☰ Sure görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
ve andolsunAnd certainlybiz gönderdikWe sentSemud(kavmin)etoSemûdThamudkardeşleritheir brotherSalih'iSalihdiyethatkulluk etsinlerWorshipAllah'aAllaho zamanThen beholdonlarTheyiki bölük olmuşlardı(became) two partiesbirbiriyle çekişenquarreling
🇹🇷 27:45 Andolsun ki, Allah'a ibadet edin diye Semud'a da kardeşleri Salih'i gönderdik. Hemen birbirleriyle çekişen iki zümre oluverdiler.
dedi kiHe saidey kavmimO my peoplenedenWhykoşuyorsunuz(do) you seek to hastenkötülüğethe evilöncebeforeiyiliktenthe goodgerekmez mi?Why notmağfiret dilemenizyou ask forgivenessAllah'tan(of) Allahbelkiso that you mayesirgenirsinizreceive mercy
🇹🇷 27:46 Salih dedi ki: "Ey benim kavmim! İyilik dururken niçin kötülüğe koşuyorsunuz? Ne olur Allah'a istiğfar etseniz, belki rahmetine ulaşırdınız."
dedilerThey saiduğursuzluğa uğradıkWe consider you a bad omensenin yüzündenWe consider you a bad omenve bulunanların yüzündenand thoseseninle beraberwith youdediHe saiduğursuzluğunuzYour bad omenkatındadır(is) withAllahAllahdoğrusuNaysizyoubir toplumsunuz(are) a peoplesınananbeing tested
🇹🇷 27:47 Cevap verdiler: "Senin ve beraberindekilerin yüzünden uğursuzluğa uğradık." Salih: "Size çöken uğursuzluk (sebebi) Allah katında (yazılı)dır. Belki siz imtihana çekilen bir kavimsiniz" dedi.
ve vardıAnd wereşehirdeinşehirthe citydokuzninekişifamily headsbozgunculuk yaparlardıthey were spreading corruptionyeryüzündeinyerthe landveand notdüzeltmezlerdireforming
🇹🇷 27:48 O şehirde dokuz çete vardı ki, bunlar yeryüzünde bozgunculuk yapıyorlar, iyilik tarafına hiç yanaşmıyorlardı.
dedilerThey saidand içerekSwear to each otherAllah'aby Allahbiz gece ona baskın yapalımsurely, we will attack him by nightve ailesineand his familysonraThendiyelimwe will surely sayvelisineto his heirşahit olmadıkNotşahit oldukwe witnessedhelakine(the) destructionailesinin(of) his familyve bizand indeed, wegerçekten doğrulardanız(are) surely truthful
🇹🇷 27:49 Allah'a and içerek birbirlerine şöyle dediler: "Gece ona ve ailesine baskın yapalım; sonra da velisine, 'Biz o ailenin yok edilişi sırasında orada değildik, inanın ki doğru söylüyoruz' diyelim."
ve tuzak kurdularSo they plottedbir tuzaka plotbiz de tuzak kurdukand We plannedbir tuzaka planve onlarwhile theyhiç(did) notfarkında değillerdiperceive
🇹🇷 27:50 Onlar böyle bir tuzak kurdular, biz de kendileri farkında olmadan onların planlarını altüst ettik.
bakThen seenasılhowolduwassonucu(the) endtuzaklarının(of) their plotbizthat Weonları yıktık yok ettikdestroyed themve kavimleriniand their peoplehepsiniall
🇹🇷 27:51 İşte bak! Tuzaklarının akibeti nice oldu: Onları da, kavimlerini de toptan helak ettik.
işte şunlarSo, theseevleridir(are) their housesçökmüş ıssız kalmışruinedyüzündenbecausezulümlerithey wrongedşüphesizIndeedvardırinbundathatibretsurely, is a signbir kavim içinfor a peoplebilenwho know
🇹🇷 27:52 İşte haksızlıkları yüzünden çökmüş evleri! Bilen bir kavim için elbette bunda bir ibret vardır.
ve kurtardıkAnd We savedkimselerithose whoinanan(ları)believedveand used (to)korunanlarıfear (Allah)
🇹🇷 27:53 İman edip Allah'a karşı gelmekten sakınanları da kurtardık.
ve LutAnd Luthaniwhendemişti kihe saidkavmineto his peopleo aşırı kötülüğümü yapıyorsunuz?Do you commithayâsızlık[the] immoralitysizwhile yougöre göresee
🇹🇷 27:54 Lût'u da (peygamber olarak kavmine gönderdik). O, kavmine şöyle demişti: "Göz göre göre hala o hayasızlığı yapacak mısınız?"
siz mi?Why do youerkeklere-mi yaklaşıyorsunuz?approacherkeklerethe menşehvetle(with) lustbırakıpinstead ofyerineinstead ofkadınlarıthe womengerçektenNaysizyoubir toplumsunuz(are) a peoplecahilignorant
🇹🇷 27:55 "Siz ille de kadınları bırakıp şehvetle erkeklere yaklaşacak mısınız? Doğrusu siz beyinsizlikte devam edegelen bir kavimsiniz!"