haniAnd whenalmıştıkWe tooksizden kesin sözyour covenantdökmeyeceksinizNotdökecek misinizwill you shedbirbirinizin kanınıyour bloodçıkarmayacaksınızand notçıkarır(will) evictbirbiriniziyourselvesyurtlarınızdanfromevlerinizyour homessonrathenkabul etmiştinizyou ratifiedve sizwhile youşahidsiniz(were) witnessing
🇹🇷 2:84 Yine bir zamanlar mîsakınızı almıştık; birbirinizin kanlarını dökmeyeceksiniz, nüfusunuzu diyarınızdan çıkarmıyacaksınız. Sonra siz buna ikrar da verdiniz ve ikrarınıza şahit de oldunuz.
AmaThensizyouöldürüyorsunuz(are) thoseöldürenler(who) killbirbiriniziyourselvesve çıkarıyorsunuzand evictbir grubua partysizdenof youyurtlarındanfromyurtlarıtheir homesbirleşiyorsunuzyou support one anotheronlara karşıagainst themgünahin sinve düşmanlıklaand [the] transgressionve eğerAnd ifsize geldiklerindethey come to youesir olarak(as) captivesfidyelerini veriyorsunuzyou ransom themve owhile ityasaklanmış iken(was) forbiddensizeto youonları çıkarmaktheir evictionyoksa siz inanıyorsunuz daSo do you believebir kısmınain part (of)Kitabınthe Bookinkar mı ediyorsunuzand disbelievebir kısmınıin partnedir?Then whatcezası(should be the) recompensekimsenin(for the one) whoyapandoesbunuthatsizdenamong youbaşkaexceptrezil olmaktandisgracehayatındainhayatthe lifedünya(of) the worldve günündeand (on the) Daykıyametof [the] Resurrectiononlar itilirlerthey will be sent backen şiddetlisinetoen şiddetlisi(the) most severeazabınpunishmentdeğildirAnd notAllah(is) Allahgafilunawareyaptıklarınızdanof whatyaparsınızyou do
🇹🇷 2:85 Sonra sizler öyle kimselersiniz ki, kendilerinizi öldürüyorsunuz ve sizden olan bir grubu diyarlarından çıkarıyorsunuz, onlar aleyhinde kötülük ve düşmanlık güdüyor ve bu konuda birleşip birbirinize arka çıkıyorsunuz, şayet size esir olarak gelirlerse fidyeleşmeye kalkıyorsunuz. Halbuki yurtlarından çıkarılmaları size haram kılınmış idi. Yoksa siz kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Şu halde içinizden böyle yapanlar, netice olarak dünya hayatında perişanlıktan başka ne kazanırlar, kıyamet gününde de en şiddetli azaba uğratılırlar. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir.
işte onlarThosekimselerdir(are) the ones whosatın alanboughthayatınıthe lifedünya(of) the worldahireti veripfor the Hereafterhiç hafifletilmezso nothafifletilirwill be lightenedonlardanfor themazabthe punishmentve hiçand notonlaratheyyardım edilmezwill be helped
🇹🇷 2:86 Bunlar ahireti, dünya hayatına satmış kimselerdir. Onun için bunlardan azap hafifletilmez ve kendilerine bir yerden yardım da gelmez.
ve andolsunAnd indeedverdikWe gaveMusa'yaMusaKitabıthe Bookbirbiri ardınca gönderdikand We followed uparkasındanfromondan sonraafter himpeygamberlerwith [the] Messengersve verdikAnd We gaveÎsa'yaIsaoğlu(the) sonMeryem(of) Maryamaçık deliller[the] clear signsve onu destekledikand We supported himRuh ile (Ruh'ül-Kudüs)(with)Kudüs (Ruh'ül-Kudüs)the Holy Spiritöyle mi?Is it (not) so (that) wheneversize gelsecame to youbir peygambera Messengerşey ilewith whatistemediği(does) notisterlerdesirecanınızın;yourselvesbüyüklük taslayarakyou acted arrogantlykiminiSo a partyyalanlayacakyou deniedkimini deand a partyöldüreceksinizyou kill(ed)
🇹🇷 2:87 Celâlim hakkı için Musa'ya o kitabı verdik, arkasından birtakım peygamberler de gönderdik, hele Meryem oğlu İsa'ya apaçık mucizeler verdik, onu Rûhu'lKudüs ile de destekledik. Size nefislerinizin hoşlanmayacağı bir emirle gelen her peygambere kafa mı tutacaksınız? Kibrinize dokunduğu için onların bir kısmına yalan diyecek, bir kısmını da öldürecek misiniz?
ve dedilerAnd they saidkalblerimizOur heartsperdelidir(are) wrappedbilakisNayonları la'netlemiştirhas cursed themAllahAllahinkarlarından dolayıfor their disbeliefartık çok azso littleinanırlar(is) whatiman ederlerthey believe
🇹🇷 2:88 (Yahudiler, peygamberimize karşı alaylı bir ifade ile): "Bizim kalblerimiz kılıflıdır." dediler. Bilakis Allah, onları kâfirlikleri yüzünden lanetledi. Bundan dolayı çok az imana gelirler.
Mahmoud Khalil Al-Husary