yalanladıDeniedkavmi(the) peopleLut(of) Lutgönderilen elçilerithe Messengers
🇹🇷 26:160 Lût (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti.
haniWhendemiştisaidonlarato themkardeşleritheir brotherLûtLutkorunmaz mısınız?Will notsakınırsınızyou fear (Allah)
🇹🇷 26:161 Hani kardeşleri Lût onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan kormaz mısınız?"
şüphesiz benIndeed, I amsizin içinto youbir elçiyima Messengergüvenilirtrustworthy
🇹🇷 26:162 "Haberiniz olsun ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."
korkunSo fearAllah'tanAllahve bana ita'at edinand obey me
🇹🇷 26:163 "Gelin artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin."
ben sizden istemiyorumAnd notsizden isterimI ask youbuna karşıfor ithiçanybir ücretpaymentbenim ücretimNotbenim ücretim(is) my paymentyalnızexceptaittirfromRabbine(the) Lordalemlerin(of) the worlds
🇹🇷 26:164 "Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir."
erkeklere-mi gidiyorsunuz?Do you approacherkeklerethe malesiçindeamongalemlerinthe worlds
🇹🇷 26:165 "İnsanlar içinden erkeklere mi gidiyorsunuz?"
ve bırakıyor (musunuz?)And you leaveşeyleriwhatyarattığıcreatedsizin içinfor youRabbinizinyour Lordeşleriniziofeşlerinizyour matesbilakisNaysizyoubir kavimsiniz(are) a peoplesınırı aşantransgressing
🇹🇷 26:166 "Bırakıyorsunuz da sizler için yarattığı eşleri! Doğrusu siz insanlıktan çıkmış bir kavimsiniz!"
dedilerThey saidandolsun eğerIfvazgeçmezsennotvazgeçersinizyou desistey LutO Lutmutlaka olacaksınSurely, you will besürülenlerdenofkovulanlarthe ones driven out
🇹🇷 26:167 Onlar şöyle dediler: "Ey Lût! (Bu davadan) vazgeçmezsen, iyi bilki, sürülenlerden olacaksın."
(Lut) dedi kiHe saidşüphesiz benIndeed, I amsizin bu işinize(of) your deedkızanlardanımoftiksinenlerthose who detest
🇹🇷 26:168 Lût "Doğrusu ben, dedi, sizin bu işinize buğzedenlerdenim."
RabbimMy Lordbeni kurtarSave meve ailemiand my familyşeylerdenfrom whatyaptıklarıthey do
🇹🇷 26:169 "Yâ Rabbi! Beni ve ailemi onların yapageldiklerin(in vebalin)den kurtar."
biz de onu kurtardıkSo We saved himve ailesiniand his familytamamenall
🇹🇷 26:170 Biz de onu ve ailesinin tamamını kurtardık,
yalnız hariçExceptbir koca karıan old womanarasında(was) amonggeride kalanlarthose who remained behind
🇹🇷 26:171 Ancak (geride) bir yaşlı kadın kaldı.
sonraThenhelak ettikWe destroyedötekilerinithe others
🇹🇷 26:172 Sonra geridekilerin hepsini helak ettik.
ve yağdırdıkAnd We rainedüzerlerineupon thembir yağmura rainçok kötü olduand evil wasyağmuru(was) the rainuyarılanların(on) those who were warned
🇹🇷 26:173 Ve üzerlerine öyle bir yağmur yağdırdık ki, (uyarılanların) o yağmuru ne kötü bir yağmurdu!
muhakkak kiIndeedvardırinbundathatbir ibretsurely is a signama yinebut notdeğildirareçoklarımost of theminananlardanbelievers
🇹🇷 26:174 Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır. Ama çokları iman etmiş değillerdir.
ve şüphesizAnd indeedRabbinyour Lordişte O'dursurely, Heüstün olan(is) the All-Mightymerhamet edenthe Most Merciful
🇹🇷 26:175 Ve şüphesiz Rabbin, işte O mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
yalanladıDeniedhalkı(the) companionsEyke(of the) Woodgönderilen elçilerithe Messengers
🇹🇷 26:176 Eyke halkı da peygamberleri yalancılıkla itham etti.
haniWhendemiştisaidonlarato themŞu'aybShuaibkorunmaz mısınız?Will notsakınırsınızyou fear (Allah)
🇹🇷 26:177 Hani Şuayb onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız?"
şüphesiz benIndeed, I amsizin içinto youbir elçiyima Messengergüvenilirtrustworthy
🇹🇷 26:178 "Haberiniz olsun ki ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."
korkunSo fearAllah'tanAllahve bana ita'at edinand obey me
🇹🇷 26:179 "Gelin, Allah'tan korkun ve bana itaat edin."
veAnd notben sizden istemiyorumI ask (of) youbuna karşıfor ithiçanybir ücretpaymentbenim ücretimNotbenim ücretim(is) my paymentyalnızexceptaittirfromRabbine(the) Lordalemlerin(of) the worlds
🇹🇷 26:180 "Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan yalnız âlemlerin Rabbidir."
tam yapınGive fullölçüyümeasureveand (do) notolmayınbeeksiltenlerdenofkaybettirenlerthose who cause loss
🇹🇷 26:181 "Ölçeği tam ölçün de hak yiyenlerden olmayın."
tartın;And weighterazi ilewith a balancedosdoğru[the] even
🇹🇷 26:182 "Ve doğru terazi ile tartın."
veAnd (do) notkısmayındepriveinsanlarınpeoplehaklarını(of) their thingsveand (do) notkarışıklık çıkarmayıncommit evilyeryüzündeinyeryüzüthe earthbozgunculuk yaparakspreading corruption
🇹🇷 26:183 "Halkın eşyalarını değerinden düşürmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın."
Mahmoud Khalil Al-Husary