☰ Sure görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
onlarThosedeğillerdirnotolacakwill beaciz bırakacak(able to) escapeyeryüzündeinyeryüzüthe earthyokturand notonlarınisonlar içinfor thembaşkabesidesbaşkabesidesAllah'tanAllahdostlarıanydostlarprotectorskat kat artırılırAnd will be doubledonlar içinfor themazabthe punishmentonlarNotidilerthey weregüç yetiremezlerdiableişitmeye(to) hearveand notonlarthey used (to)göremezlerdisee
🇹🇷 11:20 Onlar yeryüzünde (herkesi) yıldıracak değillerdir. Kendilerini koruyacak Allah'dan başka kimseleri de yoktur. Onların azabı kat kat olacaktır. Üstelik onlar hakkı işitmeye tahammül edemiyorlardı ve de görmüyorlardı.
işte onlarThosekimselerdir(are) the ones whozarara sokan(lardır)(have) lostkendilerinitheir soulsve kaybolmuşturand lostyanlarındanfrom themşeyler(is) whatuydurduklarıthey useduydurmak(to) invent
🇹🇷 11:21 Onlar kendilerine yazık etmiş olan kimselerdir. O iftira edip uydurdukları da kendilerinden yüz çevirip gitmişlerdir.
yokNoşüphedoubtonlarthat theyahiretteinahiretthe Hereafteronlar[they]en fazla zararlı çıkanlardır(will be) the greatest losers
🇹🇷 11:22 Kesinlikle bunlar ahirette de en ziyade hüsrana uğrayacak olanlardır.
şüphesiz kiIndeedkimselerthose whoiman eden(ler)believeve işleyenlerand doiyi işlergood deedsve gönülden boyun eğenlerand humble themselvesRabblerinebeforeRableritheir Lordişte onlarthoseehlidirler(are the) companionscennet(of) Paradiseonlartheyoradain itkalıcıdırlar(will) abide forever
🇹🇷 11:23 Fakat iman edip salih amel işleyenler ve Rablerine karşı edepli olanlar, güvenen ve itaat edenler var ya, işte bunlar da cennet ehlidirler. Onlar orada ebedi kalırlar.
durumu(The) exampleiki topluluğun(of) the two partieskörün durumu gibidir(is) like the blindve sağırınand the deafve göreninand the seerve işiteninand the hearermidir?Areikisi eşitthey equaldurumları(in) comparisonİbret almıyor musunuz?Then, will notöğüt alırsınızyou take heed
🇹🇷 11:24 Bu iki ayrı grubun meseli, kör ve sağır ile gören ve işiten gibidir. Bunlar hiç eşit olabilirler mi? Hâlâ düşünmeyecek misiniz?
ve andolsunAnd verilygöndermiştikWe sentNuh'uNuhkendi kavminetokavmihis peopleşüphesiz benIndeed, I amsizin içinto youbir uyarıcıyıma warnerapaçıkclear
🇹🇷 11:25 Andolsun ki, vaktiyle Nuh'u da kavmine gönderdik, O, onlara şöyle dedi: "Ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım."
diyeThatkulluk etmeyin(do) notibadet edinworshipbaşkasınaexceptAllah'tanAllahşüphesiz benIndeed, Ikorkuyorum[I] fearsizin hakkınızdafor youazabından(the) punishmentbir günün(of) a Dayacıklıpainful
🇹🇷 11:26 "Allah'dan başkasına ibadet etmeyin! Ben, size gelecek acı bir günün azabından korkarım."
dediler kiSo saidileri gelenlerithe chiefsinkar eden(of) those whoinkâr ettilerdisbelievedkavmindenfromkavmihis peoplebiz seni görmüyoruzNotseni görüyoruzwe see youbaşkabutbir insandana manbizim gibilike usveand notgörmüyoruzwe see yousana uyduğunufollowed [you]başkasınınexceptolandanthose whokendisi[they]en aşağılıklarımız(are) the lowest of ussığ (görüşlü)immature in opinion(sığ) görüşlüimmature in opinionveAnd notgörmüyoruzwe seesizinin youbize karşıover ushiçanyüstünlüğünüzümeritaksinenayzannediyoruz ki sizwe think youyalancılarsınız(are) liars
🇹🇷 11:27 Buna karşılık, kavminin ileri gelen kâfirlerinden bir kısmı dediler ki: "Biz seni bizim gibi insanlardan biri olarak görüyoruz, başka değil. İlk bakışta bizim ayak takımımızdan başkasının senin arkana düştüğünü görmüyoruz. Sizin bizden fazla bir meziyetinizi de görmüyoruz. Aksine sizi yalancılar sanıyoruz."
dedi kiHe saidEy kavmimO my peopleNe dersiniz?Do you seeeğerifben isemI wasüzereonbir delil(the) clear proofRabbimdenfromRabbimmy Lordve bana vermişsewhile He has given mebir rahmetmercykatındanfromkendisiHimselfbu gizli bırakılmış isebut (it) has been obscuredsizefrom youbiz sizi zorlayacak mıyız?should We compel you (to accept) itsizwhile you (are)onuaverse to itistemediğiniz haldeaverse to it
🇹🇷 11:28 Nuh dedi ki; "Ey kavmim! Peki şu söyleyeceğime ne diyeceksiniz? Ben Rabbimden apaçık bir delil üzere isem ve O, bana kendi tarafından bir rahmet bahşetmişse, size de onu görecek göz verilmemişse biz, istemediğiniz halde onu size zorla mı kabul ettireceğiz?"