olanı (Meryemi)And she whokorumuşguardedırzınıher chastityve üflemiştikso We breathedonainto herruhumuzdanofruhumuzOur Spiritve onu yapmıştıkand We made herve oğlunuand her sonbir ibreta signalemlerefor the worlds
🇹🇷 21:91 Irzını koruyan Meryem'e ruhumuzdan üflemiş, onu ve oğlunu, âlemler için bir mucize kılmıştık.
işteIndeedbuthissizin ümmetiniz(is) your religion ümmettirreligionbir tekoneşüphesiz benimand I Amsizin Rabbinizyour Lordyalnız bana kulluk edinso worship Me
🇹🇷 21:92 Doğrusu bu sizin ümmetiniz (tevhid dini olan müslümanlık), bir tek ümmettir (bir tek din olarak sizin dininizdir). Ben de sizin Rabbinizim. O halde bana kulluk edin.
ve parçaladılarBut they cut offişlerinitheir affairaralarındaamong themselveshepsiallbizeto Usdöneceklerdir(will) return
🇹🇷 21:93 Ama insanlar din konusunda aralarında bölüklere ayrıldılar ama, hepsi bize döneceklerdir.
kimThen whoeveryaparsadoesiyi işlerden[of]salih ameller[the] righteous deedsve owhile heinanmış olarak(is) a believeraslathen notnankörlük edilmez(will be) rejectedonun çabasına[of] his effortşüphesiz bizAnd indeed, Weonu (çalışmasını)of ityazmaktayız(are) Recorders
🇹🇷 21:94 İnanmış olarak yararlı iş işleyenin emeği inkâr edilmeyecektir. Biz şüphesiz onu yazmaktayız.
ve (yaşamak) haramdırAnd (there is) prohibitionbir ülkeyeuponbir şehira cityhelak ettiğimizwhich We have destroyedonlarthat theybir daha geri dönemezlernotdönecekwill return
🇹🇷 21:95 Yok ettiğimiz bir memleket (ahalisinin ahiretteki cezasını da çekmek üzere) bize dönmemesi gerçekten imkansızdır.
nihayetUntilzamanwhenönü açıldığıhas been openedYe'cuc'un(for) the Yajujve Me'cuc'unand Majujve onlarand theyherfromhereverytepedenelevationakın etmeye başladıklarıdescend
🇹🇷 21:96 Nihayet Ye'cûc ve Me'cûc(un seddi) açıldığı zaman, ki onlar her dere ve tepeden akın edip çıkarlar.
ve yaklaşırAnd has approachedva'dthe promisegerçek[the] truebirdenthen beholdo[it]donup kalır(are) staringgözleri(the) eyeskimselerin(of) those whoinkar eden(lerin)disbelievedvah bizeO woe to usgerçektenVerilybiz idikwe had beeniçindeingafletheedlessnessbundanofbuthismeğernaybizwe werezulmediyormuşuzwrongdoers
🇹🇷 21:97 Ve gerçek vaad yaklaştığında, işte o zaman kâfir olanların gözleri beleriverir. "Eyvah bizlere! Doğrusu biz bundan gaflet içindeydik, hayır biz zalim kimselerdik." derler.
şüphesiz sizIndeed, youveand whattaptıklarınızyou worshipbaşkabesides AllahAllah'tan başkabesides AllahAllah'tanbesides Allahodunusunuz(are) firewoodcehennemin(of) HellsizYouorayato itgireceksinizwill come
🇹🇷 21:98 Siz ve Allah'dan başka taptıklarınız, cehennemin yakıtısınız; oraya gireceksiniz.
eğerIfolsalardıwereonlarthesetanrılargodsoraya girmezlerdinotona gelirlerdithey (would) have come to itoysa hepsiAnd alloradathereinsürekli kalacaklardırwill abide forever
🇹🇷 21:99 Eğer onlar ilâh olsalardı, oraya girmeyeceklerdi. Hepsi orada temelli kalacaktır.
onlar için vardırFor themoradathereinbir inleme(is) sighingve onlarand theyoradathereinhiçbir şeynotişitmezlerwill hear
🇹🇷 21:100 Orada onların bir inlemeleri vardır. Bunlar orada (sağır olup) bir şey de işitemezler.
kuşkusuzIndeedkimselerthosegeçmiş olan(lar)has gone forthkendilerinefor thembizdenfrom Usgüzellikthe goodişte onlarthoseondan (cehennemden)from ituzaklaştırılmışlardır(will be) removed far
🇹🇷 21:101 Şüphesiz katımızdan kendileri için güzel şeyler takdir edilmiş olanlar, işte oradan (cehennemden) uzak tutulanlardır.
Mahmoud Khalil Al-Husary