ne zaman kiThen whenorayı geçip gittiklerindethey had passed beyond(Musa) dedihe saiduşağınato his boybize getirBring uskahvaltımızıour morning mealandolsun kiCertainlyçektikwe have sufferedyolculuğumuzdaninyolculuğumuzour journeyşuthisyorgunlukfatigue
🇹🇷 18:62 İki denizin birleştiği yeri geçtikleri zaman, Musa genç arkadaşına: "Kuşluk yemeğimizi getir. Gerçekten biz bu yolculuğumuzda epey yorulduk" dedi.
(Uşağı) dediHe saidgördün mü?Did you seevakitwhensığındığımızwe retiredkayayatokayathe rockgerçekten benThen indeed, Iunuttum[I] forgotbalığıthe fishfakatAnd notbana unutturmadımade me forget itbaşkasıexceptşeytandanthe Shaitaanonu söylememithatonu anarımI mention itve tuttuAnd it tookyolunuits wayiçindeintodenizinthe seaşaşılacak biçimdeamazingly
🇹🇷 18:63 Adam: "Gördün mü! dedi. Kayaya sığındığımız vakit doğrusu ben balığı unutmuşum. Onu hatırlamamı, muhakkak şeytan bana unutturdu. O denizde garip bir yol tutup gitmişti."
(Musa) dediHe saidişteThatşey(is) whataradığımızwe werearayarakseekinggeriye döndülerSo they returnedüzerinionizleritheir footprintsta'kibederekretracing
🇹🇷 18:64 Musa da demişti ki: "İşte aradığımız o idi." Bunun üzerine izlerine dönüp gerisin geri gittiler.
ve buldularThen they foundbir kula servantkullarımızdanfromkullarımızOur servantsbiz ona vermiştikwhom We had givenbir rahmetmercykatımızdanfromBizeUsve ona öğretmiştikand We had taught himkatımızdanfromBizeUsbir ilima knowledge
🇹🇷 18:65 Nihayet kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş ve tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.
dedi kiSaidonato himMusaMusasana tabi olabilir miyim?Maysana uyayımI follow youüzereonbana da öğretmen içinthatbana öğretmenyou teach meşeydenof whatsana öğretilenyou have been taughtbir bilgi(of) right guidance
🇹🇷 18:66 Musa ona: "Allah'ın sana öğrettiği ilim ve hikmetten bana da öğretmen için sana tabi olabilir miyim?" dedi.
dedi kiHe saidsenIndeed, youaslaneverdayanamazsınwill be ablebenimle beraber bulunmayawith mesabırla(to have) patience
🇹🇷 18:67 (Hızır) dedi ki: "Doğrusu sen benimle asla sabredemezsin.
ve nasıl?And how candayanabilirsinyou have patiencebir şeyefornewhatkavrayamadığınnotkuşatırsınızyou encompassonuof ithaberdar edilerekany knowledge
🇹🇷 18:68 "İçyüzünü kavrayamadığın şeye nasıl sabredeceksin?"
dediHe saidbeni bulursunYou will find meeğerifdilerseAllah willsAllahAllah willssabredicipatientveand notkarşı gelmemI will disobeyseninyouremrineorder
🇹🇷 18:69 Musa: "İnşaallah beni sabırlı bulacaksın ve senin hiçbir işine karşı gelmeyeceğim" dedi.
dediHe saideğerThen ifbana tabi olursanyou follow mebana soru sorma(do) notbana sorunask mehiçbir şeyabouthiçbir şeyanythingkadaruntilben anlatıncayaI presentsanato youonuof itbir hatırlatmaa mention
🇹🇷 18:70 (Hızır) dedi ki: "O halde bana tabi olacaksın; ben sana sırrını anlatmadıkça, hiçbir şey hakkında bana soru sorma!"
sonra yürüdülerSo they both set outnihayetuntilzamanwhenbindiklerithey had embarkedgemiyeongemithe shiponu deliverdihe made a hole in itdediHe saidmi onu deldin?Have you made a hole in itboğmak içinto drownhalkınıits peoplegerçektenCertainlysen yaptınyou have donebir işa thingçok tehlikeligrave
🇹🇷 18:71 Bunun üzerine ikisi beraber yürüdüler. Nihayet gemiye bindikleri zaman, o kul (Hızır) gemiyi deldi. Musa, ona şöyle dedi: "Geminin içindekileri boğmak için mi deldin? Doğrusu çok kötü bir iş yaptın."
dediHe saiddemedim mi?Did notderimI saygerçekten senindeed, youdayanamazsınnevergüç yetirirwill be ablebenimle beraber bulunmayawith mesabırla(to have) patience
🇹🇷 18:72 (Hızır:) "Sen benimle asla sabredemezsin, demedim mi?" dedi.
dediHe saidbeni kınama(Do) notbeni kınamayınblame meşeyden ötürüfor whatunuttuğumI forgotveand (do) notbana çıkarmabe hard (upon) medolayıinbu işimdenmy affairbir güçlük(raising) difficulty
🇹🇷 18:73 Musa dedi ki: "Unuttuğum şeyden dolayı beni suçlama ve bu işimden dolayı bana bir güçlük çıkarma."
yine yürüdülerThen they both set outnihayetuntilrastladılarwhenkarşılaştılarthey metbir çocuğaa boyhemen onu öldürdüthen he killed him(Musa) dedi kiHe saidmı katlettin?Have you killedbir canıa soultertemizpurekarşılığı olmadanfor other thanbir cana souldoğrusuCertainlysen yaptınyou have donebir işa thingçirkinevil
🇹🇷 18:74 Yine gittiler. Nihayet bir erkek çocuğa rastladıklarında Hızır hemen onu öldürdü. Musa: "Kısas olmadan masum bir cana nasıl kıyarsın? Doğrusu sen çok fena bir şey yaptın" dedi.
Mahmoud Khalil Al-Husary