☰ Sure görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
ne zaman kiThen whenayrıldığındaset outTâlûtTalutordularlawith the forcesdedi kihe saidşüphesizIndeedAllahAllahsizi deneyecektirwill test youbir ırmaklawith a riverkimSo whoeveriçersedrinksondanfrom itdeğildirthen he is notbendenfrom meve kimand whoeverondan tadmazsa(does) notonu tadıntaste itşüphesiz othen indeed, hebendendir;(is) from medışındaexceptkimseninwhoeveravuçlayantakesbir avuç(in the) holloweliyle(of) his handhepsi içtilerThen they drankondanfrom ithariçexceptpek azıa fewiçlerindenof themnihayetThen when(ırmağı) geçincehe crossed ito (Talut)heve kimselerand those whoiman edenbelievedberaberindekilerwith himdedilerthey saidgücümüz yokNokuvvetstrengthbizimfor usbugüntodayCalut'aagainst Jalutve askerlerine karşıand his troopsdediSaidkimselerthose whokanaat getirenwere certainelbette onlarınthat theykavuşacaklarına(would) meetAllah'aAllahniceHow manytoplulukofbir topluluka companyaz olansmallgalib gelmiştirovercametopluluğaa companyçok olanlargeizniyleby (the) permissionAllah'ın(of) AllahAllahAnd Allahberaberdir(is) withsabredenlerlethe patient ones
🇹🇷 2:249 Talut, ordu ile hareket edince dedi ki: "Allah sizi mutlaka bir nehirle imtihan edecek. Kim ondan içerse, benden değildir. Kim de onu tatmazsa, işte o bendendir. Ancak eliyle bir avuç alan başka (bu kadarına ruhsat vardır)." Derken içlerinden pek azı hariç, hepsi de varır varmaz ondan içtiler. Talut ve beraberindeki iman eden kimseler nehri geçtiklerinde. "Bizim bugün, Calut ile ordusuna karşı duracak gücümüz yok." dediler. Allah'a kavuşacaklarına inanıp, bilenler ise şu cevabı verdiler: "Nice az topluluklar, Allah'ın izniyle nice çok topluluklara galip gelmişlerdir. Allah, sabırlılarla beraberdir."
ne zamanAnd whenkarşılaşsalarthey went forthCalutto (face) Jalutve askerleriyleand his troopsşöyle dedilerthey saidRabbimizOur LorddökPourüzerimizeon ussabırpatienceve sağlam tutand make firmayaklarımızıour feetve bize yardım etand help uskarşıagainsttopluluğunathe peoplekafirler(who are) disbelieving
🇹🇷 2:250 Calut ve ordusuna karşı savaş meydanına çıktıkları zaman da şöyle dediler: "Ey Rabbimiz! Üzerlerimize sabır dök, ayaklarımızı sabit tut ve kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et!"
derken onları bozdularSo they defeated themizniyleby (the) permissionAllah'ın(of) Allahve öldürdüand killedDavudDawoodCalut'uJalutve ona (Davud'a) verdiand gave himAllahAllahhükümdarlıkthe kingdomve hikmetand the wisdomve ona öğrettiand taught himşeylerithat whichdilediğiHe willedeğerAnd if notsavmasaydı(for the) repellingAllah(by) Allahinsanların[the] people bir kısmınısome of thembir kısmıylewith othersbozulurducertainly (would have) corrupteddünyathe Earthfakat[and] butAllahAllahsahibidir(is) Possessorlutuf(of) bountykarşıtobütün alemlerethe worlds
🇹🇷 2:251 Derken, Allah'ın izniyle onları tamamen bozdular. Davud, Calut'u öldürdü ve Allah, kendisine hükümdarlık ve hikmet (peygamberlik) verdi ve ona dilediği şeylerden de öğretti. Eğer Allah'ın, insanları birbirleriyle savması olmasaydı, yeryüzü mutlaka bozulur giderdi. Fakat Allah, bütün âlemlere karşı büyük bir lütuf sahibidir.
bunlarTheseayetleridir(are the) VersesAllah'ın(of) Allahokuyoruz (açıklıyoruz)We recite themsanato youhak olarakin [the] truthelbette senAnd indeed, yougönderilenlerdensin(are) surely ofelçilerthe Messengers
🇹🇷 2:252 İşte bunlar, Allah'ın âyetleridir. Onları sana hakkıyla okuyoruz. Şüphesiz ki sen o gönderilen resullerdensin.