düşünün kiAnd rememberbir zamanwhensizyouaz idiniz(were) fewhırpalanıyordunuz(and) deemed weakyeryüzündeinyeryüzüthe earthkorkuyordunuzfearingsizi kapıp götürmesindenthatseni yok edeceklermight do away with youinsanlarınthe men(Allah) sizi barındırdıthen He sheltered youve sizi desteklediand strengthened youyardımıylewith His helpve sizi beslediand provided yougüzel şeylerleoftemiz şeylerthe good thingsbelkiso that you mayşükredersiniz(be) thankful
🇹🇷 8:26 Düşünün ve hatırlayın o zamanları ki, hani bir vakitler siz yeryüzünde güçsüzdünüz, hor görülen bir azınlıktınız. İnsanların sizi hırpalamasından korkuyordunuz, öyle iken O, sizi barındırdı ve sizi yardımıyla destekleyip güçlendirdi ve şükretmeniz için temizlerinden rızık verdi.
eyO youkimselerwhoinanan(lar)believehiyanet etmeyin(Do) nothainlik ederlerbetrayAllah'aAllahve Elçisineand the Messengerhiyanet ederekor betrayemanetlerinizeyour trustsve sizwhile youbildiğiniz haldeknow
🇹🇷 8:27 Ey iman edenler! Allah'a ve Resul'e hainlik etmeyiniz ki, bile bile kendi emanetlerinize hıyanet etmiş olmayasınız.
ve bilin kiAnd knowşüphesizthatmallarınızyour wealthve çocuklarınızand your childrenbirer fitne(sınav)dır(are) a trialve süphesizAnd thatAllah('a gelince)Allah o'nun yanındadırwith Himmükafat(is) a rewardbüyükgreat
🇹🇷 8:28 Ve iyi biliniz ki, mallarınız ve evlatlarınız birer imtihan aracından başka birşey değildir. Allah katında büyük ecir vardır.
EyO youkimselerwhoinanan(lar)believeeğerIfkorkarsanızyou fearAllah'tanAllahO verirHe will grantsizeyouiyi ile kötüyü ayırdedici bir anlayışa criterionve örterand will removesizinfrom youkötülükleriniziyour evil deedsve bağışlarand forgivesiziyouAllahAnd Allahsahibidir(is) the Possessorlutuf(of) Bountybüyükthe Great
🇹🇷 8:29 Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakınırsanız, O, size bir furkan (hakkı batıldan ayırdedecek bir anlayış) verir ve günahlarınızı örtbas eder, sizi bağışlar. Allah büyük lütuf sahibidir.
ve haniAnd whentuzak kuruyorlardıplottedsanaagainst youkimselerthose whoinkar edenlerdisbelievedseni tutup bağlamaları içinthat they restrain youveyaoröldürmeleri içinkill youya daorsürmeleri içindrive you outonlar tuzak kurarlarkenAnd they were planningtuzak kuruyorduand (also) was planningAllah daAllahAllahAnd Allahen iyisidiris (the) Besttuzak kuranların(of) the Planners
🇹🇷 8:30 Hani bir vakitler, o kâfirler, seni tutup bağlamak veya öldürmek veya sürüp çıkarmak için sana tuzak kuruyorlardı da, onlar tuzak kurarken Allah da karşılığında tuzak kuruyordu. Öyle ya, Allah tuzakların en hayırlısını kurar.
zamanAnd whenokunduğuare recitedonlarato themayetlerimizOur Versesdedilerthey saymuhakkakVerilyİşittikwe have heardşayetifistesekwe wishbiz de söylerizsurely, we could saygibisinilikebununthisbuNotbu muis thisancakbutmasallarındandırtalesevvelkilerin(of) the former (people)
🇹🇷 8:31 Onlara âyetlerimiz okunduğu zaman, "işittik, dilersek bunun gibisini biz de söyleriz, bu, eskilerin efsanelerinden başka bir şey değildir" diyorlardı.
ve haniAnd whendemişlerdithey saidAllah'ımO AllaheğerIfisewasbuthis(kişi)[it]bir gerçekthe truthsenin yanından gelmiş[of]Sendenfrom Youyağdırthen (send) rainbaşımızaupon ustaş(of) stonesgöktenfromgökthe skyyahutorbize getirbring (upon) usbir azaba punishmentacıklıpainful
🇹🇷 8:32 Bir vakit de, "Ey Allah, eğer bu Senin katından gelmiş bir hak kitap ise, hiç durma üstümüze gökten taşlar yağdır veya bize daha acı bir azap ver" demişlerdi.
oysaBut notdeğildiisAllah(for) Allahonlara azab edecekthat He punishes themve senwhile youonların içinde bulundukça(are) among themveand notdeğildiisAllahAllahonlara azab edecekthe One Who punishes themve onlarwhile theyistiğfar ederlerkenseek forgiveness
🇹🇷 8:33 Halbuki sen içlerinde iken Allah, onlara azab edecek değildi. İstiğfar ettikleri sürece de Allah onlara azab edecek değildir.
Mahmoud Khalil Al-Husary