmez. İşte biz her nankörü böyle cezalandırırız.
ve onlarAnd theyferyadederlerwill cryoradathereinRabbimizOur Lordbizi çıkarBring us outyapalımwe will doiyi işlerrighteous (deeds)başka olarakother thanolduğumuz(that) whichidikwe usedyapmış(to) dosizi yaşatmadık mı?Did notsize yeterince ömür vermedik miWe give you life long enoughöğüt alacağı kadarthatöğüt alırlar(would) receive admonitionoradathereinkimseninwhoeveröğüt alacakreceives admonitionve size geldiAnd came to youuyarıcıthe warneröyle ise (azabı) tadınSo tasteartık yokturthen notzalimlerin(is) for the wrongdoershiçbiranyyardımcısıhelper
🇹🇷 35:37 Onlar, orada şöyle feryad ederler: "Ey Rabbimiz! Bizleri çıkar, yapageldiklerimizden başka salih bir amel yapalım." (Onlara): "Size düşünecek olanın düşüneceği kadar bir ömür vermedik mi? Hem size uyarıcı da gelmişti. O halde azabı tadın. Çünkü zalimleri kurtaracak yoktur." (denir).
şüphesizIndeedAllahAllahbilendir(is the) Knowergaybını(of the) unseengöklerin(of) the heavensve yerinand the earthşüphesiz OIndeed, Hebilir(is the) All-Knowerözünüof what (is) in the breastsgöğüslerinof what (is) in the breasts
🇹🇷 35:38 Şüphe yok ki Allah, göklerin ve yerin gaybını bilir. Elbette o, sinelerin içinde olanları da bilir.
Mahmoud Khalil Al-Husary