andolsunCertainlyvardır(there) wasSebe (oğulların)ınfor Sabayerlerdeinoturduklarıtheir dwelling placebir ibreta sign:iki bahçeTwo gardenssağdanonhak(the) rightve soldanand (on the) leftyeyinEatrızkındanfromrızık(the) provisionRabbinizin(of) your Lordve şükredinand be gratefulO'nato Him(bir) ülkeA landhoşgoodve Rabbinand a Lordçok bağışlayandırOft-Forgiving
🇹🇷 34:15 Andolsun ki Sebe' kavmi için oturdukları yerde bir ibret vardı: Sağ ve soldan iki bahçe! (onlara): "Rabbinizin rızkından yiyin de O'na şükredin, ne güzel bir belde ve çok bağışlayıcı bir Rab!" (denildi).
ama yüz çevirdilerBut they turned awaybu yüzden gönderdikso We sentüzerlerineupon themselini(the) floodArim(of) the damve çevirdikand We changed for themonların iki bahçesinitheir two gardensiki bahçeye(with) two gardensbulunanproducing fruityemişliproducing fruitburukbitterve acı meyvalıand tamarisksve içindeand (some)thingsedir ağacıofsedir ağaçlarılote treesbirazfew
🇹🇷 34:16 Fakat onlar (şükürden yüz çevirdiler) bakmadılar. Biz de üzerlerine Arim selini salıverdik ve o güzelim iki bahçelerini buruk yemişli, ılgınlık ve içinde biraz da sidir ağacı bulunan iki harap bahçeye çevirdik.
böyleThatonları cezalandırdıkWe recompensed themötürübecauseinkarlarındanthey disbelievedbiz cezalandırır mıyız?And notcezalandırırızWe recompensebaşkasınıexceptinkar edendenthe ungrateful
🇹🇷 34:17 Bunu onlara nankörlüklerinin cezası yaptık ve biz hep böyle çok nankör olanları cezalandırırız.
ve var ettikAnd We madeonların arasındabetween themve arasındaand betweenkentlerthe townsbereketlendirdiğimizwhichbereket vermiştikWe had blessediçindein itkentlertownsaçıkça görünenvisibleve takdir ettikAnd We determinedbunlar arasındabetween themyürümeyithe journeyyürüyünTraveloralardabetween themgeceleri(by) nightve gündüzleriand (by) daygüven içindesafely
🇹🇷 34:18 Biz onlarla o bereket verdiğimiz memleketler arasında, sırt sırta şehirler meydana getirmiştik. Ve onlar da muntazam gidiş geliş düzenledik. (Onlara): Buralarda gecelerce ve gündüzlerce emniyet içinde gezip yürüyün (dedik).
dedilerBut they saidRabbimizOur Lorduzaklaştırlengthen (the distance)arasınıbetweenseferlerimizinour journeysve zulmettilerAnd they wrongedkendilerinethemselvesbiz de onları çevirdikso We made themefsanelerenarrationsonları darmadağın ettikand We dispersed themhepsini(in) a totalparçalayarakdispersionşüphesizIndeedvardırinbundathatibretlersurely (are) Signsherkes içinfor everyonesabredenpatientşükreden(and) grateful
🇹🇷 34:19 Buna karşı onlar: "Ey Rabbimiz! Seferlerimizin arasını uzaklaştır" dediler ve nefislerine zulmettiler. Biz de onları efsanelere çevirdik ve tamamen didik didik dağıttık. Şüphesiz ki bunda çok şükredecek her sabırlı için elbette ibretler vardır.
ve andolsunAnd certainlydoğru çıkardıfound trueonlar hakkındakiabout themİblisIbliszannınıhis assumption(hepsi) ona uydularso they followed himdışındakilerexceptbir bölümüa groupinananlardanofmüminlerthe believers
🇹🇷 34:20 Yine yemin ederim ki, İblis onlar hakkındaki zannını hakikaten doğru buldu da içlerinde müminlerden ibaret bir gruptan başkası ona uydular.
veAnd notyoktuwasonunfor himonlar üzerindeover themzorlayıcı bir gücüanydelilauthorityancakexcept(ayırd edip) bilelim diyethat We (might) make evidentkimseyiwhoinananbelievesahiretein the Hereafterkimsedenfrom (one) whoo[he]ondanabout itiçinde(is) inkuşkudoubtRabbinAnd your Lordheroverhepsiallşeyithingskorumaktadır(is) a Guardian
🇹🇷 34:21 Halbuki İblis'in onlar üzerinde hiçbir saltanat kudreti yoktu. Fakat biz ahirete imanı olanı belli edecek, ondan şüphe içinde bulunandan ayırt edecektik. Öyle ya Rabb'in her şeyi gözetleyendir.
de kiSayçağırınCall uponşeylerithose whom(tanrı) sandığınızyou claimbaşkabesidesbaşkabesidesAllah'tanAllahdeğillerdirNotbir şeye sahipthey possessağırlığınca(the) weightzerre(of) an atomgöklerdeingöklerthe heavensve değillerand notyerdeinyeryüzüthe earthve yokturand notonlarınfor thembu ikisindein both of themhiçbiranyortaklıklarıpartnershipve yokturand notO'nunfor Himonlardanfrom themhiçbiranyyardımcısısupporter
🇹🇷 34:22 De ki: "Allah'ı bırakıp da tanrı saydığınız putlarınıza istediğiniz kadar yalvarın. Onların ne göklerde, ne yerde zerre kadar güçleri yetmez. Onların, bunlarda bir ortaklığı da yok. Allah'ın da onlardan bir yardımcısı yoktur."
Mahmoud Khalil Al-Husary